Kendi tarifiyle yazarsak, "Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurucularından" ve "Yeşil Ordu" diye tanınan "Birinci Seyyare Kumandanı" olan "Çerkeş Ethem'in "Gerçeklere Doğru Şiddetli Bir Haykırış" başlıklı "Risale"si yayımlanmış bulunuyor.1
Çerkeş Ethem'in daha önce de "Anılarırr/' başlığı altında hatıratı yayımlanmıştı ki, o da küçük kitapçık (risale) boyutundaydı.2
"Anılarırrf', yine onun tanımıyla yazarsak "Anadolu Millîci Hareketimde savaşın strateji-taktiksel "tekno-politiki"ne belli açıklamalar ağırlıklı kaleme alınmıştır. Ancak burada Mustafa Kemal'e hep "Paşa", Mirliva İsmet'e (İnönü) de hep "Bey" diyerek saygın lakaplar kullanan Ethem'in, bu muhataplarına karşı müdafaa pozisyonunda durarak, ölçülü (ılımlı) eleştiriden öteye gitmediğini görüyoruz.
"Haykırış"ta ise Hareket'in Kurtuluş sürecine ek olarak Kuruluş (Cumhuriyet-stabilizasyonu) sürecini de gelişim dinamiği içinde başka boyutlardan da değerlendirerek "Risale"de olmayan kimi bilgi boşluklarını dolduruyor. Ancak 1947'de yazdığı bu "Haykırış"ta Ethem, bütün zembereklerinden boşalmış olarak ve son geldiği noktadaki kendi burjuva liberalist adab-ı muaşeret kurallarını da bir kenara bırakmış olarak, başta Mustafa Kemal'e karşı "Deccal", "Neron", "Cambazbaşı" gibi lakaplar eşliğinde tam bir taarruz pozisyonuna geçmiştir. Oldukça aşırı bir politika-literatür dönüşümü söz konusu.
Olabilir ki, muhtemelen Mustafa Kemal'in sağlığında yazdığı "Anı- larım"da -daha sonra "Haykırış"ta açığa vurduğu gibi- "Gazi"nin yabancı devletler üzerinde diplomatik baskı ve parasal dağıtım "rüşvet" gibi etkenlerle, "Ethem'in dış ülkelerde seyahatinin bile neredeyse imkânsız kılındığı koşullarda, ağzını doludizgin açma özgürlüğünü(l) kullanamamıştı.
Çünkü Ethem "Haykırış"ta da belirtiyor ki, bırakalım yurtdışında "bir hain" olan kendisini, yurtiçinde bulunan "İstiklâl Harbimiz'ln Doğu Cephesi komutanı ve kahramanı olan Kâzım Karabekir Paşa bile anılarını yazdığında yayımı yasaklanmış ve kendisi de ağır baskı altında tutulmuştur "Atatürk Cumhuriyet" rejimince.
Tabii bu vesileyle yeri gelmişken belirtmeliyiz ki, gerek Mustafa Kemal'in Nutuk (Söylev) adlı eseri, gerek Kâzım Karabekir'in anılan eseri bir belge bolluğundan geçilmezken Ethem'inkilerde tek belge bile yazılı değildir. Bu iki eser, böylece M. Kemal ve K. Karabekir ne yazdıklarından bağımsız olarak değerlendirildiğinde, daha detaylı ve doyurucu durumda bulunuyor olabilir okuyucular için. Ama "çarpıcı reel boşluklar"ı kısa literatür ürününe rağmen yine de Ethem doldurmuştur diyorum, özellikle araştırmacılar için!
Aslında "Kurtuluş ve Kuruluş" sürecinin çeşitli boyutlarıyla analiz ve ötesinde kritik (eleştirel) tarihyazımını Türkiye'de birçok araştırmacı ve biliminsanı yapmıştır şimdiye kadar. Marksist-sosyalist perspektiften bakanları da dahil etmeliyiz. Şüphe yok ki bunlara Kemalizme tep- kisel-ezberle "antici" resmî Kürdist yazımı da eklemeliyiz.
Tek Adam/Ebedi Şefçi tekelci damgayı da reddiye ile ciddî ve saygın kimi ürünler veriyor tarihyazıcılığımız. Ancak işte burada bile Ethem'in "Haykırış"ı, bu eserlerde işlenen kimi temaları değerlendirmeleri de sorgulamamız ve yeniden tartışmaya açmamız açısından önem taşıyan belge niteliğinde.
Ethem'in bu son yazımındaki geçen kimi savları da kendi içinde bulanık ve çelişkili olabilir. Ek olarak "Haykırış"ta metodolojik bir yazım da söz konusu değildir. Üstüne üstlük kimi cümle eksiklikleri okuna- mamalar-bozuklukları da söz konusu. Ama insaf. Neticede Türkçe bilen, ama sürgününü hemen hemen sürekli Ürdün'de Çerkeş kolonisi içinde -Çerkesçe konuşulduğu şüphesiz bir kolonide- geçirdiği halde hâlâ Türkçeyi kaybetmemiş olan "Milli Mücadelemizin önemli bir siya- sî-askerî şahsiyetinin yazımıdır söz konusu olan.
Ethemist "Haykırış"i Sorgulama
Şimdi, özellikle Ethemist-"Haykırış"ta geçen iddia ve tezleri baz alarak madde madde işlemeye ve eleştirel irdelemesine geçebiliriz. Buradaki kimi yargılarımız ise kendi içinde bir son değil, yeni sorgu ve tartışmalara da açılım yapacak bir ilk bile kabul edilmelidir.
1
Önce Ethem'in bir ithamı var. "Haykırış" asıl bu "şok"la açılıyor diyebiliriz.
Mustafa Kemal Söylev'de şöyle başlıyordu: "Osmanlı Devleti'nin içinde bulunduğu topluluk, genel savaşta yenilmiş, Osmanlı Ordusu her yanda zedelenmiş, koşulları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış."
Ethem ise "Haykırışla, 1914'te Suriye Cephesinde komutanken Nablus'ta bir İngiliz saldırısı karşısında Osmanlı Ordusunu meydanda başsız bırakıp yüzlerce kilometre içeriye Haleb'e kaçan ve Fırat'a kadar tüm Arabistan'da kahredici yenilgiye birinci derecede sebep olan, burada da durmayıp Adana'ya kaçan ve kendisi gibi "bozguncu" diğer komutanlarla (Cevat Paşa, Miralay İsmet Bey) diğer cephelerde ordunun durumu kötü değilken, teslimiyetçi Mondros Ateşkes antlaşmasına sebep olan diye ihanet içindeki Mustafa Kemal Paşa ithamını yapmaktadır.
Şunu hemen belirteyim. Ethem, "nizami askerîye" kökenli değil, deyim uygunsa "çete askerîye" kökenlidir. Aşağıda bir madde vesilesiyle değinilecek, Ali İhsan ve Kazım Karabekir gibi "nizami paşa"lara askersel teknik yönden övgü düzüyor. Demek ki, Ethem'in Mustafa Kemal'e bu itham ve eleştirisi nizamiyeye antipatisinden kaynaklanan bir önyargı değildir.
Şok ithamı karşılamak ise Kemalist tarihyazıcılığa düşer, en başta.
Mustafa Kemal'in en büyük literatüral eseri Söylev, "19 Mayıs 1919-Samsun"la başladığı için bu soruya haliyle cevap veremez.
Kemalizmin dürüst ve eleştirel bir sahiplenmesi olan "Atatürk Milliyetçiliğinde Baskın Oran, esas olarak Kurtuluş Savaşı'na odaklanmış olup anılan Arap Cephesi savaşlarına değinilen bir iki yerde askerî yönden değil politikal yönden (Misak-ı Millî Sınırları) düşünce üretilmiştir.3
Eserinde kendisine baştan aşağı "Çerkeş Ethem'in İhaneti"ne hasretmiş Zeki Sarıhan ise, tek bir yerde Mustafa Kemal'in 1911'de Trablusgarb'da İtalyanlar'a karşı gerillacı olarak çarpıştığını söyleyip Kurtuluş Savaşı dışına çıkar, ama 1918 Arap Cephesi bozgununa el sürmediğinden, bunda hangi "düzenli kuvvetler" komutanının neden olduğunu öğrenemeyiz.4
Kemalizm'in "aşkın düşünürü" Doğan Avcıoğlu ise, anılan Arap- Suriye Cephesi'nde Osmanlı askerinin açlık, hastalık, çıplaklık (elbise- ayakkabısızlık) yanında yerli halkların kalkışması nedeniyle savaştan kaçışı-isteksizliğini sıralar ama, sonunda Alman komutan Liman Von Sanders'in büyük muhalefetini dikkate almayan Mustafa Kemal'in, Osmanlı'nın mahvına yol açan bozgun-kaçışta asıl sorumluluğunu teslim etmektedir ki, Çerkeş Ethem'in iddiaları doğrulanmaktadır.
2
Ethemist "Haykırış"ta uğurda mücadele edilen dava "Anadolu'nun Kurtuluşu ve İlerlemesi", "Vatanın ve Milletin İlerlemesi", "Milletin Esenliği, Mutluluğu ve Özgürlüğü" şeklinde hep tekrar tekrar vurgulanıyor.
3
Bu "aziz vatanımız" ise "Türkiye Anavatanı" diye açıkça belirtilmektedir. Ancak "Haykırış"-Risale, sonlarında Musul Eyaleti (yani bugünkü "Kuzey Irak") kabulüyle ve İskenderun (yani bugünkü "Hatay vilayeti") reddiyesiyle Türkiye Anavatanı tanımına "misak-ı millî" açıklığı getirmektedir.
Ethemist mücadele-hareket bakışı da hep şöyledir: "Anadolu Millî Hareketi", "Anadolu vatansever Kuva-i Millîye Hareketi", "Anadolu Özgürlük Savaşı (Hareketi)".
Anlaşılıyor ki Ethem de, Ali İhsan Paşa ve Kazım Karabekir Pa- şa'nın askerlik alanında gösterdikleri başarı ve kahramanlıklar vesilesiyle Millî Mücadele'nin coğrafya alanları olarak bahsettiği "Kars-Doğu sınırlarımız" ya da "Musul-Cezire"yi "Anadolu" olarak görüyor. Oysa özellikle Kürdist literatürde bu coğrafya alanı Anadolu olarak değil de Mezopotamya olarak tanımlanmaktadır.
5
Ethem kendi konumunu politik ağırlıklı olarak Anadolu Kuva-i Millîye Hareketi içinde ve askerî ağırlıklı olarak da Kuva-i Seyyare Hareketi içinde göstermektedir.
6
Kimi Marksist-sosyalist analizlerde Mustafa Kemal önderlikli hare- ket-komuta, Türk ulusal burjuvazisi temeli verilirken, Ethemist Kuva-i Seyyare ise, Ege-Anadolu yoksul-küçük köylülüğe dayalı halkçı ve devrimci-demokratik nüveli bir hareket olarak işlenmektedir hep.6
Ethem'in "Anılarım"da, "Haykırış"ta "Ankara'yı ve "Kuva-i Seyyaremi böyle tanımlayan-gösteren hiçbir belirlemesi yoktur.
7
Buna karşılık, ikâme ettiği kavramlar şöyledir: "Ankara sahte kahramanları", "Mustafa Kemal bozgunculuğu", "Mustafa Kemal diktatörlüğü", "Vatanımızda zalim yönetim".
Yani, Millî Mücadele sırasında "Bozguncu", Cumhuriyet-Kuruculuk sırasında "Keyfi dikta-zalim yönetim" diyor. Ethem'de hiç sınıfsal bakış bulunmuyor.
Ethem, görüldüğü gibi ifade ettiği bu "dikta yönetimi"ne bir burjuva sınıf diktası olduğu için karşı değildir.
8
"İlerlemeci ve aydınlanmacı" kimi üstyapısal reform hareketlerine (şapkanın kabulü, adını öyle koymasa da okullarda "laik eğitim" vb.) sırf millete tepeden, keyfî ve kısmen kanlı dayatıldığı için ve bu uğurda harcanan paraların da eğitim ve öğretim yerine gösteriş ve şamataya gidip heba olduğu için de bunlara karşı çıkmaktadır, Ethem. Bütün bu "şekli reformların" Türkiye'nin varlığını ortadan kaldırmak ve dünya haritasından silmek amacında da olan İslâm karşıtı Avrupa topluluğunu hoşnut etme çabaları diye iddia ediyor.
Hatta öyle ki, toplum ve yönetimle ilgili kimi değerlendirmelerinde İslâmı kıstas alarak fikir öne sürüyor. Ancak unutulmamalı. Birazdan değinilecek. 1920'lerde Ethem'in bolşevikliği spekülasyonu, emperya- lizme-kapitalizme-militarizme karşıt "islâmist-bolşevik" Yeşilordu ile bağlantısı ve bundan kaynaklı kalıtlar geldiği 1947 noktada bile hâlâ varlığını Ethem'de koruyor olabilir.
Geldiği nokta diyoruz zaman zaman. Evet, 1920'lerde üzerinde tutunamadığı köylü-halkçı-solcu dinamiğinden farklı olarak 1940'larda Ethem artık tipik bir burjuva liberal demokratıdır. Bugünkü Jakoben burjuva cumhuriyetçilerin kalemine doladıkları dille söylersek Altan kardeşlerin Numaralı Cumhuriyetçisidir, tipolojikman.
9
Evet, Ethem 1920 başında Bolşeviklerle bulaşıktır. Her ne kadar o zaman "Karagün dostu" Sovyetler ve Ekim Devrimi'nin Anadolu ve Kafkas halkları üzerinde büyük etkisiyle "Kurtuluş Savaşı"nın M. Kemal dahil hemen tüm ileri gelenlerinde, modanın da iteklemesiyle, bu bula- şıklık vardı. Ancak, Ethem'deki Kuvai-Seyyare ile birlikte çözümlenmesi gerekli Yeşilordu, muvazaalı da olsa resmi TKF ve "gizli" KP ile de bağıntılı THİF'deki konumu ve Kuva-i Seyyare yayın organı olup, Çerkeş ve işçi-sol yataklarından Eskişehir merkezli yayımlanan "İslâm- bolşevik" Seyyare-i Yeni Dünya Gazetesi gibi ideolojik ve siyasî- örgütsel dayanaklarla da berkitilmiş bir bulaşıklıktır.7
Ethem gerek "Anılarım"da gerekse "Haykırış"ta âdeta bir Kuva-i Seyyare "destanı" da anlatıyor ama tüm bu sol dayanaklardan bahsetmiyor.
Zorunluluk dayatınca bahsettiği zaman da "bilmiyorum, okumadım, ben askerim, siyasetle ilişkili değilim, Kemal Paşa ile senin aranda bitarafım" şeklinde çelişkili, tutarsız, net olmayan tavır sergiliyor. Örnek olsun Halk Komünist Partisi (THİF) katib-i umumisi Nazım Bey'in Ankara BMM'ce Dâhiliye Vekili seçildiğinde Mustafa Kemal'in oyununa gelip bu "Bolşevik Vekil"i istifa ettirdiğinden "Anılarım"da kendini yukarıdaki tavırlarla savunma kaygısından -âdeta günah çıkarırcasına- lütfen bahsetmektedir.
Ancak tarafgir olmayalım. Aynı kararsız ve tutarsız "devrimci" tavırları "Ethem'le bağlaşık" olan (Anadolu ve Türkiye Birlik KP) Mustafa Suphi önderlikli TKP'de de görmekteyiz.
Örnek olsun, Bolşevik olan sabık Dâhiliye Nazırı Nazım, daha sonra kendisini istifaya mecbur bırakan Ethem'in yanına giderek ona, köylünün-halkın içinden gelen milis kuvvetlerinin başı olarak burjuvazi- feodal kalıt tabanlı olduğunu belirttiği Mustafa Kemal gibi paşalar yerine "Kurtuluş Hareketi"nin önderliğini almasını hararetle ajite ediyor.8
Ama aynı Nazım, Ethem ezildikten sonra THİF de kolayca dağıtılınca yargılanmak üzere çıkarıldığı Ankara İstiklâl Mahkemesi'nde bu sefer "Kuva-i Seyyare komutani'nı suçlayarak itham ediyor.9
Yine Türkiye komünist literatüründe Ethem'in TKP'yi ve Anadolu Solu'nu bastırma planı bağlamında -bu dalgada- işinin görüldüğünü okuyoruz, değil mi? 10
İşte tam bu sıralarda, 26 Kanunusani 1921, Bakû'de yayımlanan Mustafa Suphi'nin Komünist Yeni Dünya Gazetesi "sırma ve apoletleri" askerler arasında kaldırdığı için Kazım Karabekir Paşaları övdüğü bu sayısında, "Çeteci Ethem Bey"i "Müdafaa-i Milliye Hareketi"ne "Hıyanet Eden" olarak afişe ediyor!
Gazete "Mustafa Suphi Yoldaş ile Ethemci Eskişehir Seyyare-i Yeni Dünya Gazetesi ilişkisini reddettikten sonra "Avrupa emperyalistlerinin baştan başa istimlâk ve istismar etmek istediği şark dünyasına ait umumi kurtuluş hareketlerinden" saydığı "Anadolu Hareketi Millîyesi" için "izrar" (korkutma) ve "işkal" (müşkülat) nedeni olan "Ethem ve hempaları'Yu tel'in ediyor.11
Türk komünistlerinin Bakü'deki yayın organı "Şark Ordusu kumandanının Bolşevikliği hülyalarına daladursun, o sırada Kazım Karabekir Paşa Ankara'nın Tiflis temsilcisine gönderdiği telgrafta "Şaki Ethem ve kardeşleri"nin komünist taraftarı olduklarını ve İngilizler hesabına hareket eden Mustafa Suphi (!) ile muhaberelerinin (iletişimlerinin) bulunduğu suçlamasıyla "memleketin her tarafında" bunlara karşı "dehşetli nümayişler" tertibi düşlüyordu.12
Anadolu halk-köylü güçleri ve onların askerî-milis organizasyonunun yerine burjuvazi-paşalar önderliğini veya en azından bağlaşıklığını Türk komünistlerinin kıvrak manevrayla, yeğlemeleri düşündürücü. Bu yanı, ilk komünistlerin dönemlerinde doğruda duramadıkları açısından önemli bir yanı.
Ethem'in yanı açısından düşünmenin ötesinde, şimdi gülümsememek elde değil. Çünkü aynı küçültücü deyimi tam çeyrek yüzyıl sonra "Haykırış"ta "Büyük Kurtarıcı"ya kızgınlığından "ağzındaki bak- la"ları doludizgin yağdıran Ethem de kullanacaktı: "Mustafa Kemal ve hempaları']
Burada sorgulanabilir. Mustafa Suphiler katledildiğinde "Sosyalist anavatanı" yaşatmak için iç ve dış-politik çıkar adına bir dış-ülke (Türkiye) komünist hareketini feda edip, "M. Kemal ve burjuvazi kurtuluş paşalar erki" ile stratejik bağlaşıklığı öne alan Sovyetlerin Leninist devrimci önderlikde ne derecede doğruda duruyordu?
Ethem "Anılarım"a ek "Haykırış"ta "Millî Hareketimiz" için koruyucu olmuş "karagün dostları" Rus devrimi ve kurulan Sovyet Cumhuriyetle- ri'ne göndermeler yapıyor. Ancak Sovyet Rusya'sının da işçi-yoksul köylü sınıfsal temelli bir proleter cumhuriyet bakışından yoksundur haliyle.
Ethem "Anılarım"da Bolşevizm anlayışı, "Moskova devrim merkezi" söz konusu olduğunda "milletler hakkında özgürlük ve serbestliğe ait yüksek ve çekici prensipler", "Kuva-i Seyyare Bolşevik Taburu" söz konusu olduğunda karşıt-düşman ordu askerlerini savaş aleyhine- kendi hükümetleri aleyhine teşvik yeteneğidir. Her nekadar sabık Dâhiliye Nazırı Bolşevik Nazım, görüşmelerinde Ethem'e işin bu boyutunu söylemişti ama emekçi halk milis kuvvetler ile burjuvazi-feodal kalıt- paşalar sınıf güçler karşıtlığını da eklemişti.
Bununla beraber Ethem'in ufkundaki toplumsal-ulusal mefkure "zayıf milletler ve halklar", "bir tarafa itilmiş insanlık" şeklinde görülüyor. "Nehrin karşı kıyısındaki" güçler ise "Sömürgeci, gaddar, çıkarcı, hilekâr" Büyük/Avrupa devletleridir. Bu karşıt gücün "vatanda" ete- kemiğe bürünmüş hali ise "İstanbul ve Anadolu'da sultancı-işgalci- bölücü güçler"dir.
Büyük Avrupa devletlerinden Fransa üzerine, Ethem'in kendi deyimiyle söylersek "Ermeni belâsı"! babında sanki bugünler Türkiyesini sezmiş gibi çarpıcı değerlendirmesi, "Haykırış"ta şöyle ifade edilmiş: "Örneğin hürriyet, adalet, eşitlik uğruna Büyük Fransız Devrimi'ni yapanların bugünkü Fransızların ataları olduğuna çok şahit ister."!
11
Sovyetik araştırmalara da referansla kimi Marksist-sosyalist yazımda, Mustafa Kemal'in çok geniş yetkilerle Samsun'a gönderilmiş olması bu sıralarda "Doğu, Orta ve Kuzey Anadolu'da" gelişen daha ziyade köylü tabanlı "düzen bozucu" kütlesel halk hareketlerinin varlığıyla açıklanmıştır. Buralarda gayri-resmî asker toplayan yerel iktidar odakları Şûralar (Sovyetler) ortaya çıkmıştı. İşte bu yerel Bolşevik devrimci dalgayı askeri diktatörlük kurarak da olsa yok etmesi İstanbul- Padişah hükümetinin Mustafa Kemal'den beklentisini oluşturuyordu.13
Çerkeş Ethem de "Haykırış"ta farklı ifadelerle benzer sonuçlar çıkarabileceğimiz iddialar ortaya atıyor. Anadolu Kuva-i Millîyesi ile Kuva-i Seyyare güçlerinin (ki köylü temelli yerel bolşevizan örgütlenmelerdi) birbirleriyle çatıştırılmaları çok haince ve düşmanca bir niyette işgalci galiplerin İstanbul'da yaptıkları bölücü plan neticesi Mustafa Kemal'in Anadolu'ya gönderildiğini ileri sürüyor. Böylece, Anadolu'da
millîci hareketin gittikçe geliştiğini gören işgalci yabancı devletlerin Sultan Vahidettin'in Mustafa Kemal'in ihtiraslı kişiliğinden Kuva-i Millîye Hareketi içine bozgunculuk sokmak için yararlandıklarını iddia ediyor.
Zaten diyor, Güney'de Fransızlar yenilmişler ve Klikya'dan Suriye'ye çekilmişlerdi. Söke civarına asker çıkarmış olan İtalyanlar, yeni -sonradan- çıkan Yunanlılarla rekabetten savaşmıyorlardı. "Doğu illerinde" ise gerek Kazım Karabekir Paşa, gerekse Kafkasya'daki Sovyet Cumhuriyetleri millîci hareketimiz üzerinde koruyucu durumdaydılar. Ege'de ise Yunan ordusu artıkları zaten Anadolu Kuva-i Millîyesi'nin kahramanca savaşı sonucu çakılıp kalmış olup, çürümekteydiler.
Demeye getiriyor ki, Mustafa Kemal, "Kurtarıcı" çıkışı gereksizdi. Çünkü gelişmeler Kurtuluş arifesiydi. Onun misyonu köylü-halk güçleri ile millî burjuvazi düzenli ordu güçlerini karşı karşıya getirmek şeklinde millî hareketi bölmekti.
Ethem biraz ilerde bu "bölücülük ve bozgunculuk" yaptığı şeklinde Mustafa Kemal için ithamını tekrarlarken, eğer bu yapılmamış olsaydı Selanik'e kadar Batı Trakya'da Yunan'dan alınabilecekti şeklinde, Mi- sak-ı Millî açısından daha büyük kazanımın heba olduğu mealinde yeni bir iddia daha ortaya atıyor.
İthamları çok ve şok sarsıcıdır. I. Dünya Savaşı sonunda Mustafa Kemal'in askersel eksisinden tüm "diyar-ı Arab" elden gitmiş idi! Kurtuluş Savaşı'ndaki politik-askersel eksisinden "diyar-ı Trakya" elden çıkıyor. Ama bu iddia ve ithamlar şüphesiz ispat edilmeyi de bekliyor. Bu yazı kapsamında ben bu tartışmaya girmiyorum.
12
Ethem "Haykırış"ta Çerkeş halk kavramı ile Türkiye-vatanımız kavramını nasıl uyumlaştırdığına açıklık getiriyor.
Kurtuluş sırasında da Trakya, Ege, Marmara ve Eskişehir vb. gibi Anadolu'nun kimi yörelerinde Çerkeş nüfusun toplulaştığını görüyoruz.
Bir yandan başta Balıkesir-Çanakkale arası geniş bir alana yayılmış Aznavur ve Düzce isyanları olmak üzere kimi Çerkeş güçlerinin başını çektiği "korkunç" isyanları bastıran Çerkeş Ethem, bu isyanlar hakkında "gerici ve bölücü" ifadelerini kullanmaktadır.
Yani Ethem'de Türkiye-anavatan'ın bölünmez birliğinden yana olduğu tutumu teorik-pratik netlikte ve sağlamlıktadır.
Zaten, Kuva-i Seyyare'nin asıl sürükleyici gücünü Çerkeslerin oluşturduğu da belirtilmektedir. Bunun yanında, bittabi Ethem kardeşler, Ege'de millî direnişi ilk örgütleyenler Albay Bekir Sami ile Ali Fuat Cebesoy, Rauf Orbay, Yusuf İzzet Paşalar ayrıca da Kurtuluş'ta yer
S.P. F/5
alan "Anadolu komünistlerinden Hakkı Behiç ve Şeyh Servet gibi kadrolar hep Çerkeş idiler. 14
"Haykırış"a ekli İngiliz-Fransız belgeleri arasında "Millî Mücadeleye el koymaya çalışan "kökü dışarıda" Yunanlılar tarafından örgütlendiği söylenen Çerkeş Liberal Birlik gibi politik ve Girit ve Çerkeş Çeteler gibi askersel oluşumlar da bir realite olarak görülüyor.
Bu meyanda Ethem "Haykırış"ta Mustafa Kemal önderlikli Cumhuriyeti "Ben Türk, Sen Kürt, O Çerkeş, O Laz"; yani (halkın önemli bir bölümüne-SB) "gayri-Türk" olduğu için eksi ayrımcılık yaptığı iddiasıyla kınıyor. Sonra devamla, "Türkiye-mozaik çiçek bahçe" denklemini şöyle sonuçlandırıyor:
"Burası 'Türk Yurdu'dur... denilmesi (ile) resmen bölücülük yapmaktadır. Bu (şekilde) vatandaki kardeş milletleri ile toplumsal bütünlüğümüz içine soktukları kötülük tohumları ile Türkiye'yi dünya haritasından silmek isteyen bazı yabancı fırsatçılara hizmet etmektedirler."
Ne demek lâzım? ABD patentli "Büyük Ortadoğu Haritasal Pro- je"yi yarım yüzyıl öncesinden sezen ve çırpınan Kâhin Ethem mi? Tartışmayı sürdürüyoruz.
Çünkü söylediklerini detaylandırmayarak çok kısa formüle etmiş. Biz çözümlersek, şunu demek istediğini görebiliriz: Anadolu Millî Kurtuluşunu "Yedi düvel ve Yunan"a karşı Türk, Kürt, Çerkeş vb. Osmanlı- Türkiye anasır-ı İslâm kuvvetleri yaptı. Ancak Cumhuriyet Kurulu- şu'nun getirdiği "Türk Yurdu"nda tek taraflı etnik yontmacı inkâr, hem dost ve kardeş halkları birbirinden uzaklaştırarak bölücülük getirir, hem de "Türkiye'yi ortadan kaldırmak" isteyen "sömürgeci-gaddar-çıkarcı devletler", özellikle "Avrupa" gibi emperyalist "Büyük Devletler" bu zaafı kaşır, koz olarak kullanır.
13
Bu tehlikeye karşı Ethem "Haykırış"ta, kulağımıza aşina bir kavramsal "cumhuriyef'i çözüm olarak öneriyor:
"Vatanımızda... maddî-manevî samimî ve masum düzenlemeleri içeren Gerçek Demokrat Cumhuriyet (abç) kurmak."
Evet, bu kavramı Küresel kapitalizmin "ekolojik-demokratik toplumculuğu ile "Demokratik Konfederalizmi" sarkacında devinen Kürdist Demokratik Cumhuriyet projesinden tanıyorduk. Liberal ve Liberter Türk Solu da, bu kavramı aynen kullanmasa da, ülküsü tastamam bu projedir. Bunu da biliyoruz.
Ethem, "maddî-manevî düzenlemeleri" ayrıntılı programlaştırarak projelendirmemiş. Keşke yapsaydı. Ama "Haykırışla bu konuda bir şeyler söylediğini, çeşitli maddelerdeki irdelemelerimizde görebiliyoruz sanırım.
Ethem, ayrıca "Ankara zorba diktatörlüğü"nce "insanlık ve vatan- severlik-dışı saldırılar"a uğradığını belirttiği Kürtler için "Asil Unsur", "Yüce Millet" şeklinde pozitif ifadeler kullanıyor. Bundan sonra yüzyıllardır birlikte yaşadığımız Türk Milleti ve devletinin mevcudiyetini tehlikeye atacak Sevr vb. "dış güçler"in politikalarına karşı uyarıcı ifadeler kullanıyor.
Kurtuluş'un öğelerinden olup Kuruluş'ta dışlandıklarını söylemek istediği "Asil Kürt unsur'unun sokakta bile anadilleriyle konuşmalarının yasaklandığı" şeklinde Cumhuriyet için oldukça ağır ithamı var. Gerçi yarım yüzyılda köprülerin altından nice sular aktı ve günümüzün "seçmeli caydırıcı" da olsa nispi burjuva demokratik Türkiye'sinde artık terazinin kefeleri bu denli dengesiz değildir. İşte en son örnekler, Diyarbakır'da Kürt dili ve edebiyatı üzerine etkinlik günleri düzenleniyor, Belediyece. Yine Kent Sur İlçe Belediyesi yazışmalarda Kürtçeye geçme hamlesinde. Yani sokağı bırakalım "yerel resmiyete" girme hamlesinde, Kürtçe.
15
Şimdiye kadar Kürdizm ile bağlantılı Türkiye tarihyazıcılığının da irdelediği çok önemli bir konuda, şu son dönemde Atatürk'ün vefat ederken "vasiyetim" diye söylediği Musul konusunda (ki, Musul tastamam bugünkü "Bilad-ı Ekrad"ın Güney'i yani Güney Mezopotamya ya da "Resmî Türkiye" yazınında geçtiği haliyle "Kuzey Irak" Kürdistan'ı içermektedir), yani Misak-ı Millî'nin bir parçası olduğu kabul edilen Musul'un neden Lozan vb. süreçte İngiliz himayesi altındaki Irak'a terk edildiği konusunda farklı eğilimli orijin bir yeni sav getirmektedir, Ethem. Şimdiye kadar, Türkiye sınırları içindeki "Kürtlerimiz"i "Musul Eyaleti Kürtleri"nden kopartmak şeklindeki stratejinin "Kürt Sorunu"nun Kemalist Cumhuriyet'çe -tersinden de olsa- bir "çözüm formülü" olarak değerlendiriyordu, anılan tarihyazıcılığı.15
Ethem ise "Haykırış"ta iddia ediyor ki, bu kısmen doğru olmakla beraber, "Avrupa hükümetlerinin kurnaz diplomatlarımın Çerkeş Ethem'in Türkiye'ye (askerî-politik/SB) giriş yapmak için Bağdat'ta beklemekte olduğu şeklindeki şantajı asıl rol oynamıştır Ankara'nın Musul'u terki konusunda! Bir sürpriz sav daha.
16
Ethem reddediyor gibi ama bu şantajın bir realiteye de dayandığının kısmî ipuçları var. "Haykırış"ta Atatürk rejiminin affetmediği ve içinde kendisinin de bulunduğu yasaklı siyasiler olan 150'liklerden bahsediyor. Şimdi, 1927-1946 yılları arasında Lübnan-Suriye ekseninde yoğun olan Kürt Hoybun Cemiyeti ile ilgili bir çalışmaya bakıyoruz. Bu örgütün Ethem'in ismini vermese de, Suriye yörelerindeki 150'liklerle Türkiye'deki rejime karşı işbirliği ilişkisi belirtilmekte.16 Ayrıca çok önemli bir bilgiyi, "Çerkeş Ethem ve Kardeşlerinin Yurtdışında Kurdukları Cemiyet: Türkiye Kurtuluş Fırkası Komitesi (Cenup Vilayetleri Yıldırım Komitesi)" adlı bir Toplumsal-Tarih Dergisi makalesinin başlığı bile gösteriyor.17 Bu cemiyette kimi Kürt unsurların varlığıda belirlenmekte. Ayrıca buradaki Güney vilayetlerinin, Osmanlı'nın güneyi yani Suriye-Lübnan ve "MusuT'u da içerdiğini anlayabiliriz.
17
Musul'a geri dönersek, Ethem eyaletin terkinde Mustafa Kemal'in yönetimini eleştirirken, İskenderun (Hatay-SB) vilayetinin Türkiye'ye ilhakında da, paradoksal biçimde aynı muhatabına eleştirisini kesintisiz sürdürüyor.
İkincisiyle ilgili gerekçesi ise, biraz daha farklı ilginçliktedir. İskenderun'un, Suriye'in denize açılan tek çıkış yeri olduğu için, Türkiye tarafından ilhakının iki kardeş ve komşu millet arasına bozgunculuk ve nefret tohumları ekeceğinden bahsediyor.
Eğer, "Ankara sahte kahramanları" İskenderun ve Antakya bölgesinde bir Türk yoğunluğu var iddiasıyla bunu yapıyorlarsa, diyor Ethem, buralardan daha çok Musul ve Kerkük Türk nüfus barındırıyor, diye ekliyor. "Musul'u niye terk ettiniz"i yineliyor. İlginç, "asil ve soylu ırk" dediği Kürtler'e Musul ve Kerkük'ü burada atıf yaparken nedense değinmiyor. Ayrıca, bir Türk yoğunluğu barındırsa da İskenderun ve Antakya'daki asıl "kardeş ve komşu millet" kim? Araplar olduğunu da zikretmemiş.
Bütün bunlardan çıkan sonuç, "Haykırış"ı içeren kitaba uzun bir "Ethem Biyografisi" girişi yazan Editör'ün Ethem için Enverizm-dışı şeklinde bir çekince koysa da, Kuva-i Seyyare komutanının "Çok milletli İslâm İttihadı" şeklinde Osmanlı-Türkiye vatanındaki Türk, Kürt, Arap, Çerkeş vb. kardeş anasır" hercümerçliğinde demokrat-birlik cumhuriyeti projesini düşlemiş olabileceğidir.
Kurtuluş sırasında, hem "Anılarım"da hem "Haykırış"ta, azap/ıstırap verici hastalığı çeşitli sayfalara serpiştirilmiş sürengenlikte görülmekte.
İlk başlarda Ege-Marmara güney eksenini tutarak Yunan işgalciye geçit vermeyen, bölücü-bozguncu, işbirlikçi-gerici "korkunç" isyanları Çanakkale'den Adapazarı'na, Ankara'dan Yozgat'a -Ankara BMM ve Paşalar idaresinin acizane çakılıp kalmış konumlarında- zaferlerle bastıran, adına Kuva-i Millîye kahramanlık destanı-türküleri yazılmış olan,
"İsyan provokasyonumda bile gönülsüz olup savaşmayarak geri çekilerek kuvvetlerini tam seçim özgürlüğü içinde dağıtarak önemli askeri artık kuvvetin Mustafa Kemal önderlikli Cepheye geçmesinde bile etken olan, tedavisi için "geçit hakkı"na binaen teslim olan, ağır koşullardaki sürgününde bile hayatının sonuna dek Ortadoğu-Ürdün ekseninde kimi politik kombinezonlara girse de hep Türkiye-anavatan ülküsü daim olan Ethem'i trajedisine rağmen "vatan haini" kabul etmek mümkün değildir.18
Ancak, daha önce bu konuda bir başka araştırmanın değerlendirmesini revize ederek ifade edersek büyük çeteci-"asker" olan Ethem'i Kurtuluş'ta dayandığı köylü-halkçı dinamikli bir hareketi, yine Kurtu- luş'ta büyük asker olmasının yanında usta bir politikacı da olan Mustafa Kemal Cephesi önünde sıfır politik duruşuyla heba ettiği ve sonrasında sürgünde de Dalton Kardeşler burjuva liberal demokratlığına yelken açtığından, Sol'a ve sınıfına "ihanet" şeklinde sosyalist kürsüden yargılayabiliriz, diyorum.
15-23 Kasım 2006-Manisa
Kaynakça:
1 Emrah Cilasun, Bâki ilk Selam, Çerkeş Ethem, Belge Yay., ist. 2004
2 Çerkeş Ethem, Anılarım, Berfin Yay., ist. 1993. Cemal Kutay, "Çerkeş Ethem Dosyasf'nda Kurtuluş Savaşı ile ilgili kimi unsurların, özellikle paşaların konu bakımından söyledikleri ile ek kimi belge ve fotoğrafları da ekleyerek sözkonusu "Anılarım"ın neredeyse tıpkıbasımını vermiştir (Boğaziçi Yay., istanbul, 1990.).
3 Baskın Oran, Atatürk Milliyetçiliği-Resmi ideoloji Dışı Bir inceleme, Bilgi Yay., ist. 1993, s.169.
4 Zeki Sarıhan, Çerkeş Ethem'in ihaneti, Kaynak Yay., ist. 1986, s.35
5 Doğan Avcıoğlu, Millî Kurtuluş Tarihi-C. 3, Tekin Yay., ist., 1986, s.962- 967.
6 Örnek olsun, Sovyet tarihçi-araştırıcı Noviçev ve referansıyla Yalçın Küçük, Türkiye Üzerine Tezler, C.2, Tekin Yay., ist., 1984, s.707-711.
7 Mete Tuncay, Türkiye'de Sol Akımlar (1908-1925), Bilgi Yay., ist., 1967; Cemal Şener, Çerkeş Ethem Olayı, Okan Yay., ist., 1986.
8 C. Şener, age., s.64-65.
9 M. Tuncay, age., s.98.
