Yakın Doğu ya Emperyalist Müdahale ve Bölgesel Güç Odakları -3-

İsa Gözaçtı

ABD liderliğindeki emperyalist koalisyonun Yakın Doğu'ya olan müdahalesi bütün süreciyle ezilen ve sömürülen halkların yıkımını de­rinleştirmek için hızla işletilmektedir. Emperyalist işgale karşı müdaha­le edecek, bu süreci durduracak, karşı saldırı ile emperyalizmi bütün ilişkiler ağı ile bölgeden dışarıya sürecek devrimci özne ya da özneler oluşturulmuş değildir. Tutarlı devrimci özneler bölge coğrafyalarında oluşturulmuş olsalardı, emperyalist koalisyon elini kolunu sallaya sal­laya bölgeye giremezdi.

Irak'taki direnişin rengi de tutarlı bir anti-kapitalist ve anti­emperyalist renkten ve güvenceden uzaktır. Direnişe asıl rengini vere­cek olan komünist politika daha devreye girememiştir. Bundan dolayı di­reniş "İslâmî rengi" aşamamakta, direniş yerellikten kurtulamamakta, coğrafî-bölgesel-uluslararası dayanışma ağıyla güçlendirilememektedir.

Yakm-Orta Doğu'daki Toplumsal Dinamiklerin, Sol-Sosyalist-Komünist Güçlerin Zayıf Noktaları

Fars-İslâmcı Sentez/Musaddıkçılık

İran İslâm Cumhuriyeti'ndeki sol-sosyalist-komünist güçlerin niteli­ğinde Fars milliyetçiliği ve Şii-İslâm bulamaçları vardır. Fars-İslâmcı sen­tez sol-sosyalist-komünist güçleri etkileyerek Marksizm dışı sosyalizmin güçlenmesine zemin hazırlamıştır. Marksizm dışı sosyalizm sınıfları, sı­nıf savaşlarını kabul etmez. Kendi tarihsel-millî gelenekleriyle uyumlu­dur. Kendisini tarihsel-millî geleneklerin temsilcisi olarak görür. Kendisini coğrafyasıyla ya da egemen sınıflarının yayılma alanlarıyla sınırlı görür. Kapitalist toplumun ve kapitalist üretim ilişkilerinin ürettiği çelişkileri gör­mezden gelir ve kapitalist ilişkileri karşısına almaz. Devrimci proletarya­nın bağımsız sınıf tavrının ortaya çıkarılmasını ve kapitalizmin proletar­yanın devrimi yoluyla aşılmasını savunmaz. Devrimcilikleri proleter dev­rimciliği kapsamaz. Devrimciliklerinin sınırlarını, Fars milliyetçiliği ve Şii- İslâm devrimciliği belirler. Emperyalizme olan karşıtlığı anti- Amerikancılığın sınırlarını aşmaz.

Günümüzde Fars-İslâmcı sentez alt-emperyalist karakterdeki İran İslâm Cumhuriyeti devletinin egemen-resmî-burjuva ideolojisidir.

İran İslâm Cumhuriyeti coğrafyasında bulunan sol-sosyalist- komünist güçlerin, egemen-resmî-burjuva ideolojisi ile hesaplaşmaları ve aynı zamanda Marksizm dışı sosyalizmi de aşmaları gerekmektedir.

Arap-İslâmcı Sentez/Baasçılık

Arap coğrafyalarında sol-sosyalist-komünist güçlerin önündeki en büyük engel Arap milliyetçiliği ve Sünnî-Şii-İslâm bulamaçlarıdır. Genel­likle Baas olarak biçimlenen milliyetçi Arap Sosyalizmi, Marksizm dışı bir sosyalizmdir. Ufukları kendi devlet coğrafyalarıyla sınırlıdır. Pan- Arabizmi yayılmacılıklarının bir aracı olarak kullanırlar. Arap sosyalizmi de sınıfları kabul etmez ve sınıf savaşlarını reddeder. En büyük özelliği anti-komünist olmalarıdır. Baas sosyalizmi bu coğrafyalardaki sol- sosyalist-komünist güçleri oldukça etkilemiştir. Özellikle Baas'ın milliyet­çi yanı sol-sosyalist-komünist güçleri çok etkilemiştir. Saddam rejimi yı­kıldıktan sonra da İslâmî bulamaç bu güçleri etkilemektedir.

Laik görünümlü Arap-İslâmcı sentez, alt-emperyalist karakterli Irak'ın egemen-resmî-burjuva ideolojisi idi. Bölgeye yapılan emperya­list koalisyonun müdahalesi ile yıkılan Saddam rejiminden arta kalan bu yayılmacı ideoloji, Irak direnişinde etkili olmaya çalışmaktadır.

Arap coğrafyalarında bulunan sol-sosyalist-komünist güçlerin, Arap- İslâmcı ideoloji ile hesaplaşıp, Marksizm dışı sosyalşoven-milliyetçi sosya­lizm anlayışları aşmaları gerekmektedir.

Türk-İslâmcı Sentez/Kemalizm

Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasındaki sol-sosyalist-komünist güçlerin önündeki en büyük engel Türk-uysallaştırılmış İslâmcı sentez'dir. Biçim­sel laik görünümlü Türk-uysallaştırılmış İslâmcı sentez Kemalizm biçimi­ni almıştır. Kur'an'ın toplumsal şartlarını, bireyselleştirerek, kontrol altına alarak, İslamcın şartlarını 5'e kadar düşüren-indirgeyen (namaz, oruç, hac, zekât, kelime-i şahadet), uysallaştırılmış İslâmi bizzat devlet kana­lıyla örgütleyerek Türk milliyetçiliği ile sentezleyen bir anlayıştır Kema­lizm. Bunun aracını da "laiklik" olarak kurmuştur. Bu durumu fark eden Devrimci İslâm'ın kaynağı çeşitli tasfiyelerle sürekli kurutulmuştur. Bu süreç hem TC devletinin Türk-İslâm sentezinin "laiklik" pompalamasıyla hem de bunun karşısında şekillenen köktenci, gerici İslâm algılamalarıy- la şekillenmiştir. Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasında yaşama şansı bulan İslâm, uysallaştırılmış islâmla uyumlu islâmdır (Millî Görüşçülerle, Büyük Doğucuların gelişim seyri ve günümüzdeki durumları uysallaştırılmış İs­lâm ile ne kadar uyumlu olduklarını gösterir).

Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmî-egemen-burjuva ideolojisi olan kemalizmin 6 oku bu coğrafyadaki sol-sosyalist-komünist güçler­de ağır yaralar açmış ve bu güçlerin ufkunu daraltmıştır. Laiklik ilkesiy­le aydınlanmacı olunduğu sanısına, devletçilik ilkesiyle kamucu olun­duğu sanısına, inkılâpçılık ilkesiyle devrimci olunduğu sanısına, halkçı­lık ilkesiyle toplumcu-ilerici olunduğu sanısına, milliyetçilik ilkesiyle ulusal kurtuluşçu-bağımsızlıkçı olunduğu sanısına, cumhuriyetçilik il­kesi ile de modernist olunduğu sanısına kapılınmıştır. Altı okun sol- sosyalist-komünist güçlerde yarattığı tahribatlar tedavi edilip iyileştiri- lememiştir.

Kemalizmle ciddî bir hesaplaşmaya giremeyen sol-sosyalist- komünist güçler her dönem kemalist güçlerce tasfiye edilmiştir. Bu he­saplaşma ciddî anlamda yapılıp devrimci proletaryanın bağımsız sınıf tavrı ortaya çıkarılamayınca da Marksizm dışı sosyalizm anlayışları egemen hâle gelmiştir.

Yahudi- Yahudici Sentez/Siyonizm

Siyonist İsrail 'coğrafyası'nda bulunan sol-sosyalist-komünist güç­ler de milliyetçi-dinci sentez olan siyonizmin yoğun etkisine girmiştir. Coğrafyası ve sınırları hiçbir zaman tarif edilmeyen, "Vaade Edilmiş Topraklar"a yayılmanın bile yeterli olmayacağını tavırlarıyla ortaya ko­yan, aynı zamanda yayılma konusunda sınır tanımayacağının sinyalle­rini veren Siyonist İsrail devleti ve hâkim sınıfları sol-sosyalist- komünist güçleri kontrol altına alıp yönlendirebilmektedirler.

Bu 'coğrafya'daki sol-sosyalist-komünist güçler, Siyonist İsrail dev­letinin egemen-resmî-burjuva ideolojisi olan siyonizmle hesaplaşmak, kendi ideolojisinde bulunan siyonist bulamaçlardan ve tortulardan kur­tulmak zorundadır. Siyonizmin en önemli özelliklerinden birisi anti- komünist olmasıdır. Sadece siyonist İsrail devleti 'coğrafyası'nda değil, bölgedeki bütün işçi sınıfı hareketlerini ve sosyalist hareketleri düşman olarak görür ve onların gelişimini önlemek için terör de dâhil her türlü müdahalede bulunur. Siyonizme onay vermeyen sol-sosyalist-komünist güçlerin siyonist-İsrail 'coğrafyası'nda yaşama şansı yoktur. Siyonizm Yahudi kökenli olmayan bütün halklara düşmandır. Yine siyonizmi des­teklemeyen Yahudi halkının bireylerini de düşman olarak görür. Siyo­nizm sadece bölge emekçi halklarının, sol-sosyalist-komünist güçlerinin düşmanı değil, ilerici insanlık ailesinin de düşmanı konumuna gelmiştir. Emperyalizmle bütünleşmiş olan ve emperyalizmin ekonomik-siyasî- askerî yardımları ve desteğiyle ayakta kalan Siyonizm emperyalizmle bütünleşmiştir.

Yok Sayılamayacak Tarihsel-Sosyolojik-Toplumsal Emekçi Halk Gerçeklikleri

Marksizm içi sosyalizm ya da Marksizm-Leninizm tarihsel- sosyolojik-toplumsal emekçi halk gerçekliklerine gözlerini kapayamaz. Bu gerçeklikleri Marksist bakış açısıyla (Marksist yöntemle) ele alır, in­celer, değerlendirir ve çözümler. Buradan politik/pratik sonuçlar/dersler ve görevler çıkarır. Tarihsel-sosyolojik-toplumsal emekçi halk gerçek­liklerinin devrimci yönlerini ön plana çıkararak, toplumsal dinamiklerin bir bileşeni hâline getirir ve müttefik bir güce dönüştürür.

Bölgedeki tarihsel-sosyolojik-toplumsal emekçi halk gerçeklikleri yok sayılır, dışlanırsa ya bölgede egemen güçlerin bu gerçeklikleri manüpilasyonuna ya da emperyalizmin bu gerçeklikleri manüpilas- yonuna kapı aralanır. Bölgede uzun zamandır yaşanan durum bundan ibarettir. Ya da Marksizm dışı sosyalist akımların güçlenmesine kapı aralanır. Bölgede en güçlü sosyalist akım, Marksizm dışı sosyalist akımlardır.

Ezilen Ulus Gerçekliği

Bölgede tarihsel-sosyolojik-toplumsal emekçi halk gerçekliğine ek olarak ezilen ulus gerçekliği de vardır. Bu gerçeklik de görmezden ge­linemez, yok sayılamaz. Emperyalizmin ve bölge egemen sınıflarının- güçlerinin sömürüsüne ve saflarına itilemez. Bölgede ezilen ulus ger­çekliğine yönelik iki ana ulusal sorun vardır. Bu sorunlar "Filistin Soru­nu" ve "Kürdistan Sorunu"dur. Bu ulusal sorunlar çözülmemiş geç ulu­sal sorunlardır. Kapitalizmin Yakın-Orta Doğu'daki kilitlenmiş düğü­münde stratejik önemi olan bu iki ulusal sorunu, özellikle ABD emper­yalizmi, emperyalizmin hegemonya mücadelesinde tıpkı I. ve II. Payla­şım Savaşlarında olduğu gibi kendi lehine çözmek istemektedir.

Filistin Sorunu, Siyonist İsrail devletini ve bölgedeki kapitalist Arap devletlerini, aynı zamanda bölge devletlerinin emperyalizmle olan iliş­kilerini etkilemektedir.

Kürdistan Sorunu, Türkiye Cumhuriyeti devletini, İran İslâm Cum- huriyeti'ni, Irak'ı, Suriye'yi direkt etkilemektedir.

Her iki ulusal sorun sadece bölgede hegemonya kurmaya çalışan kapitalist ve alt-emperyalist ülkeleri etkilemekle kalmamakta, aynı za­manda bölgenin sol-sosyalist-komünist güçlerini de etkilemektedir. ABD emperyalizmi bu iki soruna bizzat müdahale ederek, bölgenin statüko­sunu değiştirme sürecini işletmektedir.

Böylesine statükoyu sarsacak önemi olan her iki ulusal soruna prole­ter çözümü, bölgenin sol-sosyalist-komünist güçleri üretememiştir. Ulusal soruna proleter çözümü üretemeyen sol-sosyalist-komünist güçler, sosyalşovenizmin girdabına kapılmışlar ve büyük çoğunluğu Marksizm dışı sosyalist akımlara savrulmuştur.

Yerel-Ulusal-Bölgesel-Uluslararası Diyalektiği

Yerel-ulusal-bölgesel-uluslararası örgütlenme devrimci proletarya­nın sınıf karakterinden kaynaklanır. Proletaryanın yerel-ulusal-bölgesel- uluslararası bazda bölünmesini, kapitalizmin uluslararası işbölümü şekil­lendirmiştir. Kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası, birleşik ve dengesiz geli­şim yasasının yolaçtığı bir bölünmedir bu. Günümüz emperyalizmi ise proletaryayı daha da küçük cemaatlere (din, tarikat ve etnisite) bölmeye çalışmaktadır.

Emperyalist kapitalizmin eşitsiz-birleşik-dengesiz gelişim yasası­nın yarattığı sonuçlar, kapitalizmin yapısal ve hegemonya krizini tetik- lemektedir. Yapısal ve hegemonya krizlerinin örtüştüğü tarihsel dö­nemler, kapitalist pazar sınırlarının yeniden şekillenmesine yol açmak­tadır.

Hegemonya savaşında bölgesel boşluklar oluşturmaktadır. Bu boşluklardan yararlanmak isteyen, kapitalist pazar pramitinde alt ba­samaklardan üst basamaklara çıkmak isteyen bölgesel alt-emperyalist ülkeler oluşmaktadır. Hegemonya savaşına alt-emperyalist ülkeler de dâhil olmaktadır. Çeşitli kamplaşmalar ve ittifak ilişkileri bunun göster­geleridir. Bölgeye yapılan kapitalist emperyalizmin müdahalesi hege­monya savaşında oldukça yol alındığını da göstermektedir.

Emperyalist kapitalizm, kapitalizmin yapısal ve hegemonya krizinin çözümünün Yakın-Orta Doğu'dan geçtiğini görmektedir. Âdeta "Gordion'un düğümü" gibi "kapitalizmin düğümleri"de Yakın-Orta Do- ğu'da düğümlendiğinin farkındadır. Kapitalist emperyalizm bu düğümü kendi lehine çözmek için ABD emperyalizminin öncülüğünde bölgeye BOP projesi çerçevesinde müdahale etmektedir. Kapitalist emperyalizm BOP projesi ile düğümü tersten (karşı devrimle) çözmeye çalışmaktadır. Düğümü düzden (proleter devrimle) çözebilecek ve emperyalist kapita­lizmi yeryüzünden silecek olan tek güç nesnel olarak devrimci proletar­yadır. Devrimci proletarya yerel-ulusal-bölgesel-uluslararası bütünlük gösteren tek sınıftır. Emperyalist kapitalizmin ürettiği, onun diyalektik karşıtı olan sınıftır. Nesnel olarak emperyalist kapitalizmi aşabilecek özelliklere sahip olan sınıf da devrimci proletaryadır. Ayrıca tarihsel- sosyolojik-toplumsal emekçi halk gerçekliği sorununun ve ezilen- sömürülen ulus sorunun çözümünü de gerçekleştirebilecek olan sınıf kapasitesine sahip olan sınıf nesnel olarak devrimci proletaryadır.

Tehlikeler, Fırsatlar, Olanaklar

Kriz durumu, tehlikeleri, fırsatları ve olanakları yaratan bir durumu da içermektedir. Bu durum hem emperyalist kapitalizm için, hem dev­rimci proletarya için geçerlidir.

Emperyalist kapitalizm her açıdan donanımlı ve örgütlü durumda­dır. Hegemonya krizi nedeniyle iç bütünlüklerinde çelişkiler bulunsa da BOP projesinin hayata geçirilmesi konusunda anlaşmış bulunmaktadır.

Devrimci proletarya hem yerel, hem ulusal, hem bölgesel, hem de uluslararası bazda örgütsüzdür ve BOP projesine alternatif proje ürete­cek durumda değildir. Özcesi devrimci proletaryanın içsel sorunları var­dır ve bu sorunlarını çözmek zorundadır. Devrimci proletaryanın temel sorunu, hem yerel, hem ulusal, hem bölgesel, hem uluslararası düzlem­de devrimci, iktidara kilitlenmiş, hareketini hem yerel hem de uluslarara­sı bazda örgütlemiş bir kurmayının bulunmayışıdır. Kısacası, yerel- ulusal-bölgesel-uluslararası düzlemde "İşçi Sınıfı Partisi" mevcut değil­dir. Bulunduğumuz coğrafyaya baktığımızda yerel-ulusal-bölgesel- uluslararası diyalektik bütünlüğe göre hareket edebilen bir "Komünist Parti"nin varlığından da söz edemeyiz. Yine aynı şekilde yerel-ulusal- bölgesel-uluslararası diyalektik bütünlüğe göre hareket edebilen bir "Dünya Komünist Partisi"nden de söz edemeyiz.

Yerel-Ulusal-Bölgesel-Uluslararası Diyalektik Bütünlüklü İşçi Sınıfı Partisi Acil-Öncelikli Bir İhtiyaçtır

Yakın-Orta Doğu'daki kaos gibi görünen ortamı anlamlandırabile- cek, manüple edilen bilgi ve belgeleri filtre edebilecek, doğrudan birinci elden bilgilendirilebilecek, işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin bir­liğini bütünlüğünü sağlayarak, yerel-ulusal-bölgesel-uluslararası diya­lektik bütünlüğü kurarak İşçi Sınıfı Partileri'ni ve onların üst örgütü olan Uluslararası İşçi Sınıfı Partisi'ni oluşturmak öncelikli-zorunlu-tarihsel bir görevdir. Bu öncelikli-zorunlu-tarihsel görev gerçekleştirilmeden işçi sınıfının yerel-ulusal-bölgesel-uluslararası diyalektik bütünlüklü bağım­sız sınıf tavrı ortaya çıkarılamaz. Bağımsız sınıf tavrı ortaya konulma­dan Bölgedeki "Gordion'un düğümü" düzden (proleter devrimle) çözü­lemez. Yine bağımsız sınıf tavrı ortaya konulmadan tarihsel-toplumsal emekçi halk gerçekliklerine ve ezilen-sömürülen ulus sorununa prole­ter bir çözüm üretilemez. Örneğin "Kürdistan Sorunu" ezilen- sömürülen ulus sorunu olmasına karşın, Türkiye coğrafyasındaki kalan bölüm için bile bir çözüm üretilememiş, ulusal soruna ilişkin proleter devrimci bir tutum geliştirilememiştir. Türkiye coğrafyasındaki sol- sosyalist-komünist güçler üzerindeki sosyalşoven etki, kimi eleştiriler olmasına rağmen kırılamamıştır. Ya güçsüzlükten kaynaklı pragmatik- ilkesiz yaklaşımla Kürt Ulusal Hareketine alkışçı bir tutum sergilenmiş; politikasızlık alkışçı tutumla gizlenmiş, ya ihtiyatlı yaklaşılarak uzak du­rulmuş, ya küçük görülerek hamiliğine soyunulmuş, ya da milliyetçi gö­rülerek karşıya alınmıştır. Bilimsel yöntemlerle çağ çözümlemesi yete­rince algılanamamış, algılayanların ise sadece ezberlerinde donuk ola­rak kalmıştır. Tarihsel-çağsal olarak müttefik olması gereken işçi sınıfı hareketi ile ulusal kurtuluş hareketi, Türkiye coğrafyasında bulunan sol-sosyalist-komünist güçlerin sosyalşoven anlayış ve tutumlarından dolayı müttefik olamamışlardır. Sosyalist deneyimlerin çözülmesi ve emperyalizmin ABD emperyalizminin liderliğinde Yakın-Orta Doğu'ya müdahalesi ile birlikte Kürt Ulusal Hareketi strateji değiştirerek, BOP projesine yakın bir politika izlemeye başlamıştır.

Yerelden-Ulusala-Bölgesele-Uluslararasına, Uluslararasından-Bölgesele-Ulusala-Yerele Müdahalenin Meşru Zemini Nedir?

Devrimci ve Marksist Kadrolar, Komünist Hareketin yerel-ulusal- bölgesel-uluslararası birliğini savunur (işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin birliği, bütünlüğü ile oluşturulmuş işçi sınıfı partisi). Savun­makla da kalmaz bunun için mücadele ederler. Grup partilerinin oluş­turduğu ya da uluslararası komünist hareketlerin seksiyonlarının oluş­turduğu sözde Enternasyonalleri, sınıf partilerinin uluslararası birliğinin yerine ikâme edemezler.

Yerele-ulusala vurgu yapılarak, sadece bu düzlemde örgütlenme temel alındığında bütün-parça ilişkisi kopartılır. Böylelikle Marksizm dı­şı sosyalizm arayışlarının kapısı aralanır. Yerel-ulusal örgütlenmelerde giderek sosyalşoven izm egemen renk halini alır.

Sadece bölgeselliğe-uluslararasına vurgu yapılarak örgütlenme temel alındığında da diyalektiğin bütün-parça ilişkisi kopartılmış olur. Giderek yerellik-ulusallık temelinde örgütlenme küçümsenir hâle gelir.

Komünistler yerel-ulusal-bölgesel-uluslararası diyalektiğini bütün­lüklü kurduklarında bölgesele-ulusala-yerele müdahaleyi meşru bir zeminde yapmış olurlar. Uluslararasına müdahalede yerel-ulusal- bölgesel-uluslararası diyalektik bütünlük kurularak meşru bir zeminde yapılmalıdır.

Yapılacak meşru müdahaleler sadece sınıf sorununun çözümü için değil, geç ulusal sorunların çözümü için de uygulanmak zorunda­dır. Örneğin, "Kürdistan Sorununa" müdahalenin meşru zemini Dünya Komünist Partisi'nin bir bileşeni olan Kürdistan Komünist Partisi kana­lıyla olmak zorundadır. Kürdistan Komünist Partisi de uluslararası meşru müdahalenin gereğini yerine getirir. Kürdistan Komünist Partisi, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketine yol göstererek politika üretirken ve bu politikayı Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketinin bir bileşeni ola­rak yürütürken temel ilkesi proletarya enternasyonalizmi ilkesi olmalı­dır. Daha da somutlanırsa, Parti, Kürdistan proletaryasının çıkarları ile uluslararası proletaryanın çıkarlarını karşı karşıya getirmeden ortaklaş­tırmak zorundadır. Egemen ulus coğrafyasındaki Komünist Partisi (Bu­lunduğumuz coğrafyada Türkiye Komünist Partisi), "Kürdistan Soru­numun çözümü için "ulusların kendi geleceğini özgürce tayin-tespit- ayrılma hakkı"nı (pozitif ayrımcılık) savunur, şovenizme ve sosyalşovenizme karşı mücadele eder. Türkiye Komünist Partisi ile Kürdistan Komünist Partisi, Dünya Komünist Partisi'nin eşit ve kardeş partileri olmalarından dolayı, Türkiye Komünist Partisi, Kürdistan Ko­münist Partisi'nin ağabeyliğine kalkışamaz. Türkiye Komünist Partisi, kendi deneyimlerini kardeş partiye aktarırken, kardeş partinin hamiliği­ne soyunmaz. Kardeş parti ile müttefik ilişkisinin meşruluğu bile Dünya

Komünist Partisi'nden alınır. Bu müdahale yapılırken Kürt Ulusal Ha­reketinin tarihsel müttefiklik ilişkisi de kurularak gerçekleşmelidir. Bu şekilde yapılmayacak bir müdahalenin meşru zemini yok demektir. Türkiye Komünist Partisi, Kürdistan Ulusal Kurtuluş Hareketi ile Türki­ye coğrafyası proleter devrimi-Kürdistan Ulusal Kurtuluş devrimi ittifa­kını sürdürmeli; Kürdistan Komünist Partisi ile de Türkiye coğrafyası proleter devrimi-Kürdistan proleter devrimi ittifakını sürdürmelidir.

Hiç Bir Proleter Devrim Hem İthal Edilemez, Hem İhraç Edilemez

Emperyalist-kapitalizmin eşitsiz-birleşik-dengesiz gelişim yasası­nın sonucu, kapitalist pazarda zayıf halkalar oluşmaktadır. Zayıf hal­kanın proleter devrimle koparılması, kapitalist pazardan kopmak anla­mına gelir. Devrimci proletaryanın Dünya devrimine yürüyüşünde ko­parılan zayıf halkaların birliği ve diğer kopacak halkalarla diyalogu, da­yanışması, desteği çok önemlidir. Bir coğrafyadan koparılan zayıf hal­ka, diğer coğrafyalardan koparılacak zayıf halkalarla proleter dünya devrimine doğru büyümezse proleter devrim emperyalist kapitalizmin kuşatması altına alınır. Kuşatmaya alınan proleter devrim içsel daral­maya uğrar ve çözülme sürecine girebilir.

Zayıf halkadaki proleter devrim emperyalist kapitalizmin kuşatma­sını yarabilmek için İşçi Sınıfı Partilerinin Uluslararası Birliği örgütlülü­ğünün dayanışmasına-desteğine ihtiyacı vardır.

Geçmişte yaşanan sosyalist deneyimlerde, kopan zayıf halkalarda proletarya enternasyonalizmi ilkesi genellikle dış politikaya indirgendi. Bazen de "sosyalist anavatan"ın yaşatılması, korunması proletarya en­ternasyonalizmi ilkesinin yerine ikâme edildi. Bu olumsuz durum dünya proleter devriminin gelişmesini engelledi. Hatta tarihsel-sosyal-siyasal haklılığına karşın, bazı zayıf halkaların koparılmaması yönünde çaba harcandı.

Yaşanan proleter devrimler, ulusal kurtuluş devrimleri, yerel- ulusal-bölgesel-uluslararası sınıf savaşlarında, çözülen-çöken sosya­list uygulamalardan yararlanacağımız çeşitli ve çok yönlü ders ve so­nuçlar çıkarılacak deneyimler birikimi oluştu. Dünyanın farklı coğrafya­larında bulunan sol-sosyalist-komünist güçler, işçi sınıfı hareketleri, ulusal kurtuluş hareketleri yeni arayış ve yönelişlere girdiler. Yaşanan deneylerden ve deneyimlerden, yenilgilerden dersler çıkarılarak, dün­ya proleter devrimine müdahale edilebilecek toplumsal dinamiklerin bi­riktiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Emperyalist kapitalizm toplumsal dinamiklerin biriktiği çatışma alanlarına BOP projesi ile müdahale sürecini başlatmıştır. İşçi sınıfının bu müdahaleye cevabı BDPDP (Büyük Dünya Proleter Devrimi Proje­si) olmalıdır. Her iki projenin de test edileceği alan Yakın-Orta Doğu bölgesi olacaktır.

Sol-Sosyalist-Komünist Güçlerin Görev ve Sorumlulukları

Özellikle Türkiye coğrafyasında bulunan sol-sosyalist-komünist güçlerin görev ve sorumlulukları diğer coğrafyada olan güçlere oranla daha da artmıştır. Bölgede işçi sınıfının ve sosyalist hareketin gelişkin­lik düzeyi açısından bakıldığında, en gelişkin coğrafya Türkiye coğraf- yasıdır. Türkiye coğrafyasındaki toplumsal dinamikler, Dünya Proleter Devrim sürecinin görevlerini yerine getirebilecek bir nesnel zemine sa­hiptir. Türkiye coğrafyasındaki işçi sınıfı ve müttefikleri grup partilerinin kuşatmasında oldukları için İşçi Sınıfı Partisi önderliğinden yoksun ola­rak sürece özne olarak katılamamakta, diğer coğrafyalardaki işçi sınıfı hareketi ve sol-sosyalist-komünist güçlerle diyalog sürecine girip, böl­gede ortak hareket etmenin koşullarını ve örgütlülüklerini yaratama- maktadırlar. Türkiye coğrafyasındaki oluşturulacak İşçi Sınıfı Partisi, diğer coğrafyalarda oluşturulacak olan İşçi Sınıfı Partilerine deneyim ve katkılarını sunarak Yeni Tipte Dünya Komünist Partisi'nin oluşumu için zemin hazırlamalıdır.

Proleter Devrimin Gelişim Seyri

Proleter devrimin ilk öncülü Paris Komünü'dür. Komün Paris ilinin bir bölümüne sıkıştı ve 73 günlük kuşatma sonrasında Komün dene­yimi kanlı katliamlarla-yenilgiyle sonuçlandı. Proleter devrimin örgüt­lenmesinde I. Enternasyonal'in etkisi sınırlıdır.

Proleter devrimin özgün biçimi Ekim Devrimi'dir. Ekim Devrimi'nin örgütlenmesinde II. Enternasyonal'in etkisi yok denecek kadar azdır. Hatta II. Enternasyonal'in Proleter Devrim diye bir derdi-sorunu yoktur. II. Enternasyonalden kopuş Ekim Devrimi'nin rüzgârıyla gerçekleşmiş­tir. III. Enternasyonal'in örgütlediği proleter bir devrimden de söz et­memiz mümkün görünmemektedir. III. Enternasyonal'in örgütlediği I. Doğu Halkları Kurultayı[1] da uzun ömürlü olmadı ve proleter devrime Doğu Aşısını katamadı. Daha sonraları gerçekleştirilen ulusal kurtuluş, Latin Amerika, halk demokrasileri deneyimleri de Ekim Devrimi'nin sı­nırlarını zorlayamadı ve aşamadı. Konu ayrıntılı olarak tartışılmalıdır. Tartışılmaktadır.

Günümüzde Yakın-Orta Doğu'da, yaşanan proleter devrim deney­lerinden ve diğer devrim deneylerinden ders ve sonuçlar çıkarılarak Ekim Devrimi'ni de aşacak bir nesnellik vardır. Bu nesnellik, zayıf hal­ka niteliğine bürünen bölgesel güç odakları-alt emperyalist karakterli coğrafyalardadır (Türkiye Cumhuriyeti, İran İslâm Cumhuriyeti, Irak...). Bu zayıf halkalardaki kopuş (proleter devrim) Yeni Tipte Dünya Komü­nist Partisi'nin örgütlemesi ile gerçekleştirilirse (I.-II.-III. Enternasyo­nal'in başaramadığı başarılırsa), proleter devrim dalgası diğer bölge coğrafyalarında da yayılır ve emperyalist metropolleri kuşatma altına alabilir. Bu sürecin maddî işaretleri olay ve olgularda, bütün süreçlerde alınmaktadır.

Devlet Tekelci Kapitalizmi Yakın-Ortadoğu'da da Oluşmuştur

Lenin'in yapmış olduğu 'devlet tekelci kapitalizmi' saptaması ve çözümlemesi, bu çözümlemeden çıkarılacak stratejik-taktik-politik- örgütsel görevler, en fazla göz ardı edilenler arasındadır. Çünkü Lenin 'devlet tekelci kapitalizminin oluşumunu sosyalizmin ön günü' olarak görmektedir.

Yakın-Orta Doğu bölgesi coğrafyalarında da devlet tekelci kapita­lizmi oluşmuştur. Hatta bölgede alt-emperyalist güçler oluşmuştur.

Bölgede nesnel olarak böyle bir süreç yaşanırken, bölgedeki sol- sosyalist-komünist güçlerin büyük bir çoğunluğu kapitalizmin rekabetçi döneminin aşamacı devrim modelini savunmaktadır. Önce burjuva demokratik devrim yoluyla kapitalist ilişkilerin geliştirilmesi, proletarya­nın oluşmasının ardından sosyalist devrim (burjuva demokratik devri­min burjuva karakterini gizlemek için millî devrim, millî demokratik dev­rim, demokratik halk devrimi, demokratik halk iktidarı, anti-emperyalist devrim, anti-oligarşik devrim, anti-emperyalist/anti-feodal devrim... pro­leter devrimin silikleşmesine neden olmuştur).

Bölgede devlet tekelci kapitalizmi nesnel süreci yaşanırken, böl­genin proleter devrim güçleri kendiliğindenliğe bel bağlayan hareketle­re, 'Godot'u, 'Mehdi'yi bekler pozisyona düşmemelidir.

Öznellikte yaşanan traji-komik durumun drama yol açmaması için komünistler (yerel-ulusal-bölgesel-uluslararası) her düzlemde birleşin! Devrimci proletarya ile her düzlemde bütünleşin! Uzlaşmacı, orta yol­cu, merkezci ve kapitalizmi kutsayan akımlarla olması gereken farklı­lıkların altını kalın çizgilerle çizin! Güçlerin ayrışma ve bütünleşmesin­de "Birlik, zıtların birliğidir!" ilkeselliğini yaşama geçirin!..

Komünistler, her düzlemde İşçi Sınıfı Partisi'nin oluşturulması ve iktidar perspektifli yapıların merkezî disiplinli bir otoriteye kavuşturul­ması için güçlerinizi, enerjilerinizi, işlerinizi-işliklerinizi, deneyimlerinizi, birikimlerinizi birleştirin!

Unutmayalım, komünizm ancak kolektivizmin fideliğinde filizlenir!

25 Mart 2007

 


[1] Ayrıntılı bilgi için bkz: "Gündoğumunu Görmek I. Doğu Halkları Kurultayı 1920-Bakû, Sorun Yayınları, 2006.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.