(...) Sanat Cephesi'nin beni komiteye almak istediğini yazmışsın. Münasip görmüşlerse, itirazım olmaz. Ancak, bir faydam olur mu bilmem. Sonuçta hapisteyim. Ayrıca ben kendimi sanatçı olarak görmüyorum. Sanat işi zor bir iş. Zorluğunun nedeni de, sanatsal uğraşın halkın yaşam alanının dışına çıkartılmış olmasıdır. Sanatsal üretkenliğe eğilim ve potansiyel taşıyan insanlarımızın yeteneklerini açığa çıkartıp geliştirecek ortam ve araçlar olmadığı için, çoğusu farkına varılmadan körelip gidiyor. Enver Gökçe gibi ısrarla halktan kopmayan sanatçılarımız da vefasızlığın kurbanı olmaktan kurtulamıyorlar. Tersinden bir akıntı oluşturmak zor, ama imkânsız değil tabi. Sınıf mücadelesinin bütünlüklü alanıyla bağlantılı bir sorun bu.
Yargı süreciyle ilgili bir değişiklik yok. Savunmasını henüz yapmamış olan bir arkadaş var. Heyet, onu bekliyor. O da savunmayı yapınca, muhtemelen kararını verecek. Bu arada, Uluslararası Af Örgütü bizim dosyayı incelemiş. Benim dosyamı "delilsiz ve hukuksuz yargılamaya" örnek dosya olarak seçmiş. Sanırım bir kampanya yapmışlar. Değişik ülkelerden yüzlerce mektup geldi. Ancak bunlar Türkçe olmadığı gerekçesiyle, tarafıma verilmedi. Noter huzurunda, mektupların Türkçeye tercüme edilmesi gerekiyormuş. Onun parasını da benim ödemem gerekiyormuş. Ben de mektupları ziyaretçime verdirttim. Benzer mektuplardan Adalet Bakanlığı'na da göndermişler sanırım. Bu kampanyanın bir fonksiyonu olacağını sanmam. Bir ihtimal olarak, belki heyet, okuma zahmetine katlanmadığı dava dosyasını daha ciddi inceleyebilir.
İyi saatte olsunlar, bizim aileyi çok seviyorlar. En küçük biraderin evine uğramışlar. Konu komşu iyi tepki göstermiş. Kendileri teşhir olmuş. Yeğenime, küçük yaşta şubenin penceresinden atma sendromu yaşattılar. İnşaatta çalışmaya gitmişti. Geri gelmek zorunda kaldı. O sendromun etkisiyle, zaman zaman bayılıyormuş. Özgürlük uğraşı bedelsiz olmuyor. Ezelden beri bu işin kuralı bu.
Burada değişen bir durum yok. Bir arkadaşla karşılıklı felsefe tartışması yapıyorduk. O, mektuplarında çeşitli felsefe kitaplarından alıntılar veya bazı bölümler gönderiyordu. Daha önce elime ulaşıyordu, herhangi bir sorun çıkmamıştı. Fakat son gelen otuz sayfalık mektubu tarafıma vermediler. "Mektup olmadığı ve bir eserden fotokopiyse, yayınevi ve yazar adı, adresi olmadığı" gerekçesiyle bana verilmedi. Di
siplin Kurulu'ndan böyle bir karar tebliğ ettiler. Artık ben de İnfaz Ha- kimliği'ne itirazda bulunacağım. Bakalım ne sonuç çıkacak.
Buralar epey soğuk. Kaloriferler hem az yanıyor. Hem de alanı ısıtmakta oldukça yetersiz. Otururken dizlerimize battaniye çekmek zorunda kalıyoruz. Buranın havası Karadeniz iklimine daha yakın. Geçen kar düştüğünde, buralara İstanbul'dan daha fazla kar düşmüştü.
Sizler TÜYAP'a gidip dönmüşsünüzdür şimdi. Biz de televizyondan izledik. Bu yıl, beklenen ilgiyi görmemiş TÜYAP. Yayıncılar böyle söylüyorlardı.
Barış'a gönderdiğiniz dergi ve kitaplar eline geçmiş. Haftada bir gün iç yazışma yapıyoruz. Uygulama yeni başladı sayılır. Haftada bir gün, bu cezaevinde bulunan başka bir tutukluya mektup yazabiliyorsun.
Ben de uğraşıyorum işte. Öyle ciddi bir rahatsızlığım yoktur. F Tipinde çoğu arkadaşta; unutkanlık, dikkat kaybı, sağırlık, kaygı vb. türünden rahatsızlıklar var. Şimdilik bende bunlar yok. Pek revire filan çıkmıyorum...
Tüm arkadaşlara devrimci selamlarımı iletiyorum. Birbirlerinize iyi bakın. Görüşebilmek umuduyla.
|
ÇÜRÜYEN Çürüdü Zamanda yıllar Geçitte yollar Çürüdü Saatte kordon Güzelde gerdan Çürüdü Testide su Çiçekte koku Çürüdü 2 Nolu F Tipi Cezaevi-Kandıra 15 Kasım 2006 |
[1] Hukukî ve cezaî hiçbir maddî gerekçeye dayanmadan, birer siyasî mahkeme olan DGM vb.'lerince hukukun keyfi uygulamasıyla 11 yıldır tutuklu bulunan Dergimiz yazarlarından Turgay Ulu'nun, bu mektubunu F Tiplerin- deki yaşamı bir ölçüde da olsa yansıttığı için iznini alarak ve özel kısımlarını çıkararak yayınlamayı uygun bulduk. (S.P.)
