2006 yılı sona ererken, TC Devleti yeni yıla da tam bir sorun yumağı içinde giriyor. AB ile ilişkiler görünüşte Kıbrıs sorunu nedeniyle yeni bir çıkmazın içinde. "Kürt Sorunu"nda tam bir kördüğüm sürüyor ve bu da yeni bir kör çatışmaya kapıyı açık tutuyor. ABD ile ilişkiler tarihinin en kötü aşamasını yaşıyor. 2007'nin Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçim yılı olması nedeniyle devletin bütün kurum ve güç odakları arasındaki çekişmenin daha da artacağı görülüyor. Devlet erki içinde tam bir güç mücadelesi sürüyor.
Daha önce de defalarca belirttiğimiz gibi, siyasal, ekonomik ve sosyal deprem kuşağı üzerindeki TC Devleti 2007'ye bütün dengeleri ve ilişkileri sarsılmış, güçsüz, kendini yeniden konumlandırma ve biçimlendirmede şaşkın, kararsız, çelişkili ve bu nedenle de her an ciddî hata ve kırılmalara açık bir politik atmosferde giriyor. Bu dengesizlik, tutuculuğu, körlüğü ve saldırganlığı daha da büyütme tehlikesini taşıyor. Çözümsüzlük ve gelecek korkusu herkesi, her gücü tehdit unsuru olarak görmeyi ve sürekli bir saldırı pozisyonuna ihtiyaç duymayı getiriyor.
Ancak bu durum sadece TC Devleti açısından değil, bölge devletleri ve bölgede egemenlik mücadelesi veren sistemin bütün güçleri açısından da geçerlidir.
I. Dünya Savaşı sonrası oluşturulan statükonun yıkılmasının ardından Ortadoğu, derin köklere sahip tarihi bir hesaplaşmanın içine girdi. ABD buna tekelci sermayenin evrensel hâkimiyeti ve halkları birbirine karşı daha da kışkırtma, taleplerini köreltme, köksüzleştirme ve kimliksizleştirme politikası ile yanıt vermeye çalıştı. Zemini kaos ve harcı kan gölü olan bir yapılanma ortaya çıkarmayı önüne koydu. Bunun adına da BOP dediği biliniyor.
TC çözümsüz, ama başka her hangi bir gücün de çözümü var mı? diye bakıldığında, ortada çözüm adına emperyalizmin yeni sömürgeci politikaları dışında hiçbir şey görülmüyor, görülemez.
Bölge emekçi halklarının emperyalizme karşı tutarlı mücadelesini örgütleyecek, kurumsal disiplinli inisiyatifler ise oldukça zayıf ve işlevsiz bir konumdadır.
ABD, Ortadoğu'da çıkarlarını pekiştirmek isterken çözümsüzlük içinde bulunduğunu da biliyor. Yeni raporlarla, peşpeşe planlarla, kendi içinde süren çatışmalı tartışmalarla bu çıkmazı hâlletme yolları üzerinde duruyor. Ortadoğu batağının mı kendi çıkmazı haline geldiğini, yoksa kendi çıkmazının mı Ortadoğu batağı haline dönüştüğünü anlamaya çalışıyor. ABD'nin yarattığı Irak tam bir ayna görünümünde.
AB'nin de ortada bir çözümü, hatta BOP dışında bir önerisi var mı? diye bakıldığında boşuna zahmet edilmiş olunuyor. Hiç bir alternatif yok.
Bölge devletlerinin var mı? Hayır! Bunların da tüm çabası, yıkılan Ortadoğu statükosu içinde kendi eski konumlarını büyük bir tutuculukla korumaya çalışmak.
Bir de bölgenin çok temel bir sorunu olan "Kürt Sorunu" ve bir çok gücün müdahil olduğu son "ateşkes!" var tabii ki. Yapılan çağrılara yanıt olarak ilan ettikleri "ateşkes!"ten umutları kalmadığını Koma Komalen Kurdistan (KKK) yöneticileri peşpeşe yaptıkları açıklamalarla beyan ediyorlar. "Ateşkes!" çağrısı yapanların bu çağrılarına "ay- dın"ların, kitle örgütlerinin aktif biçimde sahip çıkmaları gerektiğini belirtiyorlar. KKK yönetiminden gelen açıklamalar da başka bir çözümsüzlüğü dile getiriyor.
Tek yanlı "ateşkes!" ile "inkâr, imha ve asimilasyon" politikaları karşısında ve dışında başka bir çözüm yönteminin olduğunu gözlerden saklamaya çalışıyorlar.
"2007 yılında nasıl bir Ortadoğu, nasıl bir Türkiye ve nasıl bir Kür- distan bizi bekliyor?" sorusu önümüzde duruyor.
Her şeyden önce mutlaka vurgulanması gereken temel noktalar var.
1- Bölgedeki tüm sorunların kaynağı emperyalist-kapitalist sistemdir. Emperyalizmin yeni sömürgeci anlayışına karşı tutarlı bir mücadele hattı oluşturmak dışında hiçbir duruş çözüm olamaz. Tersine, çözüm adına geliştirdiği her şey yeni sorun ve çatışmaların da kaynağı olacaktır.
2- I.Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası oluşturulan ve Sosyalist Sisteme karşı korunan Ortadoğu'daki statüko ömrünü çoktan doldurmuş ve dağılmaktadır. Bu statükoya dayanarak kendilerini vareden devletler de ömürlerini doldurmuştur ve her türlü direnişleri çatışmayı derinleştirici bir etkendir. Bu devletlerin esas mücadelesi, üzerinde kuruldukları toprakların emekçi halkları ve proletaryasına karşıdır.
3- Ortadoğu halkları açısından kökleri ve kimlikleriyle buluşma sorununun çözümü ne ortaçağ ideolojisi olan din, ne de emperyalizm yutturmacası "Demokratizm" ile mümkündür. Bunların her ikisi de aynı bataklığın birbirini besleyen ürünleridir. Afganistan ve Irak'da yaşananlar ABD'nin yarattığı tarafların kör çatışmasından öteye gidememekte- dir. İslâmî örgütlerle din adına yürütülen sözde direnişin kaosu derinleştirmekten öte bir işlevi olduğu söylenemez. "Demokrasi güçleri" açısından da aynı durum geçerlidir. Bunların çatışması gerçek bir tarihsel, ulusal ve sınıfsal öz taşımamaktadır.
4- TC Devleti açısından da durum bölgedeki tüm bu çelişkilerin toplamını ifade etmektedir. TC Devleti yoksul Kürk halkına ve Türkiye proletaryasına sürekli saldırarak, bu iki gücü kendi varlığına yönelik tehdit olarak görüp, göstererek mevcut yapılanmasını korumaya çalışacaktır. Emperyalizmin kendisini yeniden biçimlendirme politikasını, bu temelde savuşturarak, bozulan tüm dengelere rağmen kendini sürdürmeye çalışacaktır. "Kürt Sorunu"nda "ateşkes" taleplerine saldırıyla karşılık vermesi ve yine AB'nin kararı aşamasında Türkiye sol örgütlenmelerine karşı geliştirdiği kapsamlı saldırı ve operasyonlar bunun bir gereğidir. Türkiye proletaryasına karşı yürüttüğü kesintisiz saldırı zaten derinleşerek her alanda devam etmektedir. İdeolojik, siyasî, örgütsel, psikolojik ve ekonomik olarak sınıfı nefessiz bırakma uzun yıllardır sürdüregeldiği temel bir politikasıdır.
5- "Kürt Sorunu" hem bölgenin, hem de TC Devletinin en temel çıkmazı durumundadır. Ama TC Devleti, bu çıkmazı aynı zamanda sınıfsal tehlikeyi bertaraf etmenin aracı olarak da çok iyi kullanarak, kendisi açısından bir denge yaratmaktadır. Bu, Türkiye proletaryası açısından çok tehlikeli bir durumdur. PKK'nin 1999'da kırılarak sosyalizm ideali ve söyleminden emperyalist sistem içi çözüm ve "Demokratik Cumhuriyet" söylemine evrilmesi bu tehlikeyi daha da büyütmüştür. Çünkü 1999 öncesi Kürdistan direnişi Türkiye proletaryasına emperyalizme ve TC Devletine karşı somut bir ittifak önerisi olurken; 1999 sonrası bunun altı boşalmıştır.
6- KKK başta "Kürt Sorunu" olmak üzere, emek ve halk adına tüm sorunlarda bir çözüm gücü değil, çözümsüzlüğü derinleştiren bir aktör haline gelmiştir. Bu anlamda da emperyalizmin çözümsüzlük politikasının hizmetindedir. Yakındığı çözümsüzlük, içine sürüklendiği politikanın bir ürünüdür. KKK, emperyalizm ve emekçi halklar, proletarya ve burjuvazi (ve tüm yerel egemen sınıflar) çelişkisinde PKK'nin proletarya önderlikli ulusal kurtuluşçu çizgisini reddetmiş, emperyalist sistem platformunda duruşu ve kabullenişi tercih ederek kendisini çözüm gücü olmaktan çıkarmıştır. KKK, artık kaosun bir parçasıdır. "Ateşkes'^ bir yanıt bulamamaktan ötürü, ABD'ye, AB'ye, KDP ve YNK'ya, TC içindeki kimi kesimlere ve "aydın" diye tanımladıklarına eleştiri yöneltmesi, sitem etmesi ve hatta öfke yağdırmasının anlamı yoktur. Çünkü tüm bu güçlerin hepsi çözümsüzlüğün parçalarıdır.
7- KKK yöneticileri son yaptıkları açıklamalarda, "ateşkes"e bir yanıt alamamaları durumunda bunun her bakımdan bir kopuş olacağını söylemişlerdir. Bunun anlamını açıklamaları gerekmektedir. Nereden ve nasıl bir kopuşu kastetmektedirler? Eğer kastettikleri TC'den bir kopuş ise, bunu emperyalist sistemin hangi onayı ve desteği ile yapacaklardır? Eğer kastedilen, sistemden bir kopuş ise, bunun ideolojisi ve siyaseti nerededir? PKK'nin doğuş ve gelişme özellikleri, direnişi ve halkın durumu bunun güçlü bir zeminidir, fakat KKK bu zemini içi boş demokratizm ve "barış" için kullanma politikasından nasıl geri dönüş yapacaktır?
8- 2007 yılı devraldığı problemlerle çatışmaların derinleştiği bir yıl olacaktır. Uluslararası sermaye güçlerinin ve işbirliği halindeki yerel odakların devlette hâkimiyet mücadelesinin seyrini Ortadoğu'daki gelişmeler ve Kürdistan sorunu belirleyecektir. Tabii ki Türkiye'de örgütlü bir proletarya hareketinin gelişmesi bütün dengeleri ve mücadelenin yönünü değiştirebilecek bir faktördür. Ancak umut başka bir şey, reel durum başka bir şeydir. Yakın bir gelecekte böyle örgütlü bir proletarya hareketinin gelişmesi ne yazık ki olası görünmemektedir. Devrimci ve Marksist Kadrolar, daha henüz "Öndersizlik Krizini" aşan projelerini gerçekleştirememiştir. TC sisteminin ekonomik, siyasal krizinin toplumsal krizi derinleştirmesi kendiliğinden sosyal hareketlerin gelişmesine elverişli bir ortam oluştursa da, bunu kucaklayacak öncü sınıf hareketinin henüz oluşturulamaması her durumda eksikliğini hissettirecektir.
9- Ortadoğu çıkmazı emperyalist sistemin bir çıkmazı olduğu kadar, bölge emekçi halkları ve proletaryasının da çıkmazını ortaya koymaktadır. Türkiye ve Kürdistan proletarya hareketi de bunun dışında değildir. Yaşanan sorunlarda ve çözümünde emekçi halkların ve proletaryasının iradesi örgütlü ve güçlü olarak ne yazık ki, kendini hissetti- rememekte ve cephe oluşturamamaktadır. Bu, bölgedeki tüm çatışmaların kör bir çatışma olarak sürüp gitmesinin, bu çatışmadan da emperyalizmin yararlanmasının ve bölgedeki tüm gerici yapıların güçlenmesinin de en önemli nedenidir.
10- Emperyalizm ve emekçi halklar, sermaye ve emek karşıtlığı ve çatışmasında emekçi halklar ve emeğin temsilcileri adına ortak paydalarda buluşmak, bunun örgütlenmesini ve mücadelesini yaratmak, ülkemizde ve bölgemizde en acil, en yakıcı bir sorundur. Proletaryanın ve Ortadoğu halklarının tarihi mücadele mirası en güçlü şekilde birleştirilmeden, yerel direniş adı altındaki gerici örgütlenmelerin aşılması olası olmayacaktır. Yerel direniş olarak lanse edilen dini gericilik ve en geri milli unsurların emperyalizmle işbirliği halinde örgütlediği milliyetçilik akımları, tam bir boğazlaşma ortamının sürüp gitmesine yol açacaktır.
11- Emperyalizm bölge halklarını küçük küçük parçalara ayırarak, ama her parçayı kendisi yönetip yönlendirerek bütüne egemen olmaya çalışmaktadır. Buna karşı sosyalist güçlerin de, bütün içinde her parçanın özelliğini dikkate alan ve tanıyan geniş bir cephesel örgütlenmeye ihtiyacı olduğu açıktır. Emperyalist saldırganlığa ve yaratıp körüklediği her türden gerici çatışmaya karşı güçleri korumak, mevcut kaza- nımları geleceğe aktarmak, tabii ki geleceği yaratmak için bu türden kurumsal disiplinlerin üretilmesi hem gerekli hem de kaçınılmazdır.
12-Bu ihtiyaca inanmak, birbirine doğru adım atmanın başlangıcıdır. Artan saldırılar emperyalist-kapitalist iradeye boyun eğmek istemeyenleri zaman zaman birlik ve dayanışmaya zorlasa da, bu dayanışmalar dönemsel ve geçici olduğu müddetçe güven vermekten uzak kalacaktır. İhtiyacı duyulması gereken birlik, yalnızca saldırılara karşı geçici dayanışmalar değil, proletarya ve emekçi halkların iradesini açığa çıkarmaya ve iktidar alternatifi yapmaya dönük ısrarlı ortak çabalardır.
2007 yılının sosyalizm ve emekçi halk kurtuluş mücadeleleri tarihinde yeni bir aşama yılı olmasını, mücadelede birlik ihtiyacının somut örgütlenmelere dönüşmesini temenni ediyor; dünya, bölge ve ülkemizdeki tüm birlikçi, dönüştürücü direniş güçlerine başarılar diliyoruz.
11 Aralık 2006
