Marx ve Engels'te Doğu (Osmanlı) Sorunu

Suha Bulut

Karl Marx ve Friedrich Engels tarafından 1852-56 yılları arsında "Kırım savaşı ve bu savaşa öngelen olaylar dolayısıyla" yazılan ve bü­yük kısmı New York Daily Tribüne'de yayımlanmış yazılar, yaklaşık 750 s., "Doğu Sorunu (Türkiye)" adı altında Türkçeye çevrilerek çoktan kitaplaşmış bulunuyor. Yazılarda "Doğu" diye nitelendirilen asıl olarak "Osmanlı Sorunu"dur. K. Marx daha ziyade "Türkiye" kategorik ad­landırmayı tercih etmiştir. (Sol Yn., Ank, 1977)

Bu kitapta "Doğu Sorunu" tartışmasında, Marx'ın o meşhur "Grundrisse (Ekonomi Politik'in Eleştirisi için Ön Çalışma)"eserinde (Bi­rikim Yn., ist., 1979) anahatları verilmiş olan kamusal toprak mülkiyetinde olup feodalite'den farklılık gösteren ve Uygarlığa (burjuva gelişme di­namiğine) kapalı olduğu savlanan Doğu Toplumlarının özgün üretim biçimi Asyatik Tarz değildir söz konusu olan. Şüphesiz Marksist teori­de böyle bir özgün-ayrıksı üretim tarzı tartışması var ve sürüyor. An­cak burada konu bile edilmemiştir.

Kısa detaylar halinde konuların işlendiği, açık, kesin ve özlü edebî ürünler olan bu yazılarda Doğu Osmanlı toplumu ve buradaki halklar, kurumlar üzerinde değerlendirmeler ve analizler yapılmakta olduğunu görüyoruz. Düşününüz, Alman kökenli iki Avrupalı bilim adamı, Adriyatik'ten Hindistan'a kadar Doğu Osmanlı Devleti ve top­lumunun, son yüzyıllarında odaklanarak, yazmaktadırlar. Ta Atlantik ötesinde Amerikan kamuoyunda düşüncelerini paylaşmaktadırlar.

Marx ve Engels'in işbu Osmanlı Sorunu üzerine yazarlarken kay­nakları nelerdir? Görebildiğimiz kadarıyla bir "Hammer Tarihi'Var. Ay­rıca Türkiye Tarihi ve Edebiyatı konusunda bilgi sahibi olmalarını Al­man dil bilgini ve eleştirmelere bağlıyorlar. Osmanlı toplumsal koşulla­rı hakkında da İngiliz tacirlerinden ve Osmanlı'ya yerleşmiş "İngiliz­lerden bilgi aldıklarını söylüyorlar. Politik değerlendirmelerini yapar­ken ise diplomatik ve ticari kimi vesika, mektup ve telgraflardan yarar­landıkları anlaşılıyor.

Her ne kadar yazılarının birikimi sonucu ortaya çıkan bu dev ha­cimli eserde, doğal olarak kimi eksikler, belirsizlikler ve yanlışlar var­sa da, özellikle son yüzyıldaki toplumsal tarih dinamiğimiz hakkında kesin fikir yürütmelerine ve görüş derinliklerine hayranlık duymamak elde değildir.

Avrupa Devrimi Merkezli -Üç Sacayaklı Denklem

Marx ve Engels'te "Doğu Sorunu", Kıta Avrupası, Çarlık Rusyası ve Osmanlı İmparatorluğu olmak üzere üç sacayaklı bir denklem üze­rine oturmaktadır.

"Doğu Sorunu"nda pozitif ya da negatif kimi değerlendirmeler ya- parken-yargılara varırken hep "Avrupa devrimi" penceresinden bak­maktadırlar.

Yalnız bu devrim işbu mektup-makalelerini kaleme almadan önce yazmış oldukları "Manifesto" adlı ortak eserlerinde geçtiği şekliyle bir tarafta proleterlerin karşı tarafta burjuvalara karşı verecekleri sınıf mü­cadeleleri sonucunda erişilecek olan ve tüm Avrupa mülk sahibi- egemen sınıflarının titrediği bir "komünist devrim" değildir.

Bunun yerine "Devrim ve Demokrasi", "Devrimci Demokrasi" ya da salt Avrupa için "Devrim" kavramını kullanıyorlar.

Proletarya ise kavram olarak sadece bir yerde, "devrimin en bü­yük hayat gücü, parlayan zırhı içinde elinde kılıcıyla Olimpos Dağının tepesinden gelen bir Minerva" şeklinde Yunan mitolojisine bulaşık bir tanımlama yapılarak veriliyor.

Oldukça zengin değerlendirmelerini kısaca toparlamaya çalışabili­riz. Osmanlı İmparatorluğu'nun çürümekte olduğu görülüyor. Ek ola­rak Avrupa ile Çarlık Rusya'sı arasında, özellikle Orta Asya Hint'e ka­dar uzanan coğrafik alanda ticari rekabet nedeniyle gerek etkin olmak hatta gerek parçalanmak için politik ve askersel rekabet alanıdır ayni zamanda. İmparatorluk, (çünkü özellikle Doğu Ticaretinin kilidi İstan­bul ile Karadeniz-Trabzon'dur),

İşte, Marx ve Engels burada bir tarafta Avrupa devrim-demokrasi dinamiği öte yanda ise Rusya ve mutlakiyetçiliğini karşı karşıya getiri­yorlar. Rusya'nın Osmanlı'ya galebesi sonucu büyümesi "Avrupa dev­rimi" için bir felâket olacaktır, diyorlar. Öyle ki, "devrimci-demokrasi" ile "İngiltere (Kapitalizmi-sb)"çıkarları burada çakıştığından bu durum engellenmelidir, diye ekliyorlar. "Doğu (Osmanlı) Sorunu"na bakışları böyle "devrimci-demokrasi" perspektiflidir.

Marx'ın ve Engels'in Rusya karşısında Osmanlı'nın mevcut STATUOUO'sunu yeğlemeleri, Yalçın Küçük'ün "Aydın Üzerine Tez­lerde belirttiğinin aksine, Türkofil (Türkiye çıkarları siyaset yanlısı ol- mak-sb)likleri ile hiç ilintili değildir. Aksine Osmanlı'yı, O'nun çürüme dinamiğini de gözler önüne sererek, kimine katılamayacağını iğreti ifadelerle eleştiriyorlar.

Çünkü bu konudaki değerlendirmelerinde, parmak basılması ge­rekli bir ikinci yön daha var. Birincisiyle tezatlı görünse de, onunla kopmaz bir bütünlük oluşturmakta. O da şudur: Eğer Osmanlı dağıla- caksa, özellikle Avrupa Osmanlı'sında yaklaşık 12 milyonluk Slavlar,

Yunanlar, Ulahlar (Eflak halkı) ve Arnavutlar'ın üzerinde 1 milyonluk "Türk" egemenliğinin kurulduğu bu coğrafyada, dinsel, ırksal, kültü­rel, dilsel, toplumsal-tarihi özellikleriyle birbirine yakın ya da özdeş hristiyan halkların yaşadığı Balkanlar-Trakya-Yugoslavya-Yunanistan coğrafyasında, Osmanlı'dan Rusya'nın güdüm ve egemenliğinde ol­mayan federal ya da bağımsız devletler biçimindeki kopuşları onaylı­yorlar Marx ve Engels. Örnek olsun "Osmanlı Despotik egemenliği"ne karşı bir Balkanlar-Trakya Federasyonu'nu seçenek olarak tercih edi­yorlar.

Bu meyanda Yunan ve Sırp bağımsızlık erekli ayaklanmaları "dev­rim" kapsamında değerlendirdikleri gibi, bir yandan da "...bir federal Slav Cumhuriyetleri devleti kurmak suretiyle Osmanlı İmparatorluğunu yeni bir yapıya sokmaktan" söz ediyorlar.

Ermeni Sorunu ve Osmanlı

"Avrupa devrimi" perspektifinden bakarak da olsa, Rusya Çarlığı­nın Osmanlı İmparatorluğu'ndaki hristiyan tebaa'yı korumak bahane­siyle, özellikle Küçük Kaynarca Antlaşmasına dayanan "söz sahibi ol­ma" politikası karşısında apolitik "uyuyan" Avrupa'yı uyarıyorlar. Anlı­yoruz!

Yine anlamak zorunda olduğumuz ayni "sorun"un bir başka veçhesinin de, global ve ulusal-aktüel politik yakıcılıkta kendini göste­rerek, bulunduğudur. Evet, Ermeni Sorunu! Gerçekten de Marx ve Engels, yazı-makalelerinde Osmanlıya bağımlı yaşayan halklardan Ermeniler ve Ermenistan'ı da; bu isimleriyle çeşitli yerlerde zikrederek "Doğu Sorunu" içinde mütalaa ediyorlar.

Nasıl olmasın, "Doğu Sorunu" Avrupa ile Rusya'nın Osmanlı üze­rindeki rekabeti sorununa bağlı olarak ortaya çıkacak, bu rekabetin sonuçlarına bağlı politik eksende şekillenecek, bu eksende gerekirse Konstantina polis (İstanbul) merkezli BAS-EMPİRE (Nova Ro­ma/Bizans) ihya edilecek, Karadeniz-Trabzon burada ikinci kilit merkez olacak ve anılan coğrafyada sınaî, ticarî ve tarımsal üretimde başat ve nüfus olarak yoğun Ermeni halkının sorunu gündemde olmayacak?

Marx, aynen şöyle yazıyor: "İstanbul, Batı ile Doğu arasında ku­rulmuş altın bir köprüdür. Batı Uygarlığı bu köprüden geçmeksizin dünyanın çevresini güneş gibi dolaşamaz;" bu köprüyü de Rusya ile mücadele etmek şöyle ilişkilendiriyor:

"Batı'nın Roma'sını parçalayacak olan devrim, Doğu'nun Ro- ma'sının (Osmanlı-İstanbul payitaht-sb) şeytanca etkilerinden de üste­sinden gelecektir."

Ancak yine de, sanki "türkofillikleri" içlerine işlemiş gibi, Ermeni halkı sorunu konusunda Osmanlıyı ihya ediyorlar. Adeta bu günün global-emperiyal politikalarına karşı "Mazlum Doğu" ülkesi Türkiye dış politikasına büyük bir jest köprüsü kurmuşlardır sanki. Okuyoruz:

"Doğu Sorunu"'na ilişkin olarak Londra'da oturan bir Ermeni Pren­sin yayımladığı bildiri:

"Tanrının inayetiyle Ermenistan Prensi olan Leon'dan Türkiye'deki Ermeniler'e:

"Sevgili kardeşlerim, sadık yurttaşlarım, İstediğimiz ve yürekten arzumuz, kanımız son damlasına kadar ülkenizi (Osmanlı-sb) ve sul­tanı, Kuzey'in zalimine (Çarlık Rusya-sb) karşı savunmaktır.

Kardeşlerim, Türkiye'de Rus kamçısı yoktur; burun deliklerinizi yırtmazlar, kadınlarımızı gizlice ya da halkın gözü önünde kamçılana- maz (Osmanlı) sultanın hükümranlığı altında insanlık vardır. Buna kar­şılık, Kuzey'in o zalimin hükümdarlığı altında ise sadece gaddarlık var­dır. Bu nedenle kendinizi... ve (Osmanlı) ülkeniz özgürlüğü ve şimdiki (Padişah) hükümdarınız için kahramanca savaşın. Engelleri kırmak için evinizi yıkın, silahınız yoksa masa ve sandalyenizi parçalayın ve kendinizi onunla savunun. Zafer yolunda kılavuzunuz yüce tanrı olsun.

"Benim için tek mutluluk sizin aranızda, sizin ülkenize ve dininize zulmedene karşı savaşmaktır. Çünkü (sultanın) hükümdarlığı altında dininiz saf biçimde kalırken, Kuzey'in zaliminin hükümdarlığı altında değiştirilecektir." (Kari Marx, NevvYork Daily Tribüne/1853)

Tarihin trajik realitesi şudur. Marksizmin bizatihi kurucaları Ermeni halkının mutluluğunu. "Avrupa devrimi" merceğinden olsa da, Rusya zalimi karşısında ve Osmanlı halkları yanında görüyorlarken, daha sonraları kendi adlarına kurulan teoriye referansla biri 1897- Cenevre'de Hınçak, öbürü 1890'da Tiflis'te Taşnak örgütlerinin "Erme­nileri ve öteki halkları ezen ve zulmeden Osmanh"'ya karşı mücadeley­le oluşacak "ulusal özgürlük"te dış dayanakları en başta Çarlık Rus­ya'sı idi.

6 Haziran 2006-Manisa

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.