15/16 Haziran Geleneğinden "Komünistlerin Birliğine

Sırrı Öztürk

15/16 Haziran 1970-15/16 Haziran 2006. Aradan 36 yıl gibi uzun bir zaman geçti. Bizler bugünkü sınırlı bilgilerimizle 15/16 Haziran Ha­reketine nasıl bakmalıyız? Bu hareketi tabanda ören, kitleleri harekete geçiren, poliste ve sorguda sosyalizmin onurlu sesini haykıran, duruş­malarda işçi sınıfının tarihsel ve sosyal haklılığını savunan, bununla da yetinmeyip işçi sınıfının bu tarihsel çıkışını bütün yönleriyle belgeleyip tarihimize anlamlı bir kayıt düşüren kadrolar olarak şimdi sizlere neleri anlatmalıyız? diye âdeta zorlanıyoruz.

Çünkü günümüz başka bir gün ve sorumluluklarımız daha fazla. İşçi sınıfı hareketi, sosyalist hareket, burjuvazinin geçirdiği evrim, dev­let tekelci kapitalizminin uluslarötesi tekelci sermaye ile olan ilişkisi, kapitalizmin Sovyetler Birliği deneyiminin çözülüşüyle birlikte, bilim ve teknolojideki gelişmeleri de yanına alarak vitrinini düzeltmesi, kapita­lizmin, emperyalizmin insana ve insanlığa topyekûn saldırısı, artı- değer sömürüsünün katmerlenmesi, haksız savaşlar çıkararak emekçi halkları yeni sömürgeci yol-yöntemlerle çifte boyunduruğa almıştır. İşçi sınıfını politika dışında tutup politikasızlığı gündemleştirerek, işçi sını­fının kazandığı hak ve mevzileri bir bir geri alarak, işçi sınıfı ve kamu emekçilerini sendikasızlaştırıp baskı altına alarak, tekelci sermayenin ebediyen varolması için can havliyle tahkimatını yapıyor. Yüzde yüz bağımsız, yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal kurtuluşun­dan yana olan konumumuzla herhalde bizden 15/16 Haziran tarihimize hamasetle yaklaşmamızı beklemiyorsunuz?

Tarihe hamasetle bakanlar resmî tarihçilerdir. Resmî ideolojinin esiri olanlardır.

Burjuvazi, insanımızı kimliksiz ve kişiliksizleştirerek sınıfsal özüne yabancılaştırıp sömürmek ister.Böylelikle işçi sınıfı ve emekçi halkların sömürüsü hem daha kolaylaşmış hem de kapitalizmin sömürücü- sömürgeci yüzü gizlenmiş olur.

15/16 Haziran Hareketinin en belirgin yanı işçi sınıfını devrimcileştir- mesidir. Sınıf kardeşlerini yanına alabilme yeteneğini gösterebilmesidir.

Egemen gerici sınıflar, kitlelerin tarihsel değiştirici/dönüştürücü ro­lünü unutturmak ister. "Tarihi kitleler yapar" gerçekliğinin üstünü ört­mek için de tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci yerine "tarihi kahramanların yaptığı" yalanını öne çıkarır.

Burjuva diktatörlüğü militarizmi, faşist, faşizan anlayışları sürekli sotada tutmak ister. Başta 15/16 Haziran Hareketi olmak üzere bulun­duğumuz coğrafyadaki emekçi halk hareketlerini, yani yerli iç deneyim birikimlerimizi, devrimci zenginliklerimizi senteze kavuşturup tutarlı bir iktidar mücadelesini engellemek için yalnızca burjuvazi savaşmıyor. Burjuva ve küçükburjuva "sol" akımlar da işçi sınıfı ve emekçi halkların talep ve ihtiyaçlarının karşılanması için yapılan mücadelede hareketi­mizi içeriden vurmayı deniyor. Konuya bu açıdan bakınca asıl rahat­sızlığın Sol'un içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Burjuvazi, olmayan siyasî terbiyesini de bozarak 15/16 Haziran Hareketi ile haklı taleplerini dillendirip ayağa kalkanları daima: "Anar­şist, terörist, bölücü ve hatta vatan haini" gibi nitelemelerle karalamak istemiştir. Burjuvazi bu türden demogojileri sınıfsal ahlâkına uygun ola­rak yapmak durumundadır. İktidarların sınıfsal hareketler karşısındaki en büyük demagojisi olan "vatan, millet, ezan, Kur'an, bayrak" söylem­leri, bunlardan haberli olan işçi sınıfı tarafından dikkate alınmamıştır. Burjuva iktidarların bu düzeyde şuurunu kaybedişi olayı ile devrimci- leştirilen işçi sınıfının konumunu ayrıntılı sorgulamak lâzım.

Burjuvazinin katında 15/16 Haziran Hareketi, "sermaye düşmanlı­ğıdır." "Kızıl ihtilâl provasıdır." "Petrodgrad'ın İstanbul-Kocaeli'ne ta­şınmasıdır." "Kanunsuz"dur.

Oysa, o günkü iktidar partisi AP'nin işçi sınıfı ve emekçilerin mü­cadele ile kazandığı haklarını kabaca gasbetmek isteyen (sendikalaş­ma, grev yapma, konfederasyon kurma haklarını budayan) girişimleri karşısında kendi anayasasını ve yasaları dahi çiğnemekte bir sakınca görmeyen uygulamaları karşısında gerçekleştirilen 15/16 Haziran Ha­reketi meşru ve yasaldır. İşçi sınıfının direnme hakkını kullanmasıdır. Doğrudan demokrasi için ayağa kalkışıdır.

Ayrıca, proletarya ihtilâlinin provası ya da antrenmanının olmadı­ğını da biliyoruz. Siyasal-sosyal devrimlerin kanuniyetleri vardır. Şart­ları oluşunca devrimlerin kaçınılmaz oluşu bilimsel bir saptamadır.

Öte yandan işçi sınıfı ve emekçi halkların dâvası dışına düşmüş kimi "sol" akımlar da 15/16 Haziran Hareketini, işçi sınıfının yaratıcı öncü gücünü, politikadaki belirleyiciliğini, taşıdığı potansiyelini ve üre­timdeki devrimci rolünü görmezlikten gelerek bu tarihsel çıkışın üzeri­ne gölge düşürmek istemiştir. Böyleleri, bilim ve akıl dışı yöntemlerle 15/16 Haziran Hareketini "kendiliğinden" nitelemesiyle işçi sınıfına za­rar verici bir pozisyona düşmüştür.

İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği davası için dövüşenlerle sosyalizm dışı avantürye akımların konumu farklıdır.

Bilimsel Sosyalizm-Komünizm dâvası dışındaki "sol" kılıklı bütün avantürye akımlar son tahlilde burjuvaziye yardımcı olmuştur.

Türkiye'deki bilimsel-entelektüel birikim de çok geride olduğu için çoğunlukla Batı'dan doğru bir seçim yapılmadan birer tercüme kafasıy­la aktarılan tartışmalı tez ve teorilerle kafalar iyice karıştırılmıştır. Özel­likle de, ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist, yurtsever ve Marksist ce­nahımızın teorik geriliği yüzünden hazır "devrim reçeteleri" kitle tabanı bulabilmek için zemin yoklaması yapmış, fakat bunların tutmadığı bü­yük kayıplarla anlaşılmıştır. Yerli iç deneyim birikim ve zenginliğimizi hesaba katmadan yapılan teorik çabalar işçi sınıfı ve emekçi halkların en militan gücüyle buluşturulamadığından hem örgütlenmemizi, hem doğru strateji ve taktik üstünlüğümüzün gelişimini önlenmiştir.

O zamandan beri sosyal kurtuluşumuzun gerçekleşmesi için öner­diğimiz: "Tek Parti, Tek Sendika ve Tek Gençlik Örgütü" şiarımızın hangi manaya geldiği anlaşılamamıştır.

OJuşan devrimci durumların kurmaylığını yapacak en hayatî araç PARTİ'nin oluşturulması mücadelesi içinden ve dışından kundaklan­mak istenmiştir. Günümüzde 24 adet "legal" ve "sol" tandanslı örgüt, 61 adet de "illegal" örgüt, daha doğrusu "örgütler anarşisi" parselasyo­nu nasıl ve hangi ihtiyaçtan kaynaklanmıştır? Sol parselasyon asla bir zenginliğimiz değildir.

Legalite, illegalite, gizlilik ve yeraltı mücadelesi nedir, ne değildir? Bu sorunları olması gereken yerde bir türlü dürüstçe tartışamadık. Ge­nel olarak Sol'un dağınıklığı nereden kaynaklanıyor? İdeolojik-teorik kısırlığımızdan mıdır? Kariyerizm hastalığımızdan mıdır? En başta bu­lunduğumuz coğrafyayı, işçi sınıfı ile emekçi halklarımızı yeterince ta­nıyamadığımızdan mıdır? Yeterli bilinç, donanım, coşku, heyecan ve özveri noksanlığımızdan mıdır? Yoksa, bütün yenilgi ya da bozgunlara uğramamızda her şeyi "daha donanımlı" burjuvazinin ve içimizdeki elo- ğullarının yetenek üstünlüğünde mi arayacağız?

15/16 Haziran Hareketi "yerli komünar" kimlikleriyle bir yanıyla ye­nilmiştir. Diğer yanıyla yerli iç deneyim birikim ve zenginliğimizin hangi manaya geldiğini bilince çıkarmıştır. Bu süreçten doğru sonuçlar çıka­ran ve yararlı çalışmalar yapan genç araştırmacılara oldukça zengin bir malzeme bıraktığımızı düşünüyoruz.

15/16 Haziran Hareketi öğretici ve çok yönlü derslerle doludur. Kitle hareketleri nedir? Nasıl örgütlenir? İşçi-Kitle, Köylü-Kitle, Gençlik- Kitle hareketleri hangi disiplinlerle gerçekleştirilmelidir? Direniş, Genel Grev, Siyasî Grev, Yürüyüş, Miting, İşgal, Boykot, Ayaklanma, Başkal­dırı, İsyan, ezilen, sömürülen, siyasal-sosyal devrim gibi kavram ve li­teratürümüzün doğru kavranılması ve doğru kullanılması gerekiyor. Bizler, kendi payımıza bunu aradan geçen 36 yılda öğrenmeye çalış­tık. Bu türden çabaların içinde olduk.

İnsanın ve insanlığın sosyal kurtuluşunun istek, niyet, slogan ve macera olmadığını, "her kırmızı şal devrimin bayrağı değildir" özdeyi­şinin hangi manaya geldiğini ve hangi düzeyde öğrendiğimizi söylüyo­ruz. Fakat öğrendiklerimizin doğruluğunu nasıl test edeceğiz?

Genel olarak Sol'un içine düştüğü dağınıklığa bakıp karamsarlığa kapılarak mı? Yoksa Devrimci ve Marksist Kadroların ayrışıp "Komü­nistlerin Birliği" temelinde buluşup bütünleşmesiyle mi? Herhalde sos- yal-pratikte yaptığımız işlerle ilerleyeceğiz. Öncelikle ayrışmayı sağla­yacağız. Ayrışmadan birlik gerçekleşmeyecektir.

15/16 Haziran Hareketi nedir? Bizler bu süreçten hangi dersleri ve sonuçları çıkardık? İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinden neyi an­lıyoruz? Sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizi inceler­ken nereden geldiğimizi bilmek zorundayız. Bunu bilmiyorsak nereye gideceğimizi de kestiremeyiz-bilemeyiz.

15/16 Haziran Hareketi hakkında bilim ve akıl dışı tahrifatlar yapı­lıyor. Bu türden sözümona değerlendirmelerle kolektif aklın, bilincin ve eylemin örgütlenmesinin önü kesilmek isteniyor. Bilinç ve hafızamızın yok edilmek istenmesi veya bozulup tahrip edilmesi bizim işimize ya­ramıyor.

15/16 Haziran Hareketini o dönemin önde, anılan kimliklerine, DİSK'e, Kemal Türkler'e, I.TİP'e, Aybar, Boran, Aren'e, İPSD, DDD, DDKO, Dev-Genç'e, Deniz, Mahir, İbo'lara, Dr.H. Kıvılcımlı ve Mihri Belli'ye hatta o dönem "mekândan ve zamandan münezzeh" ve de sosyal-pratikte esamesi dahi okunmayan Harici Büro "TKP"ye maledenler(l) çıkmıştır. Hâlâ da çıkmaktadır.

"15/16 Haziran Hareketini işçi sınıfı gerçekleştirmiştir!" diyemeyen­lerin ideolojik-teorik-örgütsel-sınıfsal perişanlığını bir bakıma olağan karşılıyoruz. Böylelerini hayat ve mücadele defalarca sınamış, açığa vurmuştur.

Marksizmin özümlenmesi, yorumu ve pratikte yeniden üretimi dâ­vası gelişip boyutlandıkça bu türden öznel yaklaşımlar aza inecektir diye de düşünüyoruz. Tarihsel olay, olgu, süreç ve verileri nesnel koşulların­da diyalektik tarihsel materyalist felsefî bakış açımızla değerlendiririz. İşçi sınıfını, emekçileri, emekçi halkları, sigortasız-sendikasızları, işsizle­ri, yoksul Türk ve Kürt köylülüğünü bilcümle ara katmanları, onların talep ve ihtiyaçlarını yok sayarak politika üretilmek istenmesi, günümüzün egemen gerici sınıflar koalisyonunun baskı, sömürü, tecrit ihtiyacına uy­gun bir bellek imâl edilmesiyle ancak mümkündür.

İnsanımızın belleği egemen gerici sınıfların mantığına göre kurgu­lanıyorsa iş bitmiş demektir. Bellek kaybına yol açan idealizasyon ve mistifikasyonlarla savaşmak zorundayız.

"Kapitalist üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkileri her şeye hâkim ve kaadirdir" anlayışı beyinlere bir kere aşılandığında, işçi sınıfı ve emek­çi halkların bu işleyişten çok zararlı çıkacağı açıktır.

15/16 Haziran Hareketi hakkında genç nesillere öğretecek ve de aşılanacak tarih anlayışı, bu süreci büyük acılarla yaşayanların, yani tarihi yapanların öğretmeye çalıştığı tarih anlayışı değil, bilinçli olarak çarpıtılmak istenen resmî tarih anlayışıdır. Resmî tarih anlayışına, resmî ideolojilere de karşı çıkmak zorundayız.

Konuyu incelerken; uluslarötesi tekelci sermayenin küreselleşerek işçi sınıfına ve emekçi halklara karşı açmış olduğu "Yeni Haçlı Seferi" nasıl geriletilecektir?

Kapitalizmden-emperyalizmden farklı özgürlükçü, eşitlikçi, sınıfsız, sınırsız ve sömürüsüz evrensel bir düzen nasıl gerçekleşecektir?

Sosyalist Sistem'in çözülerek "geriye dönüş" sürecinin yaşandığı dönemde sosyalizm silahı yeniden nasıl kuşanılacaktır?

Kapitalizmin gerici, yoz ve kozmopolit "kültür" politikası ile propa­gandası nasıl aşılacaktır? Bunu yaparken hangi araçları kullanacağız? Kullanabilecek miyiz?

Binbir kuşatma altındaki genç nesilleri nasıl dâvaya kazanacağız? İlerici kadın hareketini kapitalizmin sömürüsünden nasıl kurtarıp doğal- laştıracağız?

Şeklindeki benzeri onlarca soru ve soruna ilkeli, dürüst, samimi ve bilimsel cevaplar verebiliyorsak 15/16 Haziran Hareketini 36 yıl sonra günümüzde de doğru olarak değerlendirebiliriz.

Bir kere daha vurgulamakta yarar var:

.15/16 Haziran Hareketini işçi sınıfı gerçekleştirmiştir.

.15/16 Haziran Hareketi 100 yıllık sınıflar mücadelesi tarih ve dev­rimci geleneklerimizin organik uzantısında, onunla ilişkili olarak ger­çekleştirilmiştir.

. Kimilerinin ısrarla -bilinçsizce- ya da kasıtlı olarak vurguladığı gi­bi iki gün ile sınırlanıp sönen bir hareket değil, yayılma istidadı göste­ren organize bir harekettir.

. Geleceği kazanmak yolunda ders çıkarılacak bir harekettir.

• Bu hareket yalnızca işçi sınıfını değil, işsizleri, sigortasız-sendi- kasız kesimleri, emekçileri, ara katmanları, ilerici gençliği ve aydınları, kamu emekçilerini, düzenden memnun olmayan bütün kesimleri içine çeken, onları da hareketlendiren bir harekettir.

. Türkiye işçi sınıfı tarihinde -henüz daha aşılamayan- en büyük siyasî harekettir.

. İşçi sınıfının öncü gücüne, üretimdeki yaratıcılığına güvenmeyen küçükburjuva "sol"culuğunun iflas ettiğini kanıtlayan bir harekettir.

. Türkiye'ye hasapsızca taşınan romantik akım ve devrim simya- gerliği yerine tutulacak 'Ana Halka'yı gösteren anlamlı bir harekettir.

.Kendiliğinden, özsüz-köksüz örgüt kurup parti çağrışımı yapanla­rı açığa vuran bir harekettir.

• Bu direniş işçi sınıfının siyasete ağırlığını koyarak "ben de varım" dediği anlamlı bir harekettir.

. AP iktidarının anayasaya aykırılığı bilinmesine rağmen meclis­lerden çıkarmak istediği 274-275 sayılı yasaları geriye doğru değiştirip, sendika seçme, grev yapma, konfederasyon kurma gibi temel hakları­mızı gasp etmek amacını taşıyan yasal düzenlemeler (iki yıl sonra da olsa) Anayasa Mahkemesi'nin bozma kararıyla, yasa tanımayan ikti­darlara karşı bir tepki olduğunu hükme bağlayarak 15/16 Haziran Ha­reketi hakkındaki spekülasyon ve demagojileri geçersiz kılmıştır.

. Evrensel direnme hakkının ne derece doğru olduğu bu eylemle kanıtlanmıştır.

. 12 Mart 1971 askerî faşist yönetimi 15/16 Haziran Hareketinde gündem yapılan taleplerin önünü kesmek için 6 ay sonra tezgâhlan­mıştır. Günümüzdeki faşizan uygulamaların yolu faşist darbelerle dö­şendi. Devlet tekelci kapitalizminin 12'li darbeler aracılığıyla "oksijen çadırına" alındığını unutmayalım.

. DİSK yöneticileri 17 Haziran 1970 tarihinde Taksim'de bir miting düzenleyip hareketi sonlandırmak istemiştir.

. Sendikacılar mahkemelerde "işçi sınıfını kışkırtmak" suçundan kurtulabilmek içgüdüleriyle "işçiler 15/16 Haziranda kendiliğinden, iş­başı yapmayarak direnişe başlamıştır." diyerek kendilerini kanunlar karşısında "emniyete almak" için savunmuş ve "kendiliğinden" ifadesini kullanmıştır. Biraz da bu söylemden ötürü hareketin "kendiliğinden"liği kimilerinin ağzında pelesenk olmuştur. Aynı zamanda diyalektiğin, fizik yasalarının ve askerlik biliminin doğru okunamayışından ileri geliyordu bu türden değerlendirmeler.

. DİSK'in kapatılmasını, 1/3 oranında üyeye sahip olan sendikala­rın toplu sözleşme yapması ve konfederasyon yetkisine kavuşması gi­bi konularda anılan yasa tasarısını, "Dörtlü Takrir"i AP ve CHP millet­vekillerinin ortak hareketiyle meclislere getirildiğini söylemeliyiz.

. O dönem CHP milletvekilleri olan Genel-İş Send. Gnl. Bşk. Ab­dullah Baştürk, Tes-İş Send. Gnl. Bşk. Osman Soğukpınar, Teksif-İş Send. Gnl. Bşk. Bahri Ersoy DİSK'in kapatılmasına ve işlevsiz kalma­sına ilişkin yasa değişikliğine imza koymuştur.

. Daha sonraki süreci ise biliyorsunuz. Önce DİSK Harici Büro "TKP"sinin etkinliğine, sonra da ne sosyal ne demokrat olan, fakat sosyaldemokrat geçinen bir ekibin eline geçti. 12 Eylül 1980 "ara re- jim"inden sonra da DİSK'e el konuldu. Bugünkü Anayasa Mahkemesi binası DİSK'in, işçilerin alınteriyle yapılan ve "hileyi şerriye" yöntemle­riyle elinden alınan binadır. DİSK'in malına elkonulması; "demokratik cumhuriyetteki hukuksal işleyişlerin nasıl işlediğini, fazla söze gerek duymadan anlatan ilginç bir örnektir.

.31 Ocak 1961'de 100 bin işçinin gerçekleştirdiği ünlü Saraçhane Mitingi unutulmamalıdır. 1961 Anayasasının getirdiği/getirmek zorunda olduğu grev hakkı ile ilgili yasaların çıkması, Bülent Ecevit'in özel ke- rametiyle değil, bu miting sayesinde, zor sayesinde çıkmıştır. Hem de Grev Hakkımızın karşısına Lokavt hakkını da alicengiz yöntemiyle ya­saya koyarak... 24 Temmuz İşçi Bayramı'da öyle lütfedilmiş bir gün değildir. Şimdi, o da 1 Mayıs Bahar Bayramı ile birlikte geri alındı...

. Bu etkinlik vesilesiyle 15/16 Haziran'da polis kurşunlarıyla katle­dilen Mehmet Gıdak, Yaşar Yıldırım, Mustafa Baylan arkadaşlarımızın onurlu anısına ebedî saygılarımızı sunuyor ve selâmlıyoruz.

.15/16 Haziran Hareketi işçi sınıfının sendikal birliği davasını pra­tikte gerçekleştiren bir eylemdir. Eyleme katılan 173 işyerinden 113 adedinin Türk-İş'e ait oluşu da bunun en bariz ifadesidir. O günkü AP iktidarının "işçi düşmanı" politikasıyla işçi sınıfının sendikal birliğinin DİSK'de gerçekleşeceğini görüp "DİSK'in çanına ot tıkayacağız!" dedi­ğini unutmuyoruz. Çalışma Bakanı AP'li Turgut Toker Erzurum'da ya­pılan Türk-İş Gnl. Krl. toplantısında; "yeni değişiklik ile DİSK'in çanına ot tıkanacaktır. DİSK varken genel grev hakkını tanımamız mümkün değil" diyebilmiştir.

. Yasallık ve meşruiyetini büyük ölçüde yitirmiş AP iktidarının "işçi düşmanı" politikalarına karşı devrimci yasallığı ve meşruluğu asla tar­tışma konusu yapılmayan bu hareket aynı zamanda bir hak arama ey­lemidir.

. Tarihsel ve sosyal haklılığı tartışılamayan bu eylem birinci gün 75-80 bin, ikinci gün ise 150-200 bin işçi ve emekçiyi alanlara çekmeyi başarmıştı.

. Eylem, İstanbul, Kocaeli, Sakarya, Zonguldak dışında (ki, bu il­lerde Sıkıyönetim ilân edildi) Ankara, Eskişehir, Bursa, İzmir, Adana, Mersin gibi modern üretim yapılan ve proletaryanın yoğun olarak bu­lunduğu illere de sıçrama istidadı taşıyordu. Bunun maddî altyapı ça­lışmaları ve işaretleri de vardı. Bu hareket, işçi sınıfı ve emekçi halkla­rın gasbedilmek istenen temel haklarına karşı ilerici, demokrat, dev­rimci, sosyalist, yurtsever ve Marksist güçlerin topyekûn seferber edil­mesi anlamını da taşımaktaydı.

. 15/16 Haziran Hareketi devrimci politikada tutulacak "Ana Hal­kacın ne ve nasıl olması gerektiğini dosta-düşmana gösterdi. Eklektik, bilim ve akıldışı ve ithal malı devrim stratejilerinin temelsiz olduğunu kanıtladı. "Gençliğin yolu işçi sınıfının yoludur" diyemeyen, ilerici genç­liği "devrimin motoru" yerine ikâme eden küçükburjuva "sol" maceracı atakların işçi sınıfına ve emekçi halkların taleplerine asla cevap ver­meyeceğini bizzat yaparak gösterdi.

. Çin-Sovyet-Latin Amerika sosyalist deneyimlerinin, Batı'da sos­yal meşruiyetlerini ve yasallıklarını büyük ölçüde kaybeden işçi ve ko­münist parti deneyimlerinin, tartışmasız taklitlerinin ve ülkeye adapte edilmek istenişinin bizatihi sosyalizm dâvasına ve emekçilerin sosyal kurtuluş mücadelesine verdiği büyük zararları yaşadık ve gördük.

."Öncü parti", "önder parti", "kitlesini arayan parti" söylem ve uyar­lamalarına 15/16 Haziran Hareketi çok anlamlı bir sınıfsallık dersi ver­miştir. "Kırlardan mı kentleri kuşatacağız, yoksa kentlerden mi?" gibi devrim simyagerliğini Türkiye'ye taşıyan bütün anlayışlar açığa vurul­muştur.

. İşçi sınıfının iki gün süreyle modern üretim yapan büyük işyerle­rinde üretimi durdurması karşısında paniğe kapılan patronların yurtdı­şına kaçmak için hava alanlarında bilet kuyruğuna girdiğini unutmuyo­ruz. Ülkeyi ne kadar sevmiş oldukları, kapitalizmin dini, dili, imanı, mil­liyeti, vatanı, ezanı, Kur'anı, bayrağı olmadığı bundan da anlaşılmak­tadır.

. İşçilerin bu tarihsel eylemi, üretimin tümüyle durdurulması, soka­ğın fethedilmesi, işçi selinin karşısına güvenlik güçlerinin çıkarılması, kurulan askerî barikatların, tankların aşılması ve doğurduğu pek çok sorun ve sonuçlarıyla gündeme son derece can alıcı ve hayatî sorun­larımızı getirdi. İşçi ve emekçilerin, onlardan yana gençliğin ve aydınla­rın aktif katılımını sağladı. Asker-polis önlemlerini, kurulan barikatları aşıp işçi-kitle çizgisinin önemini gösterdi. Kara ve denizyolu ulaşımının engellenmek istenmesi, Unkapanı ve Galata köprülerinin açılarak yü­rüyüşe kapatılışı haklı taleplerin kitleselleşmesini engelleyemedi.

. Anılan yasa değişikliğinin basında tartışılmasıyla birlikte bir yıl öncesinden DİSK'in öngörüsüyle örgütlenen "Anayasa Direniş Komite­leri" devrimci yasallığı ve meşruluğu tartışılamayan bir örgütlenme bi­çimiydi. 15/16 Haziran Hareketi, fabrikalarda, işyerlerinde, kent varoş­larında, kondularda ve işçi-emekçi olan bütün semtlerde bu türden bir örgütlenme aracıyla hazırlandı.

. Sendikacılarla bu hareketi tabanda ören sınıf bilinçli işçilerin çı­karları çelişiyordu. Bizler/bizimkiler yalnızca 15/16 Haziran Hareketini tahrik eden 274-275 sayılı yasa değişikliğine karşı değil, emperyaliz­me, kapitalizme, sistemin baskı ve terörüne, sömürüye, işsizliğe, ABD üs ve tesislerine, NATO'cu politikalara, hayat pahalılığını-işsizliği yara­tan militarist bütün anlayışlara karşı topyekûn bir direnişi ya da genel grevi örgütlemeyi düşünüyor ve bu yolda bazı temaslarda bulunuyor­duk. Bu önerimize, DİSK yöneticisi sendikacılar "meslekleri ellerinden alınıyor" kaygılarıyla, soğuk bakmaktaydı. Hâlbuki sosyal hareketlilik, kitlelerin hoşnutsuzluğu, yöneticilerin ve bürokrasinin iki kanadının da hoşnutsuzluğu, kitle hareketlerindeki özveri, coşku, heyecan ve dina­mizm örgütlenecek genel bir direnişe ya da greve son derece elveriş­liydi. DİSK'i anılan yasa değişikliği karşısındaki tepkisi ile sınırlanıp yalnız bırakmak doğru olmayacaktı. Fakat bizimkiler DİSK'i bir türlü genel direnişe ikna edememişti. Bizimkiler de bu durumda eyleme çe­kilecek bütün unsurları yanına alıp hareketin daha fazla yayılmasına çalışmıştı. Her Devrimci ve Marksist örgüt birimindeki nüveler henüz bu sosyal hareketliliğe kurmaylık edebilecek PARTİ'yi oluşturamamış olsa da mevcut nüveler eylemin özünü oluşturuyordu.

. Eylemin başlamasıyla birlikte DİSK'in bu harekete kurmaylık edemeyeceği pek çok olay karşısında kanıtlandığında inisiyatif, hare­keti tabanda ören nüvelerin eline geçti. Nüveler böylece eylemde, po­liste, işkencede, mahkemelerde, cezaevinde hareketin sorumluluğunu fiilen üstlenmiş oldu.

. Eyleme katılanların sendika, konfederasyon ayırımı yapmadığı gibi, din, tarikat, aşiret, dil, ırk, cins, etnisite gibi ayırımlarla bölünmesi asla düşünülmemiştir. Sayıları sınırlı bazı tepkilerin izole edilmesi de güç olmamıştır. Bizimkilerin sosyalizm hakkındaki bilgileri sınırlıydı; ateistlerimizin oranı yüzde bir oranında dahi değildi.

. Günümüzde sınıfsal aidiyetleri köreltilmek amacıyla dinci, ırkçı, milliyetçi, şoven ve sosyalşoven kışkırtmalarla körüklenen Kürt düşman­lığı temelindeki politikalara bakınca bu konuya değinmek ihtiyacını duy­duk.

• Yine ayrıca, 15/16 Haziran Hareketi'nden sonra bütün fabrikalar­da mescit yapıldığını, işçiler arasına sahte gündemlerle Alevi-Sünni bölücülüğü ile Türk-Kürt karşıtlığı yaratıldığını da eklemeliyiz. Sol'daki sosyalşoven, liberal ve postmodern "sol" politikaların da işçi sınıfının dâvasına büyük zararlar verdiğini vurgulamalıyız.

. 15/16 Haziran Hareketi, işçi sınıfının kendisi için sınıf olma mü­cadelesinde, 100 yıllık sınıflar mücadelesi deneyimlerini, tarihsel ve devrimci geleneklerimizi de arkasına aldığı birikimlerin ürünüydü.

. Eylemin tarihsel-sosyal haklılığını, sosyalizmin bağımsız ve onurlu sesini sendikacılar değil, bizler, bizimkiler savunduk. Bu yolda büyük bedeller ödenmiştir, ödenmektedir, bizler buna devam ediyoruz.

15/16 Haziran Hareketinde öne çıkan sloganlar neydi?

-  Artık Eski İşçi Yok (ne büyük bir ironi... y.n.)

-Yaşasın DİSK

-  Kahrolsun Sarı Sendika Türk-İş

-   İşçi-Köylü Elele Genel Greve

-  Grev Hakkımız Engellenemez

-  Hükümet İstifa-Demirel İstifa

-   Emperyalizme Hayır - NATO'ya Hayır

-  Bağımsız Türkiye

-  ABD Üsleri Kapatılsın

-   Faşizme Yol Yok

-   İşçi Köylü Aç Sefil Süleyman Başvekil

-  Anayasaya Karşı Kanun Çıkaranlar İşçi Düşmanıdır

-  Anayasa ve Sendika Özgürlüğünü Alanlara Dersini Vereceğiz

-  Kanunlar Meclisten Geri Alınıncaya Kadar Direneceğiz...

►   Hareketi tabanda ören, yöneten Devrimci ve Marksist kadroların DİSK yöneticilerinin aksine sistemi devrimci yoldan dönüştürmek gibi, emekten ve emekçiden yana devrimci ütopyaları da vardı.

►   15/16 Haziran Hareketinin "firesi" ya da "faturası" 5.000 sınıf ve tarih bilinçli öncü işçiye çıkarıldı. Onlar bir daha ömürleri boyunca hiç­bir işyerinde çalışma ve ekmeğini kazanma imkânına kavuşmadı. İş akitleri hem de ihbarsız-kıdemsiz feshedildi; hakları ebediyen öden­meden... İşçiler hüküm giydi. Sendikacılar ise sistemle bütünleşmeyi tercih etti ve 14 yıl süren duruşmalardan sonra beraat etti.

►   Bizler, bizimkiler bu süreçten PARTİ dersini çıkardık. Sorun Ya­yınları Kolektifi çalışanları olarak çıkardığımız bu PARTİ dersini Dev­rimci ve Marksist birey, grup, çevre ve örgüt "yapılarıyla tartışıp bütün­leşerek paylaşmak istiyoruz. 10 Eylül 1920'de Türkiyeli bütün komü­nistlerin, bir tekinin dahi dışarıda kalmaması yöntemiyle, Tarihî TKP'mizin II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (II. TTKK); "Ko­münistlerin Birliği" hattını tutuyoruz. Bunun iklimini ve altyapısını oluş­turduğumuz için de 30 yıldır kendiliğinden kurulan ve işlevsiz düşen örgütlerin eşiğini aşındırmıyoruz. Bu bağlamda asla şekilsiz de değiliz. Geleneğimizi koruyoruz.

►   15/16 Haziranlarda bu eylemin taktik ve stratejilerini belirleyip kurmaylık edebilecek, ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İşçi Sınıfı Partimiz olsaydı, daha ileri sonuçların alınması mümkündü, 15/16 Haziran Hare­ketinin kadroları bu eylem sonunda işsizlik ve açlıkla kuşatıldı. Siyasal- ekonomik bunalım süreçlerinde, 12'li darbelerde, Sıkıyönetim ve DGM'lerde daima çifte kilit altında tutuldu, Yayın Kurulumuzdan işçi kitle önderi Orhan Kaplan arkadaşımız kahpece arkadan vurularak katledildi.

►Kitaplarımız Selimiye Kışlasında kitlesel olarak yakıldı. Hâlâ da yolumuzdan dönmediğimiz için çok yönlü baskı ve tehdit altındayız. Ku­şatmalar sürüyor. Elimizdeki Kitap ve Dergi faaliyetleriyle insanımızın beynine-yüreğine hitap ederek kavgayı sürdürüyoruz. Kitap ve Dergi faaliyetimiz 15/16 Haziran Hareketinin bir ürünüdür. Kolektifimiz işçi sını­fının malıdır. Bağımsız sınıf tavrı temelinde işçi sınıfının devrimci ideolo­jisinin bütün kurumlarda egemen olmasının kavgasını veriyoruz.

►   Dünyada, Bölgemizde ve Türkiye'de son derece önemli olaylar gelişiyor, hayatî sorunlarımız var. Bu sorunların çözümü için bizler de, bütün iyi niyetli, dürüst ve namuslu insanlarımız da bir arayış ve yöne­liş içindedir. Kapitalizm ebedî değil, gidicidir. Emperyalizm âdeta beş koldan işçi sınıfına ve emekçi halklara saldırıyor. Kapitalizmin yerküre­den kazınması için en azından onların elindeki araçlara sahip olmak, onlar kadar donanımlı olmak gerekiyor. Aşınmış ve aşılmış teori- pratiklerimizle onların sistemini yıkıp aşamayız.

►   Dünyamızda Müslüman-Hıristiyan zıtlaşması tahrik edilerek "Yeni Haçlı Seferi" zihniyeti hortlatılıyor. Fukara Müslüman sahipsiz ve örgütsüz. ABD emperyalizmi bölge halklarını "tavşana kaç tazıya tut" yöntemiyle birbirine kırdırmak istiyor ve kullanıyor. "Kahrolsun ABD emperyalizmi ve İsrail siyonizmi" demekle kimse kahrolmuyor. ABD ve İsrail bayrağı yakmakla da emperyalizmin terörü gerilemiyor. Emperya­lizm bir yandan "kâğıttan kaplan"; öte yandan giderayak gerici ve tehli­keli bir güç odağıdır. Bu "kâğıttan kaplanı" altedebilmek için panter ol­mak lâzım.

►   Kütlesel çıkışlar emperyalizme ve kapitalizme karşı dünyanın her yerinde, her ülkede boy veriyor. Kitlelerin hoşnutsuzluğu Atina'da, Paris'te, Londra'da, Almanya'nın pek çok kentinde yükseliyor. Grev, di­reniş ve isyanların hedefine ulaşması ve etkili bir sese dönüşmesi için "Komünistlerin Birliği" dışında hiçbir seçeneğimiz yoktur. Var mıdır?

►Türkiye ölçeğinde bazı rakamları incelediğimizde işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin ne demek olduğunu daha net kavramış olu­ruz. TC Devletinin 353 milyar dolar iç ve dış borcu var. Dış ticaret açığı 4,84 milyar doları geçiyor. Siyasal-ekonomi uluslarötesi tekelci serma­yeye endeksli. IMF, NATO, DB, PENTAGON bağlantılı bir ülkede bütün işler nasılsa sistemin mantığı ve işleyişi de ona göredir. Artı-değer sö­mürüsüne, kaba güce ve zora dayalı bir sistemde görece kazanılmış hakların ve mevzilerin hiçbir kıymet-i harbiyesi yoktur, kalmamıştır. Tür­kiye "sabun köpüğü" misali ekonomisiyle, bankası, döviz kuru ve borsa- sıyla gündemi yarım saatte değişen, değişmeye ve bunalımlardan buna­lımlara düşmeye aday bir ülkedir. Türkiye tekin bir ülke değildir. Türki­ye'nin gündeminin yarım saatte değişip bir kaos ortamına sürüklenebile­ceğim uluslarötesi tekelci sermayenin teorisyenleri bile söylemekten geri durmuyor. Örnek: Kissingerve Brezinski'inin söylemleri...

►   Bazı işkollarında, özellikle tekstil, deri ve gıda sektöründe sigorta­sız, sendikasız işçi çalıştırılıyor. Ne hazin, ayda 200-250 YTL'ye çalıştırı­lan işçiler çoğunlukta. Bu durumu anlamak durumundayız. Özelleştirme­lerle onbinlerce işçi işsiz kaldı. Toplam işsiz sayısı 15 milyonu buluyor. Eğitimde, sağlıkta, tarımda işsizlik ve yoksulluk artıyor. Kır ve kentlerde emek eksenli hareketler çoğalıyor. Hoşnutsuzluk giderek artıyor.

►Sendikalar, kitle örgütleri, meslek odaları ile bazı "sol" 'yapı'lar çeşitli platform arayışlarıyla etkili olacağını sanıyor. Aranan şey, anılan platformları örgütleyip mevcut örgütsel 'yapı'ları eleştirmemek ve onları mevcut "öndersizlik krizi" durumlarıyla müesseseleştirmek de değildir. Kolektifimize göre aranan; yeni tip partiyi üretmektir. Yani İşçi Sınıfı­nın Partisini-İSP'yi ya da KP'yi oluşturmaktır. Muhtemel kitle hareket­lerini ancak böylece güvenceye alabiliriz. Yoksa bir kez daha fenersiz yakalanmak işten bile değildir.

►   Bu türden etkinliklerimizle de amacımız: 15/16 Haziran Hareke­tini "anmak" değil, bu süreçten çıkardığımız ders ve sonuçları tartışa­rak "Geleceğimizi Nasıl Kazanırız?" sorusuna dürüst ve ilkeli bir cevap bulmaktır. Kolektifimizin elinde hazır bir "sosyal kurtuluş reçetesi" yok­tur. Kimse de "reçete" sunamaz. İşlevsiz ve aşılmış programlara köle­ce bağımlı kalamayız. Komünistlerin ortak-kolektif program üretmesi gündemdedir. Bu amaçla ancak, hayatın bizlere öğrettiğini sandığımız deneyimlerimizi ve hazırlıklarımızı kadroların tartışmasına sunabiliriz. Özlemlerimizi, devrimci ütopyalarımızı ve tarihteki "Komünistlerin Birli­ği" örneklerindeki yöntemleri gözden geçirebiliriz. Kadrolar arası yara­tıcı diyalogları "Devrimci Oturum" yapma disiplinlerimizi öne sürebiliriz.

►   15/16 Haziranlarda günlük asgari ücret 19.50 kuruş, ev kirası 150 liraydı. Varın günümüzdeki rakamlarla mukayeseyi siz yapın...

►Sanayi sitelerinde, küçük işletmelerde ne iş kanunu, ne sosyal güvenlik, ne sağlık, ne eğitim, ne de iş güvenliği gibi güvenceler var (Kapitalizm bizatihi bizim için güvencesiz bir sistemdir). Mevcut sendi­kalar bu alanlarda örgütlenmeyi düşünmüyor. Sendikaların işlevsizliği ve enflasyonu onları birer "devlet sendikasına ya da "sivil toplum" ör­gütüne (NGO) dönüşmüştür. İşçi sınıfının, kamu emekçilerinin, işsizle­rin sendikasızlaştırılması 12'li darbelerden bu yana daha da hızlandı.

Sendikasızlaştırma öyle bir hal aldı ki, artık anlı-şanlı sendikalar dahi yasal üye barajını aşabilmek için naylon üye kaydederek varlığını ko­ruyabilme yoluna girmiştir. Sendikalara ilerici bir nitelik ve kimlik ka­zandırabilmek için seçim yoluyla ilerici işçileri sendikalarda işbaşı yap­tırıp kadro değiştirmenin bütün yollarıda kapalı gözükmektedir. Sendi­ka bürokrasisi ile işçi aristokrasisini mevcut mevzuatla değiştirmenin hiçbir yollu ve inandırıcılığı da kalmamıştır. Türkiye'deki sendikacılık giderek kronik bir kötü meslek olmuştur. Kronik uzuv kesilip atılmak durumundadır. "Ama nasıl?"

►   İşçi sınıfının sendikal birliği için dövüşmeyen şimdiki DİSK yöne­ticileri, sürüsüne bereket 24 adet "sol" tandanslı örgütlere bir yenisini katmak için cansiperane çalışıyor!.. Sendikacıların hiçbiri işçi sınıfının sendikal birliği sorununa zinhar değinmemektedir. Nerede kaldı işçi sı­nıfının siyasî birliği dâvasına... "Sol"da bu konuya ilgisiz konumdadır.

►Çürüyen kapitalist sistemin önderleriyle kiralık sözcüleri, işçi sı­nıfının sınıfsal niteliğini yok etmek, 'siyasal demokrasi'yi daha da sa­katlamak için istilacı, sömürgeci adımlar atıyor ve haksız savaşlar çı­karıyor. Fakat pek çok çürüme ve çözülme örneklerine rağmen, prole­taryanın mücadelesini bir türlü yok edemiyor. Proletarya, her yerde, sınıflar mücadelesinde bağrında büyük direniş dinamiklerini barındırı­yor. Yeter ki, onu örgütleme becerisinde bulunalım, yeter ki, ona öğre­tirken ondan öğrenelim.

►Günümüzde de işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği için bizim­kiler savaşacak, sendikalizmi-ekonomizmi ve parlamentarizmi tek yol olarak görenler ise, reformist yollara saparak karşımızdaki rollerini ye­rine getireceklerdir. AB'de işçi haklarının 'siyasal demokrasi'nin Türki­ye'ye göre daha "ileride" bazı kazanımlara ve geleneklere sahip oldu­ğu açık. Fakat serbest pazar ve uluslarötesi tekelci sermayenin işçi haklarını daha da kısmak istediği de açıktır. Kitlesel direnişler, isyan­lar, grevler, işçi-emekçi halk hareketleri buralarda da gündemdedir.

►AB'de de işçi ve komünist partiler sosyal meşruiyet ve yasallıkla- rını büyük oranda yitirmiş durumdadır. Üyeleri, oy oranları, etkinlikleri giderek azalmaktadır. Sendikalar ve kitle örgütleri de ha keza...

►Alman Komünist Partisi (DKP) üyesi ne temizlik işçisi, ne öğret­men, ne de hekim olabilmektedir. Faşist iktidarlar DKP'nin en az 2.5 milyar dolarlık mal varlığına el koymuştur. Parti bu alacağını yasal yol­lardan faizi ile geri alamamaktadır.

►   İşçi sınıfı temelindeki arayış ve yönelişler büyük bir titizlikle söy- leyeceksek gelişme de gösteriyor. Çıkış yolu-yöntemi aranıyor. Bu tür­den yönelişler karşısında sevinmek de istiyoruz, Ancak, gelişmelere Devrimci ve Marksist Kadrolar öncülük ediyor/edebiliyorsa bu sevinci­miz katmerlenecektir. Devrimci önderlerin tarihteki teorik argümanlarını ilkesiz ve eklektik biçimde aktarıp tekrarlayarak bir yere varamayız.

Eklektik, pragmatik yöntemlerle söze "dedi ki" diye başlayan üniversite okumuş yarım-aydınların kaçamak, hayatı kucaklamayan aşırı teorisizme ve entelektüalizme kaymış saçmalıklarıyla politika yapaca­ğımızı sanıyorsak vah halimize! Herhalde bu durumda daha çok acı çekeceğiz, daha çok bölüneceğiz demektir. Hâlbuki tarih ve sınıflar mücadelesi hepimize "sen ne diyorsun?" sorusunu silah çekercesine yöneltmiştir.

►   Evet, sahi arkadaşlar bizler, cenahımız, hepimiz ne diyoruz? Neyi, nerede, niçin ve hangi amaçla tartışıyoruz? Pratik örgütçü çaba­larımızla pratikte Marksizmi yeniden üretmek dururken?..

►   Kapitalizmin sözcüleri "2010 yılına kadar sistemimizi koruyabile­cek miyiz?" diye teorik beyin talimleri yaparken cenahımızdan kimileri "Mao-Stalin-Troçki-E.Hoca-Che Guevera dedi ki..." diye mi söze baş­layacak ve böyle mi devrimci politika yaptığını zannedecektir?

►Aynı yöntem, Deniz, Mahir, İbo ve Dr. H. Kıvılcımlı'nın o döne­me ait tez ve düşüncelerini tartışmasız biçimde, eleştirel katkı getirme­den işletilmek ve sürdürülmek istenmektedir.

►Günümüzde Latin Amerika, G. Kore, Uzak Asya'dan aşırma tez ve halk hareketlerini sınıfsallık dinamiklerinin önüne koymaya çalışan görevlilerin de çoğaldığını görüyoruz. Özellikle Lula, Morales, Chavez'lerden devşirilen söylemler insanımızın sosyal uyanışının önüne konulmaya çalışılıyor.

►   15/16 Haziran Hareketinin içinden, sokaktan gelen bir arkadaşı­nız olarak söylüyorum: Kendi, yerli iç deneyim birikim ve zenginliğimi­ze tutunup evrensele katkı sunacak birikimlere sahibiz. Bu deneyimle­rimizi senteze kavuşturacak ideolojik-teorik-örgütsel çabaların içinde olacağız. Biraz da dünya devrimci pratiğine bulunduğumuz coğrafya­dan katkı sunmayı öğrenelim. Birazda onlar bizlerden öğrensin. 73 mil­yonluk bir ülkedeki birikimleri küçümseyip aşağılık kompleksine kapıl­mayalım!

►   Evet, sosyalizmin 150 yıllık tarihi bizimdir. Aynen sahipleniyoruz. Sosyalist uygulamalarda hatalar, yanlışlar ve yanılgılar yaşandı. Geri­ye dönüş ve çözülmeler yaşandı. Tamam kabul. Bunları da sahipleni­yoruz. Bu olup bitenlerden SSCB, Çin, Halk Demokrasileri deneyimleri ve dünyadaki işçi ve komünist partiler, herkes, hepimiz derece derece sorumlu değil miyiz? Tariz oklarını birilerinin üzerine atıp kendimizi, örgütlerimizi, tezlerimizi nasıl savunur bir duruma düşeriz? SSCB, Çin, vb. deneyimlerinden daha yetkinini, daha görkemlisini yapacağız. Bu­na cüret edeceğiz denilmesini öğreneceğiz. Birlikte bunu bilince çıka­racağız. Buna cüret edenler hayatı sahiplenecek ve pratikte Marksizmin yeniden üretimini gerçekleştirecektir. Üniversite okumuş yarım-aydınların tatminsiz-sözde tartışmaları ile vakit yitiremeyiz.

►AB'deki "kapitalizmin iyileştirilmesi" ve burjuvazi ile "sosyal diyalog" te­melinde sosyal sınıfların ortak çıkarını öneren kimi anlayışlar ne işçi sınıfını ne de işçi sınıfının örgütlerini birleştirebilmiştir. Sınıflar mücadelesi tarihimiz de göstermiştir ki, işçi sınıfı ile burjuvazinin çıkarları asla bir olmaz. Burjuvazi sı­nıfsal konumunun devamı için işçi sınıfı ve emekçilerin haklarını gasp etmek ister. Bu nedenle işçi sınıfının burjuvaziden ve onun çıkarlarını gözeten ikti­darlardan bağımsız, kendi sınıfsal çıkarlarının temelindeki bir birliktelik anlayı­şı temelinde, yüz yıllık mücadeledeki kazanımlarını ancak böylece koruyabilir. Yeni kazanımlar elde edebilir. Hatta sıçramalar dahi yapabilir. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin gerçekleşmesi sayesinde hem açık mücadele alanlarındaki 'tutarlı bir demokrasi mücadelesi" hem de "tutarlı bir iktidar- devrim mücadelesi" anlam kazanır. "Komünistlerin Birliği", İSP ya da KP'nin oluşturulması mücadelesiyle de hareketimiz güvenceye kavuşur.

►   Burjuvazinin sağlı "sol"lu partilerine endeksli bir işçi sınıfı hare­keti asla düşünülemez.

►Türkiye ölçeğinde 24 adet "legal", 61 adet "illegal" örgüt yapıla­rıyla âdeta "örgütler anarşisi" hastalığına yakalanmış görünümüyle Sol ne yapacaktır? Kolektif iş yapma, birbirinden öğrenme, deneyim akta­rımında bulunma ve yan yana durabilme gelenekleri tahrip edilmiş bir Sol nereye evrilecektir? "Herkesin kendine müslüman, herkesin kendi amentüsünü okuduğu" bir sürecin devamına hayırhah biçimde bakan­lar, kötü günlerde bunun acısını çekecektir. Kapitalizm koşullarında bi­zimkilerin iyi günü yoktur, olamaz.

►Aktüel bir konu: Nazım'ın vatandaşlığa alınması kanun teklifi Ba­kanlar Kurulu'nda reddedildi. Bu red kararı AB ülkelerinde yaşayan 32 bin siyasî mülteci bizim insanımızın bizatihi yaşama hakkına da red ka­rarıdır, Sol'un devrimci yasallık ve meşruluk hakkına da red kararıdır.

►   Devrimci ve Marksist Sol hem burjuva yasalarına göre hem de tarihsel, sosyal, felsefî anlayışımıza göre meşrudur, yasaldır. Birilerin­den yasallık ve meşruluk rica etmiyoruz. Edenleri de gözünün yaşına bakmadan açığa vuruyoruz. Vurmaya devam edeceğiz.

►TC Devleti bir zamanlar komünist ülkelerle, günümüzde ise KP'lerin görece meşruluk ve yasallıklarını kabul eden, etmek duru­munda kalan ülkelerle 'uluslararası hukuk ilişkileri' içindedir. Bu temele dayalı düşüncelerle mevcut sistemi, iktidarları geri adımlar atmaya zor­lamalıyız. Mahkemelerde Marksizmi savunarak sınıfsal görevimizi ye­rine getirmeliyiz.

►   15/16 Haziran'ın kadroları işte bu temelde bir düşünce-davranış çizgisini savunmaktadır. "Komünistlerin Birliği" mücadelesinin yakıcı bir sorun olduğunun farkındadır. Bulunduğumuz mevziin geliştirilip güç­lenmesinin, kolektif üretim, dağıtım ve paylaşım ilişkilerimizin yetkin­leşmesinin kavgasını vermekteyiz. Elimizdeki araçlar işçi sınıf inindir, babamızın malı değildir.

► İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğini tarihsel-sosyal haklılıkla­rımızla gerçekleştireceğimize ve bu dâvayı başaracağımıza inanıyo­ruz. Birlikte başaracağımızı umut ediyoruz. Birlikte üretmek, birlikte ör­gütlemek, paylaştıkça da çoğalmak azmindeyiz. Başka bir seçeneği­miz yoktur/kalmamıştır. Uluslarötesi tekelci sermayenin uygulayagel- diği baskı ve terörü ancak böylece savuşturabiliriz.

►Yeni bir 15/16 Haziranı niçin yaratamıyoruz? ya da nasıl yaratılır? sorularına da şu cevabı vermek durumundayız; tarihsel deneyimlerin ay­nen tekrarı mümkün değildir. Yeni 15/16 Haziran, 36 yıl öncekisinden da­ha örgütlü, yetkin, görkemli ve nitelikli olmalıdır. Kitlesel çıkışlara öncülük görevini üstlenebilecek kurumları işbaşı yaptırabiliyorsak tekelci sermaye­nin küresel saldırısını göğüsleyebiliriz. "Komünistlerin Birliği" öyle süslü ve şiirsel bir söz dizini değildir. Boşuna telaffuz edilmiyor. Yeni 15/16 Hazi­ranların gündeme geleceğinin işaretlerini alıyoruz. Sol'un zaafı muhtemel kitlesel çıkışların örgütlenmesinde en büyük "iç" meseledir. Bir fabrikada 10 örgüt işçi-kitle çalışması yaparken işçileri sokağa çağırıyor ve birbirini kötülüyorsa, araya yerli papaz Gaponlarımız rahatlıkla girebilecektir. Açık­ça söylemeliyiz, örgütlerimizi ve sendikaları uyarıyoruz: Sol kendi düşma­nını bağrında taşımaktadır. Komünistlerin mücadelesi hem "iç" ve hem de dışımızdaki güçlere karşı verilerek ilerleyecektir.

I. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (I. TTKK) geleneğinin hangi manaya geldiğini kavrayamayanlar ya da sömürenler faşizme karşı mücadelede işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin gücünü kır­maktadır.

Geleneğimizi, bizi vareden misyonumuzu II. TTKK yöntemiyle gerçekleştiremezsek ne "Komünistlerin Birliği" davası ete kemiğe bü­rünebilir, ne de "örgütler anarşisi"ne dönüşen hastalıklarımız tedavi gö­rebilir. Bu durumda ancak faşizm tehlikesi güçlenebilir.

Kolektifimiz in önerisi ve şiarı: Tek Parti-Tek Sendika ve Tek Gençlik Örgütü biçimindedir. PARTİ'nin oluşturulması güvencemiz için de: II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (II. TTKK) yöntemini hayata geçirmek, Kadrolar arası yaratıcı diyalogların iklim ve altyapısı­nı oluşturmak, "Devrimci Oturum" disiplinlerini geliştirip güçlendirmek, sonuçlarına katlanmak olarak özetlenebilir.

Sosyal-pratikte devrimci iş yapan kadroların buluşup bütünleşerek bu amacın gereğini yapacağına inanıyoruz. Hazırlıklarımızı bu disiplin­le yaptığımızda başaracağımıza inanıyoruz.

SORUN Polemikin Notu:

Bu yazı metni; Sorun Yayınları Kolektifi adına Sırrı Öztürk'ün Almanya- Hamburg'ta "Gelenekten Geleceğe 15/16 Haziran ve Günümüz" isimli panel- söyleşide, Köln SU TV.'de, Hamburg yerel radyosunda, çeşitli kentlerdeki ilişki ve söyleşilerde ve izmir'de aynı amaçlı panelde özetlediği konuşmanın tamamıdır.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.