Yaşadığımız her alan modern toplama kampı görünümündeki F Tipi hücre tecridi ve uluorta yapılan linç politikaları altında. Artık hapishanenin içerisi gibi dışarısına da hapishane koşuları getirilmek üzeredir. Tecrit ve linç politikalarıyla yaşam damarlarımız kesilmeye çalışılıyor, yaşantılarımız denetim altına alınarak geleceğimiz emperyalist yoz kültüre köle edilmek isteniyor.
İçerideki hapishanede bulunan devrimci-siyasî tutsaklar F Tipi yaşama karşı yıllardır çeşitli yöntemlerle direniyor, yaşamını kaybediyor. Beraberinde "Tecridi Kaldırın" sloganı altında Ölüm Orucu'na başlayarak bu konuda bir duyarlılık/eylemlilik yaratmak isteyen Avukat Behiç Aşçı eyleminde 175 günü çoktan geride bıraktı.
Toplumsal muhalefetin en duyarlı kesimlerine uygulanan tecrit politikası, duyarsızlığın arttığı oranda toplumun bütününe yönelik olarak uygulanmak istenmektedir. İçerideki hapishaneyi yeniden dizayn ettiğini düşünen egemenler, şimdi dışarıdaki hapishaneyi dizayn etmeyi gündemine almış bulunmaktadır. Egemenler içerideki hapishanede edindiği deneyimleri toplumun tümüne yaymak için elindeki tüm araçları kullanıyor. Kültürel hayatta yaşanan yozluğun artmasına paralel dayanışma, birlik, hak arama gibi davranışlarının her geçen gün kaybolması bunun en açık göstergesi.
Sanatçıları ve aydınları fildişi kulelere hapseden egemenler bunun dışına çıkmak isteyenlere TMY yaptırımları ve açık fiilî baskılarla müdahale ediyor. Mahkeme kapılarında, sokakta korku toplumu yaratma aracı olarak linç girişimleri deneniyor, muhalif ve farklı sese gözdağı veriliyor. Linç ve tecrit uygulamaları medya ile beyinlere zerk edilerek meşrulaştırılmaya ve böylelikle yaşamın tüm alanlarında uygulanmaya çalışıyor. Faşist-ırkçı-asimilasyoncu eğitim-kültür-sanat politikalarıyla faşist nitelikte tek tip insan ve toplum yaratılmak isteniyor.
Sanatçıların yaşanan gerçeklere duyarsızlaştırılarak gözleri ve beyinlerinin resmî ideoloji ile bağlandığı bir dönemde artık sanatçıların da tecritte olduğunu düşünüyoruz. Çünkü tecridin amacı olan duyarsızlaştırma, korkutma, itaat ettirme, tek tipleştirme, yozlaştırma, yaşadığı toplumun gerçeklerine yabancılaştırma gibi özelikler kimi sanatçılarda olağan görülen özellikler haline gelmiş; neredeyse kanıksanır olmuştur.
Tecrit politikası toplumsal muhalefetin en ileri unsurlarını işçi sını- fı-geniş emekçi kitlelerden ve emekçi halklardan uzaklaştırmayı içeriyor. Tecrit politikasına karşı çıkmak işçi sınıfı ve emekçi halkları, toplumsal muhalefetin en ileri unsurlarından izole etmek politikasına da karşı çıkmak anlamına geliyor.
Sanat Cephesi Geçici Komitesi olarak, ilerici, muhalif ve etnik- millî farklılığı olan tüm insanlara yönelik saldırıyı içeren böylesine kapsamlı bir politikanın durdurulup geriye püskürtülmesi, ancak bu saldırılara karşı olanların topyekün birlikte karşı koyuşuyla mümkün olacağını düşünüyoruz.
Bilindiği gibi içerideki hapishanelerin yıkılmasının, ancak dışarıdaki "emekçi halklar hapishanesinin yıkılmasıyla mümkündür. Bu açıdan dışarıdaki hapishanede çok yönlü ve kitlesel karşı duruşların, karşı ko- yuşların örgütlenmesi gerektiğini savunuyor; bu yolda üzerimize düşecek olan sorumluluğu yerine getireceğimizi belirtiyoruz.
Sanat Cephesi Geçici Komitesi olarak biz sanatçılar, içerideki ve dışarıdaki hapishanede ayrımsız bütün devrimcilere, aydın ve sanatçılara yönelik olarak uygulanan tecrit-linç politikasını kınıyor ve protesto ediyoruz.
Sanatçıların "sanatçı olmaları" nedeniyle göstermeleri gereken "sanatsal duyarlılıklarımı "tecrit" konusunda yeterince gösteremedikleri kanısındayız. Toplumun en duyarlı kesimi olması gereken tüm sanatçıları sorumlu olmaya ve "Sanatçılar da Tecritte" isimli kampanyayı destekleyerek bu konuda bir bilinç ve birlikte karşı koyuş oluşturmaya çağırıyoruz.
28 Eylül 2006 Sanat Cephesi Geçici Komitesi İsmail Hardal, Ruhan Mavruk, H.Ali Selvi, Kemâl Kök, Nevzat Oğuz, Sait Oral Uyan, Meral Kaşoturacak
