"Dinler, her yıl aynı ya da benzer argümanları, dogmaları ve ilkeleri tekrar tekrar öne sürer. Aksi taktirde din olarak var olamazlar. Bu argüman, dogma ve ilkeler sadece her yıl değil, her ay, her gün ve her saat tekrarlanır.
Biz bir din ya da dogma değiliz. Fakat bizim ilkelerimiz, esaslarımız, temel düşüncelerimiz ve argümanlarımız da tekrarlanmalıdır. Hem de her yıl değil, her ay değil, her gün ve her saat tekrarlanmalıdır. Çünkü gerçek bir kere, on kere, yüz kere, bin kere ve bir milyon kere tekrarlanmalıdır. Eğer mesajın yayılmasını istiyorsak, eğer gerçeğin bilinmesini istiyorsak ve eğer gerçeğin anlaşılmasını istiyorsak, bu yapılmalıdır."
Fidel Castro1
Devrimci ve Marksist hareketimiz içinde son on yıldır iki ana eğilim ideolojik ve politik düzlemde kendisini kesin olarak dayatmaya başlamıştır. Yeniyi arayanlar ve mevcut konumlarına sıkı sıkıya tutunanlar.
Bu güncel kutuplaşmanın tarihsel arka planında SSCB'nin, Çin Halk Cumhuriyeti'nin, Halk Demokrasileri'nin içeriden-dışarıdan çözülüşünün günümüze bıraktığı sorunların analizi ve sınıflar mücadelesinin zengin-özgün pratiklerin özümsenmesi ve aşılması çabası; Coğrafyamızdaki örgütsel parselizasyon ve "örgütler anarşisi" konumu; Kapita- list-emperyalizmin, kendi iç çelişkilerinin uzantısında coğrafyamız ve çeperinde kesişen-keskinleşen çıkarlarının dayattığı güncel politik saflaşmalar ve ayrıca derinleşmeye-netleşmeye başlayan birbirine karşıt iki sınıf olan burjuvazi ve işçi sınıfının konumlanışı bulunmaktadır.
Bu hareket halindeki tarihsel arka plan, Devrimci ve Marksist hareketimiz içinde mekanik anlamda birbirinin karşısında konumlanmış gibi görülen yeninin ve mevcut durum'un (statüko) ya da sınıflar mücadelesi kazanımlarının, ideolojik-politik mücadelesini gerçekte, diyalektik anlamda parçalamakta, birbirinin içine geçirmekte ya da birinden birini dışlamaktadır.
Bu hareket halindeki tarihsel arka planın zorunlu sonucu olan verili konum, henüz Devrimci ve Marksist hareketimiz içindeki donanımlı kadroların, çevre, grup ve örgütlerin kolektif iradî müdahalesiyle ayrıştı- rılamamış, diyalektik olarak bütünleştirilememiş, karşıtların birliği ve mücadelesi ilkelerince senteze kavuşturulamamıştır.
Yeniyi arayanlar içinde Marksizm-Leninizm'i inkârdan, O'nu günümüzün tarihsel, sınıfsal ve iktisadî dönüşümleri ışığında devrimci sosyal-siyasal-pratikte yeniden üretmeyi önüne koyanlara kadar geniş bir yelpazeye dağılmış ideolojik, politik, örgütsel bir hat bulunmaktadır.
S.P. F/3
Statükolarına sıkı sıkıya bağlı olanlar içinde ise tarihsel deneyimlerin, sosyal-politik yasaların kaldırıp attığı ideolojik, politik, örgütsel hatlarında ısrarda tutuculaşanlardan tutun da; Marksizm-Leninizm'in temel kaynaklarını tarihsel koşullarında değerlendirip günümüze ışık tutacak açılımları ve yöntemleri yeniden üretmenin yollarını arayan ve tarihsel sınıflar mücadelesinin proletaryanın lehine kazanımlarını (SSCB, Çin ve Halk Demokrasileri...) günahlarıyla ve sevaplarıyla sahiplenmeyi ilke edinenlere kadar en az ilk durum kadar geniş bir yelpaze bulunmaktadır.
Yeniyi savunan ve statükolarına sarılan eğilimlerin içindeki, Mark- sizm-Leninizm'in her anlamda devrimci pratikte yeniden üretimine katkıda bulunacak eğilimleri senteze kavuşturmak; hayatın ve mücadelenin reddettiği gerici konum ve sapmaları ise ayıklamak için yoğun, sürekli ve bütünlüklü ideolojik, politik, örgütsel mücadele zorunludur.
Umutlandırıcı ve tarihsel davamıza sıkı sıkı sarılmamızı koşulla- yan bir tarihsel gerçeklik olarak belirtmek gerekir ki; coğrafyamızda her iki cepheden de Marksizm-Lenininzm'in pratikte-yeniden üretimine katkı getirmeye aday grup, çevre ve örgütlenmeler son on yıllık süreç içinde ideolojik ve örgütsel bir meşruiyet kazanmaktadır. Gören gözler ve ben fetişizmine tutulmamış olanlar için bu durum nesnel bir veridir.
Bu nesnelliğin sonucu olarak "Komünistlerin Birliği ve Bütünlüğü' konusu etrafında hararetli tartışmalar yürütülmektedir. Aynı sosyal- siyasal meşruiyetin hem olumlu hem de olumsuz tarafları vardır. Bu sosyal-siyasal meşruiyet grup, çevre ve örgütlenmeleri ortak ve kolektif pratik faaliyet etrafında birlikte iş yapmaya zorlarken; kendi içinde "en doğru benim projemdir" narsizmini, beliren sosyal-siyasal meşruluğun içinde yeniden üreterek, yeni sektlerin doğmasına da ortam hazırlamaktadır. Karşıtlığın en önemli ayracı ise keskin ve katı Marksist düşünce ve davranış diyalektidiğidir. Her şeye rağmen "Komünistlerin Birliği ve Bütünlüğü" tartışmaları ekseninde oluşan sosyal-siyasal meşruiyetin ve devrimci yasallığın zorlamasıyla pratik iş üzerinde biraraya gelen kolektif iradeler düşünce ve davranış diyalektiği ekseninde kendiliğinden ayrışmakta ya da bütünleşmektedir.
Sonuç olarak kolektif iş yapma pratiklerinin ve faaliyetlerinin, "Komünistlerin Komünist Olması" gibi bir sosyal-siyasal meşruluk temelinde kurgulanan iklimle çoklaştırılması, Devrimci ve Marksist Hareketimizin, işçi sınıfı hareketi ve sosyalist hareketin birliği ve bütünlüğü ekseninde tarihsel verili koşullarını aşmasının nesnel altyapısını oluşturmaktadır.
Bu nesnelliğin kuvveden fiile çıkması yani sınıf, devrim ve iktidar bağlamında dağılmış olan hatlarımızı birleştirip bütünleştirme, kolektif, dayanışmacı, sosyalist demokrat iradelerin, ideolojik politik örgütsel mücadelesi ya da daha açık söylemek gerekirse Devrimci ve Marksist
Hareketimizi İşçi Sınıfının Partisi, İşçi Sınıfının Devrimi, İşçi Sınıfının İktidarı ekseninde buluşturup bütünleştirecek KP'nin inşası şartına bağlıdır. "Komünistlerin Birliği ve Bütünlüğü' sosyal-siyasal meşruluğunda beliren iradeler henüz dağınık özgün hatlarında mücadele verseler de birleşip bütünleşme eğilimi göstermektedir. Devrimci pratik iş, bu eğilimleri açığa çıkarmakta, onları birbirine yakınlaştırmaktadır.
Karşıtların birliği ve mücadelesi diyalektiği ekseninde Marksizmin- Leninizm'in pratikte-yeniden üretimi için yeninin ve statükonun içinde ayrışacak ve birleşecek eğilimleri görmek, anlamak, hareketlerini izlemek ve bu ayrışmaya kolektif iradî müdahalede bulunmak gerekmektedir.
Yeniye Dair...
"Marksist kurama göre, egemen sömürücü sınıf, gücünü korumak ve pekiştirmek için sadece açık zorbalığa başvurmaz; kendisine karşı olan sınıfın ve toplumsal grupların siyasal ve psikolojik eğilimlerini, çeşitli kurnaz yöntemlerle değiştirir.
Kapitalist-emperyalist sistemin varlığı ve devamlılığı, öncelikle, işçi sınıfı ve onun ekseninde tüm ezilen ve sömürülen emekçi sınıfları varolan toplumsal düzen ile uzlaştırmaya dayanmaktadır. İktisadî, siyasal ve askerî güce sahip olan egemen ideoloji, tüm ideolojik baskı aygıtlarından, kültürel ortamdan ve toplumsal tabular sisteminden de yararlanarak siyasal, politik ve toplumsal bir meşruiyet yaratmaya çalışır. Bu siyasal, politik ve toplumsal meşruiyet biçimi gerçeklikteki toplumsal düzene karşı çıkmayacak ve kendisine verilenle yetinecek özelliktedir. Bu anlamda kapitalist-emperyalist sistemin "meşruluğu" korunduğu sürece süreklilik ve devamlılık garanti altına alınmış olur.
SSCB'nin kapitalist-emperyalist sistemin "meşruluğunu" yeniden üretici revizyonist sapmaları ("barış içinde yanyana yaşama", "üç dünya teorisi", "sosyal-emperyalizm", "kapitalist-olmayan yol", "süper devletler" vb) sonucu içeriden ve dışardan çözülmesi, peşi sıra bu çözülmeyi Çin Halk Cumhuriyeti ve Halk Demokrasileri'nin çözülmesinin takip etmesi sınıflar savaşının proleter devrimci ideolojisi olan Marksizm- Leninizm'in fiilî-cismî varlığını ayakları havada bırakmıştır. Sınıflar savaşının yeni evresinin zorunlu sonucu olan bu nesnellik Anti Sovyetizm temelinde şekillenen muhalefetin öznel-idealist yorumlarının yaygınlaşmasını tahrik etmiştir. Burjuvazi bu çelişkiyi kendi lehine çevirmesini iyi bilmiştir. İşçi sınıfı ve onun ekseninde tüm ezilen ve sömürülen emekçi sınıfları düzenle uzlaştırmanın yolu, öncelikle işçi sınıfının en ileri örgütlenme biçimi olan Komünist Partileri düzenle uzlaştırmaktır. Bunun yolu da Marksizm-Leninizm'i akademik incelemelerinin konusu haline getirerek yaşayan devrimci özünü soyutlamaktan geçmektedir; ya da O'nu kadın hareketi, gençlik hareketi, çevre hareketi, ezilen sömürülen halk hareketlerine indirgeyerek Marksizmin ana öznesi olan işçi sınıfı aleyhine yaymaktan geçmektedir. Bu süreçte dişleri ve yeleleri sökülmüş filozof, sosyolog, felsefeci ve iktisatçı "marx" tipolojilerinin yanında proleter devrimci kimliği makyajlanmış "büyük" siyasetçi ve uluslarası diplomasi "dehası" "lenin" portreleri birbirini takip etmiştir. Egemen ideolojinin satılık kalemleri -ki kendileri daha çok Troçkist ve Frankfurt Okulu mezhebine dahildir- Marx'ı ve Lenin'i akıllarınca kolay lokma haline getirerek daha sonra düzenle uzlaştırma "teorileri" ekseninde yutmayı planlamışlardır.
Onlar sınıfsal konumlarına uygun davranarak patronlarının onlara biçtiği görevi yerine getirmişlerdir. Ancak Avrupa'nın anlı şanlı Komünist Partileri Devrimci ve Marksist sosyal-siyasal meşruluk zemininin sapması nedeniyle bu zokayı kolayca yutmuştur. Komünist Partilerin bu zokayı yutması onları birer sosyaldemokrat parti hâline dönüştürürken, peşi sıra "akıl tutulmasına (!) uğratılan işçi sınıfı sendikalarının ekonomizm ekseninde düzenle uzlaştırılması projeleri hayata geçirilmiştir. Ancak bu proje ortak düşman(SSCB)a karşı bütünleşmiş kapitalist-emperyalist sistemin aşırı kâr rantını ve sömürgeci anlayışla kendine bağımlı kıldığı ekonomilerin yeni sömürgeci projelerle bu rantı süreklileştirilmesiyle yürütülmüştür. Kapitalist-emperyalist düzenin ortak düşmanı artık içeriden ve dışarıdan çözülerek kendilerine rakip yeni bir sömürgeci güce dönüşmüştür. Yani kapitalist-emperyalist sistemin sömürge konusunda birbirleriyle rekabet hâlinde olmaları ve kendi iç çelişkeleri sonucu pervasız ve zincirlerinden boşalırcasına sömürge projelerine girişmeleri varolan Dünya ekonomi politiğinin statükosunu değiştirmiştir. Sıfatta "komünist" olan yeni sosyal demokrasisinin bu gelişmeler karşısındaki hazımsızlık sorunu hâlâ sürmektedir.
Sözde "yeni" marksizmin "yeni" sınıfsal konumlanışlara uyarlanması olan akademik marksizm tartışmayı "Marksizmin Tabuları Yok" söylemiyle açmıştır. Devrimci ve Marksist-Leninist çizgide ısrar eden devrimci pratikte yeniden üretim taraftarları ise tarihsel utangaçlıkla "Marksizmin Tabuları Yok! Ama!" diyebilmiş çöküşün ve çözülüşün kaynağını Marksizm-Leninizm'in temel eserleri ve kazanımlarında aramaya bugünün sorunlarına bu devrimci çerçeveden yanıtlar bulmaya yönelmişlerdir. Ancak hâlâ kendilerini Marksist-Leninist sanan bazı eğilimler ise akademik marksizmin açtığı bu kanala çok çabuk girivermişler, "ezilen", "varoş", "ulusal kurtuluş" söylemleriyle sınıf ayracının altını boşaltmışlardır. Yeninin içindeki bu ayrışmada Marksizm- Leninizm'in devrimci pratikte yeniden üretimi savunucularına Devrimci dayanışma statükonun, sınıflar mücadelesinin proleter devrimci kazanımlarının taşıyıcıları tarafından "Hayır Marksizm'in Tabuları Var! En azından işçi sınıfının tarihsel eylemi sınıfları ortadan kaldırıncaya kadar" anlayışıyla getirilecektir.
Tabu, çok kısa tanımıyla toplumların tarihsel süzgeçlerinden geçerek özelleşen toplumsal yasaklar sistemidir. Kavramın özü kesinlikle yapılmaması gereken ve müeyyidesi (yaptırım) yapan(lar) açısından toplumdışı ilan edilmek (öldürülme de dahil) olan yasak davranışlardır. Tam anlamıyla kavramın özü keskinleştirilmiş, ağırlaştırılmış yasaklar sistemine dayanır.
Toplumsal tabuların bir başka özelliği ise "özel toplumsal yasaklar sisteminin varlığı, toplumun yapısını pekiştirecek ve sürekli etkisiyle o toplumun temel özelliklerini yeniden üretecek toplumsal karakterin bi- çimlendirilmesini kolaylaştırır. 's
Nasıl ki toplumların yaşamsal devamlılığı, varolabilmelerinin sınırlarını çizen, o toplumu tanımlayan tabularının varlığına bağlıdır; ki tabuları kırılan toplum artık başka bir toplumdur. Toplumsal sistemlerdeki bu yadsıma ve karşıtını aşma nihayetinde bilimde, felsefî düşüncede ve ideolojide kendi ifadesini bulur. Tabuları olmayan bilim, felsefe ve ideoloji sade, basit ve ard arda dizilmiş çelişkili akıl yürütmelerdir. Bilimsel ve felsefî düşünce birbirinin karşısına çıkarak, birbirini yadsıyarak, birbirine karşı sınırlarını çizerek ve yaptırımlarını o sapmanın kendinden olmadığını kanıtlayarak ortaya koyar ve gelişir. Tıpkı toplumların hareket halindeki maddî varlıklarının tarihsel dönüşümleri gibi...
Bu anlamda Proletaryanın Devrimci ideolojisi olarak Marksizm- Leninizm'in de çizilmiş sınırları, genelleşmiş bir yasaklar sistemi ve bu yasaklara uyulmadığında uymayanları sınırları dışına çıkaracak bir meşruiyet dağıtıcısı temelleri ve kaynağı olması elzemdir.
Henüz bu meşruiyet dağıtıcısı III. Enternasyonal gibi cisimleşmiş devrimci dönüştürücü bir pratikle oluşturulamasa da devrimci pratikte yeninin üretilmesinde Marksizm-Leninizm'in tarihsel sınıflar mücadelesi ile biçimlendirilmiş sınırlar ve yasaklar sisteminin temelleri bellidir:
Kapitalist-emperyalizmin hüküm sürdüğü bir tarihsel kesitte ki içinde bulunduğumuz dönem bu nesnelliği yansıtıyor; tarihin dönüştürücü, varolan koşulları aşacak etkin öznesi işçi sınıfıdır. Dolayısıyla işçi sınıfı yerine ikâme edilebilecek ve işçi sınıfını düzenle uzlaştırma projelerine terk edecek her türlü açılım Marksizm-Leninizm dışıdır.
Burjuvazinin iktidarını toplumsal, bilimsel, siyasal, politik, iktisadî, ideolojik ve askerî zor aygıtları ile koruduğu her düzlemde kapitalist- emperyalist sistem, karşı zor aygıtları oluşturularak, öncüsünün proletarya olduğu ve içinde çeşitli sınıfsal ittifaklar (yoksul köylülük, işsizler ve emekçi katmanlar, ilerici devrimci asker tabakası, ilerci gençlik hareketi, işçi sınıfı ve devrimci geleneklerle ilişkili organik aydın hareketi vb.) barındıran proletarya devrimleriyle aşılacaktır.
Proleterya devrimleri yoluyla iktidarı ele geçiren işçi sınıfı, sosyalist kuruculuğa ve proletarya devrimlerini Dünya ölçeğinde süreklileştirmeye her türlü burjuva demokrasisinden binlerce kat daha adil olan yönetim biçimi olarak Proletarya Diktatörlüğü ile iktidarını yürütecektir. Bu iktidar Komünist Partisi'nde, ülke yönetiminin iktisadî-siyasal- toplumsal-askerî her alanımda şuralar-sovyetler eliyle işçi sınıfı ideolojisinin ve işçi sınıfının kendisinin hâkim kılınması demektir. Ayrıca bilimde ve sanatta işçi sınıfı ideolojisinin eğemenliği bu iktidarın doğal sonucu ve uzantısı olacaktır.
Tarihsel bir özne olan işçi sınıfının sınıflar mücadelesi, meta dolaşımının ve sahipliğinin; kapitalist-emperyalist sömürü ve bağımlılık ilişkilerinin evrensel karakteri gereği ulusal ve bölgesel coğrafyalara sıkıştırılmayı dışlaması nedeniyle enternasyonal bir mücadele olacaktır. Bu mücadeleye katkı ulusal ve bölgesel çerçevede proletarya devrimlerinin gerçekleştirilmesi için her türlü iktisadî-politik-ideolojik-askerî işbirliğinin ve ortaklaşmanın sağlanması; gerekirse güçlü ve zayıf halkaların uluslararası işçi sınıfı hareketi lehine kırılması için ulusal proletarya devrimleri uğruna gerçekleştirilmesine bağlıdır. Bu ana eksendeki her ulusal sapma eğilimi işçi sınıfını II. Enternasyonal çizgisiyle buluşturarak oportünizmi yeniden üretecektir.
İşçi sınıfının sınıflar mücadelesinde işçi sınıfına rehberlik edecek araç, onun en ileri politik-ideolojik-askerî nitelikleriyle donatılmış olarak ona öncülük etme kabiliyetini sosyal-siyasal meşruiyetini ve devrimci yasallığını kazanmış Komünist Partisi ve Komünist Partilerin üstünde bir Enternasyonal Komünist Partileri Birliğidir.
Komünist Partisi ulusal eksende işçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketin hem kendi içinde hem de birbirne karşı birliğini ve bütünlüğünü ifade eder. Bu sosyal-siyasal meşruiyeti kazanamamış bir Komünist Partisi düşünülemez. Bu sosyal-siyasal meşruiyeti sağlayamamış ama ablemine KP ismini yakıştırmış her örgüt ayrıştırılacak, tasfiye edilecek, kapsanacak olan ulusal çerçevedeki sınıflar mücadelesinin bir hizibidir. Hizayı bozan bir örgüttür. Benzer durum Enternasyonal Komünist Partileri Birliği için de geçerlidir. Dünya çapındaki sınıf mücadelelerini ve onların öncü müfrezeleri olan ulusal Komünist Partilerini hem kendi içinde hem de birbirine karşı birleştirememiş bir enternasyonal düşünülemez. Bu sosyal-siyasal meşruiyet zemini şimdiye kadar olan enternasyonal deneyimlerini değerlendirmede bir ayraçtır.
Yerel ve enternasyonal bağlamda "Komünistlerin Komünist Olması" onların birlik ve bütünlüğüne bağlıdır. Bu birlik ve bütünlük kendi içinde çatışma eğilimleri taşıyan sonsuz ve bitimsiz bir süreçtir. Her tarihsel dönemeçte bu birlik ve bütünlük ideolojik bir ayraçtır. Sos- yal-siyasal meşruiyeti işçi sınıfı ve sosyalist hareket açısından kanıtlanmış bir partinin olmadığı koşullarda bu birlik ve bütünlük sürekli- inatçı bir çabanın sonucu ayrışarak ve birleşerek gerçekleşecektir. Partinin mevcudiyeti koşullarında ise stratejik, taktiksel karar süreçlerinde bu ayrışma ve birleşmeler doğal sonuçtur. Komünist Parti hiçbir zaman yekpare küt bir düşünce ediminin ürünü olmamıştır. Parti yaşayan devrimci pratiğin ve karşılaşılan sorunların yüzlerce ve binlerce aklın süzgecinden geçen optimum birliğidir. Bu noktada ayraç tartışmada özgürlük, alınan kararların uygulamasında birlik bakışıyla demokratik ve sosyalist merkeziyetçiliğin işletilmesidir. Başka bir ayraç ise düşünce ve davranış diyalektiği ile bu sancılı ama sonuçları yararlı olacak süreçlerin sınıf bilinçli proletaryanın öncüsü olduğu işçi sınıfının hakemliğinde gerçekleştirilmesidir.
Sayılan bu temel nitelikleriyle oluşturulmuş bir Komünist Parti ve Komünist Partileri Enternasyonal Birliği maddenin tabiatı gereği sınıf düşmanları tarafından yok edilmesi gereken ilk hedef olarak bellene- cektir. Bu bağlamda Komünist Parti sınıflar mücadelesinin politik, örgütsel, idelojik konumlanışı temel alınarak mücadelenin bütün biçimlerine hazırlıklı ve donanımlı olmak zorundadır.
Yukarıda bahsedilenler sınıflar mücadelesinin tarihsel deneyimlerinden süzülmüş, bu süreçten çok yönlü ders ve sonuçlar çıkarmış, Marksist-Leninist düşünce ve eylem klavuzunu tanımlayan ve sınırlarını çizen temel ayraçlardır. Yeni bu temel hareket noktalarını Marksizmin devrimci pratikte yeniden üretimi bağlamında pratiğine iç- selleştirmezse artık Marksizm olarak tanımlanamaz. Artık yeni, Marksizm değil başka bir şeydir.
Mevzilerimizi Savunmak Savaşı Kazandırmaz
Eğer kötü bir davranışta bulunduysanız, pişmanlık duyun, elinizden geldiği kadar durumu düzeltin ve bir dahaki sefere daha iyi davranmaya bakın. Ne sebeple olursa olsun hatalarınızın üzerinde kara kara düşünmeyin. Temizlenmenin yolu çamurda yuvarlanmak değildir.
Aldous Huxley4
Sınıflar mücadelesindeki sosyalizmin kuruculuk deneyimlerinin içine düştüğü tarihsel hatalar ve yanılgılar, yeninin üretilmesinde inkârcı- lığa varan sapma ve eğilimleri tetiklemiştir. Bu sapmalar hemen kendi karşıtını, varolan konum ve mevzilerine sıkı sıkıya tutunan başka eğilimleri üreterek, oluşturmuştur. İşçi sınıfını düzenle uzlaştırmaya yönelen her "yeni" eğilim, yani sağ oportünizmin karşısına sol sekterizm çıkarak devrim ve iktidar bağlamında yeni arayışlardan ayrışırken bu ayrışmayı işçi sınıfı hareketinde varetme imkânlarından soyutlanmıştır. Bu örgütsel, politik soyutlanma Marksizmi-Leninizm'i teorik-ideolojik kopmaların malzemesi hâline getirmiş işçi sınıfı ayracında sapmalara yol açmıştır.
Oportünizm düzenle işçi sınıfını uzlaştırırken sol sekterizm işçi sınıfından soyutlanarak onu düzenle uzlaşma projelerine terk etmiştir. Sonuç sınıflar mücadelesi açısından farksızdır.
Coğrafyamızdaki sınıflar mücadelesi hareketinin yerel ve enternasyonal örgütsel güvencelerinden yoksun olduğu bir nesnellikte hareketimizin dağınık mevzilerden varolma mücadelesini, ortaya atılan sınıf uzlaşmacı her "yeni" söyleme karşılık gelecek biçimde kurgulanan savunma refleksi ile yeni sektler oluşturarak gerçekleştirmektedir. Sonuçta "nur topu" gibi yeni hiziplerimiz ve sektlerimiz oluşmuştur. Bu durum sosyalist hareketimizin dağınıklığını ve parçalanmışlığını daha da derinleştirmektedir.
Mesele ideolojik-teorik bağlamda SSCB'nin ve Stalin'in ve de diğer sosyalizm kuruculuk deneyimlerinin savunusu ya da Sovyetler Birliği'nin ve diğer deneyimlerin çözülüşünün nerede, ne zaman başladığının teorik tespitini yapmak değildir. Bu tespiti ideolojik bir zemine taşıyıp bu ideolojik tespiti sınıflar mücadelesi hareketimize bir ayraç olarak empoze etmek de değildir. Bu çaba ancak kendi nesnelliğini işçi sınıfı hareketi ve sosyalist harekete dayatmak olur ki bu da Marksizm dişiliktir.
Kuruşçev revizyonizmini tanımlamak ve ondan ayrışmak SSCB'nin ve Kuruşçev'in esamesinin okunmadığı bir tarihsel kesitte anlamını yitirir. Sosyal olgular ve olaylar deneyimler aynen tekerrür etmez; tarihsel olarak aşılmadıklarında yeni biçimlere bürünerek kendilerini yeniden üretirler. Kuruşçev revizyonizmini tanımlamak ancak revizyonizmi anlamak açısından yararlıdır. Ama revizyonizmin ve oportünizmin yeni biçimlerini tanımlamak, revizyonizmle oportünizmle mücadele etmek ve bu eğilimleri teşhir ve tecrit etmek için Kuruşçev revizyonizmini anlamaktan öte niteliklere ihtiyaç vardır.
İdeolojik-teorik ayrımlar kendilerini bir örgütsel formda ifade ettiklerinde eğer işçi sınıfını ve sosyalist hareketi kapsamıyorlarsa ve bu anlamda bir sosyal-siyasal meşruiyet zemini yaratamıyorlarsa, Onlar da artık eskidir. Ve bu eskimenin zamansal bir boyutu vardır. Bu boyut da öyle birkaç nesil sürmez. Dolayısıyla devrimci pratikte yeniden üretimin Marksist-Leninist çizgisi tarafından aşılacaktır.
Marksist eleştiri devrimci pratikte yeniyi üretmek için yapılır yoksa arınmanın yolu çamurda yuvarlanmak değildir. Sorun, tarihsel sapmaların bu gün aldığı biçimleri tanımlamak, onları teşir ve tecrit etmek ve işçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketimizin hem kendi içinde hem de birbirine karşı birliği ve bütünlüğünü sağlayacak örgütsel güvenceleri sınıf, devrim, iktidar bağlamında yeniden üretecek mekanizmaları yaratmaktır.
Her şeye rağmen sınıflar mücadelesinin kazanımlarına sıkı sıkıya sarılanlar yani statükocular, Marksizm-Leninizm'in bir çizgi olarak öğrenilmesini ve olduğu gibi yaşatılmasını sağlamışlardır. Bu da sınıflar mücadelesi açısından yabana atılacak bir nesnellik değildir. Ancak sınıflar mücadelesini zafere taşıyacak olan devrimci dayanışma Marksizm-Leninizm'in yukarıda saydığımız temel ayraçlarını devrimci pratikte yeniden üretiminden yana olan, iyimser, dinamik, düşünce hamallıklarından kurtulmuş yeninin savunucuları tarafından gelecektir.
Diyalektik Devrimci Pratikte Yeniden Üretim II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi
Yazımızın başında da bahsettiğimiz yeninin ve statükonun ya da sınıflar mücadelesi kazanımlarına sıkı sıkıya sarılmış eğilimlerin parçalanmış, birbirinin içine geçmiş ya da birinden birini dışlamış ideolojik- politik mücadelesi henüz devrimci, kolektif, tutarlı, sürekli, iradî bir proje ile ayrıştırılamamıştır. Bu ayrıştırmada ilk adım olarak kendini ayırarak varolan eğilimleri ideolojik-politik biçimde tanımlamak yeni sektler oluşturmaktan öteye gitmez. Yeni dönemdeki ayrışmaları kendini üst bir konuma yerleştirerek merkezci eğilimler, devrimci demokrat eğilimler, komünist eğilimler, tavırda komünist ancak ideolojik olarak devrimci demokrat eğilimler gibi tanımlamak doğru değildir.
Ayrışma ve bütünleşme Marksist-Leninist bir sosyal-siyasal meşruiyet dağıtıcısı yerel ve enternasyonal Komünist Parti'nin olmadığı koşullarda öznel kalacaktır.
Çünkü at izi it izine karışmıştır.
Çünkü oluşturulan ideolojik-teorik saflaşmalar işçi sınıfı saflarında sosyal siyasal bir meşruiyet kazanmamıştır ve sınıf bilinçli proletaryanın öncüsü olduğu işçi sınıfının hakemliğinden yoksundur.
Ayrışma ve bütünleşme, devrimci düşünce ve davranış ekseninde pratik, kolektif ve sürekli iş üzerinden olacaktır. Komünistler diğer komünistlerin akıl ve kolektif iradesine muhtaçtır. Hiçbir grup, çevre ve örgüt yalnızca kendi amentüsünü okuyarak kendini komünist diğerlerini öteki ilan eden ben narsizmiyle bir yere varamaz.
Bu yüzden Kolektifimiz hiçbir komünist nüveyi dışarıda bırakmayan bir proje olan II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi söylemini bayrak yapmıştır.
Kolektifimiz II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi ile coğrafyamızdaki en ileri sınıflar mücadelesi mevzisi olan I. TTKKne atıf yaparak statükoyu savunuyor. Aynı zamanda coğrafyamızdaki devrimci pratikte yeniden üretim eğilimlerini dışlayan diğer kongreleri reddederek yeninin savunuculuğunu, onun ileri yanlarını kapsamayı gündemine alıyor.
Kolektifimiz Komünistlerin hazırlık faaliyeti, devrimci oturum, konferans, kurultay, kongre yöntemiyle yerelde işçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketi buluşturup bütünleştiren evrensel pratiklerini temel ilke sayarak bu yöntemi coğrafyamızda yeniden üretmeyi gündemine alıyor.
Bu yüzden çeşitli hazırlık çalışmalarıyla kendini komünist diye tanımlayan nüvelerin kendi tanımlarına güvenmeyi bir devrimci tutum sayarak bu nüvelerin samimiyetini, ilkeli oluşunu çeşitli kolektif iradî işler üzerinde sınamayı kendine yöntem ediniyor.
Kolektifimiz kendi dışındaki nüvelerle kolektif devrimci oturum, forum, kurultay disiplinleri oluşturmayı ve sonuçlarına katlanmayı bir yöntem olarak devrimci pratikte yeniden üretmeyi ve kendilerini komünist, komünizan diye değerlendiren birey, grup, çevre ve örgütlerin samimiyetlerini komünist devrimci tutum ve davranış ekseninde ayrıştırmayı ve bütünleşmeyi ilke ediniyor.
Kolektifimiz, yeninin ve statükonun ilerici yanlarını bu türden faaliyetlerle çarpıştırmayı ve bütünleştirmeyi coğrafyamızdaki işçi sınıfı hareketi ve sosyalist hareketin buluşup bütünleşmesinde, tartışmanın sınıf bilinçli proletaryanın öncüsü olduğu işçi sınıfının koruyuculuğu ve hakemliğinde gerçekleştirilmesi doğrultusunda, "Komünistlerin Komünist Olması ve Tek Parti, Tek Sendika, Tek Gençlik Örgütü" şi- arlarıyla alt yapısını, iklimini ve ideolojik mevzisini inşaa etmeye çalışıyor.
Bu faaliyetlerin bir sonucu olarak çeşitli hazırlık çalışmalarının kolektif bir biçimde hiçbir komünist nüveyi dışlamadan gerçekleştirmesinin ideolojik-politik-örgütsel hazırlıklarını örmeye çabalıyoruz.
Yeninin ve sınıflar mücadelesi kazanımları savunucularının devrimci diyalektik birliğini sağlamak için II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi yöntemini kendi dışımızdakilerle isim ve öncülük fetişizmine düşmeden tartışmayı coğrafyamızdaki sınıflar mücadelesinin yeni bir kalıba dökülmesi için olmazsa olmaz bir koşul olarak görüyoruz.
14 Mart 2007
Dipnotlar:
1 Derleyen: Mehmet Aslan, Fidelce, Diyalektik Kitap Dizisi 1, Adımlar Yay. s.33, 1. Bas., 2005.
2 V.i. Dobrenkov, Marksizm ve Pisikoanaliz, Erich From'un ve Yeni- Freudçuluğun Eleştirisi Yeni-Freudçular "Hakikati" Ararken, Çev.: Ali Özdoğu, Sorun Yay., 3. Baskı, s.101, 1999.
3 A.g.e., s. 95.
4 Aldous Huxley, Cesur Yeni Dünya, Önsözü çev. Ümit Tosun, İhtaki Yay. s.5, 4. Bs„ 2006.
