İşçi Sınıfı ve Sosyalist/Komünist Hareket tarihine baktığımızda "enternasyonalist ideoloji"nin, teorik olarak uluslararasıcı iddialı çıkışına rağmen pratik siyasette kendini hep ulusal/cı düzlemde yaşattığını görüyoruz.
İlk Enternasyonal olan "Uluslararası İşçi Derneği"nin tüzüğünü okuyabiliriz. Burada işçi sınıfının kurtuluşunun ne yerel ne de ulusal bir sorun değil de modern toplumun varolduğu bütün ileri ülkeleri kapsayan toplumsal (evrensel-sb) bir sorun olduğu yazılıyor. Akabinde bu ülkelerin "Avrupa'nın sanayi ülkeleri" olduğu da ayrıca belirtilmiş.1
1889'da Paris'te kurulan II. Enternasyonal de, oportünist dogma- tik-revizyonist ideolojisi ve sosyal-şoven siyaseti bir yana, I. Enternasyonalin aynı Kıtasal Avrupa coğrafyasında görevini sürdürmeyi üstlenmişti.
Evet, ilk iki Enternasyonal Batı/Avrupa ulusal proletarya damgalıydılar. I. Enternasyonal'de birbiriyle çatışan akımlar yani Marksizm, Proudhonculuk, Lassallecilik, Blanquisme ve -rezervle söyleyeyim- Bakününcülük ile II. Enternasyonaldeki Ortodoks Kautskyci ve revizyonist Bernsteinci "Marksist" akımlar keza bu minval üzerindeydiler.
Şüphesiz burada, "modern" sanayi devrimine paralel gelişen vahşi kapitalist birikim süreci ve karşıt sınıfsal kutup proletaryanın oluşumunun ve buradan dayanak alarak Alman felsefesi, İngiliz ekonomi- politiği, Fransız ütopyacılığı birikimini bir üst sentezde yeniden üreten Bilimsel Sosyalizmi (Marksizmi) doğurtan alan nesnelliği var. Çünkü dönemin koşullarında "gelecek de kurabilecek" kapasiteli "ezilen dünya" Avrupa sınaî işçi sınıfı olarak kendini gösteriyordu.
Ancak, II. Enternasyonalin ilk dünya savaşı arifesinde aldığı Basel Kongresi kararlarını kağıt üzerinde bırakarak, herbir ülke işçilerine birbirini boğazlattıran hain pratiğine tepkisellikle doğarak tüzüğüne "Bütün Ülkeler Proleterlerime Ek ve "ezilen halkları"da birleşme ve mücadeleye çağıran III. Enternasyonal gerçekten ilk uluslararası içerik ve kapsamda bir örgüt olarak doğmuştu.
Çünkü, belirttik. "Marx-Engels Çağı"nda "Bütün ülkelerin işçileri", Avrupa "beyaz" işçileriyle özdeşleşmişti. Ancak, "Lenin"ci, III. Enternasyonalle birliktedir ki, ilk defa olarak "emperyalizmin sömürdüğü" sa- rı-siyah-kırmızı renkli bütün ezilenler, yani "sömürge/yarı sömürge" Doğu dünyasının emekçi hakları ve köylüleri ve yoksulları da, Batı dünyasının beyaz ezilenleri yanında uluslararası işçi sınıfı devrimi zeminine çağırılıyordu.2
Tek Sosyalist Ülke ve Komüntern
Ancak buna rağmen "dünya devrimi" ile "Tek ülkede proleter dev- rim/işçi-yoksul köylü sovyet cumhuriyeti/sosyalizm kuruculuğu" sarkacında salınım gösteren işbu komünist enternasyonal de tarihi boyunca hep ulusal/cı çizgisi ile mündemiç oldu.
Nasıl olmasın ki. Komüntern Mart-1919'da Moskova'da kurulmuştu. Yani 1917-Rusya'da gerçekleşen Ekim proleter-sosyalist devrim'in emperyalist-kapitalist beyaz-ordularınca istilası ve içerdeki burjuvazi- topraklı mülkçülerle süren içsavaş hercümerçliğinde. Haliyle, varolan ilk ve tek sosyalist ülkeyi yaşatmak Komüntern ve bağlı-seksiyon partilerinin canalıcı görevi olarak gündeme oturuyordu.
Bunun tercümesi, Lenin döneminde tek ülkedeki-Birleşik Rusya ulusal çerçevedeki Sovyetler iktidarı-devrim sürecinin ve devamla Stalin döneminde sosyalizm kuruculuğu vb.nin, diğer ülkeler komünist ve işçi partilerince, kendi devrimlerini bile ikinci plana atmaları veya ertelemeleri pahasına destek vermelerine endekslenme olmaz mıydı?
Tersinden ifade edersek, Batı/Avrupa proletaryasının beklenen devrimi gerçekleştiremediği koşullarda Sovyetler Birliği KP iktidarının "dünya devriminin tüm yükünü de omuzlarında taşıyan Atlas" pozisyo- nu-algılanması dış-ülkeler KP'lerince biricik sosyalist ülkeyi yaşatmak kaygısını içselleştirmelerini besliyor ve bu "proleter dayanışma"yı kendi devrimci görevlerinin önüne almalarına yol açıyordu.
Bu gerekçeye, Komüntern'nin aşırı-merkezi yapılanması da tuz biber ekince üye herbir ulusal-komünist partiler "Sovyet dış politikasının birer öğesi durumuna düşebileceklerdi şüphesiz ki.
Lenin ve Dimitrov'a da referans vererek "İşçi Sınıfının Enternasyonalci Öğretisi-Marksçılık Lenincilik" adlı eserinde görüş belirten Sovyet KP "ideolog"u M. A. Suslov yoldaş, Komünist Harekette uluslararası görevin tek tek ülkelerdeki ulusal ayırdedici koşullardan ve hareketin somut ulusal biçimleri içinden ancak çözülebileceğinin altını çiziyor. Sonra Dimitrov'dan aktardığı şöyle: "Tek tek ülkelerdeki proletarya sınıf mücadelesinin ve işçi hareketinin ulusal biçimleri, proletarya enternasyonalizmi ile çelişmez; tersine kesin olarak, bu biçimler içinde proletaryanın uluslararası çıkarları başarıyla savunulabilir."3
Enternasyonalizmi, dünya devrim süreci merkezi olarak algılanmaktan da kaynaklansa, tek sosyalist ülke-Sovyetler Birliği çıkarına endekslememek şartıyla böyle bir yaklaşım ayrı kapitalist ülkelerde mücadele eden yerli komünistlere, cansız ezberciliği aşmalarını sağlayan bir inisiyatif, özgüven ve yaratıcılık verir, tabii ki.
Yazımın başında dikkat çekmiştim. Dünya komünist ve işçi hareketinde uluslararasıcılık, hep ulusal(cı)lıkla içerikli olagelmiştir. Dolayısıyla proletaryanın genel-uluslararası çıkarı ile özel-ulusal çıkarı bir realite olması yanında, bu ikisi arasında bir açı da bulunmaktadır ve galiba bir tarih dönemini kapsayarak da sürecektir.
Bu açısal durumu neden-sonuç ilişkileriyle ve kısaca irdeleyelim. Burada başlıca iki temel neden var gibidir.
Kanaatimce bunlar, kapitalizmin dünyayı (dolayısıyla dünya proletaryasını da) parçalara ayırdığı eşitsiz gelişim yasası ile tarihsel gelişmenin önümüze bir hülasa (özet) olarak getirdiği birikim ulusalcı öğeyi hep beslemesidir.
Ulusallık Nesnelliği:
A-) Eşitsiz Gelişim Dinamiği / B-) Tarihin Özeti
Önce eşitsiz (ve bileşik) gelişme yasasının rolünü, kendi içinde bilimsel yetersizlik taşısa da metodolojik olarak yeterli olacağından, ansiklopedik ekonomi-politik bilgi dağarcığımla açıklamaya çalışayım.
"Marx-Engels Çağı" kapitalizmi, temel olarak mal (meta) üretimi- ihracı idi. "Lenin dönemi" kapitalizmi ise, artık belirleyici olarak sermaye (kapital) birikimi-ihracıdır. Sermaye artık dünyanın her yöresine girerek, emeği karmakarışık bileşimlere uğratıp en uygun (kârlı) ortamda sömü- rüyor. Böylece üretim ilişkilerini uluslararasılaştırıyor. Ama, burada bile bir parantez açarak müdahale edeyim. İşbu uluslararası arenaya dalarak bulduğu emek bile kendi "Avrupa anavatan"daki saf hür ücretli emek biçimi yanında çeşitli pre-kapitalist ve kölemsi somut-ulusal emek biçimlerinin de bir terkibidir aynı zamanda. Neyse, devam ediyorum.
Ancak bu uluslararasılaşma sermayenin kâr güdüsü nedeniyle uyumlu-dengeli olmayıp, ilişkiye girdiği-hükmünü sürdürdüğü her birim- alanda eşitsiz gelişiyor. Böylece bir dünya kapitalist sistemi de oluşuyor, ama aralarındaki ilişkiler hiyerarşik dursa da sistem, ulusal- kapitalist ülkeler toplamıdır aynı zamanda. Emperyalist gelişmiş-az/orta gelişmiş kapitalist ülkeler var. İçinde nüve halinde kapitalist "gelişimi" olan eski sömürge-yarı sömürge ülkeler var. Sıvı-su nasıl saf H20 değilse, somut bulaşıklı çeşitli kapitalizm biçimleri-tipleri vardır.
Tüm bu biçimleri altında kapitalist ülkelerdeki sınıf mücadeleleri de farklı biçimler altında, farklı tempolu, özgül ağırlıklı oluyor.
Sömürü, baskı ve eşitsizliğe uluslararası pencereden, yani dünya- sal-evrensel bakarak son vermek isteyen komünistleri yerli-ulusal dav- ranış-duruşa zorlayan bir nesnellik işbu "eşitsiz-gelişim"dir.
Peki, eşitsiz gelişme yasası olmasaydı komünistlerin önüne ulu- sal/cılık problematiği çıkmaz mıydı?
Bu soruya "Hayır, çıkmaz" diye cevap vermek doğru olmaz. Çünkü çeşitli ülkeler devrimci ve sosyalist önder kişiliklere referansla vereceğimiz bir örnek demeti bu konuda "eşitsiz gelişme" alakalı görülmüyor. Vietnam devrim önderi Ho Şi Minh'i yorumlayan Le Duan, "4000 yıllık tarihimizin yoğurduğu halkın ruhsal değerlerinin özü"nden, "ulusumuzun en iyi niteliklerinden" dem vuruyor 4 Kore sosyalist devrimi önderliği emperyalist kuşatma karşısındaki "bağımsızlık ve kendi özgücüne güven"i ülkelerinin tarihi derinliklerindeki Cüce felsefesi ile açıklıyorlar. Dün de bugün de, Latin Amerika'nın devrimci Marksistleri Castro'dan Chavez-Morales'e kadar "ulusal birlik ve özgürlük" simgesi Bolivarcılık'tan da besleniyorlar.
Bizzat, Komüntern'in genel sekreterliğini de yapmış olan Georgi Dimitrov bile, Faşizm konusundaki sağ ve sığ tahlilleri ayrı, Fransız ulusal kahraman kadını Jan Dark'ı ve İtalyan ulusal birlik sembolü "kahraman"ı Garibaldi'yi bu ülkeler faşistlerine bırakmamaları konusunda komünistleri uyarıyor. Washington ve Lincoln'in bağımsızlık savaşı geleneğini Amerikan faşistlerine, Vasil Lavsky ve Stephan Karej gibi ulusal özgürlükçü sevilen kahramanları da Bulgar faşistlerine teslim etmeme konusunda aynı uyarıyı sürdürüyor. "Faşistler, diyor geçmişte büyük ve kahraman ne varsa onların mirasçısı ve sürdürücüsü olduklarını gösterebilmek için her ülkenin tarihini didikliyorlar." Ekliyor: "Buna boşveren komünistler ulusun tarihinde geçmişinde değerli olan devrimci geleneklere bağlanmazlarsa kitleleri faşist aldatmacalara teslim ederler."5
(Buna biz, Türkiye (Anadolu-Mezopotamya) ve Doğu-Avrasya dünyasının komünistleri olarak Mevlana, Yunus, Nesimi, Hacı Bektaş'tan Nasreddin Hoca'ya, Baba İshak, Şeyh Bedreddin, Börklü- ce'den Mazdek Babek Karmat'a, Hasan Sabbah'a, Ömer Hayyam Sadi'den İbni Rüşd, İbni Haldun, Farabi'ye, İbni Sina'dan Biruni'ye tarihimizden kaynaklı ve hem ulusal hem de özgürlükçü-toplumcu devasa kişilikler olarak topraklarımızdan fışkıran zenginliğimizi evrensel Marksizm ile yoğurarak yeniden üretmek görevimizi ekleyebiliriz.)
Demek ki her bir kapitalist ülkenin çok yönlü özgün koşulları, salt eşitsiz gelişimden değil, ek olarak binlerce yıllık ilksel komünal, antik- Asyatik, köleci ve feodal toplumlar evrim ve gelişim dinamiğinin önümüze yığdığı tarihsel birikimden de kaynaklanıyor. O zaman, ulusal özelliğin tarihin en genel ürünü veya özet sonucu olduğunu söyleyen Troçki haksız sayılamaz.6 Dolayısıyla gelecek kurmak için bugün kavga veren devrimci ve Marksist sol güçlerin geçmişin halkçı, ilerici, ay- dınlanmacı, özgür düşünceci ve devrimci geleneklerinden de beslenmeleri gerekiyor. Bu durumda, çıkış doğası gereği dünyasal ve evren- sel-uluslararasıcı olan sosyalist bilimsel ideoloji ve kuramı millî-ulusal biçim ve siyasetlere çevirebiliyor.
Komünist Enternasyonal VI. Kongre "Ulusat' Programı
Dünya Komünist Hareketi'nde ulusal biçim bağlamında programatik dönüm noktası, Komüntern'in 1928'de VI. Kongresi'nde kabul ettiği program belgesidir denilebilir.
Komünist Enternasyonal'in bu programının Marx-Engels'in Komünist Manifestösunöan sonra dünya proleter devrim sorunsalına "somut biçimlerde" bir çözüm getirmek için bir ilk girişim olması bakımından da tarihi değeri belirtiliyor.
Ülkemizde, tek tek ülkelerin özgün ve farklı koşullarını hesaba katmayan kimi ultra-enternasyonalist yorumcu komünistlerce kâh "aşamalı devrimci ulusal sapma" kâh da "dünya devrimini tekil bölmele- re-kompartmanlara ayırma" diye eleştirilmektedir anılan program.8
Anılan programa bakılınca "Kapitalist Dünya Sistemi, Gelişimi ve Zorunlu Çöküşü", "Dünya Devriminin İlk Evresi", "... Nihai Hedef: Dünya Komünizmi" gibi altbaşlıklarında bile enternasyonal bakış açısı netlikle görülüyor.
Ancak, "Kapitalizmin emperyalizm döneminde daha da artan eşitsiz gelişimi, birbirinden daha da büyük farklılıklar gösteren kapitalizm tiplerinin ortaya çıkmasına, olgunluk derecesinde farklılıkların doğmasına ve devrim sürecinin tek tek ülkelerde çok çeşitli, özel koşullara sahip olmasına yol açmıştır." saptamasını yapıyor. Doğrudur.
VI. Program'da dünya kapitalist ekonomisi, 1. "gelişkin üretici güçler ve burjuva-demokratik siyasal rejimli çok gelişmiş kapitalist ülkeler, 2. sosyalizmin inşaası için minimum maddî önkoşullara sahip orta derece gelişmiş kapitalist ülkeler, 3. nüve halinde sanayiye sahip ancak feodal-asyatik kalıntılar da barındıran sömürge ve yarı-sömürge bağımlı (geri kapitalist-sb) ülkeler, 4. ücretli işçinin hemen hemen hiç bulunmadığı, nüfusun çoğunun kabile koşullarında yaşadığı daha da geri ülkeler şeklinde belirtilerek tasnif edilmiştir.
Program bu maddî şartlara bağlı olarak, proletaryanın iktidarı ele geçiriş yollarının çeşitliliği ve temposunun değişik olmasından hareketle işbu tek tek kapitalizm tipli ülkelerde devrim ve sosyalizmin inşaasının da değişik biçimlerde olacağına hükmediyor. Birinciye doğrudan, ikinciye kimi demokratik görevlere bağlı sovyetik-sosyalist devrimler, üçüncüye anti-emperyalist, anti-feodal demokratik "ulusal" damgalı sovyetik devrim tipi ile dördüncüye "proleter diktatörlüğü", yani Rusya sovyet-sosyalizmi, yardım ve aracılığıyla "kapitalist aşamayı atlayarak sosyalizme geçiş" tipinde devrim öneriyor.
Aslında, teoriden sapan ilk "ulusal yorum"u Marx-Engels'in "Komünist Parti Manifestosunun Rusça çevirisine yazdıkları önsözde de görebiliriz. Rusya'da toprağın yarısını kaplayan ilkel ortaklaşacı mülkiyet olan Rus köy komününden (obsçina) doğrudan komünist mülkiyetin
S.P. F/5
üst biçimine geçişi "Batı'da proleter devrim"ce tamamlanmak şartıyla olası görüyorlar. Üstelik bu görüşleri, yukarıda belirttiğimiz Komüntern VI. Kongre Programı'ndaki 4. devrim tipine kaynak oluşturabilir.10
Keza, "Lenincilik"de, çeşitli siyaset pratiklerini-stratejiyi teori katına çıkartarak Marksizm'e "ulusal katkılar" yapmıştır. Çarlık Rusyası muadili "zincirin zayıf halkaları", yani az ve orta gelişmiş kapitalist ülke tipleri için geçerli devrimci siyaset pratikleri, örnek olsun en başta saf proleter devrim iktidarı yerine işçi-yoksul köylü bağlaşıklığı ile iktidar alınması böyle bir katkıdır. Sovyet iktidarı almak ve korumak uğruna proleter sosyalist mülkiyet yanına eklenen bireysel köylü mülkiyeti, aynı zamanda kitleler- deki kolektif bilince, ideolojik olarak bireycilik "aşısı"dır ki, Rusya Marksizm'i olabilir, ancak ortodoks teoride yeri olmadığı kesindir.
1918-1923 Avrupa'da kıta ölçeğinde beklenen proleter devrim denemeleriyle doludur. Finlandiya, Macaristan, Almanya Bavyera ve Münih'te Sovyet-konseyler kalkışma ve iktidara ramak devrimler. Herşeye rağmen bunlar da yenilince, Leninci Rusya KP önderliği, Yeni Ekonomik Politika (NEP) ile kamusal devlet mülkiyeti yanında sınaî, tarım ve ticarette küçük ve orta girişimciye alan/Pazar açmaktadır. Sosyalizm'de özgül ulusal ricat! "Nepman sosyalizmi"nin dünya komünist hareketin- deki etkisi büyük olmuştur. Ve günümüzde de sürmektedir.
Ülkedeki devrimle dünya arenasında yalnız kalan Rusya Sovyet iktidarı, ilk olarak 1925-Aralık'ında toplanan Rusya KP 14. Konferansında, Dünya (Batı sanayi ülkeler işçilerinin) devrimine lâfzen hâlâ bağlı kalsa da, pratikte ağırlık artık bütün ülkede ulusal düzlemde bir sosyalizm kuruculuğunun işaretini vermiştir. Nepman ve Kulakların (NEP ürünü burjuvazi) 1929'da kentlerdeki işçi ve halkı gıdasız bırakan sabotajları ve sosyalist devleti de atlayarak uluslararası burjuvazi ile dünya pazarında direkt bağ kurmak şeklinde darbesi sonucu "panik karşı-atak"la Stalin önderliği hızla Nepmancı mülkiyet birikimini ve pazarı tepeden kolektivizasyonla ezip geçmiştir!
İşte, 1928 Komüntern VI. Kongresi Programı bu koşullar içinde hayata doğuyordu.
Ayrıca işbu programın, 1928 sonu-1929'da Komüntern'in "aşırı solcu" sınıfa karşı sınıf çizgisi izlemeye başladığı sıralarda kabul edildiği de dikkate alınırsa, herbir ülke(ler) komünistlerini köktenci (radikal) sınıf kavgasına kışkırtan bir dayanak olduğu da ifade edilebilir.
Haluk Yurtseverin Komüntern Programı'nı Eleştirisi Üzerine
Bugün "Yurtsever Cephe TKP"si, yöneticilerinden olan Haluk Yurtsever "yoldaş", "Enternasyonalist Devrim Dergisi" editörü iken, 1990'lı yılların başında, Sorun Yayınları arasında çıkan "Marksist Bakış Açısından-Program Yöntemi" adlı kitapta da çıkan bir yazısında 1928 Komüntern Programı'nı eleştirmektedir.11
Haluk Yurtsever, programın kapitalizmin emperyalizm çağında daha da artan eşitsiz gelişimi sonucu farklı kapitalizm tiplerini doğurduğu, proletaryanın iktidarı ele geçiriş biçim ve temposunun değişik olduğu, sonucunda tek tek ülkelerde değişik sosyalizm inşa biçimlerine yol açacağı gibi saptamalarına itiraz etmiyor. Ama; "Komünist Enterna- yonal programı öyle bir sınıflandırma getiriyor ki, üye partilere cetvele bakıp hangi kategoriye gireceklerine karar vermekten başka yapacak iş kalmıyor! Program düşünmeyi donduruyor." diyor.
Yani Haluk Yurtsever de tek tek ülkeler KP'lerinin özgün-ulusal devrim ve sosyalizm tiplerini onaylamalarına değil, bunları özgür- yaratıcılıkla değil de şematik-kopyacı bir tarzda yaşam-siyaset pratiğine dökmelerine neden olacağı kaygısından asıl eleştirisini yapıyor. Bu kaygısında doğrular gibi yanlışlar da var.
Bir kere program okununca görülüyor ki dünyadaki "72 millet" ülkesi yeke yek sayılıp hangisinin hangi kapitalizm tipine girdiği belirlenmiş değildir. Bundan sonraki yazıda Komüntern denkleminde yerini irdeleyeceğiz. Yeri gelmişken belirtiyorum, Türkiye özgülünde TKP/ Komünistler ülkelerini "orta derecede gelişmiş kapitalizm tipi" içinde değerlendirilebilir ve proletaryaya, emekçi-köylülüğe dayalı bir şuralar sosyalist düzeni programlaştırabilirlerdi. İlke olarak bir engel yok.
Ama yapmamışlar. 10 Eylül 1920'de Bakû'de toplanan Birlik- TKF'si programı, Türkiye'yi o zaman "yarı-sömürge" olarak saptamış. Üstelik anılan kongrede genel sekreter Ethem Nejat yoldaşın özellikle İstanbul-metropolünde proleter ve yarı-proleter sınıflar birikiminden, içerde Türk burjuvazisi ve ona dayalı "sermayedarlık (nizamın)" ortaya çıktığını belirten bir konuşma yapmış olmasına rağmen.12
Peki, TKF'nin Türkiye'deki düzeni böyle geri bir biçimde yansıtmasının Komüntern referansı var mıydı acaba? Evet, var gibi.
Temmuz-Ağustos 1920'de, yani TKF'nin 1. Birlik Kongresi'nden birkaç ay önce, Petrograd'da (Leningrad) Komüntern'in 2. Kongresi yapılmış. Burada Lenin "Ulusal Sorun ve Sömürgeler Komisyonu" adına bir konuşma yapıyor ve isim vererek Türkiye'yi İran vb. gibi "yarı- sömürge" ülkeler arasında sayıyor.13
Peki, 1920 dönemin komünistleri isterlerse bu şablona, "Lenin yoldaş sen ki 'kendi' Narodnik-halkçılarını çürütmek için 'Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi' adlı devasa hacimde bir eser yazdın. Rusya'da dur artık ve 'Türkiye'de Kapitalizmin Gelişmesi'ni yazmayı da bize bırak" diyemez miydiler?
Şematizmden yaratıcı düşünceye geçmelerine ilke olarak bir "Le- ninci Komüntern" engeli görülmüyor.
Üstelik de, Komüntern literatürü karıştırıldığında "sol sekterler", "aşırı solcular", "dar-sınıfçılar", "dar-sosyalistler", "dogmatikler-ortodoks marksistler" gibi kimi kanat-komünistlere atfedilen kavramlardan da görüldüğü üzere, dünya komünist hareketinin örgütü içinde yoğun görüş farklılıkları ve kavga var, örgüt yekpare değil pek.
Öyleyse Türkiye'nin ilk komünistleri de, böylesi yaftalara aldırmayarak ülkeleri özgüllüğünde Marksizm'i "özgürleştirebilirlerdi". Yapa- madılarsa en başta kendi sorunlarıydı, diyebiliriz.14
Tabii buna itiraz edilerek denilebilir ki, bugün artık Sovyet Sosyalist Sistemi'nin çökmüş olması, yerel-ülke bazında herbir komünist partinin önlerini açtı, özgürleştirdi. Çünkü, o zamanlar "gözbebekleri" gibi sevdikleri Sovyetler Birliği-Sosyalist ülkeleri "korumaktan" kendi ülkelerinde iktidar olmayı, sosyalizmi kurmayı tali plana atmışlardı. Şimdi böyle bir kendini sorumlu sayma yok.15
Ancak bugünün "tozpembe" ortamından bakınca doğru gibi görünen bu görüşün önünde o zaman caydırıcı bir engel var. Unutulmamalı, bizzat Komüntern'in aşırı-merkezci yapısı ve otoriter-tasfiyeci işleyişi. Bu işleyiş bağlı KP'lerin içlerine kadar da işlemişti. Dolayısıyla 1920'ler-1930'larda "Marksist yaratıcılık" tasfiyelerden sürgünlere vb. negatif bedelleri göze almak olabilirdi. Sıradan bir örnek, "sosyalizmin tek başına Rusya'da tam anlamıyla inşa edilmesinin mümkün olduğunu savunma" şeklindeki egemen Komüntern çizgisine, döneminde "ulusal- sınırlılık teorisi" diye karşı çıkan "Alman sol komünist muhalefeti", 1926'da DKP'den atılmıştı.16 Diğer benzer örnekler, bir kataloglaştırma sorunudur.
Yani toparlayıp ifade edersek, özgün topraklarda Marksizm bere- ketlenmediyse Komüntern/(ulusal) Komünist Partiler diyalektiği içinde tartışılması gerekiyor sorunsalın asıl olarak. Bunun için de "Komüntern'den KomünforrrT'a ciltlerine dalmalıyız, ayriyeten.
Millî Sınırlarda Başlayan Troçkist Sürekli Devrim
Başından beri "Tek ülkedeki", yani Lenin yeniden-üretimli "Rus- ya'daki sosyalizm"e karşı durduğu ifade edilen Troçkist "sürekli devrim" teorisinin varlığı biliniyor.
İsaac Deutscher'i kaynak olarak kullanıyorum:
"Troçki, ihtilâlin 'sürekliliğinden iki anlamda söz ediyordu. Ona göre, ihtilâl, olayların ve şartların etkisiyle, derebeyliğe karşı (anti-feodal) dönemden; yani burjuva karakteri taşıyan dönemden, kapitalizme karşı (anti-kapitalist) döneme, yani sosyalist karakter taşıyan döneme geçecekti. Bu, ihtilâlin 'sürekliliği'nin birinci anlamıydı... Ama Rusya, tek başına, bu yolda uzun zaman yürüyemeyecekti. İhtilâl, Rusya'nın millî sınırlarında durup kalmayacaktı. Millî sınırlardan aşarak enternasyonal (milletlerarası) dönemine ulaşacaktı... "sürekliliğin" taşıdığı ikinci anlam işte buydu. Batı Avrupa'da Rusya'nın etkisiyle ihtilâller baş gösterecekti.17
Bu teoride, belirli dönemler için bile olsa, Rusya "millî sınırlarında devrim realitesinin kabulünden/itirafından öte bir şey göremiyorum. Teorinin tarihsel açmazı, "milletlerarası"nın nefesinin tükenmiş olabileceği koca bir çağ döneminde, boşluğa düşerek yanlışlanmasıdır.
Stalinci" Ulusal Sosyalizm" ve Bir Yerli Troçki Savunusu
Mahmut Güneş'in "Unutulan Dünya Devrimi Ve Sonuçlarında bu bağlamda getirdiği Stalin eleştirilerini karşılayabiliriz.18
M. Güneş anılan yazısında "Tek Ülkede Sosyalizm" gibi Marksizmin tahrifatına yol açan teorinin bir zorlamanın ürünü olarak ortaya çıktığını söylüyor.
Lenin Tek Ülkede Sosyalizm'i düşündü mü? Spekülasyonlar bir yana bir kere Sovyet (Ekim) Devrim süreci 1917 işçi-yoksul köylü bağlaşıklığı, 1923 sosyalist rejimin kontrolü altında-bir dönem sonra eritile- ceği tasarlanan-Nepman burjuvaziye alan açma ve 1929 Kulak darbesi üzerine Büyük Millî Sanayileşme-Tepeden kolektivizasyonla "reel sosyalizmin başlangıç yapması şeklinde üç tarihi dönemle tanımlanan bir sosyalist devrim süreci olarak okunmalıdır.
Troçki eğilimli Stalin eleştirmenleri, salt 1929 atılımının ürünü olan "Tek ülkedeki sosyalizm'i dünya çapındaki sınıf mücadelesinden ve dünya pazarının egemenliğini kırmaktan kopardığı için Sovyet ulusunun çıkarını öne alan bir millîyetçilik olduğunu söylüyor ve ulusal sosyalizm tanımını yapıyorlar. M. Güneş de böyle eksikli "doğru"yu okuyor.
İkincisi yazar, "Ne Troçki ne de diğer Bolşevik gelenekler sosyalizmin ekonomik örgütlenmesine başlayalım demedi... Söylenen şudur. Biz kendimiz sosyalizmin ekonomik örgütlenmesine girişebiliriz, giriş- meliyiz." Sonra, ileri ülkelerdeki devrimler olmazsa sosyalizmi özgücü- müzle kuramayız yollu itirazı dillendiriyor.
Ekonominin örgütlenmesine başlamak, sosyalizmi kurmaya başlamanın da itirafıdır. Yine de "kurtarıcı Mehdi" bekler gibi Batı proletaryası devrimi beklendi. Gelmeyince, özgüçle ve kahramanca "reel millî sosyalizm" kuruldu. Bu durumda, reel pratikler "güneşi fethedeceğiz" teorisine de dönüşecekti kaçınılmaz olarak. "İmtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış" millî emekdar kütleleri "sürekli ateşlemek" için, en azından. "Teorinin özgürı-devrimcipratikle yerıiden-üretiminin önünde bugün bile engel yok' diyoruz.
Ancak, önemle değinmeliyim. Mahmut Güneş'in Avrupa komünistleri ve Sovyet pratiği denklemi bağlamında şu sözleri önemli bir "yaraya" parmak bastığından düşündürücüdür:
"(Rusya gibi nispi geri bir toplumda-sb) bu türlü bir sosyalizm ancak düş kırıklığı yaratabilirdi. Batı Avrupa işçi sınıfı bu düş kırıklığını ne yazık ki yaşadı. İleri kapitalist ülkelerin komünistleri 'tek ülkede kurulmuş sosyalizmin' ekonomik-demokratik yönden geri özelliklerini anlatmak için çok uğraştılar, ama çekici olamadılar."
Evet, işbu yazımızda da irdelediğimiz ve eleştirdiğimiz gibi, özgür düşün ve teorik yeniden üreticilik yerine Komüntern-Sovyet politikalarına tam adaptasyonlu herbir ülkeler komünistlerinin dramı!
Sovyet sosyalizmi Çarlık Rusya'sına göre her alanda fersah fersah ileri. Fakat gelişmiş Batı'ya göre kimi alanlarda-hâlâ geri olabilir. Batı komünistleri, Tek Ülke Rusya düzenini somut bir sosyalizm deneyi yerine, model olarak idealleştirip kendi ülkelerinin işçilerine böyle anlatırlarsa tabii inandırıcı olamazlar. M. Güneş'in bu tespiti bile, Avrupa işçi sınıfının da kendi toprağının dinamiği üzerinde ulusal harçlı bir sosyalist devrimi gözeterek Sovyetler Birliği'ne ancak bu yoldan yardımcı olacağını da kanıtlıyor.
Tek Ülkede Devrim Teori Katında
Kimi Marksist-sosyalist yorumlarda, Stalin'in tek ülkede sosyalizmi kurma deneyimi, Dünya-Avrupa proleter devrim dalgasının artık kesinkes geri çekildiği koşullarda, bir zorunlu seçenek ve cüretli pratik olarak onaylanıyor. Ama deniyor, keşke "teori katına" çıkartılmasaydı. (Sanki, Rusya proleter devrimindeki Leninci "köylü bağlaşıklığı" ve NEP teoriye içerilmemiş.)
Yalçın Atabay'ın da, bugün Yurtsever Cephe-TKP'si önde gelenlerinden Haluk Yurtsever'in yönetimindeki Devrim-Sosyalist Dergi'sinin 2. sayısına (1991-Ekim) "Enternasyonal-Olmazsa Olmaz) başlıklı bir yazıyla bu meyanda düşünce ürettiğini görüyoruz.19
Y. Atabay, Tek Ülkede Sosyalizm'in 1920 yıllarından başlayarak günümüze kadar gelen tartışmalı bir sorun olduğunun altını çiziyor.
Devamında beklenen Alman devrimi de gelmeyince devrimci dalganın geri çekildiği koşullarda Troçkist "ulusal çapta başlayan devrimin uluslararası arenada geliştirme"nin pratik değerinin kalmadığından sorunun (çözümün-sb) tam tersine ulusal çerçevede başlayan Ekim Dev- rimi'nin kazanımlarını korumak olduğunu vurguluyor.
Bu ifadeleriyle Stalin'i tarihsel-doğru okumuş oluyor. Peki, Y. Atabay'ın eleştirisi nedir? Tek ülkede sosyalizmin politikasını dünya devriminin karşısına koyup, teorileştirmeyi eleştiriyor.
Benzer şekilde Haluk Yurtsever de konuşuyor ve II. Dünya Sava- şı'ndan sonra hiçbir "Sovyetçi parti"nin devrimlere önderlik yapamadığını ifadeyle "kanıt" sunuyor.
Birinciye "teorik yeniden üretim"e referansla cevap verdik. Ama SSCB-Kızıl Ordu'nun belirleyici-caydırıcı gücüne dayalı olsa bile, II. Dünya Savaşı ertesindeki Kıtasal ölçek Doğu Avrupa'daki "demokratik- halkçı" sosyalist devrimlerin öncülerinin yerli "D. Avrupa KP'leri" olduğunu ve asıl mimari tasarlayıcısının da SBKP Stalin önderliği olduğu bilinince bu durum "millî sınırlar içindeki devrim"i savunan komünistlerin "sürekli devrim"i karşılarına almadıklarının birer kanıtı olmuyor mu?
II. Savaş'ta Nazi Dehşeti Ve "Büyük Rusyai' Millî Şahlanışı
Komüntern, 1943 yılında kapatıldı. Kruşçev-Brejnev dönemlerini de görmüş olan, SBKP'nin "ideolog"u M.A. Suslov, kapatılış gerekçesini "Komünist partilerin daha da güçlenmeleri ve sayılarının artmalarının yanısıra onların son derece farklı koşullarda çalışmaları nedeniyle, komünist hareketin tek merkezden yönetilmelerinin giderek zor ve gerçek duruma (daha) az uyarlı hale geldi" diyerek açıklıyor.
M. A. Suslov yoldaşın, Komüntern'in faaliyetlerinin kimi hataları da içerdiğini belirttikten sonra şunları da eklemesi oldukça manidardır:
"Çeşitli (komünist-sb) partilerin faaliyet yürüttüğü ülkelerdeki ulusal ayrılıkları, Komüntern daima yeterli ölçüde göz önünde bulundurmadı ve bu yüzden de, zaman zaman koşullara tam anlamıyla uygun düşmeyen tavsiyelerde bulundu."20
Açıkça, bizim bu yazımız boyunca altını çizdiğimiz üzere Komünist Partilerin ulusal özgün duruşlarına set vurduğundan işlevsiz kalan "dünya örgütü"nün kapatıldığı itiraf ediliyor.
Komüntern'in dağıtılması kararı ile Kıtasal Sovyet Rusya'sındaki dönemsel millî hava arasında da bir bağlantı olmalıdır. Çünkü, 1942'den başlayarak Nazi Almanya'sı sürülerinin Rusya'ya saldırı, istila ve işgalleri yanında Rus/Slav halkını da "aşağı ırk" diye taciz ve aşağılamaları sonucu Bolşevik-Stalinci önderlik, kütleleri Nazi faşizminin dehşetine karşı seferber etmek için millî coşkuyu kışkırtmış ve Rus millîyetçilik anlayışını gündeme getirmişti. Silahlı kuvvetlerde, yönetimde ve toplumsal yaşamda da örnek olsun, Ekim Devrimi'nin tarihin müzesine reva gördüğü Çarlık dönemi apoletleri Mareşal Stalin! kişiliğinin gösterdiği gibi geri dönmüş, Hitlercilerin millîyetçi değil de emperyalist oldukları ısrarla propaganda edilerek, Leninci izleyicilerin ideolojik aşağıladıkları bu kavram (milliyetçilik) pozitif anlam yüklenerek onore edilmişti ve sosyalist-enternasyonal ideolojiye içertilmişti. Öyle uç noktalara taşınmış, Fransız proleter Komüncülerinin "Enternasyonal Marşı" da gitmiş, "Hür cumhuriyetlerinin birliğini kurdu, Büyük Rusya"! diye başlayan bir millî marş kabul edilmişti.21
İşte burada, daha önce bir yazımızda tartıştığımız bir açmazını görüyoruz "Tek ülke devrimcileri"nin. Sovyet iktidar ve düzenini kurtarmak için, henüz taze olan sosyalist ideolojinin yetersiz kaldığı açık konjonktürde binlerce yılın millî duygu ve motiflerini devreye sokarak halk kütlelerini böylece mobilize etmek!
Bu noktada, işçi iktidarı ve sosyalist düzen kurtarılıyor ama, özellikle tersinden bir ultra-milliyetçilik'in de sosyalist ideolojiye zerkedildiği ve onu yaraladığı açık.
(Burada, sanki Arjantinli Marksist Ernest Laclau'nun popüler- demokratik öge olduğu iddiasıyla 'milliyetçi ideoloji'yi sosyalizme eklemleyen teorisinin pratik öncelliği var.)
"Saf işçi devrimi ve düzeni" gerçekleşeceği ve dünyasal-evrensel egemenliğini sosyalizmin kuracağı tarihsel döneme kadar sosyalist teori, ideoloji ve siyasetin enternasyonalcilik/ulusalcılık denkleminde artılı- eksili gelgitlerde kaçınılmaz bir nesnellik görülüyor.
Parantezi burada kapatarak, "Suslov dönemi"ne geri dönebiliriz.
"Suslov Dönemleri'nde Sovyetlerin Dünya Devrim Süreci Reçetesi
Kari Marx'ın doğumunun 150. yılı münasebetiyle yaptığı 1969 Moskova konuşmasında Mihail Suslov yoldaş, Komüntern'nin kapatıl- dığı-yerine ikâme edilen "danışma işlevli", Komünform'un da bittiği ve dünya komünist partileri arasındaki ilişkilerin yine de Rusya KP yönlendiriciliğinde geliştiği dönemde, "anti-emperyalist, barış-demokrasi- toplumsal ilerleme-ulusal kurtuluş mücadelesi döneminde", "ortacı ve durağan" uluslararası devrim süreç'li sovyetik çizgiyi şöyle şemalandırıyor;
"Emperyalizm ve başta Birleşik Amerika emperyalizmi, dünya gericiliğinin ana gücüdür... günümüz devrim hareketi, içinde şu üç ana dalganın birbirine karıştığı güçlü, evrensel bir devrim süreci biçimini almıştır:
Sosyalizm ve sınıfsız toplum kuruculuğu için savaşan dünya sosyalist sistemi halklarının devrimci faaliyeti,
Kapitalist ülkelerde işçi sınıfı hareketi,
Asya, Afrika, Latin Amerika halklarının ulusal kurtuluş mücadeleleri."22
Asıl bu cetvel, düşünmeyi dondurur ve sosyal devrimleri buharlaş- tırır. Çünkü, bir kere burada, ABD, Avrupa vb.leri içerdiği belli-kapitalist ülkeler kategorisi var ve bunlar işçi sınıfının anti-tekel/anti-kapitalist devrimi ile değil, ne olduğu belirsiz bir "sınıf hareketi" ile yetinecekler.
Sonra, sömürgecilik sistemi çökmüş, kapitalist ilişkiler emperyalizmin sömürü mekanizmasını içselleştirmesiyle dünyanın her yanına girmiş. Yani Asya, Afrika, Latin Amerika gibi kıtalarda değil 1969'da, Komüntern II. Kongresi'nde konuşan Hindistanlı Roy'un daha 1922'de bile saptadığı gibi gelişmiş, azgelişmiş kapitalist ülkeler (ve ek ataerkil- feodal ülkeler) olmak üzere tür tür kapitalizm ve karşıt kutbu proletarya sınıfsal sahneye çıkmış.23 Yani Türkiye'de, İran, Hindistan, Suriye, Mısır'da, Venezüela, Arjantin, Brezilya'da da. Ne garabet, Sovyet yoldaşlar yarım yüzyıl sonra bile bu tür kapitalist ülkeleri "sömürge, yarı- sömürge" kategorisinde dondurarak geri aşamalı bir devrim stratejisini, kapitalist olmayan yol stratejisini dayatabiliyorlar, bu ülkeler komünist hareketine.
Suslov yoldaş devam ediyor: "Bağımsız hale gelmiş ülkelerin, kapitalizmi atlayarak sosyalizme geçmeleri için nesnel ön-koşullar da vardı. Ulusal bağımsızlıklarını sağlamlaştırma ve sosyal gelişim yolu boyunca ilerleyen ülkeler, dünya sosyalist sisteminin politik, manevî ve ekonomik desteği (ile) kapitalist olmayan gelişme yoluna geç(ebilirler)."
Doğru değil. Bir kere, Türkiye Kurtuluş Savaşı örneğinde bile görebiliriz ki, ulusal bağımsızlık sonrası "sosyal gelişim yolu", kapitalist bir tür gelişim yoludur. Böyle deseydi, alternatif olarak proleter sosyal devrimi çağrıştırarak Türkiye komünistlerini de ileri hedefe kışkırtmış olurdu.
Bu bir yana, "sosyal gelişim yoluna girmiş" ülkelere Sovyetler Birliği yardımıyla "kapitalizmi atlatarak" sosyalizme geçiş! stratejisi öneriliyor ki hem ütopik hem de geri içeriklidir.
Sovyet yoldaşlar belki de, Marx'ın Rus köy komünü olan Obsçina'yı Batı proleterlerinin devrimi yardımıyla, Rusya'da kapitalist gelişmenin atlanarak "özgün kır sosyalizmi" stratejisinden kaynak aldıklarını söyleyebilirler. Ama, "Kari Marx çağı"nda Avrupa dışında bir kapitalist dünya saptanmıyordu. "Suslov yoldaşlar çağı"nda ise kapitalizmin Asya, Afrika ve Latin Amerika'yı da kapsayan ve sosyalist seçeneği olgunlaştıran dünyasallığı düşünüldüğünde bu tür stratejik öneriler trajikomik kaçabiliyor.
Şüphesiz ki, emperyalizmin hoyratça saldırı ve istismarının şekillendirdiği yeni-kapitalist sömürge rejimler yerine sosyalist sistem "himayeli" ulusal-devletçi bir "kapitalist olmayan gelişme" halklar için yeğ tutulabilir. Bu doğru olmakla birlikte, açık olan kapı kapalı varsayılıyor ve nispi geri olan bir ulusal-toplumsal ilerleme perspektifi donma noktası baz alınarak, ileri bir sosyalizme gidecek sınıfsal-toplumsal devrim projesi kaybettiriliyor.
Bu olumsuz durumun pratikte yansımalarını "bizden biri" olarak Sovyetler Birliği Komünist Partisi Üniversitelerine "eğitim" için giden R. Yörükoğlu yoldaş'tan da öğreniyoruz, en son örneklerle.
Anlatıldığına göre, Sovyetler Birliği Parti yöneticileri "sosyalizme açılan Portekiz devrimi"ni durdurmak için, PKP lideri Alvaro Cunhal üzerinde baskı kurmuşlar, İtalyan KP'nin iktidara gelmesini emperyalizm/sosyalizm dünya dengesini bozar endişesiyle engellemeye çalışmışlardır.24 (İsmail Bilen'den öğrendiklerine göre SBKP'de "oportünistler" güçlü imiş.)
"Suslov yoldaş çağı"nı burada kapatırken belirtirsek, proletaryanın "enternasyonalci" ideolojisinin, bir de ta II. Kongresi'nden beri Komüntern dünya stratejisinin bir bileşini olarak "sömürge/yarı- sömürge" ya da "yeni-sömürge"ler devrimlerinin "ulusallığı"nı da içerdiğini görmüş oluyoruz, haliyle.
Sosyalist Dünya'da Folklorik Ulusallık!
Uluslararasıcılık-ulusalcılık denkleminin örgüt pratiği somutlanma- sının bir alanı olarak Komüntern ile Türkiye Komünist Fırkası ilişkilerini tartışmayı bundan sonraki yazıya bırakıyorum.
Aynı zamanda, Osmanlı-Türkiye'sinde "Türk milletimizin emek- darlari'nı İtilafçı-İttihatçı-"Hain Sos."lardan ayırmayı olduğu gibi "Kürt milletimizin emekdarlari'nı Bedirhani'lerden ve "Ermeni milletimizin emekdarlarr'nı da Taşnaksiyun'dan ayırmayı şiar edinen ve "hür milletlerin hür ittihadı (Birliği)" bağlamında amele ve rençber şuralar cumhuriyetini program yapan TKF-önderliğin ulusal-sosyal devrimci hattının "Sovyet Oktobr"u Kıble/Kâbe yapmasının getirdiği artı-eksileri tartışmayı da.
Burada çalışmaya son verirken, 15-16 Haziran'lardan II. Tüm Türkiye Komünistler Kongresi tasarısı bileşenlerinden Sırrı Öztürk yoldaşın benim değerlendirmelerimle de çakışabilecek iki ayrı saptamasını aktarıyorum. Önce şu saptamasını:
"Ulusal komünizm olmaz. Her ülkenin KP'si Dünya Komünist Par- tisi'nin bir seksiyonudur." Sonra da, Türkiye Komünist Partisi'nin tarihi kahırlı önderlerinden Dr. Hikmet Kıvılcımlı'yı onore ederken, şunları belirtiyor:
"Kendisi... Anadolu coğrafyasının tarihini, geleneklerini, dilini, dinini incelemek gereğini duymuştur...
Ulusal ölçekte yerli olanı, bize özgü olanı irdeleyen her çalışma kimi eksiklikleri olsa da, daha ileri adımlar atılması açısından, Marksizm'e bölgemizden katkı getirmek açısından, çok değerlidir."25
Evet, ben de bu yazımda Türkiye topraklarından Marksizme bu yönüyle ulusal renk çalmayı önerdim. Başka bir şey değil.
Komüntern modelli yeni bir Dünya KP sorunsalına gelince. "72 renkli gökkuşaklı" tarihsel hülasa, "KızıT'ın yanında her daim baki olacak gibi, ona bir zenginlik katacak. Bunun ötesinde kapitalizmin malum yasası dünyayı da, sınıfları da ve sınıf mücadelelerini de "eşitsiz" kompartımanlara ayırdığından "farklı gelişmeler" içinde "eş-benzer gelişmelerin bölgesel-kıtasal enternasyonalleri daha yakın bir seçenek gibi duruyor. Yani, "Doğu Enternasyonali", "Latin Amerika Enternasyonali", "Akdeniz Ülkeleri Enternasyonali", "ABD-Avrupa Enternasyonalimin Komünist ve İşçi Partileri.
İleride, dünya devrim sürecinin ve sosyalizmin geri dönüşsüz egemenliğinin yerküremizde kurulduğu tarihsel dönemeçte, nispi eşit bir dünyadaki farklı bir düzlemde hem merkezi, hem demokratik, hem yekpare, hem rengârenk saçılmış bir Dünya Enternasyonali hep ülkü- sel-ütopyamız olsun.
Bu eşitlik-özgürlük-kardeşlik dünya ütopyasına, ancak toprağımızdan (sınıf-devrimci) kalkışla katkı yapabiliriz, görünür vadede.
05-12 Şubat 2007 Manisa
Kaynakça:
1 Der. Herman VVeber, III. Enternasyonal-Belgeler 1919-1943, Belge Yay., ist., 1979, s.23 vd.; Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi, C. I, iletişim Yay. Ek.
2 Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal, Belgeler, C. I, Maya Kitap, ist., 1997, s. 18-19
3 M. A. Suslov, age, Konuk Yay., ist., 1976, s.146
4 Le Duan, Vietnam Devrimi, Bilim ve Sosyalizm Yay., Ank., 1978, s.14
5 G. Dimitrov, Faşizme Karşı Birleşik Cephe, Ekim Yay., 1989, s.203-204
6 Aktaran ve karşıt görüş belirten Metin Çulhaoğlu, Gorbaçov Atılımları ve Enternasyonalizm, Gelenek/10 (Eylül-87), s.90
7 Komünist Enternasyonal Programı, Aydınlık Yay., ist., 1977, s.7-8; III. Enternasyonal, Der. H. VVeber, Belge Yay., ist., 1979, s.125-195
8 Komünistler Hangi Geleneğe Sahip Çıkmalı?, Maya Kitap, ist., s.203-204; Haluk Yurtsever, Markist Bakış Açısından Program Yöntemi, Sorun Yay., ist. 1995, s.48-53
9 K. Marx-F. Engels, Komünist Parti Manifestosu, Aydınlık Yay., ist., 1979, s.17-18
10 Hatta, 1950-1970'ler Kruşçev-Brejnev dönemlerindeki emperyalizme karşı kurtulmuş azgelişmiş ülkelerin Sosyalist Sovyetler Birliği desteği ve "ilerici devlet kapitalizmi" eliyle "Kapitalist Olmayan Gelişme Yolu"na girerek sosyalizme geçiş "teorisi"de kaynağını Marx-Engels'in işbu Ruşça önsözüne dayandırabilir.
11 Haluk Yurtsever, age, Sorun Yay., ist., 1995, s.48-51
12 Komüntern Üyesi TKP-Üstü Örtülen Geleneğimiz, Maya Kitap, ist., 2003, s.35-88; Aynı kongrede konuşan Mustafa Suphi yoldaş ise Türkiye sanayi itibariyle zengin olmadığından bir proletarya memleketi sayılmaz diyerek, "Millî şekilde" başlayan devrimin ancak proletarya hareketini içine aldıkça süreç içinde giderek ekonomik (sınıfi-sosyal devrim-sb) içeriğe bürüneceğini belirtiyor, (bkz., s.65)
13 Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal-Belgeler, C. i, Maya Kitap, ist., 1997, s.205
14 Kaldı ki, 1920'lerde "Türkiye'de işçi Hareketi" ve "işçi Sınıfının Durumu"nu okuyan Sovyet Komüntern'deki Marksist P. Kitaygorodski, Türkiye'de 1880'lerde duyulmaya başlayan "Sanayi Devrimi"nden, 1908 Jön Türk devriminden sonra Millî burjuvazi oluşturmak için başlayan Millî Sanayi, anonim şirketler ve bankalar kurulduğundan, "yabancı, karma ve saf millî sanayide sadece şehirlerde 200 bin ücretli proletaryadan ve Kemalist iktidar altında işçi sınıf mücadelelerinden tasviri bahisle Türk komünistlerinin elini "yerli kapitalizm" çözümlemesi yapmaları doğrultusunda güçlendiriyor. Bkz. P. Kitaygorosdski, ag. makaleler, "Türkiye Komünist ve işçi Hareketi", Aydınlık Yay., ist. 1979, içinde sayfalar.
15 Tabii, çarpık "enternasyonalist" yorum. Çünkü, ancak kendi ülkesinde pro- leter-iktidarıyla dünya devrimine can verilirken hem de tam bu yolla Sovyetler Birliği, bir halkası daha kopan dünya burjuva zincir etkisinden kurtarıla- bilir.
Ancak çarpıklık olsa da, "iyi niyetli sovyet sevgisi" var, kesin.
16 H. VVeber, ili. Enternasyonal-Belgeler, Belge Yay., ist., 1979, s.113-116
17 I. Deutscher, Stalin, C. /, Ağaoğlu Yay. ist., 1969, s.409-410
18 Mahmut Güneş, agm., Devrim/5, Ocak-Şubat 1992, s.57-61
19 H. Yurtsever, Süreklilik ve Kopuş i, Devrim Sosyalist Dergi, I. Eylül/91, s. 18-23
20 M. A. Suslov, age, s. 148
21 I. Deutscher, Stalin II, Ağaoğlu Yay., ist., s.276
22 M. A. Suslov, age, s.36-37
23 Roy, "Doğu Meselesi Üzerine Tartışma", Komüntern Belgelerinde Türkiye Kurtuluş Savaşı, (içinde makale), s. 126-vd., Kaynak Yay., ist., 1985.
24 Irmak Gibi-Mektuplar 1974-1978, Nihat Akseymen (R. Yörükoğlu), Tüstav Yay. ist. 2003, s.34
25 Sırrı Öztürk, 12 Mart 1971'den Portreler II, s.25-26, Sorun Yay., ist., 1994. Bugün "şarlatanlık" gibi taciz deyimler kullanarak, kendilerini ulusallıktan "azade etmeye" itina eden SİP/TKP'si önder-ideolog kimi "yoldaşlar" bir zamanlar sosyalist mücadelemizi zenginleştirmek için kadrolarına "ulusal derinleşme" çağrıları yapıyorlar ve tek başına içeriksiz-cansız olan ge- nel/uluslararasıcılığın reel varlığını (yani içerikli-canlı varlığını-sb) ancak özgün/ulusallıkla kazanabileceğini propaganda ediyorlardı. Bkz. Aydın Gi- ritli/alias Genel başkan Aydemir Güler/Gelenek 30, Temmuz-90 ve Metin Çulhaoğlu yoldaş/Gelenek 10, Eylül 87'de ilgili makaleleri. Hey gidi "ulusal" günler!
