Kolektif İşçi Sınıfının Kapsamı

İsa Gözaçtı

İşçi Hareketi-Sendikal Hareketin Sorunları Kolektif İşçi Sınıfı Hareketinin Oluşturulması ve II. TTKK Yöntemi

Türkiye coğrafyasındaki devrimci, işçi ve sosyalist hareketteki akımlar, gruplar, çevreler, örgütler kolektif işçi sınıfı kapsamı konusun­da ortak bir tanım oluşturamamışlar; bütünlüklü-kolektif kapsam tanımı yapmamışlardır. Değerlendirme ve ölçüt olarak Avrupa işçi sınıfı temel alındığı için 'Avrupamerkezci sınıf bakış açısı' üzerinden değerlendir­me yapmışlardır. Marksizm dışı bir yöntem olan 'kıyas yöntemi' ile bu­lunduğumuz coğrafyadaki sosyal sınıflara bakılmış, bizde de Avru- pa'daki işçi sınıfı gibi bir işçi sınıfının oluşması için, Avrupa düzeyinde bir kapitalist gelişmenin-kalkınmanın yakalanabilmesi beklentisine gi­rilmiş ve hatta işi 'bizde sınıf yoktur' yargısına vardıranlar bile çıkmıştır. Kısacası sosyal-sınıfsal açıdan gelişmenin ölçütü olarak Avrupa işçi sınıfının evrimi temel alınmıştır. Tarihî TKP'nin yaşadığı kısa bir dö­nem dışında tutulursa, Türkiye coğrafyasındaki işçi sınıfı tahlili ve kap­samının tanımlanması konusunda Avrupamerkezci Marksist bakış açı­sı (2. Enternasyonal) egemen olmuştur.

Avrupamerkezci ölçütlerle marksizmden kopma girişim ve çalış­maları çoğunlukla aşırı teorisizme kayan saptamalar düzeyinde kal­mış, saptamalar analiz süreçlerinden geçirilerek sentezlenememiş ve bilimsel sonuçlarına vardırılamamıştır. Bu kopuşu gerçekleştirmek coğrafyamızdaki Marksistlerin tarihsel zorunlu görevleri arasındadır.

İşçi sınıfının kapsamı kolektif-bilimsel yöntemle ele alınamayınca, işçi sınıfına ilişkin özgün ve bütünsel bir bakış açısı da geliştirileme­miştir.

Türkiye coğrafyasındaki devrimci, işçi ve sosyalist hareketteki akımların, işçi sınıfına bakış açılarını kısaca şöyle tasnif edebiliriz:

1. İşçi sınıfının kapsamını imalat sektörü ile sınırlayan anlayışlar

Kapitalizmin ilk gelişim dönemini temel alıp işçi sınıfını imalat sa­nayi işçileriyle sınırlayanlar bu tasnife girerler. Buradaki temel bakış açısı, işçiyi sadece fabrika işçisi olarak görmektedirler. Manifaktürden fabrikaya geçiş yapan, kapitalizmin ilk gelişim dönemlerine tekabül eden ve kapitalizme ilk itkisini veren meta üretimini yapan işçi 'modern proletarya' olarak algılanmıştır. Modern üretim yapan fabrikalarda çalı­şan işçi modern üretim yaptığı için 'modern proletarya' olarak tanım­lanmıştır. Burada tanımlama yapılırken nesnel sınıf tanımlaması ele alınmış, öznel sınıf tanımlaması gözardı edilmiştir. Oysa modern prole­taryadan kasıt, sınıf bilinçli işçi olmak zorunluluğudur. Hem nesnel ola­rak hem de öznel olarak tanımlanabilecek işçi ancak modern proletar­ya olabilir. İşçi sınıfını imalat sektörüyle sınırlayan bu yaklaşım bütün çalışmalarının merkezine kenti-fabrikayı alır. Bu anlayışa göre sanayi kentleri temel çalışma alanıdır.

2.  İşçi sınıfının kapsamını tarım sektörü ile sınırlayan anlayışlar

Kapitalizmin tekelci süreçteki eşitsiz gelişiminin bir sonucu olarak imalat sanayinin yeterince geliştirilmediği ve emperyalist sömürünün ağına alınan coğrafyalardaki tarım sektörünü temel alıp, kırda üretim yapan mülkiyetsiz ve az topraklı tarım işçilerini işçi sınıfının kapsamına alanlar ve bununla sınırlayanlar bu tasnife girerler. Burada da temel olarak, kapitalizmin gelişmişliği ile sınıf tanımlanmasına yaklaşım söz konusudur. İşçi sınıfını kır-tarım proletaryası olarak sınırlayan bu yak­laşım bütün çalışmanın merkezine kırı-köyleri alır. Bu anlayışa göre kır çalışması temeldir. Bu tasniflemede de yapılan sınıf tanımlaması, nes­nel sınıf tanımlamasıdır.

3.  İşçi sınıfının kapsamını hizmet sektörü ile sınırlayan anlayışlar

Kapitalizmin merkez-metropol ülkelerindeki gelişmişlik düzeyini temel alarak hizmet sektörünü işçi sınıfını kapsamına alan bakış açı­sıyla sınırlayanlar bu tasnife girer. Bu bakış açısı, kır ve kent ayrımının ortadan kalktığını; tarım ve imalat sektörlerinde otomasyonun gerçek­leştiğini; işçi sınıfının sayıca azaldığını; bunun yerine hizmet sektörü­nün önem kazandığını; işçi sınıfının ortadan kalktığını; mavi yakalıların öneminin azaldığını; bunun yerine hizmet sektöründeki beyaz yakalıla­rın işçi sınıfının kapsamında bulunduğunu ve artık işçi sınıfı yerine 'yeni orta sınıflar'ın oluştuğunu belirterek, işçi sınıfını hizmet sektörü ile sınırlamaktadır. Bu anlayışa göre, merkez-metropol ülkelerin hizmet üretiminin gerçekleştirildiği büro ve işyerleri temeldir. Bu anlayışa göre 'pastadan pay alma' oranını yükseltmek temel amaçtır. Burada da ya­pılan sınıf tanımlaması, yine nesnel sınıf tanımlamasıdır.

  1. İşçi sınıfının kapsamını informal imalat sektörü, işsizler, yok­sullar, kamu-devlet hizmet sektörü ile sınırlayan anlayışlar

Merkezî-formel sektörde çalışan sanayi proletaryasını işçi sınıfının aristokrat kesimi olarak gören, işçi aristokrasisinin temel alınamayaca­ğını, imalat sektörünün ayrıcalıklı, sendikalı kesimlerinin-merkezî fabri­kaların yerine küçük sanayi havzalarında, mahalle atelyelerinde, çev- re-informel imalat işkolunda çalışan 'işçi sınıfının görünmeyen/ görül­meyen kesimlerini', işsizleri, kent yoksullarını, hizmet sektörünü işçi sınıfının kapsamı içerisinde gören anlayışlar da işçi sınıfının kapsamı­nı seçmeci-eklektik bir biçimde ele almaktadır. Bu yaklaşıma sahip olanlar, kenar mahalleleri ve varoşları temel almakta, lümpen, yarı- proleter unsurların konumunu yüceltmektedir.

5.  İmalat sektörünü-tarım sektörü ittifak ile sınırlayan anlayışlar

İmalat sektörünü temel alıp, tarım sektörünü ittifak gücüyle sınır­layan yaklaşımlar da özü itibariyle işçi sınıfını sadece imalatla sınırla­yan yaklaşımlardır. Çünkü ana yönelimleri kentlerdir.

  1. Tarım sektörünü-imalat sektörü ittifakı ile sınırlayan anlayışlar

Tarım sektörünü temel alıp, imalat sektörünü ittifak gücüyle sınır­layan yaklaşımlar da işçi sınıfını tarım sektörüyle sınırlayan yaklaşım­lardır. Ana yönelimleri topraksız/az topraklı/yoksul köylülüktür.

7.  İmalat sektörünü-hizmet sektörü ittifakı ile sınırlayan anlayışlar

İmalat sektörünü temel alıp, hizmet sektörünü ittifak gücüyle sınır­layan yaklaşımlar da işçi sınıfını imalat sektörüyle sınırlayan yaklaşım­lardır. Ana yönelimleri kentlerdir.

8.  Hizmet sektörünü-imalat sektörü ittifakı ile sınırlayan anlayışlar

Hizmet sektörünü temel alıp imalat sektörünü ittifak gücüyle sınır­layan yaklaşımlar da işçi sınıfını hizmet sektörüyle sınırlayan yakla­şımlardır. Ana yönelimleri hizmet işkolundaki işyerleri ve bürolardır.

9.  İşçi sınıfının kapsamını 'halk'-'ezilen' kategorisi ile belirsizleşti- ren anlayışlar

İşçi sınıfını, üretim araçları üzerindeki mülkiyet temelinden yalıtık, üretim süreci ve emek sürecinin dışında genel 'halk' ve 'ezilen' kate­gorisi kapsamına alan yaklaşımlar da vardır. İşçi sınıfını tarihselliğin- den/toplumsallığından/sınıfsallığından soyutlayarak 'tekelci sermaye' dışındaki mülklüleri ve mülksüzleri 'halk bileşenleri', 'ezilenler' içerisin­de gören anlayışlar, işçi sınıfının kapsamını, işçi sınıfının tarihsel/top- lumsal/sınıfsal görevlerini belirsizleştirmekte; işçi sınıfını orta burjuva­ziye, küçükburjuvaziye eşitlemektedir. İşçi sınıfını 'halk', 'ezilen' kate­gorisi içerisinde eriten anlayışlar, devrimci hareketin ve sosyalist hare­ketin genel basıncı üzerinden; ya kırları, ya da kent varoşlarını temel çalışma alanı olarak görmektedir. İşçi sınıfını genel 'halk'-'ezilen' kate­gorisi içerisinde eritip melezleştiren anlayışlar coğrafyamızda oldukça yaygındır ve coğrafyamızdaki devrimci akımlar, giderek popülizme ka­yan bu anlayıştan oldukça etkilenmektedir.

10. İşçi sınıfının kapsamını 'emekçi' kategorisi ile belirsizleştiren anlayışlar

İşçi sınıfının kapsamını, sadece imalat sektörünün merkezi fabrika birimleriyle sınırlayarak, hizmet sektörünü küçükburjuva ya da küçük- burjuvazinin emekçi memur katmanı olarak gören, az topraklı köylülü- ğüde emekçi köylü olarak değerlendiren ve bu sektörel birimleri 'emekçi' kategorisine alarak işçi sınıfını belirsizleştiren anlayışlar da coğrafyamızdaki devrimci-sosyalist hareketin içinde bulunan örgütler, gruplar, çevreler içerisinde oldukça yaygındır.

İşçi Sınıfının Kapsamı Belirlenirken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

a.  Kapitalist üretim tarzının üç ana sektörü imalat-hizmet-tarım Kapitalist üretim tarzında işçi sınıfının kapsamı belirlenirken sa­dece bir sektör (imalat sektörü) temel alınmamalı; üç ana sektör (ima- lat-tarım-hizmet) temel alınmalıdır.

b.  Sektör içi hiyerarşi, bölünme ve rekabet

Her sektör kendi içerisinde homojen değil heterojendir. Her sektö­rün kendi içerisinde bölünmeleri, hiyerarşisi ve rekabeti vardır. Sektör içerisindeki bölünme, hiyerarşi, rekabet sonucunda, her heterojen ke­simin örgütlülük düzeyi ve mücadele seyrine göre ayrıcalıklı- ayrıcalıksız bölümleri oluşmuştur. Sendikal mücadelenin asıl işlevle­rinden birisi de işçi sınıfının hem sektör içi, hem de sektörler arası re­kabetini ortadan kaldırmaktır. Sektör içi ve sektörler arası dayanışma ve kaynaşma sağlanmadan sendikal birliğin sağlanması da neredeyse kangrene dönüştürülmüştür.

c.  Mülksüzleştirilme ve kapitalist ücretlilik sistemi

Üretim (imalat-hizmet-tarım) araçları mülkiyetinden izole edilerek mülksüzleştirilmiş olmak ve kapitalist ücretlilik sistemine dâhil olmak işçi sınıfının kapsamını belirleyen en önemli etkendir. Emek-gücünü kapitalist piyasaya satmaktan başka bir çaresi bulunmayan, ücretlilik dışından başka artı-değer ve rant geliri sağlayacak üretim aracı mülki­yeti olmayan, kapitalist üretim tarzı sektörlerinden birinde üretim ya­panlar işçi sınıfının kapsamı içerisinde yer alır.

d.  İşsizler

İşsizler emek-gücünün yedek-rezervidir. Bu yedek işçi rezervi işçi sınıfının bütünsel kapsamı içerisine alınıp ilgilenilmeyen bir güç olarak ele alınırsa, işçi sınıfının sınıf içi rekabetinde çok önemli dışsal bir baskı unsuru haline getirilebilir. Burjuvazi aynı zamanda düşük ücret politikasını (sömürü oranını yükseltmek) yürütebilmek için, yedek işçi rezervini tehdit ve baskı unsuru olarakta kullanmaktadır. Burjuvazinin, işçi sınıfının yedek-rezervini, işçi sınıfına karşı kullanma politikasına karşı koymanın ilk adımı, işsizleri (mülkiyet ve rant yoluyla burjuva sı­nıf a-küçükburjuva ya da orta burjuva sınıfa-dahil olmamışsa) kolektif işçi sınıfı kapsamına almak; sınıflar mücadelesine çekip eğitmek, işsiz­ler konusunu sınıf savaşımının konularından birisi haline getirmek; ko­lektif işçi sınıfı bilincinin gelişmesi için yoğun mücadele yürütüp, işsiz­ler üzerindeki burjuva ideolojisinin ideolojik hegemonyasını kırmak ol­malıdır. Kolektif işçi sınıfı bilinci geliştirilemediği sürece işsizler lümpen proletaryanın ya da küçükburjuvazinin sınıfsal tavrını sergileyecekler; hatta faşist harekete ve her türlü siyasî gericiliğe kitle tabanı olabile­ceklerdir.

e. Sınıfsal konumunun farkında olma-bilinç ve sınıf bilinci

İnsanlar kendi iradelerinden bağımsız olarak üretim süreci içeri­sinde aldıkları konumlarına göre kapitalist toplumdaki iki ana sınıftan (burjuva sınıfı-işçi sınıfı) birinde yerlerini alırlar. Bu yer alma üretim sü­recinin getirdiği bir sonuçtur. Kısacası nesnel sürecin sonucudur. Nes­nel sürecin farkına varılması, sınıfsal konumun sorgulanması, sınıf mücadelesinin farkına varılması ve bu mücadelede rol almak, sorumlu­luk üstlenmek ve rolünü oynayabilmek bilinç unsuruyla mümkündür. Sınıflar büyük insan kütleleri olduklarından, birbirlerinin deneyimlerin­den yararlanarak ve kendi deneyimlerini de katarak sömürüyü sınır­landırmayı öğrenirler. İşçi sınıfında ekonomik mücadele deneyimi eko- nomizm bilincini doğurur. Sömürünün ortadan kaldırılması sınıf bilincini gerekli kılar. Sömürünün ortadan kaldırılması için mutlaka siyasete ih­tiyaç duyar. Bu ihtiyacının giderilmesi tarih-toplum-devlet-siyaset konu­larında bilimsel bilgi ve entelektüel derinlik gerekmektedir (tarih bilin­ci/sınıf bilinci/ideolojik/teorik/bilimsel mücadele). Üstelik bu gerekliliğin sürekli kılınması zorunludur. Bu zorunluluğa ekonomik bilinç (kendili­ğinden sınıf olma) yanıt veremez; ancak siyasal bilinç yanıt verebilir (kendisi için sınıf olma). Siyasal bilincin üst boyutta yürütülmesi için sendikal araçlar buna cevap veremez. Bunun için siyasal araçlar ge­reklidir. İşçi sınıfının siyasal mücadelesini yürütebilmesi için sınıf bilin­cine sahip unsurların çalışmalarını, deneyimlerini, işçi sınıfının en ileri ve üst siyasal organı olan İşçi Sınıfı Partisi'nde yürütmeleri zorunluluk haline gelir.

Nesnel olarak sınıfsal konum, öznel olarak sınıfsal konumla bü­tünleştirildiğinde (işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin birliği sağ­landığında), işçi sınıfı tarihsel/toplumsal/sınıfsal rollerini oynayabilir; insanlığın bütün alanlarda topyekûn kurtuluşunun önünü açabilir.

Günümüzde Üzerinde Yaşadığımız Coğrafyadaki İşçi Hareketinin-Sendikai Hareketin Sorunları

Günümüzde yaşadığımız coğrafyadaki işçi hareketi, mücadelesini ekonomizm çerçevesinde ve sendikalar aracılığıyla yürütmektedir. Çok parçalı ve sendikal rekabetin etkisinde olan işçi hareketinin sendikal mücadelesi, hem daralmakta; hem zayıflamakta; hem sayısal olarak erimekte; hem güvenilirliğini yitirmekte; hem mevcut kazanımları koru­namamakta; sermayenin saldırıları karşısında ciddî karşı koyuşlar or­taya koyu lamam akta; saldırılara karşı tepkiler cılız ve lokal düzeyde kalmakta; "Kürt Sorunu"nda bağımsız sınıf tavırı geliştiremeyen işçi hareketi-sendikal hareket, burjuvazinin manipüle ettiği şoven ve sosyalşoven bir çizgiye oturmaktadır. Sol, geleneğindeki kemalizm-sol sentezci bakış açısından kopamadığı için de, çok az istisnaların dışın­da şoven ve sosyalşoven çizgi solda egemen hale gelmektedir.

Sendikal harekette;

-Sektörler arası dayanışma yoktur.

-Sektörler arası koordinasyon ve işbirliği yoktur.

-Sektörler arası kaynaşma ve kolektif sınıf olma bilinci yoktur.

-Sektörlerin içerisinde de dayanışma, koordinasyon, işbirliği ve kaynaşma yoktur.

-Saldırılara karşı sektör içi lokal çıkışlar genellikle yenilgiyle so­nuçlanmakta; lokal karşı çıkışlara organize dayanışma, destek gel­memekte, karşı koyuşlar sonuç alıncaya kadar sürdürülememekte, 'biz elimizden geleni yaptık, tepkimizi gösterdik, direnişimizi gösterdik, dı­şarıdan hiçbir destek gelmedi, bize dayatılanı kabul etmek zorunda kaldık' türü değerlendirmelerle karamsarlık üretilmekte, yenilgi kanık­sanır hale gelmektedir.

-Sektör içi ve sektörler arası rekabet ortadan kaldırılamamıştır. Rekabet iki yönlü sürmektedir. Rekabetin birinci boyutu sendikalar arası rekabettir. Aynı işkolu-hatta işyeri içerisinde birden fazla konfe­derasyonun rekabeti söz konusudur. Sektörler arası ve sektör içi hiye­rarşiden kaynaklı sınıf içi rekabet, sınıf içi yabancılaşmayı; duyarsızlık­ları körüklemekte; burjuva ideolojisinin işçi sınıfı içerisinde kök salma­sını ve derinleşmesini sağlamaktadır. Bencillik, duyarsızlık, dayanış­madan kaçış, sınıf bilincinin oluşmasındaki en önemli bariyerler haline gelmektedir. Kapitalizmin yoz ve kozmapolit 'kültür' politikası ve karşı propagandanın işçi sınıfı içinde yarattığı tahribat -yabancılaşma- ayrı­ca hesaba katılmalıdır.

-Sektörler içerisinde yönetici konumundaki profesyonel çalışanla­rın konumu ayrıcalıklı bir meslek haline getirilmiş, kastlaşmış bir sen­dikal bürokrasi oluşturulmuştur. Sendika bürokrasisi her dönemde bu ayrıcalıklı konumunu sürdürmek için çaba sarfetmektedir ve sektör içi ve sektörler arası dayanışma, koordinasyon, işbirliği ve sınıfsal kay­naşmanın önünde en büyük engellerden bir haline gelmiştir. Sektör içinde sendikal alanda örgütlenme başarısı göstermiş olan işçi, belirli bir süre sonra, sendikal örgütlenmenin gereği olan somut bir kazanım görmek ister. Bırakınız yeni kazanımlar elde etmeyi, yapılan saldırılar ile varolan kazanımları da bir bir elinden çıkmaya başlayınca ve kayıp süreci içerisinde üyesi olduğu sendikadan da yeterli karşı koyuş çaba­sını da göremeyince, önce sendikasına kızmaya başlar, bir süre sonra küsmeye ve belirli bir süre sonra da yabancılaşmaya ve sendikasından uzaklaşmaya başlar. Sendikalı olmakla olmamak arasında bir fark ol­madığını hissettiği anda ise sendikasından kopar. İşyeri ile olan çeliş­kilerini de artık kendi özel ilişkileri ile çözmeye çalışır. Eğer işini kay­betmemişse bu ağ burjuva partilerinden eş dost bulma, hemşehricilik ilişkileri, aile çevresi ilişkileri, dinsel/mezhepsel/tarikat ilişkilerine gir­meyi ya da bu ağı kullanmayı gerekli kılar. Kendi bireysel çabaları ile ancak bu ilişkiler ağını devreye sokabilir. Eğer işçi sorunlarının çözüm aracı olarak sendikal örgütlenmeyi bırakıp özel-bireysel ilişkiler geliş­tirmeye başlamışsa burada çok ciddî sorun var demektir. İşçi bireysel ilişkiler ağında çözüm ararken burjuvazide saldırılarını yoğunlaştırmak için fırsatını yakalamış demektir. Burjuvazi yakalamış olduğu bu fırsatı çok iyi değerlendirmektedir. İşçi hareketinin sendikal örgütlenmesini de daha geri zeminlere çekip sendikal mücadele bile veremeyecek duru­ma getirmektedir. Zayıflatılmış, kendi hegemonyasının dışına çıkma­yan, hem mevcut yasalarla, hem de sendikal rekabet sonucu param­parça edilmiş işçi-sendikal hareketin içine düştüğü durumdan burjuvazi memnun görünmektedir. İşçi örgütü olması gereken sendikaların bü­yük bir çoğunluğu ne yazık ki burjuvazinin sivil toplum örgütlerine (NGO) dönüştürülmüştür.

Sendika konfederasyonlarına daha yakından bakıldığında şöyle bir manzara ile karşılaşılmaktadır;

TÜRK-İŞ, işçi hareketi içerisinde milliyetçi/devletçi/sınıf uzlaşmacı bir eğilimi temsil etmektedir. İşçi hareketine, bu krizli durumdan çıkış yolu olarak; ekonomik-sosyal çıkarlarını koruma, geliştirme mücadelesi yerine, ulusal devleti destekleme mücadelesini öne çıkarmaktadır. Bur­juva milliyetçiliği (kemalizm) temel dayanak noktaları olduğu için gö­rüntüde AB karşıtı bir profil çizmeye çalışmaktadır. Kapitalist devlet sektöründe örgütlü bulunan devlet sendikası TÜRK-İŞ, 'KİT'lerin özel­leştirilmesi ile birlikte yoğun bir erime sürecine girmiştir.

HAK-İŞ, işçi hareketi içerisinde liberal-islâmî eğilimi temsil etmek­tedir. TÜRK-İŞ gibi katı devletçi bir profil çizmemekte, işçi hareketine çıkış yolu olarak AB sürecini desteklemeyi önermektedir. HAK-İŞ'in merkezî bürokrasisi, Türkiye'deki tekelci kapitalistlerin temel stratejide uzlaştıkları AB sürecine onay vermektedir. AB ile bütünleşme gerçek­leştirilirse, "gelecek özgürlükler sayesinde" işçi haklarının da gelişip güçleneceğini işçi hareketine dayatan bu eğilim, AB'ye uyum projeleri oluşturma ve bu projeleri hayata geçirmek için (işçi hareketini AB em­peryalizminin kabul edebileceği bir düzeye çekme ve eğitme) AB en­tegrasyon fonlarından euro transfer etmeye çalışmaktadır.

DİSK, geçmişteki tarihsel kimliğini ve bu kimliğe uygun davranışla­rını terk etmiştir. HAK-İŞ'ten farkı söylem düzeyindedir. Bağlı birkaç sendikanın dışında farklı bir ses çıkmamaktadır. Yoğun bir örgütlülüğe sahip değildir. Liberal bir profil çizmeye çalışan DİSK merkezi bürokra­sisi, sendikal krize çıkış yolu olarak HAK-İŞ gibi AB'yi önermektedir. AB konusunda HAK-İŞ'le dönem dönem aynı platformlarda yer almak­tadır. DİSK de HAK-İŞ gibi AB'nin entegrasyon fonlarından beslene­rek, AB burjuvazisinin politikalarına entegre olmaktadır. DİSK'e üye bazı sendikaların; ırkçı-milliyetçi ve dinci siyasî eğilimlerin hâkimiyetin­de bulunması konusu ise ayrı bir gerçekliktir. DİSK merkez kliği işçi sı­nıfının sendikal birliği mücadelesinde sınıfta kaldıktan sonra mevcut "sol" siyasî partilere bir yenisini katmakla meşguldür.

KESK, hizmet işkolunda örgütlenen, başlangıçta 'çalışanların or­tak' örgütlenmesini savunan, sonradan bu savunusundan vazgeçerek devlet hizmet işçilerinin kapsamıyla kendisini sınırlayan ve kendisini 4688 sayılı yasaya tabi gören bir noktaya evrilen, örgütlenmesinde ve yönetiminde en çok sosyalist birimi barındıran ve kendilerini 'kamu ça- lışanlarının-emekçilerinin üst örgütü' olarak gören bir kurumlaşmadır. İlk ortaya çıktığı dönemde, sendikal harekete yeni bir soluk, yeni bir dinamizm ve ivme katan KESK, giderek bu özelliklerinden uzaklaşmış, kapitalist devletin 'toplu görüşme ucubesi'ni-zokasını 'toplu görüşmeyi toplu sözleşmeye çevireceğiz' gerekçesiyle yutmuş, üç kez 'toplu gö­rüşme' masasına oturmuş, ancak bir türlü 'toplu görüşmeyi toplu söz­leşmeye' çevirememiştir. Adeta üye tabanına karşı masaldaki 'Yalancı Çoban' konumuna düşen KESK merkezi yönetimi, sadece güvenilirli­ğini yitirmekle kalmamış, bölünmüş ve "yetkisiz ve etkisiz" bir duruma gelmiştir. KESK kapitalist devletin yoğun baskı ve saldırısı altında, hem de AB'ci liberal solun, reformcu liberal solun kuşatması altında, bu durumdan çıkış politikası üretememektedir. Toplu Görüşme Yetkisi ağırlıklı olarak, ırkçı-mil-liyetçi-devletçi TÜRK KAMU SEN'e geçmiştir.

BAĞIMSIZ SENDİKALAR'ın ise esamesi bile okunmamaktadır.

Sendikal rekabet ve sınıf içi hiyerarşik rekabetin üzerine, Sol grup­lar parselasyonu, islâmî gruplar parselasyonu, ırkçı-milliyetçi gruplar parselasyonu da eklenince, işçi sınıfının genel çıkarının yerine, sendi­kal bürokrasi ile grupların uzlaşmacı çıkarı ikâme edilmektedir. Gruplar sınıfın çıkarlarının ilkesel mücadelesi yerine, grup çıkarı ve seçilme mücadelesini temel mücadele olarak belirledikleri için sendikal bürok­rasiye ve grup temsilcilerine-gruba güvensizlik ortaya çıkmaktadır. Özellikle sol gruplar yaptıkları çalışmayı 'sosyalizm-adına yaptıklarının' ajitasyon ve propagandasını da yaptıkları için tabandaki güvensizlik aynı zamanda sola ve sosyalizme olan güvensizliği de yaratmaktadır.

Yönetim kademeleri hangi grubun ya da gruplar koalisyonunun eline geçerse geçsin genel anlayış ve bürokratik çalışma tarzı değiş- memekte, yapılan saldırılar işçi hareketini ekonomik mücadele bile ve­remeyecek bir alana ve örgütsüzlüğe itmektedir. Türkiye işçi hareketi ve sendikal hareket son 40 yılın en örgütsüz, en güçsüz, en umutsuz, en ufuksuz dönemini yaşamaktadır.

Sınıflar Savaşımında Çatışma Dinamiklerinin Biriktiği Alanlar

Sınıflar savaşımının çatışma dinamikleri tek bir sektörde birikmez. Çatışma dinamiklerini her üç sektörde (imalat-hizmet-tarım) biriktirir.

Sınıflar savaşımı bütün sektörlerde eşit biçimde yürümez. Sendi­kal düzlemde örgütlü kesimlerde toplu sözleşme dönemlerinde bir ha­reketlilik yaşanır. Toplu İş Sözleşmesi imzalandıktan sonra hem de sendikal çalışma, hem sınıflar savaşımı durgunlaşır. Ta ki yeni bir top­lu iş sözleşmesi dönemine ya da kazanılmış haklara yeni bir saldırı oluncaya kadar bu durgunluk sürer.

Kolektif bir işçi sınıfı hareketi oluşturulmadan sınıflar savaşımı bü­tün sektörlerde koordineli bir biçimde yürütülemez. Kolektif işçi sınıfı hareketi, İşçi Sınıfı Partisîrim kurmaylığında sektörlerdeki sınıflar sa­vaşımında taraf olamazsa, sektörler arası dayanışma-koordinasyon- işbirliği-sınıf kaynaşması sağlanamazsa, kolektif/bağımsız işçi sınıfı tavrı sergilenemez. Bir sektörde süren savaşım çatışma dinamiklerini harekete geçirip çatışma bir üst boyuta çıktığında diğer sektörlerden sınıf güçleri çatışma alanlarına sevk edilemez. Böylelikle yalnızlaştırı- lan sektörde çatışan işçi bölüklerinin mücadelesi lokalize kalır ve ye­nilgi âdeta 'kader' halini alır. Çatışma yenilgiyle sonuçlanmasa bile ka­yıplarla sonuçlandırılır ya da 'veba gösterilerek sıtmaya razı edilir.' İş­çiler sendika bürokrasisinin 'vicdanı'na terk edilir.

Son on yıllık dönem içerisinde, bütün sektörlerde yaşanan sınıflar savaşımına kısaca baktığımızda oldukça öğretici dersler vardır.

  1. Özelleştirme saldırısının sonuçlarına kapitalist devletin imalat sektöründe çalışan işçilerin verdiği savaşım, lokal düzeyde kalarak ye­nilgiye uğramıştır. Bu sektörde mülkiyet (kapitalist devlet mülkiyeti- kapitalistlerin ortak mülkiyeti), özelleştirme yoluyla kapitalistlerin birey­sel mülkiyetine dönüştürülmüş, kapitalistler krizlerini aşmak için ortak mülkiyetlerindeki fonlarını güçleri oranında paylaşmışlardır. Bu mülki­yet transferi sektördeki çatışma dinamiklerini beslemiş ve sınıflar sa­vaşımını çatışmaya dönüştürmüştür. 'Özelleştirme saldırısı'na yalnız başına göğüs germek zorunda kalan sektördeki işçi sınıfı çok büyük kayıplar vermiş; hem sendikal örgütlülüğü tasfiye edilmiş; hem de sa­yısal olarak eritilmiştir.
  2. Kapitalist devlet, tarım sektöründeki destekleme alımlarını dur­durmuş, temel ürünlerdeki taban fiyat belirlemelerini kaldırmış, tarım­sal girdi fiyatlarını artırmış, tarımda tekelleşme politikalarını yürürlüğe koymuş, az topraklı yoksul köylülüğü proleterleştirme sürecini işletmeyi temel politikası yapmıştır. Bu durum tarım sektöründe çatışma dina­miklerini beslemiş ve sınıflar savaşımı çatışmaya evrilmiştir. Bu çatış­ma sürecinde proleterleştirilen az topraklı yoksul köylülük yalnızlaştı- rılmış, ya evini-barkını-tarlasını-tapanını satarak kentin varoşlarına göç etmek zorunda kalmış ya da satmak zorunda kaldığı tarlasında ücretli işçi konumuna gelmiştir. Tarım alanındaki çatışma dinamikleri sürekli beslenmektedir. Stratejik ürün üretim alanlarına göre de sınıflar sava­şımı çatışmaya evrilecektir.

c. Kapitalist devletin hizmet işkolu sektöründe, kapitalist devletin saldırı seyrine göre çatışma dinamikleri beslenmekte ve dönem dönem sınıflar savaşımı çatışmaya evrilmektedir. Bu sektörde özelleştirme saldırısının sonuçlarına karşı yoğun bir karşı koyuş yaşanmaktadır. Sektörün içinde yalnızlaşma söz konusudur. Bu sektörün içindeki ula­şım, haberleşme, enerji alanlarında karşı koyuş için koordinasyon, da­yanışma, işbirliği çalışmaları çok cılız kalmıştır ve yapılan saldırıları durdurmaya yetmemiştir. Bu sektördeki sektör içi alanların koordinas­yonu çok zayıftır. Bu alanda en ileri örgütlülük düzeyine sahip olan KESK ne yazık ki görevini yerine getirememekte, gittikçe kan kaybet­mektedir.

d. Bütün sektörlerde çatışma dinamiklerini besleyecek olan genel saldırılar.

Bu saldırıları şöyle sıralayabiliriz: "Özelleştirme saldırısı, *Kamu Yönetimi Temel Kanunu, *Yerel Yönetimler Kanunu, *Personel Rejimi Kanunu, *Sosyal Güvenlik Kanunu, *Genel Sağlık Sigortası, "Kentsel Dönüşüm Projeleri,

"Kentsel ve tarımsal nüfusun Avrupa standartlarına getirilmesi,

"Büyüme ve istihdam politikaları,

*IMF ve Dünya Bankası'nın borç politikaları...

Emek Gücünün Kolektif Niteliği

Kapitalist üretim tarzı, üretim sisteminin doğası gereği emek gü­cüne kolektif bir karakter kazandırır. Üretim süreci bir işçinin bireysel gerçekleştirdiği süreç değil, emeğin kolektif gerçekleştirdiği bir süreçtir.

Kapitalist üretim tarzının üç ana sektöründe de üretim süreci ko­lektif bir karakterde gerçekleştirildiğine göre, emek-gücünün örgütlen­mesi de kolektif bir nitelik taşımak zorundadır.

Kolektif işçi sınıfının üç ana sektöre göre sendikal örgütlenme plânı şöyle olabilir:

Her işkoluna bir sendika, bütün işçiler için tek konfederasyon;

1.  İmalat İşkolu İşçileri Birlik Sendikası,

2.  Hizmet İşkolu İşçileri Birlik Sendikası,

3.  Tarım İşkolu İşçileri Birlik Sendikası.

İşkolu sendikalarının üst örgütü olarak tek konfederasyon (İmalat- Hizmet-Tarım İşkolu İşçileri Birlik Sendikaları Konfederasyonu).

İlk atılacak adım kolektif işçi sınıfının sendikal birliğinin sağlanma­sıdır.

İşçi sınıfının sendikal birliği savaşımını gündemine almayan/ala­mayan bir Sol'un ideolojik-teorik-örgütsel konumu şiddetle sorgulanır. Ayrıca, başarı gösteremez.

Önerilen sendikal düzeydeki örgütlenme tasarısına çeşitli gerek­çelerle karşı çıkan ve kendi dar grup sendikalarını, bu türden kapsayıcı ve işçi sınıfını bütünleştirici önerilerin yerine ikâme etmek isteyen grup­lara da onların da içinde yer alabilecekleri; kolektif olarak alınan karar­lara uymak, görev ve sorumluluklar almak kaydıyla Birleşik l'şçi Cep­hesi örgütlenmesinin altyapısını birlikte örme önerisi sunulur. Birlikte ortak işler yapılır.

Birleşik İşçi Cephesi, işçi hareketinin merkezi birliğini hedefler ve işçi hareketinin merkezi birliği için faaliyet gösterir. Birleşik İşçi Cephe­si, işçi hareketi ile sosyalist hareketin birliği ile sağlanacak olan İşçi Sı­nıfı Hareketi nin oluşturulması mücadelesinde işlevini yerine getirebilir.

İşçi Sınıfı Hareketi-İşçi Sınıfı Partisi-Kongre Yöntemi İlişkisi

Kapitalist toplumda işçi hareketi ekonomizm düzleminde, kendili­ğinden bilince tekabül ettiği düzeyde her zaman vardır. İşçi hareketi, işçi sınıfının olduğu her yerde olagelmiştir. Yaşadığımız coğrafyada iş­çi hareketi İşçi Sınıfı Hareketi olarak algılanmıştır. İşçi Sınıfı Hareketi, kendiliğinden işçi hareketini aşan; ekonomik-sendikal mücadelenin sı­nırlarına hapsolmayan; kapitalizmi devrimci yol ve yöntemlerle yıkmayı ve yerine devrimci işçi iktidarını ve devletini kurmayı (proletarya dikta­törlüğü); kendi devletini ve sınıfları da ortadan kaldırarak sınıf- sız/sömürüsüz/ayrıcalıksız bir dünya komünü oluşturmayı kendisine strateji olarak belirleyen; bu stratejiye uygun taktik-ittifak politikala­rı/savaşım yürüten bir harekettir. İşçi Sınıfı Hareketi nin merkezine koyması gereken iki temel görevi vardır: Birinci görevi, kapitalizmi yık­mak (kapitalist devleti ve kapitalizmin bütün kurumlarını ortadan kal­dırmak) yani devrim; ikinci görevi, işçi devletinin (proletarya diktatörlü­ğünün) kurulması ve sınıfsız topluma geçişin hazırlanması.

Üzerinde yaşadığımız coğrafyada ne yazık ki işçi sınıfı hareketin­den söz etmemiz mümkün değildir. Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi nin oluşturulmasının ilk koşulu İşçi Sınıfı Partisi nin oluşturulmasıdır. İşçi Sınıfı Partisi nin oluşturulmasının ön koşulu ise 'Komünistlerin Birli­ği' n in gerçekleştirilmesidir. II.Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (II.TTKK) yöntemiyle 'Komünistlerin Birliği' yani; Hareketin Merkezi­leşmesi sağlanır; "teşkilâtlar devirlerinden fırka devrine (örgütler dö­nemlerinden parti dönemine) geçilir. İşçi Sınıfı Partisi nin oluşturulma­sıyla birlikte siyasal birlik sağlanacaktır. İşçi Sınıfı Partisi, sosyalist ha­rekete ve işçi hareketine müdahale ederek, her iki hareketin birliğini de sağlayacaktır. Bu müdahalenin bir ürünü olarak Kolektif İşçi Sınıfı Ha­reketi ortaya çıkarılacaktır. Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi, İşçi Sınıfı Parti­sinin kurmaylığında sınıflar savaşımının bütün biçimlerini yürütme ye­teneği kazanacaktır. İşçi Sınıfı Partisi ittifak politikaları ve taktik ma­nevralar geliştirecektir. Bu manevralar sonucu oluşturulacak ilkeleri be­lirlenmiş iktidar aygıtı yaratılacak; bu devrim öncesi iktidar aygıtı, te­kelci burjuvaziyi, burjuvazinin diğer katmanlarından izole ederek yal- nızlaştıracak; tekelci burjuvazinin bütün kurum ve kuruluşlarına son darbeyi vurmanın hazırlığını yürütecektir. Ne yaptığının farkında olabi­len bir Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi ve bu Hareketin ittifak politikası, bur­juva devletini-demokrasisini (diktatörlüğünü) yıkıp ortadan kaldırabilir ve yerine proleter devletini-demokrasisini (diktatörlüğünü) kurabilir. Ancak Kuruculuk sonrası geri dönüşün gerçekleştirilemeyeceği bir or­tam oluşturularak sınıfsız/sömürüsüz/ayrıcalıksız komün toplumuna geçiş sağlanabilir. İşçi Sınıfı Hareketini, işçi hareketinden, sosyalist ha­reketten, devrimci hareketten, ulusal kurtuluş hareketinden ayıran en önemli ayrım noktaları ve nitelik farkı bunlardır.

II.TTKK sözü edilen nitelik farkını ortaya çıkardığı oranda geleceği kazanmanın sigortasını yaratmış olacaktır.

Bu sigortanın oluşturulmasına emek katmak her şeydir; ötesi hiç­bir şeydir.

Tarihî TKP'nin tasfiye edilen Bolşevik Geleneğine ve Geleneğin oluşum yöntemi olan Kongre yöntemine (I.TTKK) sahip çıkan tüm ko­münistler, Geleneğin daha ileri ve geliştirilmiş düzeyde yeniden oluştu­rulması yolunda Kongre yöntemini (II.TTKK) hayata geçirmek için gö­rev başına!

Komünistlerin birliği için II.TTKK.

İşçi Sınıfı Partisi'nin oluşturulması için II.TTKK.

İşçi hareketi ile devrimci-sosyalist hareketin birliği için II.TTKK.

İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği için II.TTKK.

Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi için II.TTKK.

Proleter devrim için II.TTKK.

Devrimci-Kolektif İşçi Sınıfı İktidarı-Devleti için II.TTKK.

Proletarya diktatörlüğünün sönümlendirilerek sınıfsız topluma geçiş

için II.TTKK.

Komünizm için II.TTKK.

12 Ağustos 2006

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.