Kitabın yazarı olan Osman Akınhay, yaklaşık sekiz yıl hapishanede yatmış. 1991 "Genel Affı" ile birlikte çıkmış hapishaneden. O. Akınhay, bu kitabın basıldığı Everest Yayınları'nın editörüydü aynı zamanda. Değişik dergi ve kitabevinde yayın yönetmenliği gibi görevlerde bulunmuş.
"Gün Ağarmasa", anı-roman özelliği taşıyan bir kitap. Romanın baş karakteri Celal'dir. Sanırız kitapta anlatılan anılar, aynı zamanda yazarın kendi hayatından kesitleri oluşturmaktadır.
Yazar, kitabını kaleme aldığı dönem olan 2000'li yıllarda amaç ve iddialarını kaybetmiş durumdadır. Bu türden duruşu tüm süreç değerlendirmelerine ve bakış açısına yansımıştır. Lâkin, Mamak hapishanesinde yattığı süreçte de öyle davaya sonuna kadar bağlı kalmış bir profil çizmiyor.
19 Aralık hapishane katliamlarını izlerken, ekranda gördüğü sahneler yazarın kendi anılarını canlandırmış kafasında...
Celal adını verdiği baş karakter, hapisten çıktıktan sonra gündelik "aşklar" ve tüketim toplumunun değer yargılarıyla uyumlu bir yaşam sürdürmektedir. Bunca yıl içerde kalan pek çok insanın da bu türden bir "yolu" seçtiğine ilişkin pek çok örneğe rastlanmaktadır. Barlarda, alışveriş merkezlerinde geçen bir yaşam, bireyci, aldatma üzerine kurulu "aşk" ilişkileri...
Bir nostalji olarak, geçmişte hapishanede yaşadığı acılı günleri anımsıyor. Örgüt içi çatışmalar ve eylemler eleştirel bir değerlendirmeyle aktarılıyor okuyucuya. Şimdiki zamanda izlediği hapishane olaylarında, "ölümün yüceltilmesi"ni eleştiriyor. Diğer yandan, devletin ölüm oruçları ve Devrimci tutsaklarla ilgili olarak yapageldiği karşı- propogandanın gerçek dışı olduğunu da vurguluyor arada bir de olsa...
Bu kitapta bir amaç ve iddia olmadığı gibi, herhangi bir ideolojik bakış da bulunmuyor. İş böyle olunca, derinlikten yoksun, toplum yapısını ve insanı çozümleyemeyen, âdeta bir askerlik anılarını anlatma niteliğindedir kitap. Umutsuz, ufuksuz, gelecek yoksunluğu, gerçeklikten uzak bir hümanizm ve duygusallıktan öteye varamamayı beraberinde getirmiş.
Tam bir yenilgi ve teslimiyet havası estiriyor kitap. Tüm olumsuz dünya koşullarına rağmen, insanımızın nasıl bir bağlılık ve feda örnekleri sergiledikleri görmezden gelinmiş âdeta. Yazar bunca hapislik ya
şamına rağmen, bilimsel bilgi ve bilinçlenme yolunda hiçbir şey öğrenmeden olay, olgu, süreç ve verileri koşulları içinde yerli yerine koyamamış. Bu eksikliğinin karşısında "ölümün yüceltilmesi ve örgüt içi - arası- çatışmalar" öne çıkarılmak istenmiş!..
Devrimci cenahımızda bu ve benzeri konulu kitap yazımı yeterli olmadığından, yüzeysel, hiçbir derinliği ve inandırıcılığı olmayan, oluşan bu boşluk; iddiasını yitirmiş (daha doğrusu ruhsal ve ideolojik sağlığını zedelemiş) eski solcu, yeni liberal "sivil toplumcu" yazarlar tarafından da anında dolduruluyor!..
Yazar, verilmekte olan devrimci mücadelenin ve devrimci hareketin aleyhine çok fazlaca söz söylememiş olmasına karşın, kitapla okuyucu devrimci uğraşın bir zaman kaybı olduğunu düşünmeye yönlendirilmektedir. İktidar perspektifli devrim mücadelesi, anlamsız ve kişilerin yaşamına zarar veren bir uğraş olarak lanse edilmektedir.
Yazarın içinde yer aldığı kuşağın ve özellikle de 1991 "Genel Affı" ile tahliye olan solcuların çoğu (1970 sonrasındaki örnekleri gibi), sistemin çeşitli kademelerinde yer tutarak, çevrelerine devrimci bir umut yayma yerine (ki, bu görev bunların işi değildir, bunun bilincindeyiz) düzene uygun adımlarla bağlanmanın yolunu işaret etmişlerdir. BU gerçek durum; öznel ve nesnel etkenleriyle birlikte çözümlenip değerlendirilmesi gereken bir durumdur.
Tekelci sermayenin, Sorosların her açıdan kesenin ağzını açarak desteklediği yayınevleri ve yazarların karşısına uygun bir barikat oluşturmak, Devrimci ve Marksist birikimli insanlarımızın biricik görevleri arasındadır.
12 Mart 2006 2 Nolu F Tipi Cezaevi-Kandıra/Kocaeli
