Sol'un Ayrışması, Bölücülük ve BİRLİK
"Sol" ifademizi genel bir tanımlamayı anlatmak için kullanıyoruz. Sosyalist literatürümüzde "hangi sol?" denilmesi yaşanan nesnel bir gerçekliği anlatıyor. Fikirsel esin kaynağı Bilimsel Sosyalizm- Komünizm olan ve Dergimiz yazarlarının "Devrimci ve Marksist Kadrolar" olarak ifade edegeldiğimiz Sol; olması gereken veya bilince çıkarmamız gereken bir tanımlamadır. Marksizm'in temel ve ilkesel kaynağından beslenmeyen, Marksizm'i revize eden/etmeye aday siyasî akımlar da ne hazin kendisini "sol" olarak tanımlamayı uygun bulmaktadır.
Marksizm'i reddeden, devrimci ve dönüştürücü özünü burjuvazinin çıkarları uzantısında tahrif eden akımlarla aramızdaki derin ayrılıkları ve uzlaşmaz çelişkilerimizin altını kalın çizgilerle çizmek zorundayız.
Özellikle de Dünya Sosyalist Sistemi'nin çözülüşü sürecinde ortaya çıkan burjuva ideolojisi ve revizyonizmin temellerini açıklamak, bu mevzileri ideolojik, politik ve örgütsel Kurum ve Araçlarımızla topa tutmak zorundayız. Bu konularda yapılan ikircimli ya da "ama"lı, "fakatlı yaklaşımlar burjuvazinin yedek cephaneliğinin güçlenmesini sağlar.
Devrimci ve Marksist Kadroların konumu, bu özet yaklaşımla kastedilen "sol"lardan farklı bir yerdedir. O'nlar Marksizm'in yorumu ve pratikte yeniden üretiminden yanadır.
Bilinç düzeyi geri olanlar Sol'un ayrışmasını, yeniden buluşup bütünleşmesini arzulayan kadroları "bölücü" (sol'u bölücü) olarak nitelemektedir. Aynı mantık sistemin çıkarlarını koruyan savcılara da hâkimdir. Devrimci ve Marksist Kadrolarla düzeyli tartışamayan hâkim gerici sınıflar koalisyonunun sözcüleri, savcılar, vb. dâhil pek çok kesim "bölücü" suçlaması ve demagojileriyle kapitalist anarşinin devamına hizmet ediyorlar.
Diyalektik tarihsel ve felsefî materyalizm kaynağından beslenen bizimkiler, bilimsel tanımıyla elbette bölücüdür. Sol'un ayrışmasından, safların netleşmesinden ve yeniden harmanlanmasından yanadır. Bu manada evet bölücü olmak durumunda olan Devrimci ve Marksist Kadrolar, liberal, tasfiyeci, postmodern, yeni-sol, şoven ve sosyalşoven, reformist ve sosyalreformist "sonardan ayrışmanın kavgasını vermek durumundadır. Günümüzde hâkim burjuva resmî tarih ve resmî ideolojilerin safında yer tutan "ulusalcı sol"(nasyonal sosyalist) gibi siyasî akımlar da, öteki "sol"lar gibi nehrin öteki yakasındaki yerini almıştır.
Sol'un ayrışması Komünistlerin Birliği davasının netleşmesini getirecektir. Ayrışma gerçekleşmeden Devrimci ve Marksist Kadroların yaşadığı "Öndersizlik Krizi" sorunsalı da aşılmayacaktır.
Komünistlerin en büyük "birlikçi" olduğu tezi tersi için de geçerlidir. En büyük "bölücüler" hakikî Komünist Kadrolardan çıkmaktadır. Diyalektiği doğru okuyanlar Komünistlerin bütün süreçlerde birlikçi, yani Komünistlerin Birliği sorunsalını "Birlik: Zıtların Birliğidir" ilkeselliğin- de anladığını somutlamak zorundayız.
Burjuva ve küçükburjuva "sol"ların sahte birlik çağrılarını ancak bu ilkesel temelde ve Komünistlerin Birliği sorunsalına doğru cevaplar vererek karşılayabiliriz. Sol'a kulak veren kitlelere de bu çerçevede uygun cevaplar verilebilecektir.
Sol'un Teori-Pratiği Nasıl Biçimlendi?
Sol'un teori-pratiğini biçimlendiren esin kaynakları dünyadaki sınıflar mücadelesinde öne çıkan Marksist akımların çeşitli yorumlarına göre biçimlenmiştir.
Burjuvazinin uygulayageldiği faşist/faşizan baskı ve terör tutarlı bir fikir tartışmasının önünü büyük ölçüde kesmiştir. Sol'daki entelektüel birikimin eksikliğinin ve de sistemin inkâr, imha, asimilasyona kolayca başvurmasının yanı sıra başka nedenleri de vardır. Asimilasyon, türkleştirme-sünnileştirme yöntemlerinin de dışına çıkmış düşünsel ortamımıza - cenahımıza da sirayet etmiştir. Bunun çeşitli tezahürlerini pek çok alanda görmek mümkündür.
Bulunduğumuz coğrafyada modern burjuvazinin sınıfsal biçimlenişi doğallıkla karşıtını da, Proletaryayı da üretmiştir. Sosyalist fikir akımları örgütsel duruşlarıyla bütün süreçlerde kendini ifade edegelmiştir. Sosyalist Sol Osmanlı'da da vardı, Kapitalist TC Devletinde de.
10 Eylül 1920 Tarihî TKP'nin oluşturulması, inşası, kuruluşu sayesinde Sol, örgütsel güvencesine kavuşturulmuştu. TKP İşçi Sınıfı Hareketi ile Sosyalist Hareketi buluşturup bütünleştirerek, ideolojik, politik ve örgütsel olarak sosyalist, komünist, komünizan kadroların enerjisini bir potaya yeniden akıtmayı başarmıştı.
TKP, Büyük Ekim Sosyalist Devrimi'nin teori-pratiğinden büyük oranda etkilenmişti. TKP'nin ideolojik, politik ve örgütsel esin kaynağı Çarlık Otokrasisini yıkan RSDİP'in ve Lenin'in yöntemleridir. RSDİP ve Lenin Çarlık Rusyası'nda Marksizm'in yorumu ve pratikte yeniden üretimi yöntemini hayata geçirdiği için "Marksizm-Leninizm" literatürünün kullanılmasını ve ilk bir örnek olmasını getirmiş ve de hak etmiştir.
Sıkça tekrar edegeldiğimiz "Marksizm'in yorumu ve pratikte yeniden üretimi" söylemimizin biçimlenmesi buradan kaynaklanıyor.
Mevcut Sol'umuz ise bir türlü "düşünce hamallığı"ndan kurtulamadığı için Kolektifimizin duruşunu ve bu yöntemi vurgulayagelişini bir türlü algılayamamaktadır. Şu ya da bu düzeyde algılayanlar ise, hayat ve mücadelenin bütün süreçlerde doğrulamadığı teori-pratiğini "acaba bir süre daha dar grup yapımı nasıl koruyabilirim?" türünden içgüdüsel yaklaşımlarıyla kendisini kandırmaktadır.
Bu türden ideolojik, politik ve örgüsel duruşlarıyla "şansımı bir kez daha deneyeceğim" diyenler de vardır. Böylelerine yapılan uyarı, öneri ve eleştirilerimizin dozu zaman zaman aşırıya varıyorsa, "yahu bırakın şu kumarbaz kafasını" deniliyorsa nedensiz değildir.
Devrimci ve Komünist kimi nitelikler taşıyan dost, arkadaş ya da yoldaş bildiğimiz kesimlere, onların teori-pratiklerine Kolektifimiz dışından da benzer eleştirel katkılar yapılagelmektedir.
Devrimci ve Marksist Kadro isek, öncelikle düşünce hamallıklarından arınıp kurtulmak zorundayız! Hayatın ve mücadelenin asla doğrulamadığı teori-pratiklerden kurtulan yapıların ve hepimizin kurtuluşu Marksizm'in yorumu ve pratikte yeniden üretimi yöntemini kavrayıp somutlayabilmekten geçer.
Ekim Devrimi, sosyalistlerin, hepimizin esin kaynağı iken, bu kez beraberinde Çin Devrimi, Vietnam, Halk Demokrasileri, Yugoslavya, Arnavutluk, Küba ve Latin Amerika deneyimlerinden esinlenmeyi getirdi. "Üçüncü Dünya"nın "Ulusal Kurtuluş" mücadeleleri de bulunduğumuz coğrafyadaki devrimci hareketleri büyük ölçülerde etkiledi.
Siyasal-sosyal devrim yolunda dünyada atılan bütün adımlar, tartışılmadan, eklektik, pragmatik, bilim ve akıldışı yol ve yöntemlerle ve de maharetle memlekete taşındı. Hâkim gerici sınıflar da bunun kanallarını açtı. İşçi sınıfı hareketi, sosyalist hareket, ilerici gençlik hareketi, kadın hareketi, Kürt ulusal hareketi "devrim ihracatı"na soyunanların, devrim simyacılarının ve Dergimizin kullandığı literatürümüzle "eloğul- larının" marifeti ile bilimsel-sınıfsal temellerinden soyutlanarak gün- demleştirildi.
İdeolojik, politik ve örgütsel saflaşmalarımız Marksizm'in esin kaynağından koparılıp Stalin, Troçki, Mao, Ho Şi Minh, Enver Hoca, Che Guevera, vb. kimlik ve kişiliklerin siyasî kültüne, deneyimine uyarlanarak "dedi ki" diye başlayan bilim ve akıldışı yol ve yöntemlere indirgendi. Sosyal-pratik hazır reçete ve şablonları da reddetti. Doğrulamadı. Çünkü siyasal-sosyal devrimlerin bu türden reçetesi ve şablonu yoktu.
Marksizm'in öğrenilip özümlenmesi ve yorumlanması süreci geliştikçe "dedi ki" diye başlayan politik argümanlar bilimsel kuşkuculuğu, süreci sorgulamaya ve ardından "sen ne diyorsun?" sorusunun yöneltilmesine evrildi. Çok geçte olsa bu olguya da olumlu bir gelişme olarak sahipleniyoruz.
Hazır şablonlara ve reçetelere göre konuşlandırılmış "sol" cenahımız anılan sistemlerin çözülüşü ardından büyük bir düşünsel ve örgütsel erozyona uğradı. Artık "Doktor, Deniz, Mahir, İbo dedi ki" diye söze başlayan ideolojik, politik ve örgütsel duruşlarla, söylemlerin yerine işçi sınıfını, emekçi halkları ikna etmeye aday teorik-pratik duruşların ne ve nasıl olması gerektiği sorgulanmaya başlandı. İşçi sınıfı hareketi, ekonomizm-sendikalizm sorgulanıyor. Sosyalist hareket ve par- lamentarizm sorgulanıyor. "Kürt Sorunu", Kadın Hareketi, Gençlik Hareketleri sorgulanıyor. Sınıf, devrim ve iktidar telaffuz edenlerin argümanlarının hakikî karşılığı hayatta aranıyor. Bu türden sevindirici gelişmeleri de sahipleniyoruz.
Hayatı ve Mücadeleyi Kucaklamaya Aday Arayışlar, Yol ve Yöntemler
Kolektifimiz yazarları 32 yıldır devlet tekelci kapitalizminin açtığı kanallara girmeden bizim insanlarımızı, aynı zamanda kendimizi de kurtarmanın yolunu-yöntemini arıyor. Bunun kavgasını veriyor. Öncelikle Proleter Devrim yapacaksak işte buradan başlayacağız.
Eleştirdiğimiz, uyardığımız kesimlerin yaptığı gibi davranmadan "örgütler anarşisi" hastalığımızdan nasıl kurtuluruz? denilmesini gündeme taşıdık. Sol parselizasyona bir yeni "halka" takmak yerine, zincirin tamamını ele geçirecek "Ana Halka"nın yakalanmasını bilince taşımayı yeğledik. Aşırma, eklektik, pragmatik, bilim ve akıldışı avantüryeye kaynaklık eden tezler yerine ayağımızı bastığımız coğrafyanın tarihini, insanını, dinini, dilini, ilerici kültür ve geleneklerini, inançlarını, masallarını, mitolojisini, işçi sınıfı hareketlerini, emekçi halkların taleplerini, halk hareketlerini, isyan, başkaldırı, ayaklanma, direniş ve hak arama geleneklerinin ne demek olduğunu kavrayarak, bu temelde yerli iç deneyim birikim ve zenginliğimizden hareketle yerel, ulusal, sosyal ve evrensel diyalektik bütünlüğünü öğrenmeyi yeğledik. Tarih- sel-sosyal ilerleyişte özgün sentezimizi bu temele dayalı biçimde ürettiğimizde "bizi hiçbir güç yıkamaz!" dedik. Hayat ve mücadelenin öğrettiğini, sosyal-pratiğin doğruladığını gördüğümüz teori-pratiklerimizi dışımızdaki dost ve yoldaşlarımızla tartışmayı istedik. Sorunların kaynağına ulaşmak zor olmadı. Telif inceleme-araştırmalarımız üzerinde yoğunlaşmayı, eksik kalanları tercüme ederek cenahımızdaki insanlarımızı kuşatan ideolojik-teorik argümanları irdelemeyi düşünerek bilince çıkardık. Sol'da yaygın örgütlenme anlayışlarına kaynaklık eden ve söze "Stalin, Troçki, Mao, Enver Hoca, Ho Şi Minh, Che Guevera, vb. dedi ki..." diye başlayan siyasî akımların safında yer tutmadık. Sosyalizmin tarihini eksi ve artılarını vurgulayarak sahiplendik. Tutarlı bir ta-
S.P. F/3
rih ve sınıf bilinci eksikliğimizi bilince çıkardık. Yüz yıllık sınıflar mücadelesi tarihimizden, Tarihî TKP'nin oluşturulmasından, tutarlı işçi-kitle ve köylü-kitle çalışmalarımızdan ve 1970 - 15/16 Haziran Hareketi deneyimimizden yararlanarak çok yönlü dersler ve sonuçlar çıkardık.
15/16 Haziran'ın kadrolarından Sırrı Öztürk'ün sıkça dile getirdiği gibi: "Biz bu süreçten PARTİ dersi çıkardık" deyişini çoğu kesimler anlamadı, ya da dar grup örgütlenmesinin verdiği rehavetle anlama- mazlıktan geldi. Fakat burjuvazi bu süreçten hızla ders çıkardı ve tahkimatını yaptı.
Yukarıda anılan sosyalist-komünist kişiliklere ne sövdük, ne övdük, ne de sövdürdük. "Kişiye tapınmanın" nelere sebep olduğunu çeşitli örnekleriyle yaşayıp görmüştük. Marksistlere yakışır yöntemlerle tarihimizdeki doğrulara sahiplenmeyi, eğrilerin de gözünün yaşına bakmadan atılmasının kavgasını veregeldik.
Günümüzde önemli bir yol ayrımına geldik. Burjuva ve küçükburjuva "sol" akımlarla Devrimci ve Marksist Kadrolar ayrışıyor. Bu ayrışmayı ideolojik, politik ve örgütsel temele oturtacak çabalar gün geçtikçe artıyor. Ayrışma-bütünleşme sürecine yapılan bütün katkıları değerli buluyor ve sahipleniyoruz. Bu hem sevindiricidir, hem de çok çetin ve sancılı bir süreçtir. Çetin ve sancılı olanın uzun erimli yolunu tercih ediyoruz. Aşınmış ve aşılmış yöntemlerle sorunlarımızı ucuza kapatmak isteyenleri karşıya alıyoruz.
Ayrışma ve Buluşma-Bütünleşme Dinamikleri
Devrimci ve Marksist Kadroları vareden 10 Eylül 1920 Tarihî TKP deneyiminin ideolojik, politik ve örgütsel oluşumunun "sırrı" hakikî komünistleri düşündürüyor. Bu süreci büyük bir susuzlukla incelemek, araştırmak ve tarihimizdeki doğruları sahiplenmek, eğrileri ayıklamak isteyen insanlarımız giderek çoğalıyor. Tarihî TKP'nin sürekliliğini koruyarak günümüze kesintisiz biçimde gelemeyişi ve TKP tarihindeki devrimci kanadın bütün süreçlerde oportünist kanat tarafından tasfiye edilişi günümüzde bileşik, ciddî, güvenilir ve donanımlı bir İşçi Sınıfı Partisi nin oluşturulmasını düşünen ve bu yolda bazı adımlar atan kadrolarca, bir daha ve bu düzeyde TKP geleneğinin sömürülmemesinin güvencesi - sigortası- aranıyor. Bu türden yönelişler de sevindiricidir. Bu olguları da ciddiye alıyor ve sahipleniyoruz. Ayrıca ve doğallıkla bu sürecin ve yönelişin içindeyiz.
TKP'nin isim ve sıfatlarını kullananlar diledikleri kadar sip partisi tekapesinin TKP olduğunu çeşitli idealizasyon, mistifikasyon ve entrikacı yöntemleriyle iddia ededursun. Böyleleri, sınıflar mücadelesinin ürettiği hakikî komünist kadrolarla mutlaka yüzleşecektir. TKP olabilmek o kadar ucuz değildir!... TKP iddiaları kimleri açığa vurmadı ki!...
10 Eylül 1920 Tarihî TKP'nin ideolojik, politik ve örgütsel duruşu, Partileşme Sorunu'nda ve partileşme yöntemlerindeki yaklaşımları, yaşadığı, mücadele ettiği dönemlerdeki bilinç ve kararlılıklarıyla, ürettiği program, tüzük, strateji ve taktikleriyle, kadro sorunlarını çözüş yöntemleriyle tartışmaya değer önemli bir miras bırakmıştır. Bizleri vareden bu mirası sahipleniyoruz. Bu süreçteki devrimci direngenlik, ideolojik, politik ve örgütsel duruş, eleştirel katkılarla yeniden üretilmeye başlanıyorsa bunun da farklı nedenleri vardır.
Sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimize ters yönde rol üstlenen örgütler, senteze kavuşmamış tezler, sosyal-pratikte yeterince sınanıp denenmiş ve açığa düşmüştür. Hayat ve mücadelenin doğrulamadığı örgütsel duruşlarda anlamsız ısrar, vb. teori-pratiklerin Marksizm dışı olduğunu büyük acı ve kayıplarla yeniden öğreniyoruz.
Burjuvazinin işçi sınıfını politika dışında tutmak isteyişini ve Sol'u işlevsizleştirip politikasızlığı egemen kılışını gören/görmeye çalışan bütün yönelişleri sahiplenmek durumundayız. Günümüzün başka bir gün olduğunun ayırdında olan canlarımızın yeni bir sosyalist kültür, yeni tipte bir partileşme, yeni tipte sınıf, devrim ve iktidar arayış ve yönelişlerini doğru değerlendirmeliyiz.
Komünistlerin Birliği gibi yakaladığımız bu tutamağı ve yönelişi sulandırma yöntemlerinden ve darbe almadan disipline etmenin tam da zamanıdır.
Lumpen-Proletarya ile Entel-Lumpenlerin Verdiği Zararlar
Devlet tekelci kapitalizminin krizi ve uygulayageldiği sömürü, baskı ve terör politikaları karşısında sosyalist-komünist düşünce-davranış çizgileri arasındaki yorumlar da hem çeşitleniyor, hem de "birlik" arayışları farklı değerlendirmelerle dillendiriliyor. Burjuva ve küçükburjuva "sol" akımların verdiği zararları izole etmek, tartışmayı Komünistlerin Birliği eksenine çekmek, Tarihî TKP'nin uzantısında devrimci yasallığı ve sosyal meşruiyeti bir daha bu düzeyde ve ölçüde tartışılmayan- sömürülmeyen hakikî TKP'yi kurumsal disiplinli bir hâle getirmek komünistlerin görevidir. Sistemin sahte ve naylon işçi ve komünist örgütlere trenin makasını açmasına mani olmak, burjuvazinin ve onun rahatlıkla kullanageldiği sağlı "sol"lu tasfiyeci akımların arasına kama sokup Devrimci ve Marksist Kadro olmanın gereğini yerine getirmek durumundayız.
Tasfiyeciliğin yolunu döşeyen "Kuruçeşme Toplantılarından sonra kurulan tasfiyeci "sol" örgütler, tabandaki 'birlik' özlemlerini sömürerek kurutmuş, Sosyalist Sol'un birliğine büyük bir darbe vurmuştur.
Sol cenahımızın politikasızlığını ve burjuvazi tarafından ciddiye alınmayışının nedenlerini ve nasıl aşılacağını da biliyoruz. Öte yandan burjuvazi tekelci-militarist-polis devleti olmanın rahatsızlığını yaşıyor. Daha çok baskı, daha çok sömürü ve daha çok devlet terörü uygulayarak sınıfsal korkusunu habire tahkim ediyor. İşçi sınıfının talep ve ihtiyaçlarını, emekçi halklarınkiyle buluşturup bütünleştirme yeteneğine sahip Devrimci Proletarya Partisi nin oluşturulmasından korkuyor. Sarı ve kirli sollara olanak-bulanak sağlıyor. En eski parti TKP'nin önündeki keyfî baskı ve uygulamaları kaldırmıyor. Bu yolu gündeme taşıyanların meşru ve yasal taleplerini hasıraltı ediyor.
Komünistlerin devrimci yasallığı ve sosyal meşruiyeti, burjuvaziden izin alınarak teslim edilemez. Kendi alanımızı, kendi ideolojik, politik ve örgütsel gücümüzle açabiliyor muyuz? Esas olan budur. Burjuvazi ile her açıdan olduğu gibi hukuk yoluyla da elbette mücadele edilecektir.
Türkiye'nin tekin bir ülke olmadığını sömürücü sınıflar çok iyi biliyor. Bu yüzden de devlet tekelci kapitalizminin yüksek çıkarlarını koruyan gündemin işçi sınıfı ve emekçi halkların talep ve ihtiyaçları doğrultusunda değiştirilmesinden korkuyor. Bir türlü nesli tükenmeyen devrimci damarımızı kurutmak istiyor.
Devrimci ve Marksist Kadroların ütopyasını kurduğu İşçi Sınıfı Partisi işte bu türden görevleri olan kurumsal disiplinli bir Araç'tır. Hâkim gerici sınıflar koalisyonuna ile sözde "işçi" ve "komünist" örgütlerin korkusu boşuna değildir. Korkunun ecele faydası yoktur.
PKK'nin 12 Eylül 1980 askerî faşist darbesi sürecindeki atağını yerinde değerlendiremeyen devrimci ve sosyalist hareketler, bu sürece faydacı yöntemlerle PKK ve HEP-DEP-HADEP'e eklemlenme ve tutunma yöntemi, her iki tarafın da yeni nitelikler kazanabilmesine ağır darbeler vurdu. Ulusallık ve sınıfsallık dinamiklerinin sosyal-evrensel kurtuluş umutları köreltildi. Yoksul Kürt ve Türk köylülüğü büyük bedeller ödedi/ödemeye devam ediyor. PKK ve HADEP politika üretemedi. Ulusallık temeline dayalı çıkışları sistemle bütünleşmeye evrildi. Kentlerdeki işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketi buluşturup bütünleşme görevi ile yükümlü olması gereken kimi "sol"lar da PKK ve HADEP'e eklemlenmenin yanlışlığı yüzünden politika dışına itildi. Politikasızlığın girdabına düşenlerin günümüzde birbirlerini "suçlu" ilan etmeleri de "hamamın namusunu kurtarmaya" yetmiyor.
PKK ve HADEP'e, günümüzde de DTP'ye tutunarak varlığını sürdürmek isteyen onlarca sosyalist-komünist geçinen örgüte sahibiz!
Siyasî yelpazede Devrimci Proletarya Partisi olmayınca, ulusal kurtuluş talepleriyle öne çıkan hareketler de, Alevi hareketi de, devrimci ve sosyalist hareketler de, işçi sınıfı hareketi de, kadın hareketi de, ilerici gençlik hareketi de doğru kanallara evirilemeyecektir. Evirileme- miştir.
Çünkü bu görevi yerine getirecek ve kitleleri seferber edebilecek bir İşçi Sınıfı Partisi aracımız yok.
12 Eylül 1980 askerî faşist darbesi sürecinde zaten açığa vurulan teori-pratikler, pek çok devrimci direngenlikler yaratmış olmasına rağmen, ideolojik, politik ve örgütsel donanımsızlıkları ve proletaryadan oksijen alamayışları, vb. nedenler yüzünden yenilmişlerdir. Bu süreçte faşizme karşı mücadele edecek, faşizmi geriletip iktidara yürüyecek İşçi Sınıfı Partisin in nasıl bir örgütlenme olduğu kimi beyinlerde bilince çıkacaktı.
Devrimci Proletarya Partisinin politikada belirleyici olmadığı bütün süreçlerde kimi "sol"lar dar gruplarını hemencecik parti olarak ilan edivermiştir. Dar grup örgütü yerine merkezî disiplinli işçi sınıfı partisi bilinci Sol'da henüz egemenliğini kurabilmiş değildir. Parti olmadığı hâlde parti imiş gibi hareket eden onlarca grup vardır. Anılan örgütlerin ajitasyon dışında ne iktidar, ne devrim, ne sosyalist kuruculuk ve ne de sınıfsal bir tahlili ve projesi vardır.
Gazi ayaklanmasında 28 canımıza kıyan sisteme karşı kitlelerin savunmaya geçişi, faşizme karşı tavır alışı ve direngenliğini koruyuşu anılan bütün örgütleri harekete geçirmiştir. Pankartını alan grup örgütleri Gazi'ye gelmiştir. Oysa bu grupların büyük bir çoğunluğunun Ga- zi'de kitle çalışması ya da organik bağı yoktur. Gazi halkının ayağa kalkışıyla birlikte grup örgütleri de devrimci romantizmin ajitatif silahlarını kuşanmıştır.
Gazi'de lümpen proletarya, yarı-proleterler çoğunluktadır. Devrimci gruplar bilimsel sınıf tahlillerine yönelmeden bu şekilsiz, çoğu zaman da devrimci ve sosyalist sol'a zarar vermeye aday insan malzemesini yerli yerine koyamadı. Varoşları devrimcileştireceğini zannetti. Lümpen proletaryanın, yarı-proleterlerin sınıfsal harekete eğitilip dönüştürülmeden kazanılmasının yer yer çok zor ve yer yer de olanaksız olabileceğini görmedi/göremedi.
Modern üretim yapılan (imalat-hizmet-tarım sektöründe) fabrika ve işyerlerindeki proletaryayı oportünist sendika gangsterlerine terkeden, sendika bürokrasisi ve işçi aristokrasisi ile hesaplaşmayı gündemine alamayan "sollar, militarist-polis baskı ve terörünün görece sınırlı olduğu varoşlarda çimlenebileceğini umdu.
Kimi "sol"lar, hatta komünist geçinenler büyük bir tahrifatla 1970- 15/16 Haziran Hareketi'nin varoşlardan gelerek kentleri kuşatıp teslim aldığı yalanını dahi dillendirmekten çekinmedi.
Oysa 15/16 Haziran'ı örgütleyen kadrolar modern üretim yapan fabrikalardaki sınıf bilinçli proletarya idi. Bu kimlikleriyle, bütün işçileri, hem de sendika ayrımı yapmadan harekete çekebilmiş, işsizleri, emekçileri, gençliği, aydınları sınıf bilinçli proletaryanın öncülüğünde eyleme katmıştı.
Varoşlardaki hoşnutsuzluk elbette önemliydi. Fakat varoşlardan sistemin dejenere ettiği lümpen proletarya son derece kirli işlere bulaşmış bir kesimdi. Fuhuş, esrar, mafya, yoksulluk ve yoksunluk, vb. ağına rahatlıkla çekilen bu insanları polise ve militarizme karşı harekete geçirmek mümkün müydü? Polis, zabıta ve iyi saatlerde olsunlar zaten bu yedek iş rezervini birlikte hazırlamıyorlar mıydı? Lümpen proletarya, yarı-proleterler ve işsizler ordusu işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği davasının karşısına bilinçli olarak çıkarılmıyor muydu?
Devrimci ve Marksist Kadroların varoşlar ve öteki ara katmanlar hakkındaki politikaları elbette olacaktır. Fakat bu politika sınıfsal tahlilleri reddedip varoş edebiyatı yapmayı, varoşları yüceltmeyi değil, kitlelerin hoşnutsuzluğunu devrimci proletaryanın açtığı/açacağı kanala çekmek, iş içinde eğitmeye koyulmak biçiminde olmalıdır. Aynı zamanda sistemin düşkünleştirdiği bu insan malzemesinin harekete verdiği/yarın da vereceği ihtimal dâhilindeki zararların ayırdında olmak gerekiyor.
Lümpen proletaryayı varoş edebiyatı ve Marksizm'e karşı sınıfsal tahlilleriyle kimler öne çıkarıyor? Kimler olacak Marksizm'i öğrenememiş, özümleyememiş ve pratikte yeniden üretimin dışına düşmüş üniversite okumuş yarım-aydınlar. Burjuvazinin yedeğindeki marksologlar, leninologlar, bolşevikologlar. Aşırı teorisizme, entelektüalizme, inkârcı- lığa, sekterizme ve dogmatizme kaymış entel-lumpenler...
Türkiye'yi yeterince tanımayanlar, emperyalizmin okullarında Amerikan sosyolojisi okuyup sosyalist dahi olamayanlar, Marksizm dışı unsurlar hareketimize büyük darbeler vurdu. Tarihî TKP'nin devrimci kanadını sistemle bütünleştirip tasfiye geleneğini egemen kılanlar ne mi yaptı? 1970 öncesi devrimci durumların ne demek olduğunu görüp kavrayamadı. Gençliğin militan kadrolarını arabanın önüne koştu. Gençlik dalkavukluğu yaptı! "Yolumuz işçi sınıfının yoludur!" diyenleri I. TİP'den ihraç etmeye koyuldu! 15/16 Haziran 1970'de sınıf bilinçli proletarya, avantüryeye soyunan sağ ve "sol" teslimiyetçi oportünizme anlamlı bir sınıfsallık dersi verdi. Onlar ise, işçi dalkavukluğuna soyundu! "Yaşasın işçi sınıfı!" dediler. Sol 1980'den sonra da kadını keşfetti. Burjuvazinin de kullandığı ve Batı'dan ithal ve taklit feminist akımları memlekete taşıdı. Kadın dalkavukluğuna soyundu! 12 Eylül'de yenilen kimi "sol" akımlar bu kez PKK'nin atılımını yücelterek ona eklemlenerek Kürt dalkavukluğuna soyundu!..
Bu sihir ve keramet hâlâ bozulmuş değildir. Siyasî mülteci kimlikleri ile canını kurtarıp Avrupalara sığınanlar, Kürt insanının teri ve kanıyla oluşturulan basın-yayın organlarında, Med ve Roj tv'lerde yine eski rollerini sürdürüyorlar. Ne Sol'a ne Kürt Ulusal Hareketine katkı getirebiliyorlar. Kendilerini tatmin ediyorlar. Varoş dalkavukluğundan da bir türlü kurtulamıyorlar. Zavallı entel-lumpenlerimiz!..
"Halk Aydınına Sahip Çıkıyor" Acaba Öyle mi?
Alevi tv.'lerden birinde izledik. Bazı örgütler yazının başlığındaki pankart ve söylemleriyle Taksim'de bir eylem -basın açıklaması- gerçekleştiriyor. Özellikle TCK'nın 301. madde uygulamalarıyla TMK'nin cenahımıza acımasızca uygulanmasını protesto eden grup örgütleri bu türden eylemleriyle "isbat-ı vücut" etmiş oluyor. Kalabalığın içinde halk yoktu. Örgütlerin militanları vardı. O örgütler ise, TCK'nın 301. maddesine takılan insanlarımızın konumunu grup kültürlerine selam duranlar ve durmayanlar olarak ayırmaktan yanaydı. Popülaritesi olan kimi aydınlar öne çıkarılıyor. Sırrı Öztürk gibi bir buçuk yıldır 301. Md. nedeniyle mahkeme kapılarını aşındıran birinin "vukuatından ise, her ne hikmet ise kimse söz etmiyor. Sol, sansür, otosansür uygulayarak sokaktan, üretimden gelen bir proleter devrimci ile arasındaki makası açmayı yeğliyor! Bunun adı "sinsi bir kuşatma"dır. Çünkü Kolektifimiz çalışanları grup partisi yerine Devrimci Proletarya Partisinden yana konumu ile tüm tasfiyeci akımları karşıya almıştı. Grup partisinin sos- yal-pratikteki grafiği aşağılara çekiliyordu. Gün, Devrimci ve Marksist Kadroların yaşadığı "Öndersizlik Krizi" sorunsalının yakıcı bir konu olarak gündemden düşmeyişi ve mutlaka ve mutlaka Komünistlerin Birliğinin düğümünün ama düzden ama tersten kesilerek aşılacağı korkusuydu. Kolektifimize karşı sistemin ve kimi "sol"ların uygalayageldiği kuşatmalar ters tepmiştir. Daha da geri tepecektir. Dileyen istediği miktarda kuşatsın ya da kuşattığını zannetsin.
Halkın kendi aydınına sahip çıkması/çıkabilmesi için örgütlü ve bilinçli olması lâzım. Bunun için de "teşkilâtsız halk köle halktır" diyebilen ve tutarlı bir işçi-kitle ve köylü-kitle çalışması yapan bileşik, ciddî, güvenilir ve donanımlı, ayrıca mücadelenin bütün biçimlerini veren bir İşçi Sınıfı Partisine ihtiyaç vardır.
