Düşünce, insana özgü bir eylemdir. İnsanın zihinsel etkinlikleri ile dış uyaranlar arasında kurduğu bağlantının sonucunda oluşur. Bu sonuca öylece zahmetsiz varılmaz ama!.. Kişinin bir konu üzerindeki yargısı, bir nesnenin fikirlerle oluşturulmuş soyut tasarımı, bilinçli insan varlığının kavramları birbirine bağlamasını ve yeni bilgilere ulaşmasını olanaklı kılan işlemlerin ve süreçlerin bütününü aşması gerekir.
Bu işlemler ve süreçler bütününe de öyle basitçe ulaşılamaz. Kişinin öğrenme süreci içinde kazandığı kavramlar, kullandığı imgeler, düşünce ve hareketler, sözcük ve terimler gibi simgeler aracılığıyla gerçekleştirdiği tüm zihinsel faaliyetlerini; çıkarsama, akıl yürütme, anımsama, kuşku duyma, isteme, hissetme, anlama, kavrama gibi, bilinçli bir biçimde gerçekleştirdiği faaliyeti; karşılaştırmalar, analiz, sentez, bağlantı kurma ve kavram gibi işlemlerden geçirip süzmesi gerekir.
Düşünce, öyle akla esti geldi bir şey değildir yani. Ama tüm bu oluşum süreci de yeterli değildir. Nasıl ki bir metanın üretilmiş olması onun belli bir değer taşımasına yetmez, üretilmiş olanın sunulması gerekir ki onun bir dolaşım değeri olsun, düşüncenin de düşünülmüş olması yetmez. İfade edilmesi gerekir ki, toplumsal olarak belli bir değer üretebilsin. Düşünceyi ifade etmek, öncelikle iletişimi gerektirir. Bu, zihinler ya da benler arasında kurulan, düşünceyi bir zihinden diğerine aktarılmasını sağlayan etkileşimi belirler. Etkileşim süreci, bir düşünce ya da bilinç içeriğinin, yayın araçlarıyla bir insandan diğer insanlara aktarılması sürecidir.
İşte özgürlük bu alanda kendini ortaya koyar. Kişinin kendisini belirlemesi, denetlemesi, yönlendirmesi ve düzenlemesi durumu diye özetlenen özgürlük, bireyin kendisini dış baskı, etki ya da zorlamalardan bağımsız olarak yönlendirmesi, başkalarının buyruk ve isteklerine göre değil, kendi isteklerine göre davranabilme gücünü somutlaması demektir. Bu başkaları hem diğer kişilerdir hem de özel ve tüzel tüm kurumlardır. Öte yandan, özgürce ifade edilecek düşüncenin kendisinin de özgür olması gerekir. Yani, dinsel inançlardan, itikatlardan bağımsız olması, dogmalarıyla sınırlanmaması, mantık kuralları, bilimsel metodoloji ve epistemolojiye uygun olarak gelişip ilerlemesi gerekir.
Biz bugüne kadar özgür düşünebildik, ama düşüncemizi özgürce ifade edemedik. Bu yolda tüm yaşamımız boyunca mücadele ettik. Defalarca hapis yattık, her türlü baskıya maruz kaldık. Ancak, yaşadığımız tüm olumsuzlukları olağan karşıladık. Çünkü özgürlüğün varolabilmesi için önce tüm insanların kendilerini özgürlük içinde gerçekleştirmeleri gerektiğini biliyorduk. İnşaların kendilerini özgürce gerçekleştirebilmeleri ise ancak ve ancak kapitalist toplum düzeninde maruz kaldığı yabancılaşmadan kurtarılmasıyla mümkündür. Bu nedenle, mevcut sosyo-ekonomik düzen sürüp durdukça ne insanların özgürlüğe ulaşabilmeleri ne de düşüncelerini özgürce ifade edebilmeleri so- mutlanabilecektir. Ama bu gerçek, bizi özgürlük yolunda her dönem ve süreçte, her koşulda mücadele etmekten, dirençli ve cesur kılmaktan alıkoymadı, kimseyi de alıkoymamalıdır. Ne bu yoldaki kazanımları azımsamalıyız, ne de yasal ve benzeri düzenlemeleri gereğinden çok abartmalıyız. Gerçeği bilerek, mücadelemizi sürdürmeliyiz.
Bu ödülü, 75 yıllık mücadelemi onurlandırdığı için değil, bundan sonraki mücadeleme güç vereceği için kabul ediyorum. İnsanın kendini ve tüm insanlığı özgürleştireceği bir dünya düzeni yolunda hepinize teşekkür ediyorum.
Buradaki sözlerim; düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüklerimizi büyük bedeller ödeyerek kazanmak isteyen içerideki-dışarıdaki hapisanelerdeki insanlarımızın ortak özlemlerini ve mücadelesini de kapsamaktadır. Çünkü ben de keyfî-fiilî kuşatma ve tecritlerin insanıyım.
Sorun Yayınları Kolektifi Çalışanları Adına,
Sırrı Öztürk istanbul-14 Haziran 2006
