Takvimlerin ay ve günleri anılacak, kutlanacak tarihsel-sosyal süreçlerle dolu... Bu süreçlerin tamamı tarihselden güncele, güncelden tarihsele diyalektik bağlar kurulacak nitelikte... Devrimci tarih ve gelenekleriyle organik ilişkiler kuramayan düşünce-davranış çizgileri sos- yal-pratiğin şaşmaz mihenk taşında işlevsiz duruma düşüyor ve de açığa vuruluyor. Tutarlı bir tarih ve sınıf bilincine sahip birey, grup, çevre ve örgütlerin işlevsel olması ve birleşip-bütünleşerek yeni nitelikler kazanması imkân dâhilindedir.
Tarih ve sınıf bilincinden esinlenmeyenler sınıflar mücadelesi tarihimizden bir şey öğrenemezler. Tarihimizden öğrenmek, davranmak ve geleceği kazanabilmek için Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynağından beslenmek lâzım. Sınıflı, sömürücü toplumlardaki hâkim gerici sınıflar koalisyonunu ve onun gündemini doğru okumak lâzım. Günümüzün kapitalist-emperyalist hegemonyasının siyasî, iktisadî, askerî, kültürel, istihbarî, vb. konumunu, açmazlarını, hegomonlar arası çelişki ve çatışkıları yerinde değerlendirmek lâzım. İşçi sınıfını politika dışında tutan, politikasızlığı yaygınlaştıran burjuva ideolojisi ve revizyonizmin silahlarını nasıl geri teptireceğimizi öğrenmemiz lâzım. İlerici kılıklı reformizm, sosyalreformizm, şoven ve sosyalşoven akımlarla nasıl mücadele edeceğimizi tespit etmemiz lâzım. Bu yolda hangi Kurum ve .Araçların işbaşı yapması gerektiğini bilmemiz ve bu yolda seferber olmamız lâzım. İşçi sınıfı hareketi, sosyalist hareket, ilerici gençlik hareketi, Kürt ulusal hareketi, Emekçi Kadın hareketi, vb. sosyal dinamiklerin içine sızmış tüm eloğullarını 'politik açığa vurma' yöntemiyle nasıl teşhis, tedavi, tecrit ve teşhir edeceğimizi kavramamız lâzım. İşçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal-enternasyonal kurtuluşu yolunda bilim, akıl ve mantık dışı akımların verdiği zararı nasıl aza indireceğimizi görmemiz lâzım. Kendiliğinden, ikâmeci ve keyfî yöntemlerle kurduğu grup örgütünü parti yerine koyan, parti olmadığı halde parti imiş gibi davranan bütün sol maskeli akımları karşıya almak lâzım.
Lâzım, lâzım, lâzım nakaratına onlarca madde daha ekleyebiliriz.
Fakat, Devrimci ve Marksist Kadroların yaşadığı "Öndersizlik Krizimin aşılması mücadelesinde "Komünistlerin Birliği" sorunsalının olması gereken yere, yani "Devrimci Oturum" disiplinine kavuşturulmasını, ayrıca diyalog ve tartışmaların sonuçlarına katılmanın ve katlanmanın ne demek olduğunu bilince çıkarmak lâzım.
Bu tarihsel ve sınıfsal görevimizi yerine getirdiğimizde "lâzım" nakaratları yerine son derece acil ve hayatî sorunlarımızın çözüm yöntemleri gündeme gelecektir, Sol'un "örgütler anarşisi"ne dönüşmüş konumu gerekli-zorunlu ayrışma ve bütünleşme sürecine girebilecektir. "Öndersizlik Krizi"nin aşılmasında raydan çıkan tren rayına oturtulacaktır.
Aşınmış ve de aşılmış teori-pratikler yerine, bulunduğumuz coğrafyadan özgün sınıf ve emekçi halklar gerçekliğimiz, çelişkilerimiz, tezlerimiz tartışılıp senteze kavuşturulmayı bekliyor. Devrimci- dönüştürücü çabalarımız ilerici, dinamik ve tarihsel iyimserliğimizi besleyen yöntemlerimizle yorumlanma imkân ve fırsatını yakalayacaktır.
DİSK'in 40.yıldönümü, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü ve 21 Mart NEVVROZ kutlamaları bahsinde tarihsel ve sınıfsal bir özeti hatırlatmayı doğru buluyoruz.
Anılan ve tarihsel-sınıfsal önemi büyük bu anma ve kutlamaların hamaset ve çeşitli niyetlerle özünden saptırılması işçi sınıfı ve emekçilerin doğru bilinçlenmesine katkı getirmeyecektir.
Burjuva ve küçükburjuva "sol" akımların örgütsel güvencesinde(l) gerçekleştirilen/gerçekleştirilecek olan kitlesel anma ve kutlamaların tahlilinde şunları söyleyeceğiz:
Bugünkü DİSK yöneticileri 13 Şubat 1967'den bu yana genel başkanlık görevini üstlenmiş, Kemal Türkler, Abdullah Baştürk, Kemal Nebioğlu, Rıdvan Budak, Süleyman Çelebi türünden sendikacıların ve de 40 yılın bilimsel bir tahlilini yapamamıştır. Bu görev onların çapını aşıyor.
Çünkü sendikacıların bilimsel bilgileri ve bilinçleri, ideolojik-sınıfsal bileşimleri, meslekleri, özel yaşamları ve sergiledikleri sendikacılık pratiği buna uygun değildir.
Sendikacılarımız işçi sınıfının sendikal birliği mücadelesinden sınıfta kalmıştır. Hele 100 yıllık sınıflar mücadelesi tarihi ve sınıf bilincimizin uzantısında nasıl bir miras üzerinde oturduklarını bir türlü kavrayamamışlardır. 15/16 Haziran'da sendika ve konfederasyon ayrılığına düşmeden işçi sınıfı bizzat sosyal-pratikte işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğini bu tarihsel eylemi ile doğrudan göstermiştir.
15/16 Haziran'ları üretim birimlerinde örgütleyen Kadrolar, Sıkıyönetim Mahkemelerinde, davayı, tarihsel-sosyal haklılıklarını ve sosyalizmi savunmuştur. Onların polis, işkence, cezaevi sınavları da gerçekleştirdikleri eylem gibi sağlamdır. Sayıları 5 bini bulan proleter Devrimci Kadroları; 15/16 Haziran'ın anlamını kavramamış, sendikacılığı birer meslek edinmiş sendika bürokrasisi, işçi aristokrasisi ve devletin kurumları beraber uzlaşarak tasfiye edilmiştir. Bir daha herhangi bir işyerinde çalışmaları fiilen engellenerek işsizliğe ve açlığa terkedilmişlerdir. Sendikacılar ise, 15/16 Haziran eyleminde, Sıkıyönetim Mahkemelerinde bu türden bir direngenlik ve kararlılık örneğini göstermeyerek bugünkü sınıf uzlaşmacı, sarı sendikaların tohumlarını atmışlardır.
15/16 Haziran'ların Kadroları DİSK'in üye sayısını 30 binden 650 bine işte bu direngenlikleriyle ve uzlaşmaz sınıfsal tutumlarıyla öne çıkan, tarih ve sınıf bilinçli Proleter Devrimci kadrolar getirmiştir. Devrimci geleneklerini işçi sınıfının, emekçi halkların ve ilerici gençliğin bilincine nakış gibi işleyenler de Onlardır.
Anılan DİSK genel başkanları ve öteki sendikacılar, sendikacılık meslekleri ellerinden alınmasın diye 15/16 Haziran'ların Kadrolarını hiçbir etkinliğe, hiçbir yıldönümü anma-kutlama törenlerine çağırma- mışlardır. Canlı ve yaşayan bir örneğini verelim: Sırrı Öztürk DİSK'in düzenlediği etkinliklerin hiçbirine çağrılı olmamasına rağmen katılmak istemiş ve fakat "davetiyesi yok" gerekçesiyle(l) toplantı salonuna alınmamıştır. Bu tekil bir örnek dahi İşçi Sınıfı Partisi (İSP)'nin kurmaylığından yoksun sendikacılık anlayışının nerelere vardırıldığını anlatıyor. Sırrı Öztürk ve 15/16 Haziran'ların tarih ve sınıf bilinçli kadroları 40 yıldır boşuna "Biz bu süreçten PARTİ dersini çıkardık..." dememişlerdir. Programsız partilere, partisiz programlara yüz vermemiş PARTİ için dövüşegelmişlerdir.
Sağlı "sol"lu burjuva partileri sendika bürokrasisi, işçi aristokrasisi, reformist, liberal, postmodern "sol"lar, 2. cumhuriyetçi ve bilcümle "demokratik cumhuriyetçi" zevatın kutladığı DİSK ile DİSK'i DİSK yapan Kadroların kutlama niyet ve amaçları birbiriyle ters orantılıdır. Hele bugünkü DİSK yöneticilerinin burjuvazinin yedeğine düşmüş, sisteme kalp ilacı olmaya aday reformist bir siyasî partiyi daha kurma çabalarından sonra onlara söylenecek bir şey kalmıyor demektir.
DİSK, 100 yıllık sınıflar mücadelemizin gelenek ve birikimini arkasına alarak oluşturulmuştur. Sendikacılığı kötü bir meslek olarak seçip, bilinen yöntemlerle DİSK yönetimini işgal etmiş bürokratik sendikacı anlayışı ile 40. yıl kutlanamaz. Kutlamak söz konusu ise, bunu bedel ödemiş tarih ve sınıf bilinçli Kadrolar ancak yapar. DİSK bir gelenektir. Geleneğimizi geleceğe taşıyacak olanlar da bellidir.
Daha görkemli, donanımlı bir 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kutlamasının özlemini duyuyorduk. 2006 yılının 8 Mart kutlamalarında yaşanan eksikliklerin, hata ve yanlışların bu 8 Mart kutlamalarında aza indirilmesi bekleniyordu. Olmadı. Yine de ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İSP'nin kurmaylığından yoksun olarak kadın örgütleri çeşitli eylemleri gerçekleştirdi. İstanbul Çağlayan'daki eyleme, erkekleri aralarına katmayan ve çoğu Batılı feminist akımların yerli uzantıları ya da taklitçi örgütleri damgasını vurdu. Kadıköy'de ise, kadın-erkek beraberliğinde ayrı bir eylem gerçekleştirildi. Çeşitli illerde, özellikle Kürt illerinde daha yığınsal ve coşkulu 8 Mart kutlamaları yapıldı. Gündeme taşınan işçi-emekçi kadınların sorunlarıydı. Cezaevleriydi. Tecritti. İnkâr, imha ve asimilasyon politikalarına karşı olan talepleri dile getirmekti, "Barış, demokrasi, halkların kardeşliği" baş sloganlarının yanı sıra "Kürt sorunu" ve "Öcalan'a yapılan tecrit ve zehirleme iddialarını" protesto gösterilerinin öne çıktığı görüldü.
Kent küçükburjuvazisi ile kır küçükburjuvazisinin "sol" görünümlü ve de Batı'dan eklektik uyarlamalarla ve ilkesizce Anadolu'ya ve Yukarı Mezopotamya'ya taşıdıkları feminist akımların görüntüleri 8 Mart'ın adına layık bir anma-kutlama ve talepleri dile getirme "şansını" büyük ölçüde engellemiştir. Kürt-Türk kadın emekçileri kırda ve kentte sosyal kurtuluşları yolunda büyük bedeller ödemişti/ödüyordu. Emek sömürüsünü, cinsel sömürüyü yerli yerine koymuş, özgürleşme yolunda atılımlar gerçekleştirmişti. Anadolu ve Yukarı Mezopotamya emekçi kadınlarımızın, özellikle de Kızılbaş Kadın (Ana Kadın, Kadın Ata) geleneklerimizin üzerine yoğunlaşmak, bu sürecin yeni nitelikler kazanmasına çalışmak varken Batılı feminist akımların aşınmış yöntemleriyle 8 Mart'ı değerlendirmeye kalkmak önemli ve terk edilmesi gereken bir yanlışımızdır. Kadın örgütlerimizin yeni nitelikler kazanması, işçi-emekçi yörüngesindeki hareketlerin koordine edilmesi, "dar grup" anlayışlarının izole edilerek İşçi Sınıfı Partisi, Komünist Partisi, Proleter Devrimci Parti güvencesinde harikalar yaratacak/yaratmaya aday eylemlere yönelmesi beklenecektir.
Yukarı Mezopotamya ve Anadolu'nun büyük kentlerinde, 2007 NEVVROZ kutlamalarının gündeme damgasını vurması bekleniyor. Gündemi işçi sınıfı ile emekçi halkların sosyal-evrensel kurtuluşu temelindeki güncel talepleri belirleyecektir. Belirlemelidir. Devlet tekelci kapitalizminin süregelen baskı, sömürü, inkâr, imha ve asimilasyona dayalı çürüyen politikalarını, açığa vurmak için ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist, yurtsever ve Marksistlerin üzerinde uzlaşıp anlaşacağı bir program ve projeden yoksun biçimde bu yılki NEVVROZ kutlanacak/karşılanacaktır. Devrimci ve Marksist Kadroların yaşadığı "Öndersizlik Krizi" ile Kürt Ulusal Hareketinin de benzeri bir süreci yaşıyor oluşu NEVVROZ vesilesiyle taleplerini haykıracak bizim insanlarımızın bir türlü tükenmeyen özverisini, militanlığını doğru kanallara akıtmak gerekiyor. Birleşik, güçlü ve örgütlü kütlesel çıkışlar faşist-faşizan tırmanışları gerileteceği gibi ilerici- dönüştürücü hareketleri de bir basamak ileri sıçratmalıdır.
100 yıllık işçi sınıfı tarihimizin devrimci geleneklerinin ürünü olan DİSK'in 40. yıldönümünü, 8 Mart'ı ve NEVVROZ'umuzu yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal-enternasyonal kurtuluşu yolundaki konumumuzla kutluyoruz. Bu mücadelede emeği geçen ve düşen canlarımıza ebedî saygılarımızı sunuyoruz. Anılarını temiz ve ilkeli tutuyoruz. Tarihsel iyimserliğimizle kapitalizme-emperya- lizme karşı tutarlı bir mücadele yolunda onlarla boy ölçüşecek Kurum ve .Araç'larımızın işbaşı yapmasını umuyor ve emek güçlerimizi bu yolda buluşturuyoruz.
