TCK'nın 301. Maddesi Terörü ve Sol'un Politikası"

Ali Özdoğu

"Siyasî İslâm" geleneğinden AKP iktidarının pek çok konuda oldu­ğu gibi adalet, hukuk ve yargı konusunda da vukuatı ayyuka çıkmıştır. TCK'nın 301. Maddesinin uygulamalarında açmaza düşen iktidarı açı­ğa vurup geri adım attıracak siyasî bir irade henüz oluşturulamadı.

Uluslarötesi tekelci sermaye sosyalist kuruculuk örneklerinin birer birer içinden ve de dışından iğdiş edilmesiyle görece rahatlığa kavuş­muş, İşçi Sınıfı ve Komünist Partilerin iktidara gelmesini önlemeye ma­tuf "sosyal devlet" tavizlerini ve projelerini de askıya almıştır.

Uluslarötesi tekelci sermaye Sosyalist Sistem ve "Komünizm Heyu­lası" baş belasından kurtuldu. "Sosyal devlet" tavizini askıya alıp ondan da kurtuldu. Kapitalizmin krizini "özelleştirme" yağmasıyla görece rahat­latmak istedi. Şimdi bunlar da yetmeyince kriz nasıl aşılacaktır?

ABD, AB, Japon emperyalizmi serbest-pazarın yeni ortağı Çinin re­kabetini banka, borsa, kota, ambargo, döviz, kur, vb. oyun ve hesaplarla hizaya getirmek için mi bu mekanizmaları harekete geçiriyor? Hegemon­ların bir beyanatı dünya borsalarını altüst etmeye yetiyor da artıyor bile.

Yalnızca bu örnek bile kapitalizmin "şık" görünümüne rağmen ne kadar çürük siyasal-ekonomik temellere dayalı olduğunu göstermeye ye­tiyor.

Kapitalist-emperyalist hegemonlar iktidarlarını daha doğru bir ta­nımla sömürülerini "özgürlük-demokrasi-barış" söylemleriyle götürmek­ten yana görünüyor. Bu söylemler insanın ve insanlığın sosyal- evrensel kurtuluşunu gerçekleştirmeye aday Devrimci ve Marksist olu­şumların yeni nitelikler kazanarak iktidara gelmesini önlemek ya da ge­ciktirmek içindir. 21. yüzyılın faşizmi "özgürlük-demokrasi-barış" söy­lemlerinin demagojik ve ikiyüzlü propagandasına ihtiyaç duymuştur.

ABD ve AB'nin hegemonları Anadolu ve Yakın Doğu emekçi halk­larının emperyalist-kapitalist kuşatmalara bir gün mutlaka büyük bir darbe vuracağının bilincindedir. Paris Komünü, Ekim Devrimi, Çin Dev­rimi, Ulusal Kurtuluş Hareketleri, Latin Amerika, Asya, Afrika emekçi halklarının devrimci deneyimlerine günümüzde bulunduğumuz coğraf­yadan anlamlı ve ileri bir katkı yapılarak Dünya devrimlerine yeni bir halka ekleneceğinin bilincindedir. Hegemonlar sömürücü, yeni sömür­geci, kara gerici, ırkçı, faşist ve faşizan yöntemleriyle iktidarda uzun sü­re kalamayacaklarının bilincindedir.

Emperyalistler tarihsel ve sınıfsal deneyimleriyle TC Devletine onun için "akıllı olun, TCK'nın 301. Maddesini kaldırın veya değiştirin!" uyarısında bulunuyorlar. İşçi sınıfı ve emekçi halkların talep ve ihtiyaç­larına kısmî, palyatif çözümler geliştirin, daha doğrusu kimi ağızlara bir parmak bal çalın demek istiyorlar.

TCK'nın 301. Maddesi toplumu, düzeni, rejimi ve sistemi devrimci yoldan dönüştürmeye aday birey, grup, çevre ve örgütsel yapılar üze­rinde âdeta terör estirilerek uygulanıyor. Yeri geliyor "burjuva demokra- sisi"ne tapınmış olanlara da acımasızca uygulanıyor.

Üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerine dokunmadan, devlet te­kelci kapitalizmini dönüştürmeden "barış, demokrasi ve halkların kar­deşliği"^ hayal edenler sermayenin değirmenine has buğday akıtıyor. Kitlelerin sınıfsal, bilimsel bilinçlenmesine ve de sosyal uyanışına "sol"dan da darbe üstüne darbe indiriyor. Burjuvazinin yedek cephane­liği görevi bihakkın yerine getiriliyor.

"Sistemin bekası" yani kapitalist anarşinin bir süre daha ayakta kalması için cansiperane dövüşenler "düşünce ve ifade özgürlüğü" te­rennüm ediyor da Devrimci ve Marksist Kadroların ÖRGÜTLENME öz­gürlüklerinden bilinçli olarak söz etmiyor. Kaçıyor ve kaytarıyor.

Hâlbuki Devrimci ve Marksist Kadrolar düşünce, ifade ve örgüt­lenme özgürlüklerini bütün süreçlerde özgürce kullanmaktan, bu yolda büyük bedeller ödemekten asla kaçmamış ve geri durmamıştır.

10 Eylül 1920 Tarihî TKP'nin kadroları Mustafa Suphilerin vahşice katledilişinden bu yana Devrimciler-Komünistler daima çifte kilit altında tutulmuş, ömür boyu takip edilmiş, tecrit hücrelerinde, askerî ve özel cezaevlerinde işkence görmüştür. İşsiz bırakılmış, açlıkla terbiye edil­mek istenmiştir. Kırda ve kentte kuşatılıp arkadan vurulmuş ya da da- rağaçlarını süslemişlerdir.

Burjuvazi devlet eliyle geliştirilip güçlendirilmiştir. Finans oligarşisi­nin diktatörlüğü daha da perçinlenmiştir. Devlet tekelci kapitalizmi, uluslarötesi tekelci sermaye ile yerli ortaklıklar kurmuş, emperyalistlerin taşeronluğuna soyunmuştur. Dünyanın jandarması emperyalist devlet- lerle-örgütlerle yeni ilişki ve ittifaklar geliştirmiştir. Dünya Bankası, IMF, NATO, CIA, PENTAGON devlet tekelci kapitalizminin artık "kan karde­şi" olmuştur. CIA-MOSSAD-MİT ortaklık içindedir. TUSİAD-OYAK- MÜSİAD-ANADOLU KAPLANLARI, sınaî, askerî kompleksleriyle bur­juva diktatörlüğünün köşe taşıdırlar. Hâkim gerici sınıfların koalisyonu kaba güce ve zora başvurmadan iktidarda kalamıyor.

Faşist-faşizan rejimlerini-sistemlerini "demokrasi" diye yutturmaya yelteniyorlar. Onların hiçbir zaman gerçekleşmeyen, gerçekleşmeye­cek olan yalancı meme misali "burjuva demokrasisi" en "kötü" sosyalist demokrasiden milyon kere daha geride faşizm demektir.

TC Devletinin hakikî sahibi burjuvazinin hiçbir zaman demokrasiye ihtiyacı olmamıştır. İşçi sınıfı ve emekçi halkların ihtiyaç duyduğu uydu­ruk "burjuva demokrasisi" değildir. Asla! "Demokrasi mücadelesinde" tutulacak "Ana Halka"nın tutarlı olabilmesi, ancak ve ancak "tutarlı bir iktidar mücadelesi" ile eşgüdümlü olmak zorundadır. Buna bağımlıdır. İktidar programı ve projesi olmayan bu iki ayağı diyalektik biçimde gö- türemeyen teori-pratiklerin en sonunda liberal, reformist bir kanala düşmesi kaçınılmazdır. Bunların "yeni" örnekleri hızla çoğalmaktadır.

Bir zamanların "en devrimci" sloganlarıyla tarz-ı siyasette bulunan örgütlerin günümüzdeki "barış, demokrasi, halkların kardeşliği" söyle­mine terfi edişi ve asıl ana fikrimiz olan TCK'nın 301. Maddesinin ce­nahımıza uygulanması karşısındaki perişanlığı son derece ibret verici­dir. Aynı zamanda normal bir durumdur. Ne yakınıyoruz ne de yadırgı­yoruz. Açığa vuruyoruz yalnızca...

TCK'nın 301. Maddesinin üstümüzde estirdiği terör nedir ki? Yal­nızca TCK'nın pıtrak teli misali tuzakları mı? Medenî Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Basın Kanunu ve de yazılı olmayan keyfî ve fiilî infaz kanunları da hini hacette Devrimci ve Marksist Kadrolar üze­rinde acımasızca uygulamaktadır.

TCK'nın 301. Maddesi hakkında sağlı "sol"lu burjuva partilerinin, hukukçuların, basının, sendikaların, kitle örgütlerinin, sermaye çıkar gruplarının yaklaşımı birbirinden çok farklıdır.

Uluslarötesi tekelci sermayenin serbest-pazarı ve tatlı kârlar cen­neti olan TC Devletine "akıllı olun! 301. Maddeyi ya kaldırın ya da de­ğiştirin" yolundaki uyarısı (siz talimatı olarak da okuyabilirsiniz), henüz yerine getirilmemiştir. Getirilmesiyle de burjuvazinin terörü eksilmeye­cektir.

TCK'nın 301. Maddesi "mağduru" yalnızca popülaritesi bulunan yazarlarla sınırlı delildir. Böyleleri liberal, reformist "sol" çizgileriyle ta­nınıyor. Burjuva basını böylelerini öne çıkarıp sistemin ayıbını (!) bir kaç kişiye indirgeyerek devlet tekelci kapitalizminin yüksek çıkarlarını koruma yarışındadır.

TCK'nın 301. Maddesinin tuzağına takılmış 256 insanımız vardır. "Demokratik Cumhuriyef'in bu konudaki vukuatını koruyup kollayanlar sözümona eleştirel katkılarıyla ve ünlü bir deyişle "hamamın gubbesinin namusunu kurtarmaya" çalışmaktadır!

Devrimci ve Marksist Kadrolara uygulanagelen hukukî, cezaî, ma­lî, idarî, keyfî ve fiilî baskı ve terörünü gündeme taşıyan demokrat bir inisiyatif dahi yoktur. Siyasal-ekonomik kriz boyutlandıkça korumaya çalıştıkları "hamamın gubbesi"nin başlarına yıkıldığını göreceklerdir.

Güncel politikadaki olay, olgu, süreç ve veriler bu kaçınılmaz so­nun işaretlerini veriyor. Peki "sol" ne yapıyor?

TCK'nın 301. Maddesinin terör estirdiği bir dönemde "sol" 121i as­kerî faşist dönemlerdekine benzeyen bir konumdadır. "Herkes kendi amentüsünü okumaktadır. Herkes kendine müslümandır!"

Sol cenahımız ne tutarlı bir ayrışmaya ne de buluşup bütünleşme­ye uğratılabilmiştir.

TCK'nın 301. Maddesinden özel bir örneği burada yazıp belgele­meyi uygun buluyoruz: Kolektifimiz yayınları arasında yayımlanan, Osman Tiftikçi'nin yazdığı "Osmanlıdan Günümüze Ordunun Evrimi" isimli inceleme-araştırma kitabı hakkında Genelkurmay'ın talebi (siz hukuku zorlaması diye okuyun) üzerine Sırrı Öztürk arkadaşımız tam bir yıldır İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmaktadır. Os­man Tiftikçi 35 yıldır yurt dışında yaşamaktadır. Hakkında ağırlaştırıl­mış hukukî yaptırımlar bulunmaktadır. Türkiye'ye gelememektedir. Sırrı Öztürk ise âdeta "rehin" gibidir!.. Burjuva basınının üzerimizde rahatlık­la uygulayageldiği "sinsi kuşatma" yöntemlerine taş çıkarırcasına "sol" basında ya "sansür" ya da "oto sansür" uygulayarak iştirak etmiştir. Bu çifte kuşatılmışlığı doğal -olağan- karşılamakla birlikte, elbette kırmak ve aşmak da istiyoruz. Dergi, Kitap ve internet sitelerimizde kendi ha­berimizi kendimiz yapmak durumunda kalmaktan kurtulmak istiyoruz. Bu durumu aynı zamanda "politik açığa vurma" yöntemimizle belgele­yerek bilince çıkarmaya çalışıyoruz. Sol cenahımızın duyarlılığını ve dayanışmasını hareketlendirmek istiyoruz.

Sırrı Öztürk bir yıldır yargılandığı mahkemeye tek başına, bazen eşi ve 15/16 Haziran hapishanesinde doğan oğlu ve torunuyla, bazen de bir iki yoldaşıyla katılmaktadır. Kolektifimiz Çalışanları istesek kimi­lerinin yaptığı gibi mahkeme salonlarına 50-100 insanımızı taşıyabilir­dik. Bu yolu magazinleşme ve sansasyona indirgeyen "sol"ların duru­muna düşürmemek için asla denemedik. Denemiyoruz.

Sol cenahımızın sosyal çürümeden ne ölçüde etkilendiğini, kapita­list yabancılaşmanın saflarımızdaki ilginç görüntülerini bilince çıkarıp aşmak amacıyla belgelemekteyiz.

Tutarlı, sabırlı, sistemli ve sürekli biçimde "Komünistlerin Birliği" sorunsalını açık faaliyet alanlarında çıkarılan Dergi sayfalarında gün­deme taşıyışımız sebepsiz, değildir. Yalnızca hâkim gerici sınıfların kaba güce ve zora başvurmasını değil, özgün örneğindeki gibi TCK'nın 301. Maddesinden yargılanmamızı haber dahi yapmayan burjuva ba­sınını ve "sorarımızı açığa vurmak durumundayız.

Devletin Sol'u işlevsiz bırakma, kuşatma, bölüp birbirine karşı ko­nuşlandırma politikasının mantığı da böyledir. Devrimci ve Marksist Kadro olabilmek en basit ayrıntılarda sınanıp denenir. TCK'nın 301. Maddesi'nin üzerimizde estirdiği teröre karşı bile Sol'un birleşik, güçlü bir koordinasyonu örgütleme yeteneğinden yoksun olması acı bir sap­tamadır. "Demokrasi mücadelesini" liberal, reformist, postmodern "sol"- lara, sahte demokratlara, kara gerici, "Siyasî İslârrV'a, ırkçı, faşistlere terkeden bir "sol"un örgütlülüğünü bu düzeyde sürdürebilmesinin önü kesinlikle kapalıdır.

"Tutarlı bir demokrasi mücadelesi" ile "tutarlı bir iktidar-siyasal- sosyal devrim- mücadelesini" birlikte düşünemeyen bir "sol"un tarz-ı si­yaseti artık aşılmak durumundadır.

Devrimci ve Marksist Kadroların yaşadığı ve aşılması şart olan "Öndersizlik Krizi"ni "Komünistlerin Birliği"ni gündeme taşıyanlar çöze­cektir.

Yalnızca TCK'nın 301. Maddesinin estirdiği terör karşısında değil, hemen her konuda "Komünistlerin Birliği" sorunsalı nihaî, amacına ta- şınmadıkça cenahımızın sırtı yerden kalkmayacaktır.

Sistemin hukuk anlayışı, ana ve baba yasaları, cezaî, keyfî, fiilî uygulamalarıyla, siyasal-ekonomisiyle, askerî-sınaî kompleks ve çıkar­larıyla, kültürel erozyon ve bilimdışı, akıl-mantık dışı yarım-aydın tar­tışmalarıyla bir çözülme sürecine baştan kara girmiştir. Altemperyalist ve taşeron kafalarıyla, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla bu ikti­darlar uzun boylu idare-i maslahatçılık yapamayacaktır.

Düzeni koruyup kollamakla görevli olanlar bile çeşitli tavır ve be­yanlarıyla mevcut yasal düzenlemeleri resmen delmiştir, İktidar payla­şımı kavgası verenlerin yasaları delmesi meşrudur. Devrimci ve Mark­sist Kadroların bilimsel inceleme-araştırma haklarını özgürce kullan­ması çok yönlü cezaî, hukukî, vb. yöntemlerle resmen yasaktır!

TCK'nın 301. Maddesi tartışmasında sağlı "sol"lu burjuva partileri, barolar, sendikalar, kitle örgütleri, basın, tv.ler, herkes ayrı ayrı teller­den çalmaktadır. AKP bizzat yargıdaki uygulamaları, savcı ve hâkimle­ri, muhalefeti, baroları, kitle örgütlerini, insan hakları kuruluşlarını ve basını suçlayarak kıvırmakta ve işin içinden çıkmaya çalışmaktadır. AKP'yi köşeye sıkıştıranlar ise, sahte demokrat, liberal, reformist, postmodern, ikinci cumhuriyetçi ve kapitalizmin ebediliğini cilalayan yöntemleriyle konuyu gündeme getirmektedir. Mevcut yasal düzenle­melerde faşizmin-faşizan yönetimlerle tekelci sermayenin yüksek çıkar­larını koruyup kollayanlar ise, NATO kafalarıyla devlet tekelci kapita­lizminin daha kolay yıkılmasına hizmette kusur işlemiyorlar.

Oysa işçi sınıfının, emekçi halkların, ilerici gençliğin ve topyekûn sosyal muhalefet dinamiklerinin devrimcileştirilmesinin bazı şartları oluşuyor. "Devrimci DururrT'ların oluşması sürecinde bu engin sosyal muhalefeti uyumlandırarak sevk ve idare etme yeteneğine sahip bir PARTİ güvencemizden mahrum bulunmaktayız. Örgütsüz, güvencesiz, donanımsız kitlesel çıkışların kendiliğindenliğini yüceltip hareketimizin merkezi disiplinli bir otoriteye kavuşmasını engelleyen "grup partile­ri"nin "devrim çağrısı" burjuvaziyi ürkütmediği gibi, ciddî, güvenilir ve donanımlı Devrimci ve Marksist Kadroları da hareketlendirmiyor.

Sağlı "sol"lu burjuva partileri arasında cereyan eden bu kördöğüşü sürecine "kama sokup" işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal-evrensel kurtuluşuna giden yolda etkili olabilecek Kurum ve Araçlarımızı işbaşı yaptırmanın tam zamanıdır. Politikadaki eksiklik İSP'nin, KP'nin oluştu­rulmasıyla taşlar yerine oturtulacaktır.

4 Mart 2007

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.