Öncü Kitabevi 2 Şubat 1976 günü kundaklandı. Yakıldı. Kitabevi sahibi Zeki Öztürk, bu "olayı" bir sabotaj olarak değerlendirdi. Konuyu tanık ve belgeleriyle ilgili olanlara verdi. Bu yolda çalmadığı kapı kalmamıştı. Çalınan kapılar birer birer yüzüne kapandı. İlgili zevat bu "olayı" bir "elektrik kontağı" gerekçesine düğümleyerek sistemin bağrında büyütüp beslediği faşist tosuncukları ve onlarla organik ilişkili kurumlarını korumak istedi. Fakat mızrak çuvala sığmıyordu. O tarihlerde oldukça diri olan kamuoyu ve ilerici cenahımız konuya sahiplendi. Basın konunun üzerine eğildi.
Öncü Kitabevi sahibi açılan "yangın" davasında, yerli Gladio kaynaklı milislerden üçünün ismini açıkladı. Bugün avukat olan K. A., M. G., İ. Ö. adlı kişiler, "kirli eller" olarak bu kundaklamada kullanılmıştı. "Kirli Eller Kitabevini Kundakladı" manşetiyle konu basında yankılandı. T. Yazarlar Sendikası ise, "Kitap ve Kitabevi Yakarak Devrimci Düşüncenin Gelişmesi Engellenemez" afişiyle Öncü Kitabevi'nin sabotaj sonucu kundaklanmasını protesto etti. Kitabevinin yeniden açılışında imza günü düzenledi.
Açılan davada MİT'ten istenen önemli bir belge, anılan isimleri işaret ediyordu. Fakat bu önemli maddî delile rağmen failler meçhule havale edildi. Dava dosyasındaki bu belge ve daha sonra da dosyanın tamamı yokedildi!
Kitabevi sigorta edilmemişti. Zeki Öztürk herhangi bir maddî talepte bulunamadı. Konuyu ilerici geçinen siyasi parti başkanlarına, TBMM'ye, çeşitli bakanlıklara ve AİHM'e kadar götürdü, bu müracaatlardan da sonuç alamadı.
Zeki Öztürk Öncü Kitabevini kapatmak zorunda kaldı. Şimdi ise, hiçbir sosyal sosyal güvencesi olmadan yaşamını sürdürüyor. İlaçlarını dayanışma olarak yakınları temin ediyor. "İlerici yayıncılık" kulvarında kimileri dört köşe olurken, Zeki Öztürk'e uğraşında "yürü ya kulum" diyen çıkmamıştı!
Bu hatırlatmayı niçin yaptık? Kara gerici, dinci-milliyetçi ve ırkçı, faşist partilerin gerek milletvekili, gerekse cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylarının bu kundaklamada rol üstlenenler olduğu ortaya çıkınca sistemin mantığını açığa vurup bir kez daha hatırlatmayı uygun bulduk.
Bir zamanların MTTB, Millî Görüş, Komünizmle Mücadele Birliği, Aydınlar Ocağı, İlim Ocağı, Akıncılar, vb. gerici örgütlerin lise ve üniversiteli gençliği, emperyalizmin ve yerli ortağı işbirlikçilerinin milisleri olarak Öncü Kitabevi'nin kundaklanmasında kullanılmıştı. Bir ayakları sözde dindar kuruluşlarda, tarikatlarda, cemaatlerde, öteki ayakları ırkçı ve faşist örgütlerdeki bu milliyetçi insan malzemesi, şimdi iyice büyümüş, tosunlaşmıştır. Dönemin tosuncukları günümüzde 50-60 yaşlarına basmıştır. Aralarında milletvekili, bakan, başbakan, meclis başkanı ve cumhurbaşkanı adayı olanlar da vardır. Bağlantıları yine emperyalist-kapitalist güç odaklarındadır. Uluslarötesi tekelci sermayenin çıkarlarını korumak üzere A'dan Z'ye kadar bütün kurumlarda çimlenmişlerdir. Kapitalist avantalar ve yağmalar düzeninde gözlerini doruklara dikmişlerdir. Sülalece ebaebcet titreyip kendine gelmiş ve de yükselmişlerdir. Kendileri ve çocukları yabancı okullarda eğitilmişlerdir.
1970-1980 yıllarında öne sürülmüş bu gerici insan sürüsünün rol aldığı bütün mitingleri yakından izliyorduk. MTTB'nin ikinci adamı Abdullah Gül ve Kazım Ayaydın, Mehmet Gül, İbrahim Özaydın, Orhan Celeboğlu, Sıddık Polat, vb., isimler anılan miting ve yürüyüşlerin militanları arasındaydı. Cağaloğlu'daki MTTB binasında toplanırlar, Beya- zıt'a yürürlerken Öncü'nün önünden geçerken en hayasız sloganları atarlardı. Öncü de bu türden mitinglerde saldırıya uğramamak için işçi ve gençlikten oluşan militan bir gücü Kitabevini korumak için seferber ederdi. Çeşitli zamanlarda Sırrı Öztürk, İsmet Demir gibi işçi önderleri Öncü'nün önüne gelirdi. Demirdöküm, Kavel, Singer, Petkim, Mannesman, Klor-Alkali gibi tarihsel grevlerin militanları faşist milislerin muhtemel saldırısı karşısında barikat oluştururdu. Faşist güruh bu barikatı kırmaya cüret edemezdi. Fakat kaş, göz, el ve baş işaretleriyle, sopalarıyla Öncü'yü tehdit ederek Cağaloğlu'ndan gelip geçerlerdi...
Korkaklar karanlığı sever. Yerli faşistlerimiz de gündüz yapılan tehditlerini gece Öncü'yü kundaklamaya dönüştürerek efendilerine hizmet sunmuşlardı.
Aradan bir hayli zaman geçti. Kara gerici, ırkçı faşistlerimiz hiçbir zihinsel gelişme gösteremedi. Kafa yine o kafa. Devlet tekelci kapitalizminin kaba güce ve zora başvuran sisteminin hizmetlileri olarak bu sefer "faşizm" yerine "demokrasi", "cumhur" ve "başkan" vb. sıfatları kullanmayı tercih ediyorlar.
"Cumhur" yarenliklerinde adları sıkça gündeme getirilen Turgut Özal'ı taa MESS başkanı iken tanıyorduk. Toplu sözleşme görüşmelerinde sınıf bilinçli müzakereci yoldaşlarımızın karşısında patronlarının çıkarlarını korumaya çalışırken kızarır ve ter dökerdi... O tarihlerde de TUSİAD'ın emrindeydi, toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde işçi ve emekçi düşmanı kimliği ile tekelci sermayenin çıkarlarını koruyordu. O da "cumhur" lafını çok seviyordu. "Cumhur"un yanıltılmış oylarını alarak "başkan" olmuştu.
Ya Süleyman Demirel? O'da, "Morrison" lakabıyla Ereğli Demir Çelik Fabrikası inşaatında sermayeden yana taraflı kimliği ile YİS'in karşısındaki yerini almıştı. O'da işçi ve emekçinin dostu değildi. O'da "cumhur"un oyunu alarak iktidara, oradan da yukarıya çıkmıştı.
İşçi sınıfı "cumhur"un yanıltılmış oyunu alıp iktidara gelenlere kitlesel çıkışlarıyla tarihsel ve sınıfsal anlamlı bir ders vermiş, baskı, sömürü, hak gaspı ve zora başvuranların ne derece "cumhur"dan yana olduklarının maskelerini indirerek göstermişti... Ne zaman mı? Bütün altüst oluşlarda. İzmir İktisat Kongresinde, 1925, 1938, 1946,1950, 1960, 1970, 1980, vb... İşçi sınıfı "cumhur" yarenliklerine en anlamlı dersi 15/16 Haziran Hareketi döneminde, 1970'lerde vermiştir.
"Cumhur"dan oy alıp tekelci sermayeyi ihya etmenin hesabı mutlaka sorulacaktır. Egemen burjuva resmî tarih anlayışı ile egemen burjuva resmî ideolojilere dayanıp sahte ve suni gündemler yapıp kapitalist avantalar ve yağmalar düzenini pekiştirmenin hesabı sorulacaktır. "Şeri- at-Laik" gibi sahte ve suni gündemler yapıp sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliğini yok saymanın hesabı sorulacaktır. En anlamlı sosyal muhalefet dinamiklerinden Kürt ve Alevi cenahın sorunlarını inkâr, imha ve asimilasyon yöntemleriyle emekçi halkların taleplerini yok saymanın hesabı sorulacaktır.
'"Vatan, millet, ezan, Kur'an, bayrak" demagojileriyle iktidara gelmenin eskisi kadar kolay olmayacağı günler gelecektir. Yakındır.
Anılan genç tosuncukların ağa babaları bugün devletin zirvesine çıkmıştır. "Vatan, millet..." demagojilerinin yanı sıra Komünistlere, Kürt, Ermeni ve Rum emekçi halklarına düşmanlığı öne çıkaran sloganlarıyla siyaset yapmaktadırlar. Bunun da bir sonu vardır. O sonu daha ileri yaşlara gelmeden göreceklerdir, bir dönemin tosuncukları, günümüzün "cumhur" yarenlikleri yapanlar; adaylığa soyunanlar...
Sahte ve suni gündemleriyle sözde laikler günümüzde kıçına ni- şadır sürülmüşlerin can havliyle sözde müslümanlardan şikâyet ediyor! Ne hakla? Eserinizle övünmelisiniz. Sahte müslümanları, cemaatleri, tarikatları sizin politikalarınız üretmedi mi? Kimi kime şikâyet ediyorsunuz? "Devlet eliyle kapitalist-burjuva yetiştirme" diye diye kapitalist avantalar yağmalar düzenini sizler kurdunuz. "İmtiyazsız, sınıfsız kaynaşmış bir kütleyiz!.." haykırışlarıyla devrimcileri, komünistleri katlettiniz. "Şeriat-Laik" saflaşmasında iki kesiminde eli devrimci kanına bulaşmıştır. Rüzgâr ekmiş, fırtına biçmişsinizdir. Şimdi bu iki kesim olmayan demokrasinin yasını tutuyor! "Demokrasi" peşrevleri yapıyor! Siya- sal-ekonomik kriz derinleştikçe sağlı "sol"lu burjuva politikalarıyla birileri yine "cumhur"u aldatıp uyutarak iktidara gelmenin düşünü kuruyor. Evet, bu sefer de hile-i şerriye yöntemleriyle iktidara gelir/gelebilirsiniz. Ya sonra?
Kapitalist anarşinin cenahımıza uygulayageldiği baskı ve terörün sonu gelmiyor...
'Katiller kapitalizmi' sisteminizde '10. Yıl Marşınızı' yeniden yazın! Yetiştirdiğiniz gerici politikacılarla tetikçi ve cinayet şebekeleriyle, Devrimci ve Komünist düşmanlıklarıyla övünün! Titreyip kendinize gelin!...
1976 yılında İstanbul'da Öncü Kitabevi'ne ve sahibi Zeki Öztürk'e, 2006 yılında, yani "demokratik cumhuriyetimizin 50 yıllık uygulamalarından sonra Şemdinli'deki Umut Kitabevi'ne ve sahibi Seferi Yılmaz'a, bu süreçte yüzlerce kitabevi, yayınevi, dergi bürosu ve çalışanlarına yapılagelen baskı, terör ve düşmanlıklar unutulmamalıdır. Faşizmin yaktığı kitap, gazete ve dergilerimizin külleri altında boğulacakları günleri yakınlaştırmak gerekiyor. İlerici-devrimci safları pekiştirmek için, faşizmi geriletip aşmak için, Kurum ve .Araç'larımızın tahkimatını yet- kinleştirmek için, tarihsel ve sosyal haklılıklarımızla inisiyatif kullanacağız.
Faşizmin kıydığı insanlarımıza ebedî saygı, eli kanlı işçi ve emekçi halk düşmanlarına da binlerce lanet!..
