Sistem Nereye?
Kapitalist TC Devleti'nin kuruluşundan bu yana işçi sınıfına, emekçi halkların taleplerine, asilmile edemediği, etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel gerçekliklere karşı büyük bir allerji duymaktadır. İşçi sınıfı ve emekçilerin talepleri ile ihtiyaçları hâkim gerici sınıflar koalisyonu tarafından hiç bir zaman dikkate alınmamıştır.
İşçi sınıfının gerçekleştirdiği eylemler, emekçi halk hareketleri, ara katmanların arayışları daima kaba güce ve zora başvurularak sindirilmek istenmiştir.
İşçi misin, emekçi misin sesini çıkarmayacaksın! Artı-değer üreteceksin, devlet yönetimine karışmayacaksın! Sendikalaşmayacaksın! Siyasete soyunmayacaksın! Hâkim gerici sınıfların sana uygun gördüğü kadarıyla yetineceksin! Üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerine karışmayacaksın! Sermaye düşmanlığına göz açarsan ölümlerden ölüm beğeneceksin! Hak aramayacak, ayağa kalkmayacak, eyleme geçmeyeceksin! Dünya nimetlerinden eşit olarak yararlanmak, iktidara gelmek gibi tehlikeli düşünceler taşımayacaksın! Benim dilimi konuşacak, benim dinime inanacak, benim coğrafyamda oturacak, benim ana ve baba yasalarıma itaat edecek, benim ölçülerime göre yiyip içecek, giyecek ve barınacaksın! Askere gidecek, vergi verecek, diktatörlüğüme itaat edeceksin! Özgürlük, eşitlik, adalet, hak-hukuk, barış, demokrasi gibi tehlikeli düşüncelere kapılmayacaksın! Sana lâzım olanları ben tayin ve tespit edeceğim!..
İşte böyle bir siyasî gericilik dönemine uyumlu kafa yapısıyla devlet tekelci kapitalizminin, finans kapitalin diktatörlüğünü perçinlediler.
İşçi sınıfının, emekçi halkların sosyal uyanışı ve sosyal kurtuluş arayışları yeni bir sürece girmiştir. Burjuvazi artık eskisi gibi rahat hareket edemiyor. Krize girdikçe Orduyu darbe yaparak sistemini korumaya çağıramıyor. Avantalar ve yağmalar düzeni çürüdükçe çürüyor. Burjuvazi gerici reformlar yaparak da sistemini koruyamıyor. İşçi sınıfı ve emekçi halkların talep ve ihtiyaçlarını kısmen dahi olsa karşılayamıyor. Uluslarötesi tekelci sermayenin programını uyguluyor. Kendini buna zorunlu hissediyor. Başkaca bir seçeneği de yok. Sistemin bütün kurum ve kuruluşları yapısal çürümenin etkisiyle battıkça batıyor.
Sistem de, burjuvazinin aktörleri de bir ayrışmanın, yol ayrımının eşiğinde. Sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliği dışındaki "Şeriat-Laik" eksenli sahte ve suni bir gündemle kitlelerin sosyal uyanışını gölgeleyip iktidarını sürdürmeyi düşünüyor.
Sol'da da işçi sınıfının, emekçilerin, yoksul köylülüğün, ilerici gençliğin, kadın hareketinin, "Kürt Sorunu"nun hakikî çözümlerini üretecek örgütsel arayışlar öne çıkıyor. Sol'un hakikî aktörleri de sahneye çıkana kadar ayrışma ve bütünleşme çabaları sürdürülüyor.
1 Mayıs 2007'nin Gündemi
İşçi sınıfı yüz yılı aşkın sınıflar mücadelesinde başlangıç, 1835 Feshane Sanayi İşçileri talepleriyle anılmaktadır. Osmanlıdan cumhuriyet dönemine gelindiğinde, İşçi Sınıfımız 1923 yılında İzmir İktisat Kongresi'nde burjuva iktidarlardan neleri talep etmişti? Günümüzün talepleriyle karşılaştırıp değerlendirmek açısından bu talepleri hatırlatmanın yararı olacaktır:
Amele yerine "işçi" denilecektir.
1 Mayıs İşçi Bayramı olarak kanunlaştırılacaktır.
İşçilere kendi sınıflarının örgütlerini kurma hakkı tanınacaktır.
İş günü 8 saat olacaktır.
Seçimler meslekî temsil usulüne göre yapılacaktır.
12 yaşından küçükler çalıştırılmayacaktır.
Üç aylık sürenin sonunda muvakkat işçi olma durumu kaldırılacaktır.
Tatil günlerinde ücret ödenecektir.
İşçiler yılda 1 ay izin kullanacaklardır.
Sakat işçilerin yaşamları güven altına alınacaktır.
İşçiler için hayat sigortası kurulacaktır.
İşçiler için hastahaneler yapılacaktır.
Vergiler herkesin gelirine göre alınacaktır.
İşçilere sosyal mesken yaptırılacaktır.
Devlet tekelci kapitalizmi konağına terfi eden burjuvazimizin günümüzde işçi sınıfı ve emekçilere neleri verip vermediği, onların talep ve ihtiyaçlarına hangi cevapları verdiğinin karşılaştırılması ve bundan çok yönlü dersler ve sonuçlar çıkarılması kolaylaşacaktır. Sıradan, aklı ve mantığı olan insanlarımız günümüzdeki burjuvazinin konumunu, sistemin açmazlarını, kapitalist avantalar ve yağmalar düzeninin sorunlarını görmektedir. Sistemin yaşadığı, yarın daha da ağırlaşacak olan krizinin aşılabilmesi için hangi Kurum ve Araç'ların işbaşı yapması gerektiği bilincini aşılamak için Devrimci ve Marksist Kadrolar dışında hiç bir güç yoktur.
Kapitalist anarşinin krizi, yani yapısal kriz köklü ve dönüştürücü yol ve yöntemlerle ancak aşılabilecektir. Krizi üreten kapitalist ilişkilerdir. Krizin aşılabilmesi de kapitalizmden zarar görenlerin kendi sınıf partileri aracıyla iktidara talip ve taraf olmaları sayesinde yerine oturacaktır.
Burjuva iktidarlar işçi sınıfı ve emekçilerin talepleri karşısında açık ya da örtülü baskı yöntemleriyle hâkimiyetini sürdürmektedir. Gerici reform yaparak dahi sistemini koruyamamaktadır. Toplumdaki çok yönlü çürüme ve çözülmenin had safhaya dayanması Devrimci ve Marksist Kadrolar açısından hem yeni imkânlar hem de zorluklar getirmiştir. Bu imkân ve zorlukların gereğini yerine getirebilmek için cenahımız neler yapmıştır?
Bu konu çok ayrıntılı tartışmaları içeriyor.
Tartışmadan kaçan da yok, ama tartışma günümüze ışık tutuyorsa, ilerletici, geliştirici ve pratik yeniden üretimi getiriyorsa, Sol'un buluşup ayrışma ve bütünleşmesine olumlu yönde anlamlı ve ileri adım atmasına yardımcı oluyorsa, tartışma elbette gereklidir. Bilindiği gibi her şey tartışmaya da indirgenemez. Günümüzde Sol'un içine girdiği anlamsız ideolojik, politik ve örgütsel tartışmalar kimin işine yaramıştır? Sol'un kapalı devre dergi, gazete ve internet sitelerindeki tartışmalarından işçi sınıfı ve emekçilerin haberi dahi yoktur. Sol'un da onlardan haberi yoktur, Sol'umuz ayağını bastığı coğrafyayı tanımıyor. İnsanının düşünce-davranışını belirleyen sosyoekonomik yapıyı, tarihini, dinini, dilini, inanç sistemlerini, geleneklerini, kültürünü, mitolojisini, masallarını, vb. etmenleri tanımıyor. Bu donanımsızlığı ile politikaya soyunuyor?!
Günümüz koşullarında Devrimci ve Marksist Kadrolar anlamsız tartışma dışında pratik-örgütçü çabalarıyla öne çıkmıyor/çıkamıyor ise, ideolojik ve teorik argümanları daha da açığa düşecektir. Belli ölçülerde de düşmüştür.
1 Mayıs 2007'nin gündeminin birinci maddesi: İşçi Sınıfının Sendikal ve Siyasal Birliği'ni gerçekleştirmektir.
1 Mayıs 2007 Nasıl Karşılanmalıydı? Nasıl Kutladılar?
Devrimci ve Marksist Kadrolar, yukarda özetlenen konu ve sorunlarımıza çözüm yöntemi üretebilmiş olsalardı, 1 Mayıs 2007 İşçi Sınıfı Partisi (İSP)'nin örgütlü güvencesinde rahatlıkla karşılanabilir, işçi sınıfı ve emekçilerin talepleri sıralanabilirdi. Ne yazık ve ne hazin, bu türden bir görevi yerine getirecek ne İSP, ne de TKP'ye sahibiz.
Genel anlamıyla Sol, 27 "legal", 61 "illegal" ve buna 170 adet internet komünist partilerini de katarsak, oldukça "renkli" biçimde 1 Mayıs 2007' yi karşılamaya kalkışmıştır.
Hayat ve mücadelenin asla doğrulamadığı örgütsel teori- pratiklerin, özcesi "grup partileri"nin 1 Mayıs vesilesiyle, "ben partiyim, bana biat edin" gibi benmerkezci anlayışlarının nelere malolduğunun trajik sonuçlarını yaşayıp gördük, bir kez daha...
"Grup partileri" sendikaların (DİSK ve Türk-İş'in) öncülüğüne biat etmiştir. İSP'nin kurmaylığından yoksun kitleler, "grup partileri"nin ve oportünist sendika bürokratlarının, ayrıca işçi aristokratlarının yanı sıra birer sivil toplum örgütüne (NGO) dönüşmüş meslek odaları ve kitle örgütleriyle oluşturulan "Devrimci 1 Mayıs" örgütlülüğü biricik hedef olarak "Taksim"e çıkmayı gündem yapmıştır.
DİSK başta olmak üzere NGO'ların Soros ve Kopenhag Kriterleri ile olan iyi ilişkileri, finans destekleri değerlendirmelerimizin başında geliyor. 1 Mayıs yalnızca ve Türkiye ölçeğinde "Taksim" olarak algılanıp hedef gösterilmiştir. Oysa 1 Mayıs üretim faaliyeti olan her yere taşınmalıydı.
"Taksim" hedefi, 1 Mayıs 1977'deki katliamın "30. yıldönümü"nün bilince taşınması, burjuvazinin sınıf düşmanlığına cevap verilmesi, vb. gerekçelerimizle açığa vurulamadıysa, DİSK ile öne çıkan KESK, TTB, TMMOB gibi önderliklerin yerine İSP'nin TKP'nin öncülüğünden yoksunluğumuzda aranacaktır.
DİSK, KESK, TTB, TMMOB, sistemin kendilerine açtığı ve koruduğu bir görevi yerine getirmiştir.
Reformist ve Radikal Sol cenah ise, örgütsel duruşlarının gereğini yerine getirerek anılan önderliğe biat etmiştir.
Sistem, 15 milyonluk kenti, Marmara Denizi ve Boğaz ayırımı dışında tren, vapur, tramvay, metro, otobüs, vb. kitle ulaşım araçlarını çalıştırmayarak bilinçle bölmüştür.
Kadıköy'de Türk-İş, Nakliyat-İş, "İ"p, vb. sendika ve siyasî partilere kolaylıklar sağlayan sistem, "Taksim" güzergâhını temel alan, fakat bu yolda organize olmayan grup, çevre, örgüt, sendika, kitle örgütü, vb. yapılara da, söz yerindeyse "kan küstürmüştür."
"TaksirrT'e girmeyi amaçlayan "iyi- niyetli" grup, çevre ve örgütler büyük direngenlik, özveri ve militanlık gösterisinde bulunmuş, fakat niyetlenilen amaçlarına ulaşamamıştır.
Sistem sendika bürokratları ile kitle örgütü temsilcilerini korumaya alarak Taksim'e, Kazancı Yokuşu başına çelenk koymalarına izin vermiş, Reformist ve Radikal Sol cenahı ise, polisi, panzeri, biber gazı ve copuyla meydan dayağından geçirmiştir. Binlerce kişiyi gözaltına almıştır.
Polis, yalnızca devrimcileri değil, her kesimden halkı da dayaktan geçirmiştir. Polis öğrencilerine de bu kanlı seanslarda görev verilmiş, devrimcilerin coplanıp biber gazı ile korkutulması işinde stajlarını- pratiklerini güçlendirmelerine katkı getirmiştir.
Devrimci ve Marksist düşünce ve davranış çizgilerine karşı vuku- atlarıyla ünlü İstanbul Valisi ile Emniyet Müdürü Hükümet ve İçişleri Bakanlığı'nın 'derin planı'nın uzantısında sıkıyönetimsiz bir sıkıyönetim uygulamasını sergilemiştir. İçişleri Bakanı bu faşizan uygulamaları "görevlerini yerine getirmişlerdir" diyerek korumuş ve taltif etmiştir. Vali ve Emniyet Müdürü, bunca "vukuatı"na rağmen, geleceğin önemli mevkilerine getirilmeye aday olduklarını göstermiştir. Burjuva basını dahi 1 Mayıs 2007'yi işçi sınıfına ve emekçilere bir türlü kutlatmayanları yetkilileri şiddetle eleştirmekten geri durmamıştır.
Bu 1 Mayıs, tekelci-militarist-polis devletinin işçi-emekçi düşmanı çirkin yüzünü saklanamaz biçimde ortaya koymuştur.
1 Mayıs 2007'de kapitalist anarşinin, güvenlik güçleri, gizli milisleri, mafyatik ilişkiler ağı, trafiği, ulaşımı, üretim faaliyeti, eğitimi, okulu, vb. açılardan incelendiğinde ne demek olduğu ortaya çıkmıştır.
Kapitalist anarşinin çirkin yüzünü makyajlayabilmek için "Taksim" diyenler "günah keçisi" yerine konmuş, sendikacı bürokratlara övünç madalyası verilmiştir.
Sol, birleşik, güçlü, güvenilir, donanımlı ve organize 1 Mayıs 2007'yi örgütleyememiş, tarihsel ve dönemsel önemi büyük sorunlarını ve taleplerini dile getirememiştir.
Suphilerin katledilişinden bu yana burjuvazi kansız 1 Mayıs kut- latmamıştır.
1 Mayıs birlik, dayanışma ve mücadele günü olmasına rağmen, bu memlekette daima kutlama gibi algılanmış, pratikte mücadele olgusu daima öne çıkmıştır.
Sol, gerek bu günün gerekse ulusal-evrensel diyalektiğinin bütünlüğü çerçevesinde bir görünüm sergileyememiştir. Grup örgütlerinin direngenliğini yüceltmeyi öne çıkarmış, nesnel değerlendirmeden kaçınmıştır.
TC Devletinde olduğu gibi Dünya genelinde de bütün 1 Mayıs gösteri ve anmalarında burjuvazi tarafından kan dökülmüştür. Emper- yalist-kapitalizmin kan emici-kan dökücü görüntüleri tv. ve internet sitelerinde görüntülendirilmiştir. Küba'da 1 milyonu aşkın kütlesel 1 Mayıs kutlamaları dışında hiç bir ülkede "dehşet görüntüleri" dışında 1 Mayıs kutlamasına rastlanılmamıştır. Rusya'da, Çin'de, ABD'de, AB'de tekel- ci-militarist-polis devleti gücü işçi sınıfını, emekçileri, yoksulları boy hedefi yapmıştır.
Sol cenahımızın bu 1 Mayıs'tan ders çıkararak bir daha sendikacı bürokratlara uyup yarı yolda kalmamaları ve de örgütsel duruşlarını
S.P. F/2
hızla gözden geçirip hâkim gerici sınıflar koalisyonu karşısında nasıl bir cephe oluşturması gerektiği konusunda özeleştiri yapması gerekecek ve beklenecektir.
Kürt ulusal ve sosyal kurtuluş hareketi'nin bu 1 Mayıs'a neden gereken oranda güç ve önem vermediğini Sol düşünmek zorundadır.
Özeleştiri yapmayan/yapamayanların sınıflar mücadelesinde bir adım ileri çıkamayacakları bu 1 Mayıs 2007 pratiğinde net olarak ortaya çıkmıştır.
1 Mayıs 2007 deneyimi Sol'un ayrışıp buluşması ve bütünleşmesi açısından da önemli bir ölçüt olmuştur. Tutarlı bir ayrışma ve bütünleşmeyi ise, Devrimci ve Marksist Kadroların ancak başaracağı bilinmektedir.
Devrimci ve Marksist Kadroların anlamlı ve ileri bir adım atması koşuluna bağlı olarak işçi sınıfı hareketi, sosyalist hareket, ilerici gençlik, kadın hareketi, yoksul köylülük, Kürt ulusal ve sosyal muhalefet dinamiği ve Kızılbaş, Alevi-Bektaşi geleneğinde saflaşan insanlarımızın davalarını bir değil iki adım sıçratma şansını kazanacaktır.
Bunun işaretleri "Laik-Şeriat" sahte ve suni gündemler yaratılarak 14 Nisan Tandoğan, 30 Nisan Çağlayan mitinglerinde yeterince ortaya çıkmıştır. Kolektifimizin sıkça bilince çıkardığı "Türkiye'nin gündemini yarım saatte değiştirebiliriz. Yeter ki anlamlı ve ileri adım atılabilirisin..." özdeyişimizi ciddiye alanlar çıkmıştır. Hayat ve mücadele de bunu belli oranlarda doğrulamıştır. Türkiye'nin gündemini Devrimci ve Marksist Kadrolar belirleyecektir. Belirlemelidir. Bulunduğumuz coğrafyadaki "Devrimci Damarı" iyi görmek zorundayız. Bu damarı kurutma- malıyız; kurutturmamalıyız. Devrimci birikimlerimizi, geleneklerimizi eloğluna harcatmamalıyız. "Grup kültü" ve "grup partisi" yerine İşçi Sınıfı Partisi ve kolektif kurum disiplinli merkezî otoritenin oluşturulması davasına daha fazla omuz vermeliyiz.
Her 1 Mayıs'ta olduğu gibi, bu 1 Mayıs'ta da devrimci hizayı bozan örgütlerin flaması altında değil, kitlelerin içinde olmaya özen gösterdik. Bu özet yazıda sıralanan görüşlerimizi arkadaş, dost ve yoldaş bildiğimiz dışımızdakilerle tartıştık.
1 Mayıs'a çeyrek kala kutlama ve anmalar yerine en azından tutarlı bir İşçi-Kitle çalışması yapılarak bir yıl öncesinden hazırlanmalıyız önerimizin ne derece haklı ve doğru olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.
Tutarlı bir İşçi-Kitle ve İSP disipliniyle hareket eden organizmaları hiç bir güç engelleyemez. Taksim fethedilecekse, bu türden bir donanımla ancak fethedilebilecektir. Dar grupsal ajitasyonlarla ne Taksim'ler fethedilebilinir, ne de iktidara yürüyen organik bileşimler örgütlenebilir.
