SORUN Polemik in Ocak 2007 24. sayısında, Suha Bulut'un "Çerkeş Ethem" üzerine bir yazısı yayınlandı. S. Bulut yazısında, Kuvva-i Seyyare Komutanı Ethem'in 1947 yılında yazdığı ve yeni yayınlanan bir kitabının değerlendirmesini yapıyor, Ethem'le ilgili yargıları tekrar gözden geçirmiş.
Suha Bulut yazısının son dip notunda benim "Osmanlı'dan Günümüze Ordunun Evrimi" çalışmama da atıfta bulunarak, Ethem'i "vatan haini" ilân edenler listesine beni de dahil etmiş. Ethem değerlendirmesinde resmî tarih yazıcılarıyla aynı yere konulmaktan rahatsız olduğum için bu kısa notu yazmayı gerekli gördüm.
M. Kemal Ethem'i düzenli ordunun kurulmasına karşı çıktığı, yani Batı Cephesinde de resmî ordunun kurumlaşmasını zora soktuğu, M. Kemal'e kafa tuttuğu, resmî ordu güçleriyle çatışmaya girdiği, "başıbozuk" birliklerini dağıtmak istemediği için hain ilân etmiştir. Ethem Yunan güçlerine sığınmadan önce M. Kemal ve çevresi tarafından hain ilân edilmiştir. Ben bu süreci "Osmanlıdan Günümüze Burjuvazinin Evrimi" başlıklı çalışmamda anlatmaya çalıştım (s. 441'den s. 467'e kadar olan bölüm.) M. Kemal'in ve daha sonraları resmî tarihin "hain" ilân ettikleri noktada Ethem hain değildir. Ne elindeki milis güçlerini dağıtmayı reddetmenin, ne Ankara'ya karşı çıkmanın hatta ne de Ankara'nın resmî güçlerine karşı haklı gerekçelerle savaşmanın vatana ihanetle bir ilgisi olamaz. Türkiye solu tarih karşısında Ankara Hükümeti'ne karşı böyle bir ihaneti(!) gerçekleştiremediği için, yani bu hükümetten bağımsız, işçi ve köylü kitlelere dayanan emperyalist işgalin yanısıra yerli egemen sınıflara ve Osmanlının kalıntısı asker ve bürokratlara da yönelmiş bir milis gücünü örgütleyemediği için boynu bükük durumdadır!
Ben önce kardeşi Reşit'in sonra da Ethem'in Yunan güçlerine sığındıktan sonraki davranışlarını hainlik olarak niteliyorum. Düne kadar savaştığı düşmanın saflarına geçmenin, Yunan Genelkurmayının bir dediğini iki etmemenin, bildiriler yayınlayıp, düne kadar savaştığı işgalci orduyu övmenin, Türkiyeli asker ve subaylardan Yunan ordusuna karşı savaşmamalarını istemenin bence adı budur. Üstelik bunlar birer iddia değil. Ethem anılarında bunları bizzat anlatıyor. Ben Ethem'in Kuvay-i Seyyare dönemindeki davranışlarını, sürgün yıllarında yaptıklarını vs. değil sadece bu davranışını hainlik olarak nitelendirdim. Haklı olduğumu sanıyorum.
Ethem ne ararsak bulabileceğimiz bir kişiliktir. Yurtseverlik, gözüpeklik, kahramanlık yanısıra, keyfilik, kendi siyasî dava arkadaşının (İzmir Valisi İttihatçı Rahmi) çocuğunu fidye için kaçırma, yalancılık (Ethem Anılarında insanın gözünün içine baka baka yalan söyler.), savaştığı düşmanın safına geçmek, yani ihanet de vardır Ethem'de. İlkeli ve dürüst biri değildir Ethem.
Suha Bulut'un yazısıyla ilgili olarak bir iki noktaya daha değinmek istiyorum:
Suha Bulut kimi marksist-sosyalist analizlerde Kuvva-i Seyyare'nin yoksul küçük köylülüğe dayalı devrimci, demokrat bir hareket olarak, Ethem'in de böyle bir hareketin lideri olarak gösterildiğini ama bunun doğru olmadığını söylerken (s. 61) haklıdır. Ama Suha Bulut 64. sayfada; "Kuvva-i Seyyare güçlerinin (ki köylü temelli yerel bolşevizan örgütlenmelerdi)" diye yazıyor. Yazısını da Ethem'i "Sol'a ve sınıfına, "ihanet" şeklinde sosyalist kürsüden yargılayabiliriz" cümlesiyle bitiriyor.
En başta şu gerçekleri unutmamak gerekir: Kuvva-i Seyyare ve işgale karşı kurulan direniş örgütleri, bağımsız bir köylü hareketinin ürünleri değildi. Bunlar Osmanlı egemen sınıfları, İttihatçı yerel örgütlenmeler ve geride kalan İttihatçı kadrolar tarafından kurulmuştu. Kuvva-i Seyyare de Enver'in ve İttihat Terakki merkezinin kararları doğrultusunda Kuşçubaşı Eşrefin Salihli'deki çiftliğinde depolanan silahlar ve para sayesinde kurulmuştu. Rauf (Orbay) da subaylıktan istifa ederek bu bölgenin örgütlenebilmesi için uğraşmıştı.
Zorda kalındığında halktan milis güçler oluşturmak ve bunlarla çete savaşı vermek İttihatçıların yabancı olmadıkları, sık sık başvurdukları bir yöntemdi. İtalyanlar Libya'yı işgal ettiğinde özellikle de 1912 Balkan savaşı sırasında, I.Dünya Savaşı sırasında İran ve Kafkas bölgesinde İttihatçılar bu yöntemi başarılı biçimde kullanmışlardı. Hatta başarılı oldukları bölgelerde yerel cumhuriyetler bile ilân etmişlerdi. Savaş bitip de Mütareke antlaşmasının koşullarına göre İstanbul'a dönen Osmanlı paşaları ellerindeki silah, subay ve askerleri oluşmakta olan yerel direniş örgütlerine devretmişlerdi. Çerkeş Ethem ve ona bağlı silahlı güçler de işte bu süreçte ortaya çıkarılmıştı.
Kuvva-i Seyyare'yi köylü temelli bolşevizan örgütlenmeler olarak nitelemek gerçekleri abartmak olur. O dönemde islâmcıları hatta Osmanlı ordusundan arta kalan birlikleri bile etkisi altına alan bolşevizm modası, doğal olarak Ethem'in güçlerini de etkisi altına almıştı. Fakat görünen o ki bu etki kendiliğindenlik düzeyindeydi, örgütlü programatik bir biçim almamıştı. Bu güçler ve çevreler içinde çalışma yapan, Ethem'le ilişki içinde bulunan komünist çevreler vardı. Ama inisiyatif bunların değil, Ethem kardeşlerin ve Ankara hükümetinin elindeydi.
Ethem ise malikâne sahibi zengin bir ailenin çocuğu idi. Kardeşleri Ankara'da milletvekiliydi. Ethem güçlerinin yaptığı iş, Ankara Hükümeti düzenli ordusunu kurana ve bürokratik mekanizmasını ülke genelinde oluşturana kadar, ya da devlet Ankara merkezli olarak yeniden örgütlenene kadar ortaya çıkan engelleri temizlemek olmuştur. Üstelik bu işi bilerek, isteyerek yapmışlardır. Dolayısıyla Ethem'in "sola ve sınıfına ihanet" etmesi gibi bir durum ortada yoktur. Çünkü Ethem ne solcudur ne de işçi sınıfı ve yoksul köylü diye derdi olan biridir. Hatta şunu da iddia edebiliriz: Eğer işçi sınıfının özel mülkiyete karşı, yoksul köylünün büyük mülk sahipliğine karşı bağımsız bir örgütlenmesi ve eylemi olsaydı Ethem ve kardeşleri buna karşı savaşırlardı.
Burada bir nokta daha: Suha Bulut; "Ethem'de hiç sınıfsal bakış bulunmuyor." (s.61) diye yazıyor. Bu tespiti de ihtiyatla karşılamak gerekir. Sınıfsal bakıştan ne anladığımız önemli. Bence sınıfsal bakış demek toplumsal olguları sadece sınıf adı koyarak örneğin burjuva, proletarya, küçükburjuva vs. kavramlar kullanarak çözümlemeye çalışmak değildir. Eğer böyle kabul edersek sosyalistler dışında hiç kimsenin sınıfsal bakışa sahip olmadığını kabul etmemiz gerekir. Ne patronlar, ne büyük mülk sahipleri ne de devlet adamları, bakanlar, bürokratlar bu kavramları hiç kullanmazlar. Bunun yerine ülkenin çıkarları, milletin selameti, halkın çıkarları vs. türünden geneli kapsayan kavramlara başvururlar. Bu nedenle bir kişi ülkenin, halkın, milletin menfaatleri üzerine, ya da genel ekonomik- toplumsal bir sorun üzerine bir şeyler söylüyorsa bana göre sınıfsal bir görüş bildiriyor demektir. Onun kendisinin hangi sınıf adına konuştuğunun farkında olup olmaması bu gerçeği değiştirmez.
Türkiye solunda özellikle asker kişileri sınıflardan bağımsız gösterme türünden yaygın bir hastalık var. M. Kemal sınıfsal bakıştan yoksun, üstelik ekonomi de bilmiyor, 1960 darbesini yapanlar da sınıfsal bakıştan muaf! Şimdi de Suha Bulut Ethem'in sınıfsal bakıştan yoksun olduğunu yazıyor.
Yukarıda belirttiğimiz gibi Ethem İttihatçı olarak yetişmiş, Teşkilatı Mahsusa faaliyetlerinde görev almış, ilk örgütlenmesini de yine İtthatçıların sağladığı imkânlarla ve onların planları doğrultusunda yapmış biriydi. Ethem İttihatçılarla ilişkisini hep sürdürdü. Onun tasfiye edilmesinin nedenlerinden biri de buydu. Ethem'i Atina'dan alıp götüren de yine Teşkilatı Mahsusacı Kuşçubaşı Eşrefti. İttihatçılar burjuva devrimcileriydi. Net siyasî yani sınıfsal görüşlere ve programlara sahiptiler. Bu sınıfsal görüşlerinin en önemli yanlarından biri, belki de en önemlisi; İttihatçılar Osmanlı'nın sınıflı bir toplum olduğunu reddediyorlardı. Böylece sosyalizme karşı daha en başından cephe alıyorlardı. Bu görüş M. Kemal ve çevresi tarafından da hararetle savunuldu. (Osmanlı'dan Günümüze Ordunun Evrimi kitabının "Yöntem Üzerine" başlıklı bölümünde bu görüşün gelişim süreci hakkında bilgiler vermeye çalıştım.) Gelelim Ethem'e. Ethem ne kadar cahil olursa olsun mutlaka bu görüşler onun da kulağına çalınmıştır. Ethem ne anılarında ne de - Suha Bulut'un yazısından öğrendiğime göre- son yayınlanan kitabında sınıf kelimesini ağzına almıyor. Askerî güçleri içinde bir tane "Bolşevik Taburu" bulunan, "İslâmî Bolşevik" gazete çıkaran, (M. Kemal'in bu gazeteyi önce gaspedip sonra kapatmasına Ethem gıkını çıkarmamıştır.) Sovyetlerle ve Türkiye'deki sol çevrelerle ilişki içinde olan Ethem, sınıf kelimesini, işçi sınıfı, burjuva vs. kavramları ağzına dahi almıyor. Bunun yerine "islâmî kıstaslarla," vatanımız, milletimiz kavramlarıyla, Ankara'yı "M. Kemal diktatörlüğü" diye nitelendirerek derdini anlatmaya çalışıyor. Bu bilinçli bir tercihtir ve Ethem'in sola uzaklığının bir göstergesidir. Ethem sınıfsal bir bakışa sahiptir ve bu sınıfsal bakış özünde M. Kemallerin, Kazım Karabekirlerin, daha öncesinde Enverlerin, Talat- ların sınıfsal bakışıyla aynıdır, yani burjuvadır.
Son olarak diyeceğim şudur: Kuvva-i Seyyare içindeki bolşevik etkilenmelere, Ethem'in sol ile ilişkisine ve M. Kemal karşıtlığına bakarak, ortaya neredeyse bolşevik bir hareket ve devrimci, demokrat bir köylü lideri çıkarmaya çalışmak doğru değildir. Bu tavrın, kimi sosyalistlerin yaptığı gibi, M. Kemal'in sınırlı ve koşullara bağımlı antiemper- yalizmini abartarak, "bugün yaşasa sosyalist olurdu" şeklinde bir sonuç ortaya çıkarmalarından farkı yoktur.
24 Ocak 2007
