Açık ve kapalı alan çalışmalarımızda SORUN Polemik Der- gi'mize ve Kolektifimiz'in düşünce-davranış çizgisine yöneltilen soru ve eleştirileri verdiğimiz cevaplarla birlikte okurumuza sunmayı uygun buluyoruz.
Eleştiri: Sizleri Sol'un gerçekleştirdiği etkinliklerde görmüyoruz. Teoride doğru şeyler söylüyorsunuz, fakat pratikte yoksunuz. Niçin?
Cevap: Kolektifimiz çalışanları, hayatın ve üretim faaliyetinin içindedir. Anılan ve anılmayan etkinlikleriyle sosyal-pratikte iş yapmaktadır. Sınıfsal tevazuu ve çalışkanlıklarda hayata nasıl sahiplendiğimizi sistem görüyor. Devrimci ve Marksist bakış açısıyla değerlendirme yapanlar teori-pratiğimizle ne yaptığımızı, hangi mevziide durduğumuzu ve neyin kavgasını verdiğimizi er-geç görecektir. Cezaî, hukukî, keyfî ve fiilî kuşatmalarla hayat damarlarımız kesilmek isteniyor. Kolektifimiz'in daha da işlevsel olmasının yolu ve yöntemi "Komünistlerin Birli- ği"ni gerçekleştirmekten geçiyor. Bu yolda sıradan, basit, sade ve kalıcı temrinler yapıyoruz. Kadrolar arası yaratıcı diyalogun iklim ve altyapısını döşemeye çalışıyoruz. Yaptığı işleri sansasyon ve magazinleşti- renlerden değiliz. Bu türden bir "vitrine" de sahip değiliz. Sağlı "sol"lu binbir kuşatma altında demek ki sizlere ulaşamamışız. Bu bizim bir ek- sikliğimizdir. Fakat siz de bize ulaşmak için bir çaba içinde olmamışsınız. Teoride doğru şeyler söylediğimizi görmüşsünüz. İlgi duymuş eleştiri de yapıyorsunuz. Buna da sevinmek durumundayız. Şu aşamada bir avuç insanız. Teoride yakaladığımız doğruları sosyalizmin asıl sahibine, yani işçi sınıfının ve emekçi halkların en ileri ve militan unsurlarına taşıyoruz. Teori-pratiğimiz sınanıyor. Kolektif aklı, bilinci ve eylemi buluşturmak için çalışanların önünde sonunda başaramayacağı şey yoktur. Mevcutların dışında yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfından ve emekçi halkların sosyal kurtuluşundan yana konumumuzla devrimci işler yapıyoruz. Bu türden bir duruşumuzun hangi manaya geldiğini düşman anlıyor ve saldırısını hiç eksik etmiyor.
Sol'un ayrışmasına çalışıyoruz. Devrimci ve Marksist Kadrolar ile Marksizm dışı unsurlar arasına kama sokuyoruz. Yani bölücülük yapıyoruz. Tek başımıza program hazırlayanlardan değiliz. Bu temelde "Komünistlerin Birliği" mutlaka sağlanacaktır. "Komünistlerin Birliği" sorunsalını "Devrimci Oturum" disiplinlerine taşımak ve tartışmaların sonuçlarına katlanmak komünist olmanın birinci koşuludur. Kadroların siyasî birliği, "zıtların birliği" ve temel ilkelerde buluşup bütünleşmesinin kavgasını veriyoruz. Sizler de bunu anlamak durumundasınız.
Sol'un "teori-pratik" duruşu tartışılıyor. Kolektifimi?in duruşu da doğallıkla tartışılacaktır.
Eleştiri: Kolektifiniz bir örgüt müdür? SORUN Polemik Dergisi bir örgüt organı mıdır? Ne yapmak istiyorsunuz?
Cevap: Sorun Yayınları Kolektifi oluşturulduğu 7 Kasım 1975 tarihinden bu yana konumunu açıklamıştır. Üretmiş olduğumuz kitap, dergi, gazete ve broşürlerimizde kim ve ne olduğumuz dost ve düşmana açıkça duyurulmuştur. Kolektifimiz bir örgütün malı değildir. İşçi sınıfının dâvasına bağımlı bir Kurum'dur. Devrimci ve Marksist çizgide devrimci hareketimizin ihtiyaç duyduğu telif ağırlıklı eserler üretmektedir. SORUN Polemik Dergi miz de herhangi bir örgütün organı değildir. İlk sayısında sunduğumuz ve belgelenen ilkelerin ışığında yayınlanmaktadır. Yayın Kurulu disiplini ile üretilmektedir. İdeolojik-teorik-kurumsal duruşumuzun dışındaki yol arkadaşlarımızla birlikte ve bilinen yayın çizgisinde yayın yapmayı doğru bulmaktadır. Devrimci ve Marksist Kadroların (hepimizin) yeni nitelikler kazanmasına çalışmaktadır. Bulunduğumuz coğrafyadaki işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin buluşup bütünleşerek ciddî, güvenilir ve donanımlı bir PARTİ kurumlaşmasından yanadır. Devrimci ve Marksist eserlerin Bilim Kurulu, Enstitü ve Akademi disiplinleriyle üretilmesinin mücadelesini vermektedir. Yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal kurtuluşu için üretim faaliyetinde bulunmanın adı neyse bizim adımız da odur. Pek çok eksikliğimiz olduğunun farkındayız. Bunları aza indirmenin mücadelesini veriyoruz. Asla şekilsiz de değiliz. Ak kâğıt üstüne düşülen her kara noktanın bir anlamı vardır. Bu türden Kurum disiplini ile üretim faaliyetinde bulunan organların özel-öznel yorumu da yoktur. Ne ise odurlar. 30 yıl önce bu işe başlarken verilen sözün arkasındayız. Devrimci ve Marksist Kadroların örgütsel güvencesi "Komünistlerin Birliği"dir. PARTİ'miz oluşturulduğunda şu an elimizdeki anahtarı (emaneti) işçi sınıfının kurumlarına teslim edeceğiz.
Eleştiri: "1973 Atılımıyla" sizin "Harici Büro TKP"si olarak adlandırdığınız partileşmeye karşı çıktınız. TKP'nin böylesine "fiili durum" yaratarak "işbaşı" yapmasını doğru bulmadınız. Bu sürece en ağır eleştirileri yönelttiniz. Tüm yazılarınızda 10 Eylül 1920'lerde kurulan Mustafa Suphi ve yoldaşlarının TKP'sini biricik parti olarak gördünüz. Onların programlarını daha ileri bir program olarak adlandırdınız. "1973 Atılımıyla" kurulan TKP'den günümüze geçen dönemin nostaljik özlemiyle yanıp tutuşan 9 adet hizip kaldı. Günümüzde ise, bu boşluğu SİP kendini TKP olarak ilan ederek, tıpkı İ. Bilen'lerin yaptığı gibi "fiili durum" yaratarak doldurmak istedi ve partileşti. "Harici Büro TKP"sinin verdiği zararı bir türlü izole edemediniz. Günümüzdeki SİP-TKP'sini ve verdiği büyük zararı nasıl izole edeceksiniz? Türkiye'de bizim hiçbir dönem Marksist-Leninist bir partimiz olmadı' diyorsunuz. II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi'ni nasıl gerçekleştireceksiniz? Kendiliğinden parti kurma ataklarının önünü kesmek için başka yöntemler denenemez mi?
Cevap: Telif çalışmalarımızda Dergilerimizde, broşürlerimizde, çeşitli makale ve söyleşilerimizde (ki, hepsi belgelidir) yönelttiğiniz soruların ayrıntılı cevapları bulunmaktadır. Marksist-Leninist örgütlenmeler, Komünist partiler "fiili durum" yaratarak kurulmazlar. Oluşturulur ya da inşaa edilirler. İşçi ve Komünist partilerin nasıl oluşturulduklarına ilişkin çok sayıda yararlanacak klasik eserler vardır. Bunlar Türkçeye de tercüme edilmiştir. Türkiye pratiğinde 10 Eylül 1920 Tarihî TKP geleneğimiz günümüze kadar sürekliliğini koruyarak ulaşamadı (Konu ayrıntılı tartışılabilinir). TKP kurumsal disiplinler geliştirmiş olsaydı, bugün TKP adına yapılan bunca tevatür ve spekülasyon olmazdı. PARTİ yukardan kurulur. Doğru! Fakat oluşturulurken, bu uğurda bedel ödemiş, komünizm dâvası için mücadelenin ateşinden geçip sınanmış ve kadro olduğu tüm süreçlerde kanıtlanmış insanlarımızın etkinliğini sollayarak "fiili durum" yaratılması dâvaya hizmet etmiyor. Türkiye'deki Sol partileşmelerde sürekli biçimde sağ teslimiyetçi oportünist akım devrimci kanadı sistemle bütünleşerek tasfiye etmek istiyor. Bunu belli dönem ve ölçülerde başarıyor da... Tarihî TKP'nin tarihi hep tasfiyelerle dolu. KP'lerde olmaması gereken entrikalar Komünizm davası uğruna(!) yapılan kişisel bayağılıklar, çekememezlikler, küçükburjuva kariyerizm hastalığının harekete taşınması, vb. pek çok sebebi bulunsa da artık aşılması gereken önemli bir sorunumuzdur. Evet, Harici Büro "TKP"yi izole edemedik. Edebilir miydik? Edemezdik.
Şartlar uygun değildi. "1973 Atılımı" 1975 yılında yapılmış olsaydı çok rahat tasfiye edebilirdik. Devrimci ve Marksist Kadroların tamamı cezaevindeydi. "Komünistlerin Birliği" ve KP'nin oluşturulmasının ön çalışmaları o tarihte de yakıcı bir sorun olarak kadroların bilincindeydi. Harici Büro "atak" yaparak tarihimizle organik bir bağ kurmaya yöneldi. İdeolojik, teorik ve örgütsel konumu ile kadroların kimlik, kişilik gibi her türden donanımsızlığı yüzünden bu işi yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Devrimci ve Komünist kadrolarla olması gereken "Devrimci Oturum" düzenleme disiplinlerinden kaçtılar. Kendilerine yapılan uyarı, öneri ve eleştirilerden (tartışmalardan) kaçındılar. Tarihî TKP ile SSCB'nin saygınlığını sömürüp kendiliğinden, keyfî ve ikâmeci bir anlayışla Harici Büro'yu parti olarak ilân ettiler. Çeşitli idealizasyon ve mistifikas- yonlarla kurulan "TKP" işçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketi buluşturup bütünleştirme yeteneğini gösteremedi. Gösteremezdi. Komünist, ilke, kural ve yöntemleri kabaca çiğnedi. Gerek kendi içinde gerekse dışındaki kadrolarla olması gereken diyalog ve tartışmalarda Marksist-
Leninist normları işletmedi. İşletemedi ve sınıflar mücadelesinin sertleştiği bir süreçte de "TKP"nin merkez oportünist kliği doğallıkla sağ teslimiyetçi oportünist çizgisine daha çok savruldu. Tabanındaki pek çok iyi niyetli ve militan kadroların hareketten kopmasına neden oldu. Yani bizlerin onları izole etmesine gerek kalmadan kendilerini binbir sorun ve tortu bırakarak tasfiye ettiler. Bölünüp parçalandılar. O deneyim yaşandı ve söndü.
SİP "TKP"si ise, gerek Harici Büro "TKP"sinden, II. TİP'ten ve Troçkizmden büyük ölçüde esinlenip sistematize ettiği entrizm yöntemleriyle kendi dar ve giderek işlevsizleşip açığa düşen SİP örgütünü "TKP" olarak ilân ederek ortaya çıktı. Onlar da birinci örnektekiler gibi Devrimci ve Komünist olmadıkları için Komünist Kadrolarla karşılaşmaktan kaçmayı tercih etti. KP'ler kadrolar arası çeşitli istişare toplantıları, konferans ve kurultaylardan geçerek partileşirler. KP'lerin sosyal meşruyeti ve devrimci yasallığı, kadrolardan aldığı canlı desteğini KONGRE disiplinine taşıyarak gerçekleşir. KP'ler "atak", "çağrışım" ya da "fiilî durum" yaratarak kurulmaz oluşturulur, inşaa edilir. İşçi sınıfı ile emekçi halkların sosyal kurtuluşu, keyfî, kendiliğinden, ikâmeci, devrimci tarih ve gelenekleri hiçe sayılıp "fiilî durum" yaratarak gerçekleşmiyor. SİP "TKP"sinin sonu birinci örnektekilerden daha trajik olacaktır. Zaten tasfiyeci süreçlerin kaçınılmaz nihaî sonuçlarını yaşamaktadırlar.
KP olabilmenin temel ve değişmeyen ilkeleri, kuralları ve yöntemleri vardır. Vukuatlarını sorduğunuz örgütler, yalnızca örgüttür. Parti değildir. PARTİ başka, örgüt ise başkadır.
Bu türden örgütlenmeler, "Komünistlerin Birliği" yöntemiyle izole edilecektir. Tek başına Kolektifimizin çabasıyla değil. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin kavgasını veren Kolektifimizin çalışanları bu dâvanın peşini bırakmamıştır. Bu türden örgütlenmeler, istedikleri kadar parti çağrışımı yapsınlar, sınıflar mücadelesinin ateşinde ya kendileri tabelalarını indirir; indirmek zorunda kalır; ya da işçi sınıfı gider eğreti tabelalarını indirir. Bizler de bu sürecin içinde oluruz. Kolektif aklı, bilinci ve eylemi örgütlemeye çalışırken avantüryeye soyunmuş örgütleri bundan başka hangi yöntemle izole edebileceğimizi varın siz söyleyin. Kolektifimiz in yüreği bu türden düşüncelerle atıyor. Bilincimizi de bu düşünceler besliyor.
Eleştiri: Sırrı Öztürk sokaktan geliyor. Ne üniversite okumuş ne de akademik kariyere sahip. Buna karşın eleştirmediği kişi ve örgüt kalmadı. Bu yetkiyi nereden alıyor? O'na kalırsa örgütsel yapılar ve onların ideologları Marksizmden haberli değil! Kimse de Sırrı Öztürk'e ideolojik bir eleştiri yöneltmiyor? Niçin?
Cevap: Devrimci ve Marksist Kadrolar arasında yapılan ideolojik, teorik, örgütsel fikir tartışmalarını doğru değerlendireceğiz. Bu türden tartışmaların -devrimci hareketin yeni nitelikler kazanmasına yardımcı oluyorsa- yararlı olduğunu düşünüyoruz. Marksist eleştiri sosyalizme duyulan ilginin bir ürünüdür. Korkulacak bir şey değildir. Sırrı Öztürk'ün yapmaya çalıştığı eleştirel katkıların doğruluğuna inanıyoruz. Marksist eleştirinin yapılması bir ihtiyaçtan kaynaklanıyor. Sırrı Öztürk herkesi ve her şeyi eleştirmiyor. Devrimci ve Marksist Sol'un "Komünistlerin Birliği" davasının önemini sosyal-pratikte edindiği tecrübelerin ışığında gündeme getiriyor. Eleştirilerin altında tarih ve imzası vardır. Eleştiri, uyarı ve öneri yapanların sokaktan mı, üniversiteden mi geldiği, ya da işçi mi, akademisyen mi olduğu gibi orijinlerini aramak yerine, "doğru mu?" "eğri mi?" ya da "yanlış mı?" biçiminde değerlendirilmesi gerekir. O'nun kaleme aldıkları da eleştirel katkıya açık ve muhtaçtır. Bunu kendisi de sık sık tekrarlıyor. Yapılan eleştirilerin "suskunluk kumkuması" yöntemiyle geçiştirilmesi bizlerin değil, bunu yapanların sorunudur. Marksist eleştirel katkı yapanlar, bu güçlerini Bilimsel Sosyalizm- Komünizm davasına olan bağlılıklarından, bilimsel yöntemden alırlar. Özel ya da "olağanüstü" yeteneklerinden değil. Sırrı Öztürk'ü sınıflar mücadelesi üretti. Kendisi tutarlı bir işçi-kitle çalışmalarından ve mücadelenin ateşinden geliyor. Eyleminde, poliste, sorguda, mahkemelerde nasıl sınandığı bilinmektedir, belgelenmiştir. Kimliği, kişiliği, özel hayatı, sade ve basit yaşantısıyla, üretimdeki yerini almasıyla, direngenliği ile anılıyor. Marksizmin özümlenişi, yorumu, geliştirilip güçlenmesi ve pratikte yeniden üretilmesi mücadelesinde, elbette akademisyen nitelikli insanlarımıza büyük bir ihtiyaç vardır. Bunun eksikliğini hissediyoruz. İdeolojik-teorik çalışmaların işçi sınıfı ile emekçilerin en ileri unsurlarıyla buluşması da gerekiyor. Sırrı Öztürk'te işte bu türden bir buluşma sürecinin, yani proletaryanın çocuğudur. "Akademisyenlik" gibi bir sıfatı ve iddiası da yoktur, olmamıştır. Kendi ifadesiyle "Marksizmin iyi bir öğrencisi olmaya" çalışmaktadır. O'nun konumunu spekülasyonlarla ele alanların da akademisyen olmadığı, bilimsel ça- lışma-tartışma ahlâkına sahip olmadıkları sosyal-pratikte açığa çıkmış/çıkarılmıştır. Akademisyen geçinenlerin konumunu ve vukuatını unutmayalım. Ne aydınlaşamayan işçiye ve ne de işçileşemeyen akademisyene ihtiyacımız vardır.
Böylelerinin reyting yapmasına şaşırmayın. Ayrıca aşağılık kompleksine de kapılmayalım.
Eleştiri: İnternet sitelerinde Kolektifinizi ve çalışanlarını hedef alan çirkin saldırılara niçin yanıt vermiyorsunuz?
Cevap: "İnternet solculuğu" ayakları yerden kesik küçükburjuva "sol" avantürye takımının eğlencesine dönüştü. Tüm enerjisini internete/sanal dünyaya odaklayanların hasta olduğu tıbben kanıtlanmıştır. İdeolojik ve ruhsal kimyasını bozanların tedavisi kapitalizm koşullarında asla mümkün değildir. Bütün hayatlarını camın önünde tıklayarak geçirenler arasından iyi niyetli, bilmiyorsa öğrenmeye aday, bizim insanlarımızın öne çıkardığı bütün soru, eleştiri ve önerileri ayırım gözetmeden cevaplamaktayız. Fakat küfür, sataşma, hezeyan ve ihbar gibi provokasyona varanları ise niçin cevaplayalım? Halkımız ne güzel ifade etmiş: "İt ürür, kervan yürür." Ayrıca, arkadan vuranlara cevap vermek zuldür. Devrimci ve Marksist yayın kolektiflerinin, kurumların, herkesin, hepimizin işi-gücü ve sorumluluklarımız var. Eloğullarına bir de cevap vererek onların bizleri çekmek istediği bataklığa niçin girelim? Zaten böylelerinin ne adı-soyadı, ne kimliği, ne de ait olduğu 'yapı' bellidir. Böylelerinin bir bölümünü araştırıyoruz; ardlarından üretim ve yaşam dışı, asalak, oblomov, grev kırıcı, kariyerist, dönek, ihbarcı ve devrimci ilişkileri temiz tutamamış eloğulları çıkıyor. İyi saatlerde olsunlara hizmet edenlerin saçmalıklarına cevap vermek gibi bir geleneğimiz yoktur. Niçin olsun? Böylelerini CIA-MOSSAD-MİT bile artık kullanmıyor. Düşmanlarımızın böylelerinden daha nitelikli ajan istihdam ettiğini biliyoruz. Bilerek/bilmeyerek (fark etmiyor) bu alana girenlerin teşhis, tedavi, teşhir ve tecridi söz konusudur. Bu türden bir görevi yerine getirmeye aday Kurum'ları birlikte üretebildiğimizde anılan rahatsızlıkların oranı da aza inecektir. Aksi halde her Kurum onlara cevap verdiğinde ve bu gidişle birer deliler kliniğine dönüşebilir.
Eleştiri: T.Yayıncılar Birliği'nin her yıl düzenlediği, ilerici kitabın bedelini ödeyen ve yargılananlar adına "düşünce ve ifade özgürlüğü savaşımına yaptığı katkılardan ötürü" Kolektifinizin emektar çalışanlarından Sırrı Öztürk'e ödül verildi. Bu amaçla yapılan törende Sırrı Öztürk'ün yaptığı konuşmayı dinledik. Fakat O'nun söyledikleri pek basına yansımadı. TV'lerde de bu törene ilişkin bir haber yapılmadı.
Zaten öteden beri Sorun Yayınları Kolektifi ile ilgili haberler medyada bilinçli kuşatmalarla yer almamaktadır. Sırrı Öztürk'e de yakışan bu türden bir ödülü almamak idi. Niçin bu "buruk ödülü" aldınız?
Cevap: Kapitalizmin "ödül mantığını" yeniden üretmek diye bir sorunumuz yoktur. Kolektifimizin bu türden ödül-mödül törenlerine bir ihtiyacı da yoktur. Ödül törenini bizler düzenlemedik. Dışımızda gelişmiştir. Önceleri binbir kuşatma, baskın, soygun, yangın, keyfî ve fiilî yöntemlerle susturulup bir türlü sindirilemeyen Kolektifimize niçin ödül verildiğini bizler de anlamaya çalıştık. Yayın Kurulu'muzdan işçi Orhan Kaplan yoldaşımızı katlettiler, kimsenin sesi çıkmadı. Cezaî, hukukî, malî, icraî baskılara maruz kaldık yine kimsenin sesi çıkmadı. Kitap, Dergi, vb. organlarımız toplatıldı ve Selimiye Kışlasında yakıldı, yine kimsenin sesi çıkmadı. Hemen her kitabımız takibata uğradı, haber olabilmek bir yana, hiç kimse merak edip duruşmalarımızı dahi izlemedi. 12 Eylül'de tam altı yıl süreyle mevcut hukuk da çiğnenerek çifte kilit altında tutulduk. Fakat yine haber bile olamadık. Bilmem daha sıralayalım mı? Anılan ödülü almamaya karar vermişken 16 yılını içerde bırakan arkadaşlardan bazı eleştiri ve uyarı aldık. "Hayır" dediler. "Bu törene katılın. O kürsüyü siz de kullanın. Söyleyecekleriniz için katılın. Bu sinsi kuşatmaları böylece kırmaya çalışın" diyerek bizleri ikna ettikleri için bu törene katılmayı doğru bulduk. Ayrıca, basına yansımayan, Dergföe örneğini sunduğumuz (s.92-93) konuşmayı yapmayı uygun gördük. Teori-pratik duruşumuzdan asla taviz vermedik. Yalnız o kürsüyü biz de kullandık. Mesele bundan ibarettir.
Eleştiri: II. TTKK söylemini mevcut solun içinde olduğu durumu düşününce çok ütopik, gerçek dışı buluyorum; her özne kendi söylemleriyle bir şeyler çıkaracak ve belki de bu ortam birleşmeyi sağlayacak diye düşünüyorum. Siz bu konuda ne diyorsunuz? Bir de S.Ö'nün yazılarında sanki 1970'lerden kalma bir intikam alma duygusu hâkim. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?
Cevap: Sorun Yayınları Kolektifine gökten zembille inmiştir ne de bir yerlerden aşırma tezler sallamaktadır. Mevcut sol nasıl ki toplumsal sınıfların bir tezahürü ise, biz de bu coğrafyadaki işçi ve emekçi kitlelerinin bir yansımasıyız. Ortaya koyduğumuz teori-pratiğimiz ve tezlerimiz sınanmayı beklemektedir. Bizler sonuna kadar gerçekçiyiz. Le- nin'in II. 'Birlik' Kongresinde takındığı yol ve yöntemleri günümüzün sınırlı bilgileri ışığında benimsiyoruz. Bilakis bugün kendinden menkul tezleriyle örgütlerinde arz-ı endam edenler ham hayalcidirler. Bizler mevcut tezlerin coğrafyamızı -hayatı ve mücadeleyi- kucaklamadığı bilinciyle tezlerimizin sınanacağı, çarpışacağı, değişeceği ve senteze kavuşacağı II. TTKK yöntemini ve PARTİ'yi öne çıkarıyoruz. Tarih, sorumluluklarımızı sınarken kimlerin Sol'un kavgasını esnaf kafasıyla kapatmaya çalıştığını ortaya çıkaracaktır. Bizler II. TTKK yöntemini kendini arzın merkezine koyan anlayışların panzehiri olarak görüyoruz.
Sınıflar mücadelesinde portreler son derece nesnel olarak yer alırlar. Ancak ve ancak art niyetli unsurlar intikam gibi kişisel duyguları ön plâna çıkarabilirler. Oysaki bahsi geçen 1970'ler dönemi S.Ö.'nün bu yoldaki ideolojik, örgütsel, teorik birikiminin olgunlaştığı dönemdir. Yöntem olarak bugünün sorunlarına ilişkin cevapları geçmişin tarihsel biçimlenişlerinin bu güne yansıyan ve bir türlü ileri doğru kınlamayan tekrarlarında aramak Marksist bir yöntemdir. Sizlere önerimiz o dönemin portrelerini ve sonraki şekillenişlerini masaya yatırıp karşılaştırmanızda. Sınıfsal ve ideolojik tavır alışlar bizi ilgilendirir. Bunun ötesi çok sık karşılaştığımız kişisel karalamalara gider. Bunun da eloğullarına yaranmaktan başka açıklaması yoktur. "Partileşme Sorunu"nun Kongre yöntemiyle çözülemeyişinden S.Ö. değil ama burjuvazi intikam almıştır. Hem de ne intikam!..
Komünistlerin kişisel bayağılıklardan arınıp arınmadıkları konusu sosyal-pratikte yaptıkları iş'lerden anlaşılır.
Eleştiri: II. TTKK söylemi bir örgütsel mekanizmi çağrıştırıyor. Birkaç örgütün bir araya gelmesi sorunları nasıl çözebilir?
Cevap: Sorunu daha başından birkaç örgütün çeşitli ilkeler doğrultusunda bir araya gelmesi olarak algılamak, onu mekanizmin sınırlarına hapsetmektir. II. TTKK yöntemi, üzerinde anlaşılmış ilkeler doğrultusunda birkaç örgütün bir araya gelmesi değildir. Sol'un Birlik anlayışı şimdiye kadar mekanik bir algılama olduğu ve örgütsel dükkanların mevcudiyetini müesseseleştirip mutlaklaştırdığı için bu tür sorularla sık sık karşılaşıyoruz. Sol, şimdiye kadar birkaç örgütün ortaklaşılan ilkeler doğrultusunda bir araya gelmesi gibi platform, cephe ve parti türü girişimleri denedi. Ayrıca Sol'un kendi doğrusal büyümesiyle hareketimizin merkezine oturup, bir çekim alanı yaratarak, hareketimizin diğer nüvelerini kazanmak türünden stratejileri de başarısız olmuştur. Devrimci ve Marksist hareketimiz neredeyse 30 yılı aşkın bir süredir teoride değil ama pratikte birbirlerinin karşı tezi gibi duran bu iki yöntemi deneyip durmuştur. Otuz yıllık süre çok uzun ve belirleyicidir. Sınıf siyasetinde ve örgütsel stratejilerde bu kadar uzun süre denenen ve başarısız olan yöntemleri tekrar etmek bilim ve akıl dışıdır.
Sol, bu iki yöntemin sentezini üretememiştir. II. TTKK bu sentezi gerçekleştirmeyi düşünür. II. TTKK tarihselden günümüze gelen Devrimci ve Marksist hareketimizin tüm nüvelerinin altına imzalarını atabilecekleri temel ilkeleri tartışmaz. Bunun dışında "temel" ilkeler de belirlemez. Ayrıca, üzerinde anlaşılmayan ayrımları da yok saymaz. II. TTKK daha baştan kendiliğindeliği, keyfiliği, kariyerizmi ve benmer- kezciliği mahkûm ederek; ilkeleri değil, üzerinde anlaşılacak ilkelerin tartışma yöntemini belirler. Fikirlerin çatışmasının örgütsel güvencesini sağlar. 'Devrimci Oturum' disiplinleri kazanmayı öne çıkarır. Marksist normları işletip tartışmaları güvenceye alır. Dolayısıyla mekanik değildir. Diyalektik materyalist yönteme uygundur. Soyut olarak üzerinde anlaşılan ilkeleri değil; pratikte birbiriyle çatışan fikirlerin sınanmasıyla sentezlenerek gelişen ilkelerin ve Devrime yönelecek KP'nin güvencesini emekçi kitlelerin katılımı ve sınıf bilinçli kadroların hakemliğinde inşaaya çalışır.
SORUN Polemik
