İşçi Hareketi-Sendikal Hareketin Sorunları Kolektif İşçi Sınıfı Hareketinin Oluşturulması ve II. TTKK Yöntemi
Türkiye coğrafyasındaki devrimci, işçi ve sosyalist hareketteki akımlar, gruplar, çevreler, örgütler kolektif işçi sınıfı kapsamı konusunda ortak bir tanım oluşturamamışlar; bütünlüklü-kolektif kapsam tanımı yapmamışlardır. Değerlendirme ve ölçüt olarak Avrupa işçi sınıfı temel alındığı için 'Avrupamerkezci sınıf bakış açısı' üzerinden değerlendirme yapmışlardır. Marksizm dışı bir yöntem olan 'kıyas yöntemi' ile bulunduğumuz coğrafyadaki sosyal sınıflara bakılmış, bizde de Avru- pa'daki işçi sınıfı gibi bir işçi sınıfının oluşması için, Avrupa düzeyinde bir kapitalist gelişmenin-kalkınmanın yakalanabilmesi beklentisine girilmiş ve hatta işi 'bizde sınıf yoktur' yargısına vardıranlar bile çıkmıştır. Kısacası sosyal-sınıfsal açıdan gelişmenin ölçütü olarak Avrupa işçi sınıfının evrimi temel alınmıştır. Tarihî TKP'nin yaşadığı kısa bir dönem dışında tutulursa, Türkiye coğrafyasındaki işçi sınıfı tahlili ve kapsamının tanımlanması konusunda Avrupamerkezci Marksist bakış açısı (2. Enternasyonal) egemen olmuştur.
Avrupamerkezci ölçütlerle marksizmden kopma girişim ve çalışmaları çoğunlukla aşırı teorisizme kayan saptamalar düzeyinde kalmış, saptamalar analiz süreçlerinden geçirilerek sentezlenememiş ve bilimsel sonuçlarına vardırılamamıştır. Bu kopuşu gerçekleştirmek coğrafyamızdaki Marksistlerin tarihsel zorunlu görevleri arasındadır.
İşçi sınıfının kapsamı kolektif-bilimsel yöntemle ele alınamayınca, işçi sınıfına ilişkin özgün ve bütünsel bir bakış açısı da geliştirilememiştir.
Türkiye coğrafyasındaki devrimci, işçi ve sosyalist hareketteki akımların, işçi sınıfına bakış açılarını kısaca şöyle tasnif edebiliriz:
1. İşçi sınıfının kapsamını imalat sektörü ile sınırlayan anlayışlar
Kapitalizmin ilk gelişim dönemini temel alıp işçi sınıfını imalat sanayi işçileriyle sınırlayanlar bu tasnife girerler. Buradaki temel bakış açısı, işçiyi sadece fabrika işçisi olarak görmektedirler. Manifaktürden fabrikaya geçiş yapan, kapitalizmin ilk gelişim dönemlerine tekabül eden ve kapitalizme ilk itkisini veren meta üretimini yapan işçi 'modern proletarya' olarak algılanmıştır. Modern üretim yapan fabrikalarda çalışan işçi modern üretim yaptığı için 'modern proletarya' olarak tanımlanmıştır. Burada tanımlama yapılırken nesnel sınıf tanımlaması ele alınmış, öznel sınıf tanımlaması gözardı edilmiştir. Oysa modern proletaryadan kasıt, sınıf bilinçli işçi olmak zorunluluğudur. Hem nesnel olarak hem de öznel olarak tanımlanabilecek işçi ancak modern proletarya olabilir. İşçi sınıfını imalat sektörüyle sınırlayan bu yaklaşım bütün çalışmalarının merkezine kenti-fabrikayı alır. Bu anlayışa göre sanayi kentleri temel çalışma alanıdır.
2. İşçi sınıfının kapsamını tarım sektörü ile sınırlayan anlayışlar
Kapitalizmin tekelci süreçteki eşitsiz gelişiminin bir sonucu olarak imalat sanayinin yeterince geliştirilmediği ve emperyalist sömürünün ağına alınan coğrafyalardaki tarım sektörünü temel alıp, kırda üretim yapan mülkiyetsiz ve az topraklı tarım işçilerini işçi sınıfının kapsamına alanlar ve bununla sınırlayanlar bu tasnife girerler. Burada da temel olarak, kapitalizmin gelişmişliği ile sınıf tanımlanmasına yaklaşım söz konusudur. İşçi sınıfını kır-tarım proletaryası olarak sınırlayan bu yaklaşım bütün çalışmanın merkezine kırı-köyleri alır. Bu anlayışa göre kır çalışması temeldir. Bu tasniflemede de yapılan sınıf tanımlaması, nesnel sınıf tanımlamasıdır.
3. İşçi sınıfının kapsamını hizmet sektörü ile sınırlayan anlayışlar
Kapitalizmin merkez-metropol ülkelerindeki gelişmişlik düzeyini temel alarak hizmet sektörünü işçi sınıfını kapsamına alan bakış açısıyla sınırlayanlar bu tasnife girer. Bu bakış açısı, kır ve kent ayrımının ortadan kalktığını; tarım ve imalat sektörlerinde otomasyonun gerçekleştiğini; işçi sınıfının sayıca azaldığını; bunun yerine hizmet sektörünün önem kazandığını; işçi sınıfının ortadan kalktığını; mavi yakalıların öneminin azaldığını; bunun yerine hizmet sektöründeki beyaz yakalıların işçi sınıfının kapsamında bulunduğunu ve artık işçi sınıfı yerine 'yeni orta sınıflar'ın oluştuğunu belirterek, işçi sınıfını hizmet sektörü ile sınırlamaktadır. Bu anlayışa göre, merkez-metropol ülkelerin hizmet üretiminin gerçekleştirildiği büro ve işyerleri temeldir. Bu anlayışa göre 'pastadan pay alma' oranını yükseltmek temel amaçtır. Burada da yapılan sınıf tanımlaması, yine nesnel sınıf tanımlamasıdır.
Merkezî-formel sektörde çalışan sanayi proletaryasını işçi sınıfının aristokrat kesimi olarak gören, işçi aristokrasisinin temel alınamayacağını, imalat sektörünün ayrıcalıklı, sendikalı kesimlerinin-merkezî fabrikaların yerine küçük sanayi havzalarında, mahalle atelyelerinde, çev- re-informel imalat işkolunda çalışan 'işçi sınıfının görünmeyen/ görülmeyen kesimlerini', işsizleri, kent yoksullarını, hizmet sektörünü işçi sınıfının kapsamı içerisinde gören anlayışlar da işçi sınıfının kapsamını seçmeci-eklektik bir biçimde ele almaktadır. Bu yaklaşıma sahip olanlar, kenar mahalleleri ve varoşları temel almakta, lümpen, yarı- proleter unsurların konumunu yüceltmektedir.
5. İmalat sektörünü-tarım sektörü ittifak ile sınırlayan anlayışlar
İmalat sektörünü temel alıp, tarım sektörünü ittifak gücüyle sınırlayan yaklaşımlar da özü itibariyle işçi sınıfını sadece imalatla sınırlayan yaklaşımlardır. Çünkü ana yönelimleri kentlerdir.
Tarım sektörünü temel alıp, imalat sektörünü ittifak gücüyle sınırlayan yaklaşımlar da işçi sınıfını tarım sektörüyle sınırlayan yaklaşımlardır. Ana yönelimleri topraksız/az topraklı/yoksul köylülüktür.
7. İmalat sektörünü-hizmet sektörü ittifakı ile sınırlayan anlayışlar
İmalat sektörünü temel alıp, hizmet sektörünü ittifak gücüyle sınırlayan yaklaşımlar da işçi sınıfını imalat sektörüyle sınırlayan yaklaşımlardır. Ana yönelimleri kentlerdir.
8. Hizmet sektörünü-imalat sektörü ittifakı ile sınırlayan anlayışlar
Hizmet sektörünü temel alıp imalat sektörünü ittifak gücüyle sınırlayan yaklaşımlar da işçi sınıfını hizmet sektörüyle sınırlayan yaklaşımlardır. Ana yönelimleri hizmet işkolundaki işyerleri ve bürolardır.
9. İşçi sınıfının kapsamını 'halk'-'ezilen' kategorisi ile belirsizleşti- ren anlayışlar
İşçi sınıfını, üretim araçları üzerindeki mülkiyet temelinden yalıtık, üretim süreci ve emek sürecinin dışında genel 'halk' ve 'ezilen' kategorisi kapsamına alan yaklaşımlar da vardır. İşçi sınıfını tarihselliğin- den/toplumsallığından/sınıfsallığından soyutlayarak 'tekelci sermaye' dışındaki mülklüleri ve mülksüzleri 'halk bileşenleri', 'ezilenler' içerisinde gören anlayışlar, işçi sınıfının kapsamını, işçi sınıfının tarihsel/top- lumsal/sınıfsal görevlerini belirsizleştirmekte; işçi sınıfını orta burjuvaziye, küçükburjuvaziye eşitlemektedir. İşçi sınıfını 'halk', 'ezilen' kategorisi içerisinde eriten anlayışlar, devrimci hareketin ve sosyalist hareketin genel basıncı üzerinden; ya kırları, ya da kent varoşlarını temel çalışma alanı olarak görmektedir. İşçi sınıfını genel 'halk'-'ezilen' kategorisi içerisinde eritip melezleştiren anlayışlar coğrafyamızda oldukça yaygındır ve coğrafyamızdaki devrimci akımlar, giderek popülizme kayan bu anlayıştan oldukça etkilenmektedir.
10. İşçi sınıfının kapsamını 'emekçi' kategorisi ile belirsizleştiren anlayışlar
İşçi sınıfının kapsamını, sadece imalat sektörünün merkezi fabrika birimleriyle sınırlayarak, hizmet sektörünü küçükburjuva ya da küçük- burjuvazinin emekçi memur katmanı olarak gören, az topraklı köylülü- ğüde emekçi köylü olarak değerlendiren ve bu sektörel birimleri 'emekçi' kategorisine alarak işçi sınıfını belirsizleştiren anlayışlar da coğrafyamızdaki devrimci-sosyalist hareketin içinde bulunan örgütler, gruplar, çevreler içerisinde oldukça yaygındır.
İşçi Sınıfının Kapsamı Belirlenirken Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
a. Kapitalist üretim tarzının üç ana sektörü imalat-hizmet-tarım Kapitalist üretim tarzında işçi sınıfının kapsamı belirlenirken sadece bir sektör (imalat sektörü) temel alınmamalı; üç ana sektör (ima- lat-tarım-hizmet) temel alınmalıdır.
b. Sektör içi hiyerarşi, bölünme ve rekabet
Her sektör kendi içerisinde homojen değil heterojendir. Her sektörün kendi içerisinde bölünmeleri, hiyerarşisi ve rekabeti vardır. Sektör içerisindeki bölünme, hiyerarşi, rekabet sonucunda, her heterojen kesimin örgütlülük düzeyi ve mücadele seyrine göre ayrıcalıklı- ayrıcalıksız bölümleri oluşmuştur. Sendikal mücadelenin asıl işlevlerinden birisi de işçi sınıfının hem sektör içi, hem de sektörler arası rekabetini ortadan kaldırmaktır. Sektör içi ve sektörler arası dayanışma ve kaynaşma sağlanmadan sendikal birliğin sağlanması da neredeyse kangrene dönüştürülmüştür.
c. Mülksüzleştirilme ve kapitalist ücretlilik sistemi
Üretim (imalat-hizmet-tarım) araçları mülkiyetinden izole edilerek mülksüzleştirilmiş olmak ve kapitalist ücretlilik sistemine dâhil olmak işçi sınıfının kapsamını belirleyen en önemli etkendir. Emek-gücünü kapitalist piyasaya satmaktan başka bir çaresi bulunmayan, ücretlilik dışından başka artı-değer ve rant geliri sağlayacak üretim aracı mülkiyeti olmayan, kapitalist üretim tarzı sektörlerinden birinde üretim yapanlar işçi sınıfının kapsamı içerisinde yer alır.
d. İşsizler
İşsizler emek-gücünün yedek-rezervidir. Bu yedek işçi rezervi işçi sınıfının bütünsel kapsamı içerisine alınıp ilgilenilmeyen bir güç olarak ele alınırsa, işçi sınıfının sınıf içi rekabetinde çok önemli dışsal bir baskı unsuru haline getirilebilir. Burjuvazi aynı zamanda düşük ücret politikasını (sömürü oranını yükseltmek) yürütebilmek için, yedek işçi rezervini tehdit ve baskı unsuru olarakta kullanmaktadır. Burjuvazinin, işçi sınıfının yedek-rezervini, işçi sınıfına karşı kullanma politikasına karşı koymanın ilk adımı, işsizleri (mülkiyet ve rant yoluyla burjuva sınıf a-küçükburjuva ya da orta burjuva sınıfa-dahil olmamışsa) kolektif işçi sınıfı kapsamına almak; sınıflar mücadelesine çekip eğitmek, işsizler konusunu sınıf savaşımının konularından birisi haline getirmek; kolektif işçi sınıfı bilincinin gelişmesi için yoğun mücadele yürütüp, işsizler üzerindeki burjuva ideolojisinin ideolojik hegemonyasını kırmak olmalıdır. Kolektif işçi sınıfı bilinci geliştirilemediği sürece işsizler lümpen proletaryanın ya da küçükburjuvazinin sınıfsal tavrını sergileyecekler; hatta faşist harekete ve her türlü siyasî gericiliğe kitle tabanı olabileceklerdir.
e. Sınıfsal konumunun farkında olma-bilinç ve sınıf bilinci
İnsanlar kendi iradelerinden bağımsız olarak üretim süreci içerisinde aldıkları konumlarına göre kapitalist toplumdaki iki ana sınıftan (burjuva sınıfı-işçi sınıfı) birinde yerlerini alırlar. Bu yer alma üretim sürecinin getirdiği bir sonuçtur. Kısacası nesnel sürecin sonucudur. Nesnel sürecin farkına varılması, sınıfsal konumun sorgulanması, sınıf mücadelesinin farkına varılması ve bu mücadelede rol almak, sorumluluk üstlenmek ve rolünü oynayabilmek bilinç unsuruyla mümkündür. Sınıflar büyük insan kütleleri olduklarından, birbirlerinin deneyimlerinden yararlanarak ve kendi deneyimlerini de katarak sömürüyü sınırlandırmayı öğrenirler. İşçi sınıfında ekonomik mücadele deneyimi eko- nomizm bilincini doğurur. Sömürünün ortadan kaldırılması sınıf bilincini gerekli kılar. Sömürünün ortadan kaldırılması için mutlaka siyasete ihtiyaç duyar. Bu ihtiyacının giderilmesi tarih-toplum-devlet-siyaset konularında bilimsel bilgi ve entelektüel derinlik gerekmektedir (tarih bilinci/sınıf bilinci/ideolojik/teorik/bilimsel mücadele). Üstelik bu gerekliliğin sürekli kılınması zorunludur. Bu zorunluluğa ekonomik bilinç (kendiliğinden sınıf olma) yanıt veremez; ancak siyasal bilinç yanıt verebilir (kendisi için sınıf olma). Siyasal bilincin üst boyutta yürütülmesi için sendikal araçlar buna cevap veremez. Bunun için siyasal araçlar gereklidir. İşçi sınıfının siyasal mücadelesini yürütebilmesi için sınıf bilincine sahip unsurların çalışmalarını, deneyimlerini, işçi sınıfının en ileri ve üst siyasal organı olan İşçi Sınıfı Partisi'nde yürütmeleri zorunluluk haline gelir.
Nesnel olarak sınıfsal konum, öznel olarak sınıfsal konumla bütünleştirildiğinde (işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin birliği sağlandığında), işçi sınıfı tarihsel/toplumsal/sınıfsal rollerini oynayabilir; insanlığın bütün alanlarda topyekûn kurtuluşunun önünü açabilir.
Günümüzde Üzerinde Yaşadığımız Coğrafyadaki İşçi Hareketinin-Sendikai Hareketin Sorunları
Günümüzde yaşadığımız coğrafyadaki işçi hareketi, mücadelesini ekonomizm çerçevesinde ve sendikalar aracılığıyla yürütmektedir. Çok parçalı ve sendikal rekabetin etkisinde olan işçi hareketinin sendikal mücadelesi, hem daralmakta; hem zayıflamakta; hem sayısal olarak erimekte; hem güvenilirliğini yitirmekte; hem mevcut kazanımları korunamamakta; sermayenin saldırıları karşısında ciddî karşı koyuşlar ortaya koyu lamam akta; saldırılara karşı tepkiler cılız ve lokal düzeyde kalmakta; "Kürt Sorunu"nda bağımsız sınıf tavırı geliştiremeyen işçi hareketi-sendikal hareket, burjuvazinin manipüle ettiği şoven ve sosyalşoven bir çizgiye oturmaktadır. Sol, geleneğindeki kemalizm-sol sentezci bakış açısından kopamadığı için de, çok az istisnaların dışında şoven ve sosyalşoven çizgi solda egemen hale gelmektedir.
Sendikal harekette;
-Sektörler arası dayanışma yoktur.
-Sektörler arası koordinasyon ve işbirliği yoktur.
-Sektörler arası kaynaşma ve kolektif sınıf olma bilinci yoktur.
-Sektörlerin içerisinde de dayanışma, koordinasyon, işbirliği ve kaynaşma yoktur.
-Saldırılara karşı sektör içi lokal çıkışlar genellikle yenilgiyle sonuçlanmakta; lokal karşı çıkışlara organize dayanışma, destek gelmemekte, karşı koyuşlar sonuç alıncaya kadar sürdürülememekte, 'biz elimizden geleni yaptık, tepkimizi gösterdik, direnişimizi gösterdik, dışarıdan hiçbir destek gelmedi, bize dayatılanı kabul etmek zorunda kaldık' türü değerlendirmelerle karamsarlık üretilmekte, yenilgi kanıksanır hale gelmektedir.
-Sektör içi ve sektörler arası rekabet ortadan kaldırılamamıştır. Rekabet iki yönlü sürmektedir. Rekabetin birinci boyutu sendikalar arası rekabettir. Aynı işkolu-hatta işyeri içerisinde birden fazla konfederasyonun rekabeti söz konusudur. Sektörler arası ve sektör içi hiyerarşiden kaynaklı sınıf içi rekabet, sınıf içi yabancılaşmayı; duyarsızlıkları körüklemekte; burjuva ideolojisinin işçi sınıfı içerisinde kök salmasını ve derinleşmesini sağlamaktadır. Bencillik, duyarsızlık, dayanışmadan kaçış, sınıf bilincinin oluşmasındaki en önemli bariyerler haline gelmektedir. Kapitalizmin yoz ve kozmapolit 'kültür' politikası ve karşı propagandanın işçi sınıfı içinde yarattığı tahribat -yabancılaşma- ayrıca hesaba katılmalıdır.
-Sektörler içerisinde yönetici konumundaki profesyonel çalışanların konumu ayrıcalıklı bir meslek haline getirilmiş, kastlaşmış bir sendikal bürokrasi oluşturulmuştur. Sendika bürokrasisi her dönemde bu ayrıcalıklı konumunu sürdürmek için çaba sarfetmektedir ve sektör içi ve sektörler arası dayanışma, koordinasyon, işbirliği ve sınıfsal kaynaşmanın önünde en büyük engellerden bir haline gelmiştir. Sektör içinde sendikal alanda örgütlenme başarısı göstermiş olan işçi, belirli bir süre sonra, sendikal örgütlenmenin gereği olan somut bir kazanım görmek ister. Bırakınız yeni kazanımlar elde etmeyi, yapılan saldırılar ile varolan kazanımları da bir bir elinden çıkmaya başlayınca ve kayıp süreci içerisinde üyesi olduğu sendikadan da yeterli karşı koyuş çabasını da göremeyince, önce sendikasına kızmaya başlar, bir süre sonra küsmeye ve belirli bir süre sonra da yabancılaşmaya ve sendikasından uzaklaşmaya başlar. Sendikalı olmakla olmamak arasında bir fark olmadığını hissettiği anda ise sendikasından kopar. İşyeri ile olan çelişkilerini de artık kendi özel ilişkileri ile çözmeye çalışır. Eğer işini kaybetmemişse bu ağ burjuva partilerinden eş dost bulma, hemşehricilik ilişkileri, aile çevresi ilişkileri, dinsel/mezhepsel/tarikat ilişkilerine girmeyi ya da bu ağı kullanmayı gerekli kılar. Kendi bireysel çabaları ile ancak bu ilişkiler ağını devreye sokabilir. Eğer işçi sorunlarının çözüm aracı olarak sendikal örgütlenmeyi bırakıp özel-bireysel ilişkiler geliştirmeye başlamışsa burada çok ciddî sorun var demektir. İşçi bireysel ilişkiler ağında çözüm ararken burjuvazide saldırılarını yoğunlaştırmak için fırsatını yakalamış demektir. Burjuvazi yakalamış olduğu bu fırsatı çok iyi değerlendirmektedir. İşçi hareketinin sendikal örgütlenmesini de daha geri zeminlere çekip sendikal mücadele bile veremeyecek duruma getirmektedir. Zayıflatılmış, kendi hegemonyasının dışına çıkmayan, hem mevcut yasalarla, hem de sendikal rekabet sonucu paramparça edilmiş işçi-sendikal hareketin içine düştüğü durumdan burjuvazi memnun görünmektedir. İşçi örgütü olması gereken sendikaların büyük bir çoğunluğu ne yazık ki burjuvazinin sivil toplum örgütlerine (NGO) dönüştürülmüştür.
Sendika konfederasyonlarına daha yakından bakıldığında şöyle bir manzara ile karşılaşılmaktadır;
TÜRK-İŞ, işçi hareketi içerisinde milliyetçi/devletçi/sınıf uzlaşmacı bir eğilimi temsil etmektedir. İşçi hareketine, bu krizli durumdan çıkış yolu olarak; ekonomik-sosyal çıkarlarını koruma, geliştirme mücadelesi yerine, ulusal devleti destekleme mücadelesini öne çıkarmaktadır. Burjuva milliyetçiliği (kemalizm) temel dayanak noktaları olduğu için görüntüde AB karşıtı bir profil çizmeye çalışmaktadır. Kapitalist devlet sektöründe örgütlü bulunan devlet sendikası TÜRK-İŞ, 'KİT'lerin özelleştirilmesi ile birlikte yoğun bir erime sürecine girmiştir.
HAK-İŞ, işçi hareketi içerisinde liberal-islâmî eğilimi temsil etmektedir. TÜRK-İŞ gibi katı devletçi bir profil çizmemekte, işçi hareketine çıkış yolu olarak AB sürecini desteklemeyi önermektedir. HAK-İŞ'in merkezî bürokrasisi, Türkiye'deki tekelci kapitalistlerin temel stratejide uzlaştıkları AB sürecine onay vermektedir. AB ile bütünleşme gerçekleştirilirse, "gelecek özgürlükler sayesinde" işçi haklarının da gelişip güçleneceğini işçi hareketine dayatan bu eğilim, AB'ye uyum projeleri oluşturma ve bu projeleri hayata geçirmek için (işçi hareketini AB emperyalizminin kabul edebileceği bir düzeye çekme ve eğitme) AB entegrasyon fonlarından euro transfer etmeye çalışmaktadır.
DİSK, geçmişteki tarihsel kimliğini ve bu kimliğe uygun davranışlarını terk etmiştir. HAK-İŞ'ten farkı söylem düzeyindedir. Bağlı birkaç sendikanın dışında farklı bir ses çıkmamaktadır. Yoğun bir örgütlülüğe sahip değildir. Liberal bir profil çizmeye çalışan DİSK merkezi bürokrasisi, sendikal krize çıkış yolu olarak HAK-İŞ gibi AB'yi önermektedir. AB konusunda HAK-İŞ'le dönem dönem aynı platformlarda yer almaktadır. DİSK de HAK-İŞ gibi AB'nin entegrasyon fonlarından beslenerek, AB burjuvazisinin politikalarına entegre olmaktadır. DİSK'e üye bazı sendikaların; ırkçı-milliyetçi ve dinci siyasî eğilimlerin hâkimiyetinde bulunması konusu ise ayrı bir gerçekliktir. DİSK merkez kliği işçi sınıfının sendikal birliği mücadelesinde sınıfta kaldıktan sonra mevcut "sol" siyasî partilere bir yenisini katmakla meşguldür.
KESK, hizmet işkolunda örgütlenen, başlangıçta 'çalışanların ortak' örgütlenmesini savunan, sonradan bu savunusundan vazgeçerek devlet hizmet işçilerinin kapsamıyla kendisini sınırlayan ve kendisini 4688 sayılı yasaya tabi gören bir noktaya evrilen, örgütlenmesinde ve yönetiminde en çok sosyalist birimi barındıran ve kendilerini 'kamu ça- lışanlarının-emekçilerinin üst örgütü' olarak gören bir kurumlaşmadır. İlk ortaya çıktığı dönemde, sendikal harekete yeni bir soluk, yeni bir dinamizm ve ivme katan KESK, giderek bu özelliklerinden uzaklaşmış, kapitalist devletin 'toplu görüşme ucubesi'ni-zokasını 'toplu görüşmeyi toplu sözleşmeye çevireceğiz' gerekçesiyle yutmuş, üç kez 'toplu görüşme' masasına oturmuş, ancak bir türlü 'toplu görüşmeyi toplu sözleşmeye' çevirememiştir. Adeta üye tabanına karşı masaldaki 'Yalancı Çoban' konumuna düşen KESK merkezi yönetimi, sadece güvenilirliğini yitirmekle kalmamış, bölünmüş ve "yetkisiz ve etkisiz" bir duruma gelmiştir. KESK kapitalist devletin yoğun baskı ve saldırısı altında, hem de AB'ci liberal solun, reformcu liberal solun kuşatması altında, bu durumdan çıkış politikası üretememektedir. Toplu Görüşme Yetkisi ağırlıklı olarak, ırkçı-mil-liyetçi-devletçi TÜRK KAMU SEN'e geçmiştir.
BAĞIMSIZ SENDİKALAR'ın ise esamesi bile okunmamaktadır.
Sendikal rekabet ve sınıf içi hiyerarşik rekabetin üzerine, Sol gruplar parselasyonu, islâmî gruplar parselasyonu, ırkçı-milliyetçi gruplar parselasyonu da eklenince, işçi sınıfının genel çıkarının yerine, sendikal bürokrasi ile grupların uzlaşmacı çıkarı ikâme edilmektedir. Gruplar sınıfın çıkarlarının ilkesel mücadelesi yerine, grup çıkarı ve seçilme mücadelesini temel mücadele olarak belirledikleri için sendikal bürokrasiye ve grup temsilcilerine-gruba güvensizlik ortaya çıkmaktadır. Özellikle sol gruplar yaptıkları çalışmayı 'sosyalizm-adına yaptıklarının' ajitasyon ve propagandasını da yaptıkları için tabandaki güvensizlik aynı zamanda sola ve sosyalizme olan güvensizliği de yaratmaktadır.
Yönetim kademeleri hangi grubun ya da gruplar koalisyonunun eline geçerse geçsin genel anlayış ve bürokratik çalışma tarzı değiş- memekte, yapılan saldırılar işçi hareketini ekonomik mücadele bile veremeyecek bir alana ve örgütsüzlüğe itmektedir. Türkiye işçi hareketi ve sendikal hareket son 40 yılın en örgütsüz, en güçsüz, en umutsuz, en ufuksuz dönemini yaşamaktadır.
Sınıflar Savaşımında Çatışma Dinamiklerinin Biriktiği Alanlar
Sınıflar savaşımının çatışma dinamikleri tek bir sektörde birikmez. Çatışma dinamiklerini her üç sektörde (imalat-hizmet-tarım) biriktirir.
Sınıflar savaşımı bütün sektörlerde eşit biçimde yürümez. Sendikal düzlemde örgütlü kesimlerde toplu sözleşme dönemlerinde bir hareketlilik yaşanır. Toplu İş Sözleşmesi imzalandıktan sonra hem de sendikal çalışma, hem sınıflar savaşımı durgunlaşır. Ta ki yeni bir toplu iş sözleşmesi dönemine ya da kazanılmış haklara yeni bir saldırı oluncaya kadar bu durgunluk sürer.
Kolektif bir işçi sınıfı hareketi oluşturulmadan sınıflar savaşımı bütün sektörlerde koordineli bir biçimde yürütülemez. Kolektif işçi sınıfı hareketi, İşçi Sınıfı Partisîrim kurmaylığında sektörlerdeki sınıflar savaşımında taraf olamazsa, sektörler arası dayanışma-koordinasyon- işbirliği-sınıf kaynaşması sağlanamazsa, kolektif/bağımsız işçi sınıfı tavrı sergilenemez. Bir sektörde süren savaşım çatışma dinamiklerini harekete geçirip çatışma bir üst boyuta çıktığında diğer sektörlerden sınıf güçleri çatışma alanlarına sevk edilemez. Böylelikle yalnızlaştırı- lan sektörde çatışan işçi bölüklerinin mücadelesi lokalize kalır ve yenilgi âdeta 'kader' halini alır. Çatışma yenilgiyle sonuçlanmasa bile kayıplarla sonuçlandırılır ya da 'veba gösterilerek sıtmaya razı edilir.' İşçiler sendika bürokrasisinin 'vicdanı'na terk edilir.
Son on yıllık dönem içerisinde, bütün sektörlerde yaşanan sınıflar savaşımına kısaca baktığımızda oldukça öğretici dersler vardır.
c. Kapitalist devletin hizmet işkolu sektöründe, kapitalist devletin saldırı seyrine göre çatışma dinamikleri beslenmekte ve dönem dönem sınıflar savaşımı çatışmaya evrilmektedir. Bu sektörde özelleştirme saldırısının sonuçlarına karşı yoğun bir karşı koyuş yaşanmaktadır. Sektörün içinde yalnızlaşma söz konusudur. Bu sektörün içindeki ulaşım, haberleşme, enerji alanlarında karşı koyuş için koordinasyon, dayanışma, işbirliği çalışmaları çok cılız kalmıştır ve yapılan saldırıları durdurmaya yetmemiştir. Bu sektördeki sektör içi alanların koordinasyonu çok zayıftır. Bu alanda en ileri örgütlülük düzeyine sahip olan KESK ne yazık ki görevini yerine getirememekte, gittikçe kan kaybetmektedir.
d. Bütün sektörlerde çatışma dinamiklerini besleyecek olan genel saldırılar.
Bu saldırıları şöyle sıralayabiliriz: "Özelleştirme saldırısı, *Kamu Yönetimi Temel Kanunu, *Yerel Yönetimler Kanunu, *Personel Rejimi Kanunu, *Sosyal Güvenlik Kanunu, *Genel Sağlık Sigortası, "Kentsel Dönüşüm Projeleri,
"Kentsel ve tarımsal nüfusun Avrupa standartlarına getirilmesi,
"Büyüme ve istihdam politikaları,
*IMF ve Dünya Bankası'nın borç politikaları...
Emek Gücünün Kolektif Niteliği
Kapitalist üretim tarzı, üretim sisteminin doğası gereği emek gücüne kolektif bir karakter kazandırır. Üretim süreci bir işçinin bireysel gerçekleştirdiği süreç değil, emeğin kolektif gerçekleştirdiği bir süreçtir.
Kapitalist üretim tarzının üç ana sektöründe de üretim süreci kolektif bir karakterde gerçekleştirildiğine göre, emek-gücünün örgütlenmesi de kolektif bir nitelik taşımak zorundadır.
Kolektif işçi sınıfının üç ana sektöre göre sendikal örgütlenme plânı şöyle olabilir:
Her işkoluna bir sendika, bütün işçiler için tek konfederasyon;
1. İmalat İşkolu İşçileri Birlik Sendikası,
2. Hizmet İşkolu İşçileri Birlik Sendikası,
3. Tarım İşkolu İşçileri Birlik Sendikası.
İşkolu sendikalarının üst örgütü olarak tek konfederasyon (İmalat- Hizmet-Tarım İşkolu İşçileri Birlik Sendikaları Konfederasyonu).
İlk atılacak adım kolektif işçi sınıfının sendikal birliğinin sağlanmasıdır.
İşçi sınıfının sendikal birliği savaşımını gündemine almayan/alamayan bir Sol'un ideolojik-teorik-örgütsel konumu şiddetle sorgulanır. Ayrıca, başarı gösteremez.
Önerilen sendikal düzeydeki örgütlenme tasarısına çeşitli gerekçelerle karşı çıkan ve kendi dar grup sendikalarını, bu türden kapsayıcı ve işçi sınıfını bütünleştirici önerilerin yerine ikâme etmek isteyen gruplara da onların da içinde yer alabilecekleri; kolektif olarak alınan kararlara uymak, görev ve sorumluluklar almak kaydıyla Birleşik l'şçi Cephesi örgütlenmesinin altyapısını birlikte örme önerisi sunulur. Birlikte ortak işler yapılır.
Birleşik İşçi Cephesi, işçi hareketinin merkezi birliğini hedefler ve işçi hareketinin merkezi birliği için faaliyet gösterir. Birleşik İşçi Cephesi, işçi hareketi ile sosyalist hareketin birliği ile sağlanacak olan İşçi Sınıfı Hareketi nin oluşturulması mücadelesinde işlevini yerine getirebilir.
İşçi Sınıfı Hareketi-İşçi Sınıfı Partisi-Kongre Yöntemi İlişkisi
Kapitalist toplumda işçi hareketi ekonomizm düzleminde, kendiliğinden bilince tekabül ettiği düzeyde her zaman vardır. İşçi hareketi, işçi sınıfının olduğu her yerde olagelmiştir. Yaşadığımız coğrafyada işçi hareketi İşçi Sınıfı Hareketi olarak algılanmıştır. İşçi Sınıfı Hareketi, kendiliğinden işçi hareketini aşan; ekonomik-sendikal mücadelenin sınırlarına hapsolmayan; kapitalizmi devrimci yol ve yöntemlerle yıkmayı ve yerine devrimci işçi iktidarını ve devletini kurmayı (proletarya diktatörlüğü); kendi devletini ve sınıfları da ortadan kaldırarak sınıf- sız/sömürüsüz/ayrıcalıksız bir dünya komünü oluşturmayı kendisine strateji olarak belirleyen; bu stratejiye uygun taktik-ittifak politikaları/savaşım yürüten bir harekettir. İşçi Sınıfı Hareketi nin merkezine koyması gereken iki temel görevi vardır: Birinci görevi, kapitalizmi yıkmak (kapitalist devleti ve kapitalizmin bütün kurumlarını ortadan kaldırmak) yani devrim; ikinci görevi, işçi devletinin (proletarya diktatörlüğünün) kurulması ve sınıfsız topluma geçişin hazırlanması.
Üzerinde yaşadığımız coğrafyada ne yazık ki işçi sınıfı hareketinden söz etmemiz mümkün değildir. Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi nin oluşturulmasının ilk koşulu İşçi Sınıfı Partisi nin oluşturulmasıdır. İşçi Sınıfı Partisi nin oluşturulmasının ön koşulu ise 'Komünistlerin Birliği' n in gerçekleştirilmesidir. II.Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi (II.TTKK) yöntemiyle 'Komünistlerin Birliği' yani; Hareketin Merkezileşmesi sağlanır; "teşkilâtlar devirlerinden fırka devrine (örgütler dönemlerinden parti dönemine) geçilir. İşçi Sınıfı Partisi nin oluşturulmasıyla birlikte siyasal birlik sağlanacaktır. İşçi Sınıfı Partisi, sosyalist harekete ve işçi hareketine müdahale ederek, her iki hareketin birliğini de sağlayacaktır. Bu müdahalenin bir ürünü olarak Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi ortaya çıkarılacaktır. Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi, İşçi Sınıfı Partisinin kurmaylığında sınıflar savaşımının bütün biçimlerini yürütme yeteneği kazanacaktır. İşçi Sınıfı Partisi ittifak politikaları ve taktik manevralar geliştirecektir. Bu manevralar sonucu oluşturulacak ilkeleri belirlenmiş iktidar aygıtı yaratılacak; bu devrim öncesi iktidar aygıtı, tekelci burjuvaziyi, burjuvazinin diğer katmanlarından izole ederek yal- nızlaştıracak; tekelci burjuvazinin bütün kurum ve kuruluşlarına son darbeyi vurmanın hazırlığını yürütecektir. Ne yaptığının farkında olabilen bir Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi ve bu Hareketin ittifak politikası, burjuva devletini-demokrasisini (diktatörlüğünü) yıkıp ortadan kaldırabilir ve yerine proleter devletini-demokrasisini (diktatörlüğünü) kurabilir. Ancak Kuruculuk sonrası geri dönüşün gerçekleştirilemeyeceği bir ortam oluşturularak sınıfsız/sömürüsüz/ayrıcalıksız komün toplumuna geçiş sağlanabilir. İşçi Sınıfı Hareketini, işçi hareketinden, sosyalist hareketten, devrimci hareketten, ulusal kurtuluş hareketinden ayıran en önemli ayrım noktaları ve nitelik farkı bunlardır.
II.TTKK sözü edilen nitelik farkını ortaya çıkardığı oranda geleceği kazanmanın sigortasını yaratmış olacaktır.
Bu sigortanın oluşturulmasına emek katmak her şeydir; ötesi hiçbir şeydir.
Tarihî TKP'nin tasfiye edilen Bolşevik Geleneğine ve Geleneğin oluşum yöntemi olan Kongre yöntemine (I.TTKK) sahip çıkan tüm komünistler, Geleneğin daha ileri ve geliştirilmiş düzeyde yeniden oluşturulması yolunda Kongre yöntemini (II.TTKK) hayata geçirmek için görev başına!
Komünistlerin birliği için II.TTKK.
İşçi Sınıfı Partisi'nin oluşturulması için II.TTKK.
İşçi hareketi ile devrimci-sosyalist hareketin birliği için II.TTKK.
İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği için II.TTKK.
Kolektif İşçi Sınıfı Hareketi için II.TTKK.
Proleter devrim için II.TTKK.
Devrimci-Kolektif İşçi Sınıfı İktidarı-Devleti için II.TTKK.
Proletarya diktatörlüğünün sönümlendirilerek sınıfsız topluma geçiş
için II.TTKK.
Komünizm için II.TTKK.
12 Ağustos 2006
