Durum Saptaması ve Sol'un Seçim Taktikleri

Sorun Polemik

Sosyalist literatürümüz bir yandan sağlı "sol"lu burjuva partileri, diğer yandan Sol iddialı ya da sosyalizm adına hareket ettiğini sanan kesimler tarafından âdeta iğdiş edilmiştir.

Bilimsel Sosyalizm-Komünizm literatürümüzü bütün kesimlerde egemen kılacak ve siyasî tartışmayı sınıfsal ayakları üzerine oturtacak birleşik ciddî, donanımlı ve güvenilir bir İşçi Sınıfı Partisinden yoksu­nuz.

Böylesine kapsamlı görevleri olan İşçi Sınıfı Partisinin oluşturul­masının kavgasını veriyoruz.

Kurumsal disiplinli bir İşçi Sınıfı Partisi geleneğini Bilim Kurulu, Enstitü, Akademi güvencesiyle işçi sınıfı ve emekçi halkların militan gücüyle buluşturmuş bir örgütsel güvenceden yoksun bırakan bütün anlayışlar, koşullarını burjuvazinin hazırladığı "seçim hesaplaşma­sında hâliyle etkili olamayacaktır.

Genel anlamıyla Sol'un ideolojik, politik ve örgütsel olarak net öl­çüde ayrıştığını ve bütünleşmek için ileri ve anlamlı bir adım atmış ol­duğunu da söyleyemiyoruz.

Burjuva ve küçükburjuva "sol" eğilimler dışındaki Sosyalist Sol ile Radikal Sol cenahımız da ne bilimsel ölçekte ayrışabilmiş, ne de birlik­te hareket etme gelenekleri yaratabilmiştir.

CHP, DSP, SHP gibi siyasî partiler, ne sosyal, ne demokrat, ne de sosyalisttir. Türkiye coğrafyasında İşçi Sınıfı Partisi olmadığı gibi cid­dî bir sosyal-demokrat parti de yoktur. Emekten ve emekçiden yana bir politika gütmemektedirler. Sözde sol söylemleriyle burjuva iktidarların stepnesi konumundadırlar. Üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerinin emekten ve emekçiden yana değişmesinden ve dönüştürülmesinden yana değildirler. Bilimsel Sosyalizm-Komünizm kaynaklı düşünce- davranış çizgilerine karşıdırlar. Kapitalist-emperyalist sisteme karşı değildirler. ABD, AB'ye bağımlıdırlar. NATO, PENTAGON, IMF, DB, CIA, vb. emperyalist kurumların ve uluslarötesi tekelci sermayenin ve yerli uzantılarının çıkarlarını korumak için politika yapmaktadırlar. Po­pülist ve demagojik söylemleriyle dinci-milliyetçi, muhafazakâr, ırkçı- milliyetçi-dinci partilerden hiç bir farkları yoktur. Politikayı "Laik-Şeriat" çelişkisi(l) ekseninde götürmekten yanadırlar. Anılan siyasî partiler sözde laiktir. Devlet tekelci kapitalizminin "yüksek" çıkarlarını savunur­lar, işçiden, emekçiden yanaymış görüntüsünü vermeye yeltenirler.

Sosyal uyanış içindeki insanlarımızın sınıfsal çıkarlarını görüp kendi sınıf partilerinde buluşup bütünleşmemeleri için birer göz bağı­dırlar. Gerici politikalarında ırkçı, dinci, faşist partilerden geride kal­mazlar.

"Sol, demokratik sol, sosyaldemokrat, halkçı" söylemleriyle, isim ve sıfatlarıyla, program ve projeleriyle, kadrolarıyla bu sözde laik siyasî partiler cumhuriyetin kuruluşundan bu yana "toplumun demokratikleş­mesi" yolunda hiç bir adım atmamışlardır. Aksine devlet tekelci kapita­lizminin kökleşip hegemonyasını kurmasında rol oynamışlardır. Onla­rın da eli devrimci insan kanına bulaşmıştır. Suphilerin katledilmesin­den bu yana işçi sınıfını, emekçi halkları, yoksul köylülüğü sosyal kur­tuluşa taşıyacak bütün insanlarımız onların iktidarları zamanında ve parlamentolarında alınan kararlarla ya katledilmiş, ya darağaçlarını süslemiş, ya yaşam boyu tecrit edilmiş ya da işsiz ve aç bırakılmıştır.

Sosyal muhalefet dinamiklerinden işçi sınıfı hareketi, sosyalist ha­reket, ilerici gençlik hareketi, kadın hareketi, "Kürt Ulusal Hareketi" ve Kızılbaş, Alevi-Bektaşi hareketi sözde laik cenahın gerici, şoven, te- kelci-militarist-polis devleti anlayışından büyük zararlar görmüştür. Egemen burjuva resmî ideolojisi anlayışlarında, Kürt, Ermeni, Rum ve Komünizm düşmanlığında öteki burjuva partilerinden geride kalmamış­lardır. Irkçı, dinci-milliyetçi, faşist-milliyetçi-dinci partiler hiç olmazsa açıkça konumlarını belli ediyorken CHP-DSP-SHP gibi partiler sosyal demagojileriyle işçi sınıfını, emekçileri parlamenter söylemlerle afyon­lamaktadırlar.

AKP, DYP, ANAP, MHP, BBP, SP gibi tekelci sermayenin siyasî partileri tarihsel anaç CHP'den koparak ayrışan geleneklerin uzantı- sındaki partilerdir. Anılan siyasî partiler de gerek tek tek gerekse koa­lisyon dönemi iktidarlarında devlet tekelci kapitalizminin has partileri olarak kapitalist-emperyalistlerin, uluslarötesi tekelci sermayenin çıkar­larını koruyup kollamakla mükelleftirler. Onların iktidarlarında da işçi­ler, emekçi halklar, Kürt ulusal ve sosyal muhalefet dinamiği, Aleviler ve öteki sosyal muhalefet dinamikleri hep sömürülmüş, acı çekmişler­dir. İnkâr, imha, asimilasyon, göç, göçe zorlama politikalarıyla bugünkü kapitalist avantalar ve yağmalar düzenini, özlü literatürümüzle kapita­list anarşiyi kökleştirmişlerdir.

Türkiye kapitalizmi altemperyalist-taşeron kimliği ile zengin-fakir saflaşmasında makası zenginden yana daha da açmıştır. Alevi-Sünni çatışması daha doğrusu kışkırtmasını daha da alevlendirmiştir. Türk- Kürt karşıtlığında sorunların üstüne âdeta tüy dikmiştir. Gerici, ırkçı, dinci, şoven politikalarıyla kimden yana olduğunu net biçimlerde gös­termiştir.

Türkiye burjuvazisinin demokrasiye hiç bir ihtiyacı yoktur. Olma­mıştır. Devlet tekelci kapitalizminin, finans kapitalin kaba güce ve zora başvurma dışında hiç bir seçeneği yoktur. Olmamıştır.

Sistem gerici reformlar yaparak (ki, onu da beceremiyor şu gün­lerde) habire tahkimatını artırmaya çalışıyor, yasa ve anayasa konu­sundaki arapsaçı düğümleri karmaşasına her girip çıktığında krizler­den krizlere girmiştir.

"Kriz" literatürünü artık kimler dillendirmiyor ki: Sağlı "sol"lu bütün siyasî partiler, TÜSİAD, Sanayi ve Ticaret Odaları, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, sivil-asker bürokrasinin tamamı, "Ordu- Asker Partisi", "Polis Partisi", MİT, YÖK, Üniversite ve basın mensup­ları, sokaktaki adam, herkes "Kriz" telaffuz ediyor.

Ordu "kılıcını atıyor", diskurunu çekiyor. Muhatapları bunu "nisan yağmuru" yerine koyup çifte standart politikalarıyla "takiyye"ye soyu­nuyor. Yasalar, Anayasalar deline deline kevgire dönüyor ve uygula­namıyor. Tam bir kaos ortamı. Beğenmediğimiz, fakat birer gerçeklik olan yasalar birilerine karşı uygulanamıyor. Yeri ve zamanı gelince ce­nahımıza karşı hem de "özel yorumlarla" rahatlıkla uygulanıyor!..

Örnek mi? TCK'nın 146. Md.'nin THKO, THKP-C, TKP/ML, vb. ör­güt duruşmalarında "özel yorum"larla uygulanmıştır. TCK'nın 141. ve 142. Md. TKP, I. TİP, DİSK, İşçi Birliği, TÖS, TÖB-DER, vb. örgüt da­valarında "özel yorum"larla uygulanmıştır. Günümüzde TMK ve TCK'nın 301. Md.'si rahatlıkla uygulanagelmektedir.

Sistem "hukuk" kavgalarıyla yatıp kalkıyor. Hukuk kurumları keyfî ve fiilî infazları belgelenen Gladio, Kontgerilla, Gizli Cinayet Şebekele­ri, "Derin Devlet", Mafyatik ilişkiler ağlarına ilişmiyor. Niçin ilişsin ki? F Tipi tecrit koşullarında insanî-beşerî en doğal haklarımız kabaca çiğ­neniyor, gasbediliyor. Anayasa ve yasaların güvencesinde(!) oluşturu­lan basın-yayın organları basılıyor, kundaklanıyor ve yağmalanıyor... Fakat hukuk hazretleri ilerici-devrimci cenahımızın yanına bir türlü uğ- ramıyor. Kapitalist yabancılaşma insanı, doğayı, sosyal ilişkileri rad­yasyon misali önüne katıp götürüyor, yakıp kül ediyor. Siyasal, eko­nomik, kültürel çürümenin bu düzeyde boyutlandığı bir süreç kapitalist Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç yaşanmamıştı.

Kriz'in bütün faturasını gerici, dinci-milliyetçi AKP iktidarına yükle­yip, kapitalizmin yapısal krizi ve onun yarattığı olay, olgu, süreç ve ve­rileri gizleyerek topluma "günah keçisi" olarak gösteriliyor. "Laik-Şeriat" eksenli çelişki sınıflı, sömürücü toplum yapısında "baş çelişki" olarak sunuluyor.

Kitlelerin hoşnutsuzluğu bu türden sahte ve suni bir gündeme bağlandığı zaman küçükburjuva, orta burjuva ve bazı ara katmanların ağırlığındaki mitinglerle milyonlar alanlara çekiliyor, "Laik-Demokratik Cumhuriyet" söylemleriyle, Onuncu Yıl Marşıyla, hamasi milliyetçi şar­kı ve türkülerle AKP iktidarı köşeye sıkıştırılıyor. AKP iktidarına karşı Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi, "Ordu-Asker Partisi", darbeci, cuntacı gericiler (emekli ve emeksiz paşalar) faşizmin ayak seslerinin görüntülerini sergiliyorlar. Hoşnutsuz kitleler bilerek/bilmeyerek (fark etmez) akıntıya kapılıp yürüyor...

AKP gerici, dinci-milliyetçi olmasaydı, demokrat, Kürt, Ermeni, Rum ve Komünizm düşmanı bir politika izlemeseydi, çağrımız böyle bir iktidarı faşizm tehlikesine karşı, cunta ve darbe yanlılarına karşı des­teklemek olurdu. Olabilirdi. Ama AKP'de öteki burjuva partileri gibi sis­temin ürettiği gerici bir siyasî partidir. Egemen burjuva resmî tarih an­layışı ile egemen-burjuva resmî ideolojiye karşı siyasî İslâm, sünni İs­lâm, Arap İslâm, devlet İslâm, dinci-milliyetçi (adı ne olursa olsun) bir akımı kapitalist TC Devleti doğurmuş, büyütüp beslemiştir.

AKP'yi mevcut seçim kanunu, siyasî partiler kanunu, anayasa ve mevcut hukuk kurumları yoluyla iktidardan indirmek öyle kolay mıdır?

Yalnızca kapitalist TC Devletinde değil, fukara Müslüman halkların tüm ülkelerinde ABD emperyalizmine kölece bağlı iktidarlar halkların ümüğünü sömürmekte, ülkelerini emperyalizmin çıkarlarına yağmalat- maktadır.

Çağımızda sanayi devrimi, aydınlanma çağının verilerine taş çıka­ran gerici, ırkçı hegemonlar peydahlamıştır. İnsanlık tarihi yeniden bü­yük bir faşizm tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Kapitalist TC Devletini yöneten AKP'nin tarihsel ve döneminin ile­rici nitelikleriyle öne çıkan değerli din bilginlerinden, sıfırı keşfeden, ta­savvuf ve felsefe ile uğraşan, maddeyi tartışan, ilk varoluşu ilksel ma­teryalist yöntemle görmeye çalışan, vahdet-i vücut, vahdet-i mevcut ve enel hak diyen bilginlerle hiç bir ilişkisi yoktur. AKP'nin dinciliği devlet tekelci kapitalizminin diktatörlüğünü perçinlemek için kullanılan sahte bir dolgu malzemesidir. Sahte müslüman, sahte milliyetçi, sahte de­mokrat, sahte sosyaldemokrat ve sahte işçi ve komünistlerin kol gez­diği kapitalist anarşik bir düzende Devrimcilerin, Marksistlerin görev ve sorumlulukları vardır.

Kitlelerin milyonluk sayılarla alanlara aktığı, devlet tekelci kapita­list sisteme karşı çıkmayan, tutarlı bir antiemperyalist çizgi izlemeyen, "vatan, millet, ezan, Kur'an, bayrak" diyen dinci-milliyetçiliğe karşı "va­tan, cumhuriyet, laik, bayrak, Atatürk" diyenler karşısında Sol cenahı­mız ne yapmalıdır? Nasıl bir politika izlemelidir? Kitlelere sosyal- evrensel kurtuluşun yol ve yöntemlerini nasıl öğretmelidir? Safımıza almamız gerekenleri hangi politikalarımızla etkileyip, hangi taktikleri­mizle kimilerini nötralize edileceği nasıl saptanacaktır? Özellikle işçi sınıfını, emekçi halkları, yoksul köylülüğü sağlı "sol"lu burjuva partileri­nin tasallutundan kurtaracak kurumsal disiplinli ve sosyal muhalefeti sevk ve idare edebilecek bir araca ihtiyacımız olacaktır. Bu araç İşçi Sınıfı Partisi'dir.

"Legal" mücadele alanında konuşlanmış ÖDP, EMEP, SDP, T"K"P gibi örgütler kitleleri seferber edebilecek yapıda değildir. "İllegal" cenah­taki Radikal Sol örgütler de mücadelenin bütün biçimlerini yerine getir­meye aday bir konumda değildir. İşçi sınıfı ve emekçi halklardan oksijen almayan, kitlelerle organik ilişkisi olmayan bir Sol'un "vukuatı" tartışılma­lıdır.

Gerek Sosyalist Sol'da, gerekse Radikal Sol'da kümelenen örgüt­lerimizin tabanındaki kadrolar bizim insanlarımızdır. Yönetimindeki kadrolar ise, Sol'un işlevsel olmasının önündeki engellerdir. Anılan ör­gütlerin programları hayatı ve mücadeleyi kucaklayamamıştır. Hayat ve mücadele; parti olmadığı hâlde parti gibi hareket eden, programsız partileri, partisiz programları yeterince sınayıp denemiştir. Hayatın ve mücadelenin asla doğrulamadığı teori-pratiklerde ısrar edilmesi Sol'un en büyük zaafıdır. Bu zaafların aşılması mücadelesinde, ideolojik, poli­tik ve örgütsel farklılıklarımızı kamufle etmeden bu "seçim hesaplaş­masında neleri yapacağımızı, neleri ve niçin yapamayacağımızı dü­rüstçe, ilkeli biçimde tartışmak durumundayız. Aşırı teorisizme, ente- lektüalizme, dogmatizme, sekterizme ve inkârcılığa sapmadan pratik- örgütçü çabalarımızla çeşitli rol ve sorumluluklar üstleneceğiz. Gerek­tiğinde Sol-içi tartışmaya nokta koyacağız.

En başta işçi sınıfına, emekçilere, yoksul köylülüğe, ilerici gençli­ğe, kadın hareketine, "Kürt Ulusal Hareketi"ne, Kızılbaş, Alevi-Bektaşi geleneklerinin arayış ve yönelişlerine tutarlı politika üretmek Devrimci ve Marksist Kadroların görevidir. Bu alanı burjuva ve küçükburjuva "sol" akımların sömürüsüne terketmeyeceğiz.

Devrimci ve Marksist Kadrolar ise yaşanan "Öndersizlik Krizi"ni henüz aşamamış olarak bu "seçim hesaplaşmasında âdeta fenersiz yakalanmıştır. "Kürt Ulusal Hareketi" ile Alevi cenahımız ise örgütlü oluşlarına rağmen, tutarsız politikalarıyla baştankara biçimde 'seçim' ortamına girmiştir.

Sistemin krizi cenahımızı da büyük ölçüde etkilemiştir.

DTP sağlı "sol"lu burjuva partilerince, düşmanca boy hedefi yapılmıştır. DTP'nin il, ilçe belediye başkanlarıyla ileri gelen kadroları "suyumu bulandırıyorsun" bahaneleriyle tutuklanmış, cezaî, hukukî ve keyfî yöntemlerle saf dışı bırakılmak istenmiştir.

Tehdit ve kuşatma altında siyaset yapmaya çalışan DTP, kendine yaşam hakkı dahi tanımayan bir sistemde TBMM'ye niçin ve hangi amaçla girip girmeyeceğinin hesabını iyi yapmak durumundadır.

DTP'ye tutunarak politika yapan kimi "sol"ların programları da doğrulanmamış ve açığa düşmüştür. DTP'nin yüzde 4.5 ile 6.5 oranın­daki oy oranıyla TBMM'ye girmesinin önü yüzde on seçim barajı ve fii- lî-keyfî baskılarla önlenmiştir. DTP'nin burjuva partilerine uzattığı "de­mokratik cumhuriyet" ve "barış-demokrasi" defne dalı muarızlarınca tu­tulmamıştır. PKK'nin daha çok dış dinamiğe endeksli politikası da mu- hataplarınca ciddiye alınmamıştır. Irkçı, dinci, milliyetçi, şoven, sosyalşoven, reformist, sosyalreformist politikalar yoksul Kürt köylülü­ğünü ve onların taleplerinin gerçekleşmesinin önünü kesmiştir.

Özcesi Kürt sosyal muhalefeti politikasızlığa itilmiştir.

Alevi sosyal muhalefeti öndersizlik krizini aşamamış, bu coşkulu, demokrat, şeriata karşı kümelenme CHP, DSP, SHP ve liberal, tasfi­yeci, yeni-sol, postmodern "sol" örgütlerin talanına terk edilmiştir.

"Tutarlı bir demokrasi mücadelesi"nin kütlesel tabanı olan en an­lamlı kümelenme, Kürt ve Alevi sosyal muhalefetidir. Bu cenahtaki in­san malzemesi dönüştürülerek kazanılmaya çok yatkındır.

İşçi hareketi DİSK, Türk-İş, Hak-İş, vb. sendikalardaki sendika bü­rokrasisi ile işçi aristokrasisinin burjuva partilerine endeksli politikaların kuşatmasına terkedilmiştir.

Sosyalist hareket "örgütler anarşisi" hastalığı dönemini aşarak işçi sınıfı hareketiyle buluşamamıştır.

Kitle örgütleri, meslek odaları artık birer sivil toplum örgütü (NGO)'ne dönüştürülmüştür. Kimi "sol"lar kitle ve meslek örgütlerinde particilik, partilerinde de dernekçilik yapmaktadır. Yerli NGO'larımız ABD, AB, Soros ve bilmem ne kriterleri efendilerinden resmen para almaktadır.

Bazı internet siteleri NGO finansmanıyla "sol"dan haber satmakla (ne demekse!) dört köşe olmuştur.

Basın-yayın kuruluşları ile kimi yayınevlerinin ve tv'lerin finansman kaynakları da incelendiğinde uluslarötesi tekelci sermaye diktatörlüğü­nün nasıl bir uyutma mekanizması kurmuş olduğu görülecektir.

Sosyal sınıf gerçekliğinin, ABD ve AB karşıtlığının bu düzeyde açığa çıktığı bir ortamda politika dışına düşürülmüş, politikasızlaştırıl- mış bir Sol bu "seçim hesaplaşmasında ne yapacaktır? Daha doğru bir deyimle işlevsel olabilecek midir? Burjuva partilerinin işçi ve emekçi halk düşmanı politikalarını açığa vurup rehberlik yapabilecek midir?

İşçi sınıfı ve emekçi halkların talepleri "Laik-Şeriat" sahte ve suni gündemiyle çalınmışken hakikî gündemi hangi güç ayakları üzerine oturtacaktır?

Zayıf halka durumuna gelen kapitalist TC Devletinde açığa çıkan "Devrimci Durum"un önemli ölçütleri net olarak ortaya çıkmıştır. Birin­cisi: Yönetenler artık yönetemez duruma gelmiştir. İkincisi: Yönetilenle­rin hoşnutsuzluğu had safhaya ulaşmıştır. Kapitalist anarşi krizlerden krizlere savrulmaktadır. Bu krizi derinleştirip işçi sınıfı ve emekçi halk­ların tarihsel ve sosyal haklılıklarıyla talep ve ihtiyaçlarını gündem ya­pacak İşçi Sınıfı Partisi ise yoktur! "Devrimci DururrT'u yerinde değer­lendirip "tutarlı bir iktidar projesi" ile kitlelere öncülük yapabilecek PAR­Tİ'nin adı: İşçi Sınıfı Partisidir. Devrimci Proletarya Partisidir. Ko­münist Partisidir.

Günümüz koşullarında, devlet tekelci kapitalizmine, emperyaliz­me, artı-değer sömürüsüne, faşist ve faşizan baskı ve teröre, hak gasplarına, militarizme, polis baskısına, her türden tecride, işkenceye, hak ve hukuksuzluğa, örgütlenme özgürlüğümüze düşmanca karşı çı­kan bütün anlayışlara karşı geniş bir cephede mücadele gündeme gelmiştir.

Bu mücadeleyi anlamlı kılarak hedefine taşıyacak biricik güç Dev­rimci ve Marksist Kadrolardır. Anılan birimlerimiz ve nüvelerimiz, şu aşamada farklı formasyonlarda durmayı tercih etmektedir. "Grup parti­si" zaafı aşılamamıştır. İşçi Sınıfı Partisini birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı nitelikleriyle merkezi otoriteye taşıyacak inisiyatiflerimiz bir yandan hâkim gerici güçler tarafından öte yandan Sol'un içindeki elo- ğullarınca kuşatılmak istenmektedir. Komünistlerin Birliği mücade­lemiz içinden darbe almadan çeşitli istişarî toplantılar yapma, konfe­rans, forum, kurultay vb. etkinlikler yoluyla ilerleyerek KONGRE yön­temiyle hedefine taşınacaktır. Bu yoldaki kariyerizm hastalığı anladığı dilde tedavi edilecektir. Sınıflar mücadelesi sertleştikçe, II. Tüm Türki­ye Komünistleri Kongresi (II. TTKK) önerimizin ne ölçüde hayatî ve can alıcı bir sorun olduğu, içine baştankara girdiğimiz şu "seçim he­saplaşması" sürecinde bir kez daha Devrimci ve Marksist Kadroların gündemine gelmiştir. Komünistlerin Birliği lâfzen ifade edilen bir olgu olma özelliğinden çıkarılıp pratik-örgütçü çabalarımızla yeni nitelikler kazanacaktır. Marksizmin yorumu, özümlenmesi ve pratikte yeniden üretimi davamız, bu "seçim hesaplaşması" sürecinde önemini, aciliyetini yakıcı bir biçimde hissettirecektir.

Kolektifimizin Seçim Taktiği

Devrimci ve Marksist Kadrolar Komünistlerin Birliği davasının önemini bu süreçte gündemde tutacak, işçi-kitle, köylü-kitle çalışmala­rıyla kitlelerin içinde olacaktır.

Sosyalist Sol ile Radikal Sol'un ayrışmasına, Komünistlerin Bir­liği mücadelesine kazanılmasına çalışılacaktır.

"SeçirrT'ler yoluyla kitlelerin politikleşme ve hareketlenmesinde işçi sınıfının, emekçilerin devrimcileşmesine her türden gücü oranında yardımcı olacaktır.

İşçi sınıfının siyasal ve sendikal birliğini birinci gündem maddesi yapacaktır.

İşçi sınıfını, emekçileri, yoksul köylülüğü, ilerici gençliği, kadın ha­reketini, "Kürt Ulusal Hareketi"ni, Kızılbaş, Alevi-Bektaşi sosyal muha­lefetini "tutarlı bir demokrasi mücadelesinde yalnız bırakmayacak, ta­lep ve ihtiyaçlarını gündeme taşıyacaktır.

Sosyalizmin onurlu sesini ve "Burjuva partilerine oy yok!" şiarımızı yükseltecektir.

İlerici, demokrat, devrimci, sosyalist, yurtsever ve Marksist Kadro­ların üzerinde anlaşıp telif edilebilecek görüşlerinin netleşmesine katkı verecektir. Kolektif taleplerin netleşmesine çalışacaktır.

Gerici reformlar yaparak sistemi tahkim etmeye yönelik burjuvaziyi işçi sınıfı ve emekçi halkların talepleri doğrultusunda reform yapmaya zorlayan çabaların yanında ve içinde olacaktır.

Komünistler mücadelenin bütün biçimlerine hazır ve aday oldukla­rını, gerektiğinde koşullarını burjuvazinin tayin ve tespit etmesine rağ­men seçimlere katılacağını, gerektiğinde burjuva parlamentosunu belli amaç ve ölçülerde kullanacağını, gerektiğinde işçi, emekçi kökenli Kürt ve Alevi bağımsız adayları destekleyebileceğini, demokratizme ve par- lamentarizme düşmeden doğrudan demokrasi mücadelesinde rol ve sorumluluk üstlenebileceğini, "tutarlı bir demokrasi mücadelesi" ile "tu­tarlı bir iktidar (siyasal-sosyal devrim) mücadelesini" atbaşı götürmenin ne demek olduğunu göstermek durumundadır.

"Seçim hesaplaşmasında Komünistler doğrudan taraftır. İşçi sınıfı ve emekçilerin yanındaki taraflı kimliği ile Komünistler 'somut şartların somut tahlili' yöntemiyle seçim taktiklerini doğru hesaplamak duru­mundadır. Sol'da "seçim" ve "boykot" gibi konularda sisteme angaje olan eğilimler kadar, sisteme kalp ilâcı olmaya aday eğilimlerle de mü­cadele etmek, doğru strateji ve taktikler geliştirmek, bu yolda savaş­mak Komünistlerin görevleri arasındadır. Devrimci ve Komünist Kadro olmayı biçimsel ve ucuz sloganlara indirgeyip politika dışına düşen an­layışların teşhis, mümkünse tedavi, teşhir ve tecridi Komünistlerin en önemli görevidir. Sağlı "sol"lu burjuva partilerinin kaba güce ve zora başvurduğu koşullarda, aleyhteki bütün faktörlere rağmen kitlelerin içinde olmak, onların nabzını okumak, onlara öğretirken, onlardan da öğrenmek Komünistlerin görevidir. Politikayı bilimsel ve sınıfsal temel­de rayına oturtup, din, inanç, cemaat, tarikat, mezhep, ırk ve etnisite temeline indirgeyen anlayışları karşıya alarak yol göstermek Komünist­lerin görevidir. Sosyal uyanış içindeki kitlelerin kimlerle ittifaklar kura­cağını, kimlerle ayrışacağını sosyal-pratikte göstermek Komünistlerin görevidir.

Komünistler burjuva seçimlerinde taraflı kimlikleriyle seçimlere de katılır, şarta bağlı geçici ittifaklar da kurar. İktidar perspektifine bağlı olmak koşuluyla, işçi sınıfı ve emekçilerin çıkarlarına zarar vermeyen konumlarıyla boykot taktiklerinin ne demek olduğunu, hangi dönemler­de gündeme geleceğini ve hangi sınıfların işine yarayacağını hesap­lamak durumundadır.

Komünistler teori-pratikleriyle sistemi açığa vurup hesaplaşırken, her koşulda birlikçi ve ayrıştırıcıdır. Aynı zamanda sosyal-pratikte yapı­lan hata ve yanlışlarıyla da hesaplaşırlar. Her koşulda eleştiri ve öze­leştiri mekanizmasını işletirler.

Devlet tekelci kapitalizmi 1930'ların Almanyasındakine benzer fa­şist bir diktatörlüğün yollarını döşemektedir. "Laik-Şeriat" eksenli sahte gündemi iyi okumak zorundayız. Kürt, Ermeni, Rum düşmanlığına bağlı, Kıbrıs, Musul, Kerkük argümanlarıyla süslenmiş milliyetçi, istilacı özlemleri "seçim hesaplaşmasında kitlelere doğru kavratmalıyız. Sis- temin-faşizmin ebedî ve ezelî Komünizm düşmanlığına endeksli de­magojilerini açığa vurmak zorundayız. Emperyalizmin Yakın Doğu'ya müdahalesini, Dünya ölçeğinde tahkimatını yoğunlaştırmasını ve gün­demini doğru okumalıyız.

Komünistler bu '"seçim hesaplaşmasında AKP gericiliğinin karşı­sına konulacak alternatifin SOSYALİZM olmasına, "Laik-Şeriat" eksenli sahte gündemin faşizmin ayak sesleri olduğuna dikkati çekecektir. Fa­şizmin yalanlarını kitlelere açıklayacaktır.

Güneyimizdeki militarist yığınak, proletaryanın yoğun olduğu met­ropollerde milyonluk kitlesel gösteriler, ırkçı, milliyetçi gösterilerle te­kelci sermaye yeni bir tahkimat yapmaktadır.

"Seçim" aldatmacasının asla çözüm olmadığı, işçi sınıfının ve emekçi halkların taleplerinin siyasal-sosyal devrim sürecinde gerçekle­şeceği bilince çıkarılacaktır.

Komünistlerin Birliği davasındaki gereksiz ve anlamsız tartışma­lar faşist/faşizan tırmanış sürecinde anlamını yitirmiştir.

Komünistler devrimci hizayı bozan hizipçi eğilimleri şiddetle uya­racaktır. Bir daha yeri doldurulamayacak düzeydeki insanlarımızın gü­venliğini sağlayacak çalışmalara girecektir. Açık faaliyet alanlarındaki Kurum ve mevzilerimizin darbe almamasına çalışacaktır. Kadrolar Arası Enformasyon Ağı ile Komünistlerin Birliği ne giden yolda çe­şitli Çalışma Grupları'nin oluşturulması mücadelesinden geri durma­yacaktır.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.