Sınıflar mücadelesindeki çatışmaların yükseliş ve düşüş grafiği sanatsal etkinliklerin yönünü de doğrudan belirlemektedir. Devrimci mücadelenin yeni mevziler kazanması sanatçıları/aydınları devrimci mücadele yanında ürünler vermeye motive ederken yenilgi dönemleri de doğallıkla bazı sanatçıları/aydınları hızla burjuva ideolojisi içinde konumlanmaya sürüklemektedir.
Tarihin birçok döneminde, sanat ile siyasal mücadele bütünselliği arasına burjuva ideolojisi sokularak birbirinden "koparılmak" istenmiştir, sanki birbirinden koparmak mümkünmüş gibi... Özünde yapılan ise Sol'u tasfiye ederek burjuva ideolojisinin/siyasetinin mutlak egemenliğini sağlama gayretidir. Bundan ötesi sadece kimi aydınların ağız kalabalığından ibarettir.
Türkiye tarihinde çok geriye gitmeden 50'lerden başlayarak 60, 70, 80 yenilgi dönemlerinde sanat/siyaset bütünselliğine burjuva müdahalesi anlamında fazlasıyla örnek vermek mümkündür. Şiirde Garip ve İkinci Yeni (akımları) gericiliğinin devlet eliyle ilerici edebiyata karşı pazarlandığını ve resimde Yenidal Grubu'na hapis cezaları verilip resimleri yargılanıp yasaklanırken, sürrealist-popülist ressamların devletçe yurtdışına eğitime gönderildiğini, akademilere hoca yapıldığını bilmeyen kalmamıştır. Burada devlet eliyle üretilen "siyasetten arındırılmış tarafsız sanaf'ın burjuva ideolojisinin/sanatının mutlak egemenliği anlamına geldiği rahatlıkla görülebilir.
Bilindiği gibi birçok sanatçı/yazar devrimci mücadeledeki yükselişle birlikte sosyalist söylemli ürünler vermiş, sanatsal ürünlerinin yönünü yükselen mücadeleye çevirmiştir. Bu yazarların Sol'a olan yönelişleri popülist mantıkla olduğu için yenilgi dönemlerinde çabuk kopmuş ve burjuva ideolojisi içindeki rahat alanına kolayca sığınmıştır. Bu dönem içinde bir iki ilerici kırıntı taşıyan ürünler daha sonra ilerici edebiyatın önüne liberal sol'un yumuşak karnını okşayarak sürülmüş ve siyasal ranta rahatlıkla dönüştürülebilmiştir. Üstelik bu sanatçıların ente- lektüel/eylemsel bütünselliği açıkça gericiliğe tekabül ettiği halde.
Aslında buraya kadar anlatılanlar gayet olağan yani eşyanın tabiatına uygundur. Ancak yenilgi dönemlerinde üzerinde dikkatlice durulması ve teyakkuz halinde olunması gereken şey; yenilgi dönemleri uzadıkça devrimci sanatçıların da zamanla burjuva ideolojisi içinde eridikleri ve bu erimeyi "kitlelerle bütünleşmek", "halka ulaşmak", "günü yeniden yorumlamak", "politik manevra" gibi söylemlerle ideolojik kisveler içinde sunmaları, böylelikle çözülüşlerini gizlemeleridir. Diğer yandan ise devrimci mücadele ve sorumluluktan kaçış için sanatın bir sığınak olarak kullanılması ve bu sığınağın dokunulmazlığa erişmiş "özgürlük alanı" olarak tanımlanmasıdır.
Yenilgi dönemi başlayan sanatsal duruşlar, öncelikle melez bir dönemden geçerek Sosyalist özden tamamen arınmaya doğru ilerlemektedir. Sol kavramların burjuva ideolojisi içerisinde kullanıldığı, bir çeşit "sol arabesk" diye adlandırabileceğimiz bu melez döneminin zamanla yoz ve kozmopolit burjuva kültürüyle tamamen bütünleştiği gözlemlenebilir. 12 Eylül dönemi yenilgisinden bu güne gelişen sanatsal konumlanış da yukarıda anlattığımız örneklem içindedir. Liberal sol'un etkinlik alanlarının genişlemesiyle kendine yaşama alanı bulan "sol arabesk"in yarattığı ideolojik kirlilik daha baştan genç sanatçı adaylarının ve sanat alımlayıcısının önünü kesmekte, bu yönde biriken ilerici enerjiyi yanlış kanallara akıtmaktadır. "Sol arabesk" ve onun ardılı olan dönem müzikte, aleviciliğin pop müzikle karışımıyken; şiirde, İkinci Yenicilerden alınma travmatik ağızlarla sol kavramları psikonalizci imgelerle piçleştirerek gerçeklikten/siyasetten kaçış çabasıdır. Romanda ise bireyi toplumdan/üretim ilişkilerinden yalıtarak cinsel sapkınlıkları, şiddeti ve siyasal heyulaları içinde terleyen/kaybolan fantastik kişiler olarak gösterme ustalığıdır.
80'lerin sonundaki Bahar Eylemleri'nin olumlu etkisiyle gelişen hapishane yazını önemli bir kitlesel alan yaratarak Sol'un entelektüel üretimine biraz da olsa katkı sağlayarak bir canlılık getirmişti. Bu dönemde Kürt ulusal hareketinin de yarattığı rüzgârla yenilginin etkisi kırılma noktasına yaklaşılıyorken, devrimci mücadele dinamiklerinin eski hastalıkları içinde davranarak "Partileşme/Birlik Sorununa" proje üre- tememesiyle kazanılan mevzilerin bir bir kaybedilişi, geriye düşüş sürecini katmerleştirerek günümüze taşımıştır. "Sol arabesk" örgütsüz ve moralsiz kitleleri veba gibi esir almış, kültürel yozlaşma burjuvazinin teknolojik üstünlüğünü de kullanmasıyla büyümüştür.
Burjuva ideolojisi içine sığınan kesimin ürettiği "yenilgi edebiyatı" burjuvaziden aldığı icazetle alanını "küfür edebiyatına kadar genişletmiştir. Artık dönem, devrime ve devrimcilere küfretme dönemidir. Devrimci yoldaşlığı kirli ilişkiler gibi sunma dönemidir. Dönem, İkinci Yeniciliğin, bilinemezciliğin, postmoder-nizmin vb. burjuva ideolojisinin mutlak kabul edildiği bir altın çağ dönemidir. Psikonalizci hurafelerle astrolojik kehanetlerin fantastik düş içinde sentezlendiği, mitolojilerin gerici yorumunun mutlak kabul edildiği dönemdir.
Bu noktaya gelişin nedenlerini sadece burjuva ideolojisinin yarattığı tahribatla açıklamak elbetteki mümkün değildir.
Devrimcilerin bağrına bastığı ve zararsız bildiği burjuva sanatçılarının yarattığı tahribat bir yana devrimci sanatçıların, dolayısıyla devrimci mücadele odaklarının doğrudan ve tutarlı sanatsal mücadele ekseni üretememesinden doğan ideolojik körlüğün yarattığı tahribat daha büyüktür. Devrimci sanat denilince bir iki saz ve halkoyunları kursunun dışına çıkmayan anlayış artık bitmiştir. Ya da kültür merkezi adı altında buluşma yerine "cafe" açmanın dönemi geçmiştir. Felsefî, estetik ve bilimsel sorunlara ezberci mantıkla önceki ustalardan "dedi ki" diye söze başlayan eklektik alıntı yapma dönemi de çoktan geçmiştir. Kaba, vulger ve örgütsüz ajitasyonların da artık kıymet-î harbiyesi kalmamıştır.
Bugün kendisine devrimci diyen birçok yayında burjuva sanatçıları rahatlıkla gezinmekte, ideolojik kirliliklerini buralara taşımaktadır. Buralarda; ipliği pazara çoktan çıkmış burjuva aydınlarının görüşleri rahatlıkla at koşturabilmektedir. Üstelik bu çarpık duruma o yayın organları "kitleselleştik" diyerek yer verip böbürlenmektedir.
"Kitleselleşmekte" sınır tanımayanlarda var. Tüm devrimci söylemlerini bir kalemde silerek ve sistemle bütünleşme yolunda sermaye sponsorluğunda festival organizatörlüğü yapanlar da var. Geçen aylarda yapılan ŞİİRİSTANBUL 1. İstanbul Uluslararası Beyoğlu Şiir Festivali tam da böyle bir şeydir. Burjuva ideolojisini yeniden üretmek ve devrimci mücadeleden kaçmak için ne güzel bir ökse... Yanlış anlaşılmasın burada eleştirilen festival organize etmek değildir. Devrimci kimliği tasfiye ederek kendisini sanat aracılığıyla sistemle bütünleştirme manevrasıdır. Yenilgi döneminin uzaması daha çok çürük yumurtalar çıkaracaktır. Buna hazırlıklı olmak lâzım. Burada işin bir de iyi tarafı var, bu çürük yumurta unsurların kendini sermaye sponsorlu sanatsal etkinliklerle deşifre ederek bizi gereksiz zahmetlere sokmadan cenahımızdan hızla uzaklaşmalarıdır.
Sanat ile siyasal mücadele arasındaki bütünsel ilişki parçalanarak sanat ile siyaset ayrı ayrı değerlendirilmek istendiğinde burjuva ideolojisinin çeperleri parçalanamamış demektir. Sanat Cephesi girişimi ku- rumsallaştıkça, burjuva ideolojisinin içimize sızmış maskeli her unsuruyla tutarlı mücadele ekseni yarattıkça, devrimci mücadeleden kaçış aracı olarak sanat alanı ucuzca kullanılamayacaktır. Bu alandaki bütün "putlar" bir bir yıkılacaktır.
Sanat Cephesi "Yüzde yüz bağımsız ve yüz de yüz işçi sınıfı ve emekçi halklardan yana sanat anlayışı" şiarıyla hayatta gerçek yerini buldukça, kolektif aklın ve bilincin aydınlığı yolumuzu daha da aydınlatacak, mücadele ateşimizi yanlış kanallara akıtmamızı engelleyecektir.
27 Ağustos 2006
