Günümüz kapitalist-emperyalizmin kültürü bir çöküş-dekadans kültürüdür. Bu kültürün başlıca özellikleri, çürümeye, bireyciliğe, yabancılaşma ve duyarsızlaşmaya, insanın bio-seksüel yanını kışkırtmaya, çılgınlık düzeyinde tüketmeye dayanması; ilerici insanlık ailesini tarih boyunca ürettiği temel değerleri; küçümseyici, kimliksizliği ve kişiliksizliği sürekli üreterek belirsizlikçi ve hiçci, bireyleri ve toplumu terörize edici, korkutucu, sindirici... nitelikte olmasıdır.
Kapitalist-emperyal kültürün en büyük besleyeni sömürü ve asimilasyondur. Sömürü ve asimilasyonun kaynağında ise, kapitalist özel mülkiyet ve bu ilişkilerin yarattığı ilişkiler ağı-sistemi yatmaktadır.
Günümüz özel mülkiyetine dayalı sınıflı bir toplum olan kapitalist toplum önce insanı atomize etmiştir. Atomize olan insanın her yanını da paralize ederek insanı paramparça-darmadağınık etmiştir. Toplumsal bir varlık olan insanı insanlığından çıkararak hayvani derecede bi- reycileştirmiş, insanın kültürel/toplumsal evriminin gelişimini durdurur hâle getirmiştir.
Emperyalist kapitalizmin kendini sürdürebilmesi için kültürel/sanatsal/estetik alanlarda da kendisini yeniden üretmesi gerekmektedir. Onlara göre, Nasıl ki bir meta, dolaşım/tüketim sürecine sokularak değer (emek gücünün metaya kattığı kullanım değeri, değişim değeri, artı-değer) yaratılıyorsa, kültürel/sanatsal/estetik ürünler de dolaşım/tüketim sürecine sokularak değer yaratır hâle getirilmelidir.
Emperyalist kapitalizm günümüzde kültürel/sanatsal/estetik alanını önemli bir pazar haline dönüştürmüş; bu alanda kapitalist ilişkileri egemen kılmıştır.
Emperyalist kapitalizmin yoz ve kozmopolit kültür ve sanatına karşı alternatif olması gereken ilerici/devrimci/sosyalist kültür ve sanat, günümüzde içinde bulunduğu durum gereği alternatif olamamakta, te- kil-onurlu duruşlar ise yetersiz kalmaktadır. İlerici/devrimci/sosyalist sanat ve sanatçılar örgütsüzdür. Hem sanatçıların hem de sanatın örgütlenmesi gerekmektedir. Burada da görev ve sorumluluk kendisine bu misyonu yükleyen sanatçılara düşmektedir.
Oysa kültürel çürümeye karşı ilerici/devrimci/sosyalist sanatçıların sorumlulukları vardır. Sanatçılar önce ürünleri ile bu çürümeye karşı
koymalıdır. Yukarıda sözünü ettiğimiz çürümeyi (gerçekliği) imgesel/estetik süreçlerden geçirip sanatsal gerçeğe dönüştürmen ve çürümeye karşı gerçekliği dönüştürmelidir. Sonra bu sanatsal gerçekli- ği/gerçeği-ürünlerini okuyucu-kitlesiyle buluşturmalıdır. Sanatçının bireysel olarak bu alanda yapabilecekleri oldukça sınırlıdır. Sanatçı ya kendi olanakları ile eserinin kitlelere ulaşmasını sağlayacak; ya ilerici yayınevleriyle kolektif olarak üreterek eserinin kitlelere ulaşmasını sağlayacak; ya da emperyalist kapitalizmin basın yayın tekellerinin kapısını çalacaktır. Bu kapı çalmalar oldukça tehlikeleri de beraberinde getirecektir.
İzninizle burada yeri gelmişken Marx'ın yapmış olduğu bir belirlemeyi sizlerle paylaşmak istiyorum:
" Yazar, işini hiçbir zaman araç olarak görmez. Eserleri kendi içlerinde amaçtırlar; yazar için ve başkaları için eserler araç olmaktan o derece uzaktırlar ki, yazar onların varoluşu uğruna kendi varoluşunu feda edebilir. Yazarlığını maddi bir araç olarak kullanan yazar, kendi iç köleliğinin cezası olarak dış köleliği yani sansürü de hak etmiş olmaktadır; daha doğrusu, sansürün varoluşu onun cezasıdır. Basın özgürlüğünün ilk koşulu, bir iş olmamasındadır."
Marx'ın yukarıda yaptığı uyarı gerçeği, imgesel/estetik süreçlerden geçirerek sanatsal gerçeği oluşturma süreci içerisinde; sanatsal ürün ortaya konulurken, eser araç olarak görülemez. Burada eserin üretimi sırasında, sanatsal gerçeği oluşturma amaçtır.
Emperyalist kapitalizm gerçeğin, sanatsal gerçeğe dönüştürülmesini istememekte; gerçeğin karartılması için sanatı bir araç olarak kullanmaktadır. Hatta bu gerçeği karartma aracı alanını öylesine kapitalist piyasanın tatlı kâr aracı haline getirmektedir ki çürümenin sürekliliği sağlanabilsin.
Sanatı bir geçim aracı; bir rant aracı; bir kâr aracı haline getiren emperyalist kapitalizmin kurumlarıyla, bu anlayışa sahip sanatçılar buluştuğunda, bu alan geçmişte çeşitli vesilelerle solla ilişkili sanatçılar için de cazip hâle gelmiştir. Emperyalist kapitalizmin yayın tekellerinin pazarladığı yazarlara baktığımızda, bu yazarların geçmişlerini pazarlamada oldukça becerikli olduklarını söyleyebiliriz. Kuşkusuz en becerikli olanları, en yüksek transfer ücreti ve telif ücreti alanlarıdır. Transfer ücreti ve telif ücreti arttıkça, çeklerdeki rakamlar büyümekte. Çek- lerdeki rakamlar büyüdükçe gerçeği karartmak için sansür ve otosan- sür de o oranda artmaktadır. Sanat alanına yeni girmiş genç sanatçılar için de bu alan çok çekici hale getirilmektedir.
Ayrıca, bu coğrafyanın ilerici-sol kültürünün yetiştirdiği kimi değerleri de çalmak için yoğun çabalara giren kapitalist-emperyalizmin yayın/kültür/sanat tekellerine ve sanat anlayışlarına karşı bizim sanatçılarımızın güçlerini ve sanatlarını bir cephede birleştirmeleri, dayanışmada bulunmaları, birlikte-kolektif olarak duruş sergilemeleri, deneylerini, deneyimlerini birbirine aktarmalarını yaşam ve mücadele artık dayatmaktadır.
İlerici, demokrat, yurtsever, devrimci, sosyalist, Marksist sanatçıların Sanat Cephesinde buluşmaları, bu oluşuma kan vermeleri gerekmektedir.
Sanatın Birleştirici gücünden de yararlanarak güçlendirilecek olan Sanat Cephesi ilerici, demokrat, yurtsever, devrimci, sosyalist, Marksist sanatçıların Birliğini-örgütlenmesini sağladığında, ilerici/devrimci /sosyalist sanatın örgütlenmesi de sağlanacaktır. Böylece sanat ile sınıfın buluşma, bütünleşme zemini yaratılacaktır.
Sanat Cephesi, ilerici/devrimci/sosyalist sanat ile sınıfın buluşma, bütünleşme zeminine hizmet ettiği oranda işlevsel olacaktır.
Oldukça mütevazi bir adımla sanat alanına müdahale eden Sanat Cephesi, tarihsel olarak da büyük bir sorumluluğun altına girmektedir.
Sanatsal üretimin "görece özerk" alanının özgürlüğü ile Cephesel Kolektif duruşların özgürleştirdiği alanlar genişletildikçe, sınıfla sanatın buluşma zemini de genişleyecektir.
Sanatsal üretimdeki "görece özgürlüğü" titizlikle koruyacak olan, eserin üretimindeki ekonomik bağımsızlığa da titizlikle dikkat edecek olan Sanat Cephesi, eserin kitleye ulaştırılmasını da örgütleyecektir.
Sanat Cephesi nin yolu açık olsun!
* 4 Kasım 2006 tarihinde 25. TÜYAP istanbul Kitap Fuarında, Sanat Cephesinin katkıları doğrultusunda Kolektifimizin düzenlemiş olduğu 'Kültürel Çürümeye Karşı Sanatçının Sorumluluğu' isimli Panel-Söyleşi'mizde yazarımızın yaptığı konuşma metnidir.
