Altemperyalizm üzerine yazmaya devam ediyoruz. Bu konu ile ilgili yapıcı ve ciddî eleştirilerle birlikte üzerinde hiç emek verilmemiş, ezberden sıkılan, artık hiç bir geçerliliği kalmamış tezleri dillendirenler- le de karşılaşıyoruz. En son örneği ile İzmir Kitap Fuarında karşılaştık. Bir aklıevvel bize Türkiye'nin yarı feodal ve yarı sömürge olduğu konusunda ders vermeye çalıştı. Cehalet ürünü bu gerici zihin tembelliklerinin kısa sürede geçeceğine inanmıyoruz. Çünkü bu türden unsurlar belirli sınıfsal temellere dayanıyor. Cenahımız içinde işçi sınıfı ideolojisinin nüfuziyetini artırmasıyla birlikte bu türden gerici fikirleri saflarımızdan sıyırıp atacağız başka yolu yok.
Altemperyalizmi bizler emperyalist sistemin bir alternatifi olarak görmüyoruz. Aksine emperyalist sistemin tamamlayıcı bir unsurudur diyoruz. Emperyalist kapitalist sistemin bütünlüğünü görmeden ne tutarlı bir antiemperyalizm ne de tutarlı bir antikapitalizm mücadelesi geliştirilebilir.
Türkiye kapitalizmi günümüz itibariyle yeni bir konakta yer alıyor. Bunu nereden çıkarıyorsunuz? diyorsanız son gelişmeleri iyi okumak gerekiyor. Kitlelerin sokaklara döküldüğü, iç savaşların, siyasî cinayetlerin, manüpülasyonların bir an bile eksik olmadığı, sömürü oranlarının bu kadar büyük olduğu, emperyalist dünyanın ajanslarının ilk haber olarak incelediği bir coğrafyanın kapitalizmini daha iyi tanımak zorundayız. Biz bu sayıdaki yazımızda altemperyalizm tespitlerimizi biraz daha derinleştirmek istiyoruz.
Askeri sanayinin kapitalist gelişmenin kilit sektörlerinden biri olduğunu söylemeye gerek yok. Türkiye kapitalizminin bir kaç lokomotif sektörü vardır. Otomotiv, inşaat(emlak), tekstil, makina imalat sanayi bunların başlıcalarıdır. Ancak görünen o ki bu (burjuvazinin nitelemesiyle) parlayan "yıldız"lara bir önemlisi daha katılıyor...
Bakın ne diyor yeni Savunma Sanayi Müsteşarlığının (2007-2011 yılı) yeni stratejik hedef planı:
-2010 yılı itibariyle savunma sistem ihtiyaçlarının yurtiçi karşılanma oranı %50 ye çıkarılacaktır.
-2011 yılında savunma ürün ve hizmet ihracatı 1 milyar ABD dolarına çıkarılacaktır.
-Nato savunma projelerinde Türk Savunma Sanayinin payı 2011 yılı sonuna kadar dört katına çıkarılacaktır.
-2011 yılına kadar en az dört çok uluslu projeye başlangıç aşamasından itibaren katılım sağlanacak ve en az bir uluslararası proje Türkiye önderliğinde gerçekleştirilecektir.
Plânın geriside var elbette ki, ama biz çarpıcı olanlarını seçtik.
Denilebilir ki; bu da herhangi bir plân, Türkiye kapitalizmi hangi plânını tutturdu ki?, hem emperyalizme bu kadar bağımlı bir ülkede bunları abartmanın ne lüzumu var? Bizce konu ne abartılacak ama ne de kesinlikle üzerinden atlanacak bir olgudur. Dikkatle analiz etmek ve algılamak gerekiyor.
İkinci Paylaşım Savaşını izleyen yıllarda, cılız savunma sanayiinin bastırılması çok da zor olmamıştı. Enver paşanın kardeşinin silah fabrikası kendisi de içindeyken havaya uçmuş, uçak fabrikaları kuran Nuri Demirağ iflasa zorlanmış, tedarik işi tümüyle Nato yardımlarına bağlanmıştı. Dönemin emperyalist kapitalist zorunlulukları bunu dikte ediyordu, başka türlü de olamazdı zaten, plân hakkıyla uygulandı.
70'lerde Kıbrıs'ın yeniden "fethi" süresince ayar çekilen Türkiye'de kendi uçağını (silahını) kendin yap felsefesi ham bir hayâl olarak çıkarılmış, hatta bir gazetenin önderliğinde halktan yardım kampanyaları açılmıştı. Ancak hiç bir sınaî altyapısı olmayan bu hayâl de kapitalizmin zorunluluklarına mahkûm olmak zorundaydı. 12 Eylül 1980 sonrasında ise "dışarıya açılma" ve kapitalist pazara iyice entegre olmanın adımlarının atıldığı süreçte savunma sanayiindeki sermaye birikiminin önemli araçları oluşturuldu. Altyapılar, montaj ağırlıklı tesisler bu dönemde filizlendi.
Günümüzdeki emperyalist kapitalist zorunluluklar farklı gelişme dinamiklerini içinde barındırıyor. Bildiğiniz üzere ordu sermayesi sermaye birikim sürecinde savunma sanayiî işine daha önceleri girmemişti. Otomotiv üretimi diğer sermaye gruplarının yaptığı gibi daha "rasyonel" bir sermaye birikim aracıydı. Ancak devlet tekelci kapitalizminin bugün gündemi değişmiştir. Bugün devlet tekelci kapitalizmi TAI, Aselsan, Havelsan gibi kuruluşları tek bir holding tekelinde toplamanın plânlarını yapıyor, bunun altyapılarını oluşturuyor. Yerli ortak tekellere büyük boyutlarda savunma sanayi projelerini ısmarlıyor...
Savunma sanayi işlerine biraz daha yakından bakarsak; öncelikle en büyük proje F-16 savaş uçaklarının yerini alacak olan F-35'lerdir. Bu uçakların şöyle bir önemli yanı var Türkiye kapitalizmi için; uçağın orta gövde denilen parçası TAI tarafından üretilecek. Önümüzdeki 25 yıl için yaklaşık 4.3 milyar dolar tutarında bir sanayi katılımı öngörülüyor. Alınması plânlanan uçak sayısı 100 adet. Maliyeti 10.5 milyar doları bulacak.
Temel eğitim uçağı projesinde ise bir yandan Brezilyalı uçak üreticisi Embraer ile görüşmeler devam ederken bir yandan tamamen
TAl'nin kendi tasarımı bir uçağın proje çalışmalarıyla uğraşılıyor. Bu arada Embraer uçağının tanıtımlarında şu ibareler yer alıyor; "iç güvenlik" harekâtlarında da kullanılabilecek olan bu uçak...
Uzun zaman gazetelerde yer alan ve daha önce 1.9 milyar dolar maliyet sebebiyle iptal edilen savaş helikopteri projesinde ise karar 2.7 milyar dolarlık yatırım için verildi. Yüklenicisi Türk TAI olan bu projede alt yüklenici İtalyan firması olacak. T-129 nolu savaş helikopterleri bu coğrafyada üretilecek. Yıllar süren ve Rusya'nın, Güney Afrika'nın, İsrail'in diğer emperyalist tekeller gibi teklif verdiği bu projede karar yurtiçi kaynaklarının kullanılması olarak çıktı.
Millî gemi projesi kapsamında 7+4 savaş gemisinin üretilmesi çalışmaları harıl harıl yürütülüyor. Prototip gemiler yapılıyor. RMK (Koç Holding) tersaneleri sipariş aldığı 4 adet arama kurtarma - mayın gemileri inşaatını 2012 yılında bitirecek. Dearsan AŞ. 56 m boyunda ve savaş gemisi sayılabilecek 16 adet karakol botu imal edecek. Yine modernizasyon çalışmalarında birçok yerli özel tersanenin görev aldığı projeler var.
Uzun bir süredir devam etmekte olan ana muharebe tankı projesinde sözleşme görüşmeleri yapılmasına sonunda karar verildi. Helikopter projesinde olduğu gibi bu projede de önceleri Amerikan, Rus, Alman ve Fransız menşeili uluslararası silah tekelleri tekliflerini sundular, fakat bu proje de iptal edildi. En son alınan karar ile Koç Holding'in savunma sanayiîndeki ayağı Otokar AŞ. yeni muharebe tankını kendi lisansı altında yabancı desteği (Alman) alarak üretecek. Şimdilik projenin geliştirme bedeli 500 milyon dolar olarak hesaplanıyor.
Kobra askeri araçlarının imalatçısı Otokar 1998 yılından itibaren 2000'e yakın bu modelden araç üretmiş durumda ve bu yıl itibariyle Nijerya'ya 193 adet askeri araç ihraç ediyor. Yıllardır körfez ülkelerine peyderpey 30'luk 40'lık partiler halinde sattıkları ayrı.. Nijerya'ya satılan araçların enerji yollarının denetiminde ve "iç güvenlik" harekâtlarında kullanılacağı söyleniyor. FNSS firması uzun bir aradan sonra Malezya ve Suudi Arabistan için zırhlı araç imal ediyor. Bunun haricinde Güney Kore'ye Havelsan tarafından üretilen yüksek teknoloji gerektiren uçak uçuş simülatörü satılıyor. Askeri uydu projelerinde bir takım yüksek teknoloji elektronik ekipmanların yerli tasarım ve imalatı gündemde. Örnekler uzayıp gidiyor.
Türkiye kapitalizmi geç geliştiği için geriden geliyor elbette, ancak hiç de azımsanamayacak bir hırsla büyüyor, bu olguyu görmezden gelenler mevcut durumun hülyalı görüntülerinde "tam bağımsızlık" şiarları dillendiriyorlar!..
İsrail ile imzalanan modernizasyon projeleri, askerî işbirliği anlaşmaları, emperyalist silah tekellerinin artan rekabette silah satışları terazinin bir kefesi ise, yerli ortak, devlet tekelci kapitalizminin gelişen askeri sanayileri ise terazi kefesinin öbür yanıdır. Dikkat edilmesi gereken konulardan biri de ucuz emek ve teşvikler cenneti olan bu coğrafyada ana savunma sanayiî ile birlikte onlarca yan sanayi tesisinin vücut bulmasıdır.
Tabii ki buraya kadar bahsettiğimiz siyasal-ekonomik altyapı ilişkilerinin bir kısmını oluşturuyor. 220 milyar dolar dış borcu bulunan ve her türlü kapitalist dünya ittifaklarıyla sarmalanan bir ülke için işler tabii ki kolay değil. Sıcak para girişine bağımlı sermaye ilişkileri her koşul ve yönden kapitalist-emperyalist dünyaya göbekten bağımlılık.. Krizlerle beslenen devlet tekelci kapitalizminin sınırlılıkları: Sınıf mücadeleleri, politize olmaya hazır kitleler, her cins ve boydan "gerici" ve ilerici akımlar; devlet tekelci kapitalizminin iktidarını sürdürmesi için tekelci- militarist-polis devletinin varlığının bir şart olduğunu defalarca belirtmiştik. Tekrarlayalım. "Modern" Türkiye kapitalizminin gelişme eksenleri militarizm üzerinden şekilleniyor. Ordu Türkiye kapitalizminin ana itici güçlerinden biridir. Bu coğrafyada siyasal demokrasisinin güdüklüğü veya gelişkenliği bu olgu kavranmadan anlaşılamaz. Emperyalist hiyerarşinin basamaklarında yer edinmek isteyenlerin gelişme yolları bellidir. Bugün dünyanın çeşitli coğrafyalarında askerî güç bulunduran, dünyanın sayılı ordularından birine sahip olan Türkiye kapitalizminin seçenekleri onu bir yandan daralmaya zorlarken, öbür yandan hiyerarşideki büyüklere daha fazla entegre olarak genişlemeye mahkûm etmektedir. Bu eğilim öznel değil nesnel bir eğilimdir. Tank ve helikopter projelerinin iptali ve yerli ortak tekellere devrinin altındaki şekillenmeyi görmek gerekmektedir. Varsa yegâne bir gayemiz olabilir o da nesnel eğilimleri ortaya çıkartmak. Gerçek her zaman devrimcidir.
Bu coğrafyadaki tarihsel ve toplumsal zorunluluk olan siyasal ve sosyal devrimin, etle kemiğe bürünmesinde nesnel gerçekliğinin kavranması; bunu açıklama çabasındaki bilimin üretimi ve yeniden üretimi süreci bizce hayatî bir sorundur. Bu türden ilerici çabaları disipline edecek, tezleri tez, sentezleri sentez kılacak, onları anlamlı bölüklerle buluşturacak olan ise, adıyla sanıyla İşçi Sınıfının Partisi olacaktır.
16 Mayıs 2007
1 Bu çalışmaya temel kaynak olarak Savunma ve Havacılık dergilerinin 2002-2007 arasındaki sayıları taranmıştır. Veriler genel olarak derginin en son yayınlanan 119. sayısından alınmıştır.
