"Siyasî İslâm" geleneğinden AKP iktidarının pek çok konuda olduğu gibi adalet, hukuk ve yargı konusunda da vukuatı ayyuka çıkmıştır. TCK'nın 301. Maddesinin uygulamalarında açmaza düşen iktidarı açığa vurup geri adım attıracak siyasî bir irade henüz oluşturulamadı.
Uluslarötesi tekelci sermaye sosyalist kuruculuk örneklerinin birer birer içinden ve de dışından iğdiş edilmesiyle görece rahatlığa kavuşmuş, İşçi Sınıfı ve Komünist Partilerin iktidara gelmesini önlemeye matuf "sosyal devlet" tavizlerini ve projelerini de askıya almıştır.
Uluslarötesi tekelci sermaye Sosyalist Sistem ve "Komünizm Heyulası" baş belasından kurtuldu. "Sosyal devlet" tavizini askıya alıp ondan da kurtuldu. Kapitalizmin krizini "özelleştirme" yağmasıyla görece rahatlatmak istedi. Şimdi bunlar da yetmeyince kriz nasıl aşılacaktır?
ABD, AB, Japon emperyalizmi serbest-pazarın yeni ortağı Çinin rekabetini banka, borsa, kota, ambargo, döviz, kur, vb. oyun ve hesaplarla hizaya getirmek için mi bu mekanizmaları harekete geçiriyor? Hegemonların bir beyanatı dünya borsalarını altüst etmeye yetiyor da artıyor bile.
Yalnızca bu örnek bile kapitalizmin "şık" görünümüne rağmen ne kadar çürük siyasal-ekonomik temellere dayalı olduğunu göstermeye yetiyor.
Kapitalist-emperyalist hegemonlar iktidarlarını daha doğru bir tanımla sömürülerini "özgürlük-demokrasi-barış" söylemleriyle götürmekten yana görünüyor. Bu söylemler insanın ve insanlığın sosyal- evrensel kurtuluşunu gerçekleştirmeye aday Devrimci ve Marksist oluşumların yeni nitelikler kazanarak iktidara gelmesini önlemek ya da geciktirmek içindir. 21. yüzyılın faşizmi "özgürlük-demokrasi-barış" söylemlerinin demagojik ve ikiyüzlü propagandasına ihtiyaç duymuştur.
ABD ve AB'nin hegemonları Anadolu ve Yakın Doğu emekçi halklarının emperyalist-kapitalist kuşatmalara bir gün mutlaka büyük bir darbe vuracağının bilincindedir. Paris Komünü, Ekim Devrimi, Çin Devrimi, Ulusal Kurtuluş Hareketleri, Latin Amerika, Asya, Afrika emekçi halklarının devrimci deneyimlerine günümüzde bulunduğumuz coğrafyadan anlamlı ve ileri bir katkı yapılarak Dünya devrimlerine yeni bir halka ekleneceğinin bilincindedir. Hegemonlar sömürücü, yeni sömürgeci, kara gerici, ırkçı, faşist ve faşizan yöntemleriyle iktidarda uzun süre kalamayacaklarının bilincindedir.
Emperyalistler tarihsel ve sınıfsal deneyimleriyle TC Devletine onun için "akıllı olun, TCK'nın 301. Maddesini kaldırın veya değiştirin!" uyarısında bulunuyorlar. İşçi sınıfı ve emekçi halkların talep ve ihtiyaçlarına kısmî, palyatif çözümler geliştirin, daha doğrusu kimi ağızlara bir parmak bal çalın demek istiyorlar.
TCK'nın 301. Maddesi toplumu, düzeni, rejimi ve sistemi devrimci yoldan dönüştürmeye aday birey, grup, çevre ve örgütsel yapılar üzerinde âdeta terör estirilerek uygulanıyor. Yeri geliyor "burjuva demokra- sisi"ne tapınmış olanlara da acımasızca uygulanıyor.
Üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerine dokunmadan, devlet tekelci kapitalizmini dönüştürmeden "barış, demokrasi ve halkların kardeşliği"^ hayal edenler sermayenin değirmenine has buğday akıtıyor. Kitlelerin sınıfsal, bilimsel bilinçlenmesine ve de sosyal uyanışına "sol"dan da darbe üstüne darbe indiriyor. Burjuvazinin yedek cephaneliği görevi bihakkın yerine getiriliyor.
"Sistemin bekası" yani kapitalist anarşinin bir süre daha ayakta kalması için cansiperane dövüşenler "düşünce ve ifade özgürlüğü" terennüm ediyor da Devrimci ve Marksist Kadroların ÖRGÜTLENME özgürlüklerinden bilinçli olarak söz etmiyor. Kaçıyor ve kaytarıyor.
Hâlbuki Devrimci ve Marksist Kadrolar düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüklerini bütün süreçlerde özgürce kullanmaktan, bu yolda büyük bedeller ödemekten asla kaçmamış ve geri durmamıştır.
10 Eylül 1920 Tarihî TKP'nin kadroları Mustafa Suphilerin vahşice katledilişinden bu yana Devrimciler-Komünistler daima çifte kilit altında tutulmuş, ömür boyu takip edilmiş, tecrit hücrelerinde, askerî ve özel cezaevlerinde işkence görmüştür. İşsiz bırakılmış, açlıkla terbiye edilmek istenmiştir. Kırda ve kentte kuşatılıp arkadan vurulmuş ya da da- rağaçlarını süslemişlerdir.
Burjuvazi devlet eliyle geliştirilip güçlendirilmiştir. Finans oligarşisinin diktatörlüğü daha da perçinlenmiştir. Devlet tekelci kapitalizmi, uluslarötesi tekelci sermaye ile yerli ortaklıklar kurmuş, emperyalistlerin taşeronluğuna soyunmuştur. Dünyanın jandarması emperyalist devlet- lerle-örgütlerle yeni ilişki ve ittifaklar geliştirmiştir. Dünya Bankası, IMF, NATO, CIA, PENTAGON devlet tekelci kapitalizminin artık "kan kardeşi" olmuştur. CIA-MOSSAD-MİT ortaklık içindedir. TUSİAD-OYAK- MÜSİAD-ANADOLU KAPLANLARI, sınaî, askerî kompleksleriyle burjuva diktatörlüğünün köşe taşıdırlar. Hâkim gerici sınıfların koalisyonu kaba güce ve zora başvurmadan iktidarda kalamıyor.
Faşist-faşizan rejimlerini-sistemlerini "demokrasi" diye yutturmaya yelteniyorlar. Onların hiçbir zaman gerçekleşmeyen, gerçekleşmeyecek olan yalancı meme misali "burjuva demokrasisi" en "kötü" sosyalist demokrasiden milyon kere daha geride faşizm demektir.
TC Devletinin hakikî sahibi burjuvazinin hiçbir zaman demokrasiye ihtiyacı olmamıştır. İşçi sınıfı ve emekçi halkların ihtiyaç duyduğu uyduruk "burjuva demokrasisi" değildir. Asla! "Demokrasi mücadelesinde" tutulacak "Ana Halka"nın tutarlı olabilmesi, ancak ve ancak "tutarlı bir iktidar mücadelesi" ile eşgüdümlü olmak zorundadır. Buna bağımlıdır. İktidar programı ve projesi olmayan bu iki ayağı diyalektik biçimde gö- türemeyen teori-pratiklerin en sonunda liberal, reformist bir kanala düşmesi kaçınılmazdır. Bunların "yeni" örnekleri hızla çoğalmaktadır.
Bir zamanların "en devrimci" sloganlarıyla tarz-ı siyasette bulunan örgütlerin günümüzdeki "barış, demokrasi, halkların kardeşliği" söylemine terfi edişi ve asıl ana fikrimiz olan TCK'nın 301. Maddesinin cenahımıza uygulanması karşısındaki perişanlığı son derece ibret vericidir. Aynı zamanda normal bir durumdur. Ne yakınıyoruz ne de yadırgıyoruz. Açığa vuruyoruz yalnızca...
TCK'nın 301. Maddesinin üstümüzde estirdiği terör nedir ki? Yalnızca TCK'nın pıtrak teli misali tuzakları mı? Medenî Kanun, Borçlar Kanunu, Ticaret Kanunu, Basın Kanunu ve de yazılı olmayan keyfî ve fiilî infaz kanunları da hini hacette Devrimci ve Marksist Kadrolar üzerinde acımasızca uygulamaktadır.
TCK'nın 301. Maddesi hakkında sağlı "sol"lu burjuva partilerinin, hukukçuların, basının, sendikaların, kitle örgütlerinin, sermaye çıkar gruplarının yaklaşımı birbirinden çok farklıdır.
Uluslarötesi tekelci sermayenin serbest-pazarı ve tatlı kârlar cenneti olan TC Devletine "akıllı olun! 301. Maddeyi ya kaldırın ya da değiştirin" yolundaki uyarısı (siz talimatı olarak da okuyabilirsiniz), henüz yerine getirilmemiştir. Getirilmesiyle de burjuvazinin terörü eksilmeyecektir.
TCK'nın 301. Maddesi "mağduru" yalnızca popülaritesi bulunan yazarlarla sınırlı delildir. Böyleleri liberal, reformist "sol" çizgileriyle tanınıyor. Burjuva basını böylelerini öne çıkarıp sistemin ayıbını (!) bir kaç kişiye indirgeyerek devlet tekelci kapitalizminin yüksek çıkarlarını koruma yarışındadır.
TCK'nın 301. Maddesinin tuzağına takılmış 256 insanımız vardır. "Demokratik Cumhuriyef'in bu konudaki vukuatını koruyup kollayanlar sözümona eleştirel katkılarıyla ve ünlü bir deyişle "hamamın gubbesinin namusunu kurtarmaya" çalışmaktadır!
Devrimci ve Marksist Kadrolara uygulanagelen hukukî, cezaî, malî, idarî, keyfî ve fiilî baskı ve terörünü gündeme taşıyan demokrat bir inisiyatif dahi yoktur. Siyasal-ekonomik kriz boyutlandıkça korumaya çalıştıkları "hamamın gubbesi"nin başlarına yıkıldığını göreceklerdir.
Güncel politikadaki olay, olgu, süreç ve veriler bu kaçınılmaz sonun işaretlerini veriyor. Peki "sol" ne yapıyor?
TCK'nın 301. Maddesinin terör estirdiği bir dönemde "sol" 121i askerî faşist dönemlerdekine benzeyen bir konumdadır. "Herkes kendi amentüsünü okumaktadır. Herkes kendine müslümandır!"
Sol cenahımız ne tutarlı bir ayrışmaya ne de buluşup bütünleşmeye uğratılabilmiştir.
TCK'nın 301. Maddesinden özel bir örneği burada yazıp belgelemeyi uygun buluyoruz: Kolektifimiz yayınları arasında yayımlanan, Osman Tiftikçi'nin yazdığı "Osmanlıdan Günümüze Ordunun Evrimi" isimli inceleme-araştırma kitabı hakkında Genelkurmay'ın talebi (siz hukuku zorlaması diye okuyun) üzerine Sırrı Öztürk arkadaşımız tam bir yıldır İstanbul 2. Sulh Ceza Mahkemesinde yargılanmaktadır. Osman Tiftikçi 35 yıldır yurt dışında yaşamaktadır. Hakkında ağırlaştırılmış hukukî yaptırımlar bulunmaktadır. Türkiye'ye gelememektedir. Sırrı Öztürk ise âdeta "rehin" gibidir!.. Burjuva basınının üzerimizde rahatlıkla uygulayageldiği "sinsi kuşatma" yöntemlerine taş çıkarırcasına "sol" basında ya "sansür" ya da "oto sansür" uygulayarak iştirak etmiştir. Bu çifte kuşatılmışlığı doğal -olağan- karşılamakla birlikte, elbette kırmak ve aşmak da istiyoruz. Dergi, Kitap ve internet sitelerimizde kendi haberimizi kendimiz yapmak durumunda kalmaktan kurtulmak istiyoruz. Bu durumu aynı zamanda "politik açığa vurma" yöntemimizle belgeleyerek bilince çıkarmaya çalışıyoruz. Sol cenahımızın duyarlılığını ve dayanışmasını hareketlendirmek istiyoruz.
Sırrı Öztürk bir yıldır yargılandığı mahkemeye tek başına, bazen eşi ve 15/16 Haziran hapishanesinde doğan oğlu ve torunuyla, bazen de bir iki yoldaşıyla katılmaktadır. Kolektifimiz Çalışanları istesek kimilerinin yaptığı gibi mahkeme salonlarına 50-100 insanımızı taşıyabilirdik. Bu yolu magazinleşme ve sansasyona indirgeyen "sol"ların durumuna düşürmemek için asla denemedik. Denemiyoruz.
Sol cenahımızın sosyal çürümeden ne ölçüde etkilendiğini, kapitalist yabancılaşmanın saflarımızdaki ilginç görüntülerini bilince çıkarıp aşmak amacıyla belgelemekteyiz.
Tutarlı, sabırlı, sistemli ve sürekli biçimde "Komünistlerin Birliği" sorunsalını açık faaliyet alanlarında çıkarılan Dergi sayfalarında gündeme taşıyışımız sebepsiz, değildir. Yalnızca hâkim gerici sınıfların kaba güce ve zora başvurmasını değil, özgün örneğindeki gibi TCK'nın 301. Maddesinden yargılanmamızı haber dahi yapmayan burjuva basınını ve "sorarımızı açığa vurmak durumundayız.
Devletin Sol'u işlevsiz bırakma, kuşatma, bölüp birbirine karşı konuşlandırma politikasının mantığı da böyledir. Devrimci ve Marksist Kadro olabilmek en basit ayrıntılarda sınanıp denenir. TCK'nın 301. Maddesi'nin üzerimizde estirdiği teröre karşı bile Sol'un birleşik, güçlü bir koordinasyonu örgütleme yeteneğinden yoksun olması acı bir saptamadır. "Demokrasi mücadelesini" liberal, reformist, postmodern "sol"- lara, sahte demokratlara, kara gerici, "Siyasî İslârrV'a, ırkçı, faşistlere terkeden bir "sol"un örgütlülüğünü bu düzeyde sürdürebilmesinin önü kesinlikle kapalıdır.
"Tutarlı bir demokrasi mücadelesi" ile "tutarlı bir iktidar-siyasal- sosyal devrim- mücadelesini" birlikte düşünemeyen bir "sol"un tarz-ı siyaseti artık aşılmak durumundadır.
Devrimci ve Marksist Kadroların yaşadığı ve aşılması şart olan "Öndersizlik Krizi"ni "Komünistlerin Birliği"ni gündeme taşıyanlar çözecektir.
Yalnızca TCK'nın 301. Maddesinin estirdiği terör karşısında değil, hemen her konuda "Komünistlerin Birliği" sorunsalı nihaî, amacına ta- şınmadıkça cenahımızın sırtı yerden kalkmayacaktır.
Sistemin hukuk anlayışı, ana ve baba yasaları, cezaî, keyfî, fiilî uygulamalarıyla, siyasal-ekonomisiyle, askerî-sınaî kompleks ve çıkarlarıyla, kültürel erozyon ve bilimdışı, akıl-mantık dışı yarım-aydın tartışmalarıyla bir çözülme sürecine baştan kara girmiştir. Altemperyalist ve taşeron kafalarıyla, inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla bu iktidarlar uzun boylu idare-i maslahatçılık yapamayacaktır.
Düzeni koruyup kollamakla görevli olanlar bile çeşitli tavır ve beyanlarıyla mevcut yasal düzenlemeleri resmen delmiştir, İktidar paylaşımı kavgası verenlerin yasaları delmesi meşrudur. Devrimci ve Marksist Kadroların bilimsel inceleme-araştırma haklarını özgürce kullanması çok yönlü cezaî, hukukî, vb. yöntemlerle resmen yasaktır!
TCK'nın 301. Maddesi tartışmasında sağlı "sol"lu burjuva partileri, barolar, sendikalar, kitle örgütleri, basın, tv.ler, herkes ayrı ayrı tellerden çalmaktadır. AKP bizzat yargıdaki uygulamaları, savcı ve hâkimleri, muhalefeti, baroları, kitle örgütlerini, insan hakları kuruluşlarını ve basını suçlayarak kıvırmakta ve işin içinden çıkmaya çalışmaktadır. AKP'yi köşeye sıkıştıranlar ise, sahte demokrat, liberal, reformist, postmodern, ikinci cumhuriyetçi ve kapitalizmin ebediliğini cilalayan yöntemleriyle konuyu gündeme getirmektedir. Mevcut yasal düzenlemelerde faşizmin-faşizan yönetimlerle tekelci sermayenin yüksek çıkarlarını koruyup kollayanlar ise, NATO kafalarıyla devlet tekelci kapitalizminin daha kolay yıkılmasına hizmette kusur işlemiyorlar.
Oysa işçi sınıfının, emekçi halkların, ilerici gençliğin ve topyekûn sosyal muhalefet dinamiklerinin devrimcileştirilmesinin bazı şartları oluşuyor. "Devrimci DururrT'ların oluşması sürecinde bu engin sosyal muhalefeti uyumlandırarak sevk ve idare etme yeteneğine sahip bir PARTİ güvencemizden mahrum bulunmaktayız. Örgütsüz, güvencesiz, donanımsız kitlesel çıkışların kendiliğindenliğini yüceltip hareketimizin merkezi disiplinli bir otoriteye kavuşmasını engelleyen "grup partileri"nin "devrim çağrısı" burjuvaziyi ürkütmediği gibi, ciddî, güvenilir ve donanımlı Devrimci ve Marksist Kadroları da hareketlendirmiyor.
Sağlı "sol"lu burjuva partileri arasında cereyan eden bu kördöğüşü sürecine "kama sokup" işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal-evrensel kurtuluşuna giden yolda etkili olabilecek Kurum ve Araçlarımızı işbaşı yaptırmanın tam zamanıdır. Politikadaki eksiklik İSP'nin, KP'nin oluşturulmasıyla taşlar yerine oturtulacaktır.
4 Mart 2007
