Postmodernizmin Hatlarımızdaki Görüntüsü - Ölü Diyalektik

Hakan Mertoğlu

Örgütlenme Stratejilerindeki Aşamacılık ve Parçacılık

Leninizm'in çarpık ve partikülize bir içerikle coğrafyamızdaki yo­rumu olan evrimcilik, aşamacılık ve parçacılık anlayışı daha çok Lenin ve Bolşeviklerin sürekli, ısrarlı, dinamik ve diyalektik partileşme müca­delesi verdiği koşullarda onun partileşme stratejileri üzerine yaptığı yo­rumları zaman, mekân, durum, ihtiyaç, öncelik deneyimin orjinalitesi gözetmeden; sadece kendi grupsal duruşuna tarihsel meşruiyet daya­nakları arayan cımbızlama yöntemini kullanan, Devrimci ve Marksist Hareketimize kendi öznelliğinin dayatması olan anlayış Komünistlerin Birliği mücadelesine en büyük zararı vermektedir.

Partileşme süreçlerini 1. aşama - 2. aşama, kuruluş evresi, yeni evre, "Kitlesini Arayan Parti" vs. şekilde formüle eden yaklaşımlar, as­lında, hareketimize kendi politik-örgütsel öznel konumlarını dayatma girişiminin uzantılarıdır.

Özünde propaganda çevrelerinin özgül koşullarını gelişen işçi sı­nıfı hareketinin politik eylemliğinin önüne koyan Plekhanov'un açılımla­rını ve Rusya coğrafyasının o zamanki sınıflar mücadelesi biçimlerini aşama aşama tanımlayan ve evrimciliğe kayan anlayışları mahkûm etmek için ve özünde esas mesele olan gruplar çağını kapatıp komü­nistlerin partili birliğini sağlamaya dönük olarak Lenin büyük ideolojik teorik-politik-örgütsel uğraşlar vermiştir.

Bugün coğrafyamızda kendi hareketinin hüsnüne âşık durumun­dan yola çıkarak kendi partileşme mücadelelerini aşamalara bölen ve evrimci bir anlayışla kendi hareketlerini-stratejilerini genel sınıflar sa­vaşımının kendi hâlindeki gelişimine bağlayan onlarca dar grupçu hi­zipleri sayabiliriz. Coğrafyamızdaki Devrimci ve Marksist Hareketimizi bütünlüklü kavrayamayan ya da hareketimizin geneline proje üretme derdi olmayan grup, çevre ve örgütlerin genel partileşme stratejisidir, bu aşamacılık ve parçacılık anlayışı.

Hareketimizi salt öznel kendi bakış açısından değerlendiren bu yak­laşımlar kendi dışındaki hareketle âdeta rekabet hâlinde olarak, diyalektik bileşik ve çelişkili gelişmeyi senteze kavuşturma mücadelesini dışlayarak, tarihsel diyalektik materyalist felsefi anlayıştan uzaklaşarak idealar âlemi­ne dalmaktadır. Diyalektiğin bir ucunu öldürerek, dondurarak gerçekleştiri­len bu örgütlenme stratejileri özünde Marksizm dışına düşmüştür.

Bu durum Bolşevik Parti Tarihini yaygın öğretimin bir tarih kitabı gibi okuyan anlayışların Marksizm'i kaba algılayışlarını açığa vurmaktadır.

Örn. İşçi sınıfının devrimci bir kalkışmanın arifesinde olduğu koşul­larda "Biz henüz bu kalkışmaya hazır değiliz henüz propaganda çevre- siyiz" gibi değerlendirmelerle hareketin dışına çıkan ya da tam tersi ola­rak da yine kendi konumundan hareketle bu kalkışma hareketlerinde kendi hizbini bu hareketin politik ortamına bir kaşıkta biz daldıralım man­tığıyla kendi hiziplerini hemencecik parti ilan eden eğilimleri gördük. 1970-15/16 Haziranlar, 1989-Bahar Eylemlilikleri bu sürece çok özgün örnekler oluşturur. Bu süreçler ve benzeri süreçlerin akabinde hemen "Kitlesini Arayan Parti" türünden kendiliğindenci teoriler üretilmiştir.

Hareketimizin kendine müslüman, narsist, evrimci, aşamacı ve parçacı dolayısıyla da ölü diyalektik algılamaları hâlâ aşılamamıştır ve bu anlamda Komünistlerin Birliği mücadelesine büyük darbeler vur­maktadır.

Bu anlamda coğrafyamızdaki sınıf karşıtlıklarının derinleştiği bir evredeyiz. Çok acilen Tüm Devrimci ve Marksist Hareketimize genel bakan ve hiçbir komünist nüveyi dışarıda bırakmayacak bütünlüklü partileşme stratejilerine ihtiyacımız vardır.

Sosyal-sınıfsal mücadelenin zengin ve özgün olanaklarını kendi aşamacı anlayışımızın dar kalıplarına sıkıştırmak demek olan eski stratejilerimizi yeniden sorgulamanın zamanı gelmiştir.

Ancak her tarihsel sıçrama evresinde olduğu gibi yine hareketimiz önemli sorunlara hazır reçeteler hazırlamakla uğraşmaktadır. Devrimci ve Marksist Hareketimizin içinde bulunduğu bu en geri noktanın, daha gerisi olmayan artık yeni bir basamağa sıçramanın elzem olduğu dö­nemde Yeni Tipte Parti, ancak ve ancak hareketimizi bütünlüklü gö­ren ve onun ihtiyaçlarına cevap olabilecek Yeni Tipte Partileşme Stratejilerinin üzerine oturtulmalıdır...

Saflarımızdaki örgütsel öznel idealizm teorik olarak ilk ve en önemli mücadele zeminlerinden biridir. Bunu teorik olarak başarmanın yanında sosyal-siyasal pratikte geçerliliklerini de örmek gerekir. Örne­ğin Sınıf İdeolojisi'ne tam olarak hâkim olduğunu söyleyen bir çevre, aslında sınıfın içinde değilse onun konumu idealizmdir. İşte aşamacılık tam da burada devreye giriyor. Çevreler ve gruplar kendi öznel biçim­lerinin işçi sınıfını kavramadığını bildikleri için "şu an sınıf bilinçli kadro­ları kazanacağız, daha sonra sınıfı örgütleyeceğiz" biçimindeki Leninist örgütlenmenin temel abc'si olan bu yaklaşımı nedeninden soyutlaya­rak algılıyorlar. Bu konuda Marksizm'i tamamen tepetaklak algılayarak Marx-Engels'in karşısına Lenin'i koyarak konuyu sadece örgütlenme sosyolojisi bağlamında algılamışlardır.

En basit örgütlenme bir çeşit amaç birliğidir. Bu örgütlenmeyi oluş­turan ana çekirdek, doğal olarak amaca bütün hayatıyla daha fazla bağlanmış, daha dar bir grup çerçevesinde somutlaşır. Genel örgüt­lenme sosyolojisinin abc'si budur. Lenin'in başardığı, bu örgütlenme yönteminin abc'sini Marksizm ve işçi sınıfı ayracından geçirmesidir. İş­çi sınıfını sosyal bir katman olmanın ötesinde politik bir sınıf olarak ta­nımlayan Marksizm, onun siyasal bilincini kendi pratik eylemliği içinde edineceğini vurgulamıştır; ancak bu tespitin kendiliğindenci bir bakışla yorumlanmasının karşısına Leninist Parti öğretisini ve işçi sınıfının bi­linçlenme düzeyinde onun Sınıf Partisinin işlevini koymuştur. Partinin yine Marksizm dışı yorumu olan iradeci, ikâmeci, işçi sınıfını dışlayan algılayışının karşısına, İşçi sınıfının pratik eylemliliğini koyarak bu iki süreci birbirine kopmaz bir biçimde bağlamıştır.

Şimdi "şu an sınıf bilinçli kadroları kazanacağız, daha sonra sınıfı örgütleyeceğiz" düşüncesini salt bu düzlemde ortaya koyduğumuzda ve bu anlayışı teori alanına taşıdığımızda, bu anlayışın sosyolojik yo­rumunun ne kadar evrimci ve aşamacı olduğunu daha iyi anlamış olu­ruz. Sol'umuz kendilerine 1. aşama ve 2. aşama gibi idealist, Mark­sizm'e uymayan bir teori icadediyor ve bu teori ideolojik anlamda kalıcı oluyor. Bunun ötesinde Sol'un birbirine karşı tepetaklak ayrım noktaları olan kırmızıçizgilere dönüşüyor. Bu algı ile işçi sınıfını konumlandıran- lar, gelişen nesnel dinamiklerin itkisi sonucu gerçekten de Devrimci ve Marksist Sol'un sınıfı örgütlemesinin olanakları açıldığında ise sınıfta kalmaları gayet doğaldır. Bu sefer stratejileri, gelişen sınıf hareketine bir kaşıkta kendilerinin daldırmasının ötesine gidemiyor.

Diyalektik olarak içinde bulunduğumuz zaman-mekân boyutunda nesnel zemin: Geçmişin ve (Devrimci İradeyi de koyarsak) geleceğin diyalektik bütünlüğüdür. Yani geçmiş ve geleceğin sentezidir. Bu du­rum aşamacılık gibi anlayışların dar kalıplarına sığdırılamaz. Toplum­sal yasaların diyalektik materyalist işleyişine göre bu da zaten müm­kün değildir. Yani bir evre ya da aşama değildir. O nesnellik süreklilik arz eden, değişken ve dinamik bir biçimdir. Ancak onun hareket eğilim­lerini bilirsek ona yön verebiliriz. Ayrıca bu yön verme sürecine de ha- zırsak ve o hareketin içindeysek...

Bu bağlamda 100 yıllık sınıflar mücadelesi tarihimize baktığımızda sorunu: Hatlarımızın "örgütler anarşisi" konumunda, dağınık hâldeki kadroların birleştirilmesine koşut olarak işçi sınıfının içindeki ileri un­surları kazanmak olarak ortaya koyduğumuzda Marksizm-Leninizm al­gılamalarını ayakları üzerine oturtabiliriz. Ancak bu yolla işçi sınıfının bütünü içinde devrimci yasallık ve sosyal meşruiyet kazanmış oluruz.

Marksizm-Leninizm bütünlüklü bir algılama yöntemidir. Marksist analizi politik içeriğinden soyutlayarak salt kelime anlamı ile, yapısal analiz gibi yöntemlerle Frankfurt Okulu çizgisine indirgerseniz, buradan postmodernizme uygun bir teori çerçevesi olan parçacılığa varırsınız. Diyalektik yöntem tek başına ele alındığında bütünsel bir algılayış yön­temini binlerce parçaya ayırabilir. Çünkü nesnenin hareket hâlindeki ilişkilerini inceler. Ancak diyalektik tarihsel felsefî materyalizm yöntemi hareket halindeki nesnenin kendisini değil de nesnelerin karşılıklı ilişki­lerinden doğan hareketinin kendisini mercek altına yatırır.

Örneğin: Lenin'in "Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı" (tam doğru adıyla Komünizmde "Solcu" Çocukluk Hastalığı. Katkı: Stalin Arşivi) bro­şürü incelenirken, kesinlikle göz önünde bulundurulması gereken tarihsel arka plan, devrimini gerçekleştirmiş geri üretim koşullarındaki Sovyet pro­leterlerinin Ekim Devrimi'nin deneyimlerini Dünya Komünist Hareketine anlatmaktır. Ekim Devrimi'nin kazandığı mevzii ile kitleselleşme ve yayıl­ma olanakları bulan Dünya Komünist Hareketinin içindeki ayrıksı, parçacı ve grupçu yaklaşımları izole etmektir. Bu deneyimi evrenselleştirmek ve en önemlisi Dünya Komünist Hareketindeki, kitle hareketlerinden kopma ve marjinalleşme eğilimini teşhis mümkünse tedavi etmektir. Bu anlamda Bolşevik Partisi öncelikle sağ oportünizme vurarak sınıfın öncü müfreze­siyle bütünleşmiş; daha sonra hareketi dar grup derekesinde boğacak sol komünizmle mücadele ederek kitlelerle buluşmuştur.

Bu tarihsel-sınıfsal mücadeleyi Dünya Komünist Hareketine refere ederken ise, tarihsel analizin ve insanın algılama yöntemi olarak tarihsel dönüm noktalarının vurgulanması için süreç, kendi içinde birbiriyle diya­lektik olarak bağlı aşamalara ayrılarak anlatılmıştır. İçinde var olunan nes­nel süreçlerin analizini, yani somut koşulların somut analizini yaparak o dönemde nasıl mücadele edilmesi gerektiğinin hattını çizmiştir. Yani Bol­şevik Parti'nin geçirdiği aşamaları değil; hangi sorunlara karşı nasıl çözüm yöntemi getirdiğini mutlaklaştırmış, bu tutumu evrenselleştirmiştir.

"Bu noktada bir de Stalin'in 'Parti....1. dönemde [aşama demiyor] .... 'kitle ajitasyonu örgütüdür.' [Noktalar cümlenin akışı içindeki diğer kelime­leri ifade ediyor. Bu anlamda tam da cımbızlama yöntemi] şeklindeki tespi­ti üzerinde durmak istiyoruz. Hem birinci dönemde çalışmanın esas biçimi propagandadır (bu anlamda parti bir propaganda örgütüdür); hem 'ajitas- yon örgütüdür' tespiti birbiriyle çelişen tespitler değil midir? Bu çelişmenin açıklaması nedir?

ilk bakışta çelişmeli görünen bu tespitler, gerçekte hiç de çelişmeli değildir. Şöyle ki, bu iki tespit de göreliliklerin ayrı kurulduğu bağıntıda ya­pılan tespitlerdir. Partinin 1. dönemde 'kitle ajitasyonu örgütü' olduğu tespi­tini Stalin, genel bir tespit olarak değil, yalnızca bir bağıntıda; 'kitle ajitas­yonu örgütü' ile 'kitle eylemi örgütü'nü karşı karşıya koyup göreliliği bunlar arasında kurduğu bir bağıntıda yapmaktadır." ([ ] içindeki ibareler bana ait. Alıntı: Bolşevik Parti İnşa Öğretisi Üzerine, H. Yeşil, Dönüşüm Ya­yınları. s.118).

Bu alıntıda gördüğümüz tarihsel analiz değil; anlam bilgisi ve ya­pısalcı analizdir. İşte kendi konumunu teorileştirmenin, parçacılığın geldiği en uç nokta. Paragraflar üzerine cımbızlama yöntemiyle kuru­lan teorilerin, ustaları diyalektik olarak bin parçaya böldüğünü görüyo­ruz. Kitapta bu anlamda yapılan tespitlerden tonlarca vardır. Bu alıntıyı almamın herhangi bir özel anlamı da yoktur. Konuyu çok iyi örneklediği için buradan alıntı yaptım. Kitapta konuyu daha da iyi anlatan pasajlar da vardır. Ancak bu yayını yapan çevre kesinlikle hareketimiz içindeki kötü örneklerden değildir. Onlar Proleter Devrimcisi olmaya çalışıyor­lar. Ama hangimiz sınıflar mücadelesi yolunda çamlar devirmedik ki.

"...Marksist-Lerıirıist partiyi öncelikle ve esas olarak işçi sınıfı hareke­tiyle bağ, bu bağın seviyesi üzerinden belirlemedir. Bu sapmanın savunu­cuları için Marksist-Leninist partinin bir tek bilimsel tanımı vardır İŞÇİ SI­NIFI HAREKETİYLE SOSYALİZMİN BİRLİĞİ. Bunun olmadığı yerde, par­tiden söz etmek yanlıştır. Antileninizmdir.

Bu iddiaları ileri sürenler, işçi sınıfıyla birleştirmek istedikleri "sosya­lizm" konusunda her biri ayrı telden çalmasına rağmen, Marksist partiyi, onun işçi sınıfıyla bağı üzerinden, o bağın seviyesi üzerinden tanımlama konusunda birleşmektedirler.

Bu sapmanın savunucuları Marksist bir partinin, gelişmesi­nin/inşasının çeşitli dönemlerinde değişikliğe uğradığını; işçi sınıfıyla sos­yalizmin birleşmesinin seviyesinin sürekli değiştiğini ve parti tanımını bu bağın seviyesi üzerinden yapmaya kalkmanın Lenin'i Stalin'i çarpıtmak ol­duğunu görmüyor veya bilinçli olarak görmek istemiyorlar.

Sonuç olarak bunların en azından bir bölümü, pratik çözüm olarak parti öncesi bir çevrecilik dönemi yaşanmasının zorunlu olduğu anlamına gelen bir teori ve uygulamanın savunuculuğunda konakladılar.

Partinin Stalin tarafından sayılan birçok özelliğinin [Burada bahsedi­len aşamacılık olsa gerek çünkü öyle algılamışlar] böyle bir çevre içinde uygulanması 'normal'dir. Çünkü 'zaten parti değiliz ki' özürü vardır. Bunla parti ismi ve iddiasından [parti bir isim ve iddia değildir. Parti cismi somut bir varlıktır] vazgeçmek ya da bunu ileri sürmemekle sorunu çözümleye­ceklerini sananlardır. Bu, yanlış bir parti anlayışının, partinin bir süreç ol­duğunu kavramayan bir anlayışın ürünüdür.

Görüşümüze göre, Marksist-Leninist parti adlandırmasını kullanmak için yeterli önşart, Sosyalizmi işçi sınıfı hareketi içine taşıma gerekliliğini kav­ramış ve bu yönde çalışan, Marksist-Leninist bir parti olmadan devrimi ger­çekleştirme ve kesintisiz sürdürmenin mümkün olmadığını kavramış, Mark- sist-Leninist bilimi belli ölçülerde kavramış az sayıda öncü devrimci unsurun Marksist-Leninistin varlığıdır. Açıktır ki, böyle unsurların kurduklarını ilan et­tikleri parti, kurulduğu sırada henüz kitlelere önderlik edecek durumda değil­dir. Burada, kuruluş ilanı bir anlamda, yalnızca bir amacın, hedefin ifadesi, bir savaş ilanıdır..." (Bolşevik Parti İnşa Öğretisi Üzerine, H. Yeşil, Dönü­şüm Yayınları, s.121-122).

Komünist Parti devrimci yasallığını ve sosyal meşruiyetini sosya­lizme tam hâkimiyet ve işçi sınıfı hareketinden alır. Ancak İşçi Sınıfı Partisi olmanın koşulu olarak hem işçi sınıfı hareketini hem de sosya­list hareketi salt birleştirmeyi değil, onların kendi içinde de birliğini PARTİ olarak görmek gerekir. Bu tespit Tüm Türkiye gibi bir algıyla ele alındığında yukarıdaki alıntıda bahsedilen çevrecilik iddialarını aşar. Bu dönüm noktası tabiî ki süreç işidir. Ve belli durakları imler ancak bu hiçbir şekilde aşamacılık olarak algılanmamalıdır.

Ama yukarıdaki alıntıda görülüyor ki bu kitabın yazarları bir niyeti, bir amacı, bir hedefi parti olabilmenin asgari şartı olarak görüp Mark- sizm-Leninizm dışına çıkıyorlar. Bu anlayış Leninist Partiyi bir sosyolojik partileşme biçimi olarak algılayıp onu postmodernizmin güvenli ellerine teslim etmeye varabilir. Bu anlamda bizim eleştirimiz bir uyarı mahiye­tindedir. Onların görüşüne göre coğrafyamızda hepsi sosyalizmi (kendi anladıkları sosyalizmi) işçi sınıfına taşıma amacını dillendiren 61 adet "il­legal", komünist parti vardır! Bir ülkede Enternasyonalist mücadele ve sınıflar mücadelesi göstermiştir ki, ülke coğrafyası içinde bir tane meşru ve sınıflar mücadelesi yasallıklarına uygun Komünist Partisi olabilir.

Şimdi ikinci konuya gelelim: RSDİP sayılarının en az olduğu dönem­de (1905 yenilgisi) bile sosyalist hareketi tek parti çatısı altında tutabilmiş- tir. Yani fiziki olarak bir birlik partisidir. İçinde Menşeviklik-Bolşeviklik gibi bir ayrım olmasına rağmen; ki bu ayrımda siyasal-sosyal devrim sürecinin kendisini nesnel olarak dayattığı sürece denk gelmiştir. Coğrafyamızın Devrimci ve Marksist Kadroları bu sürece şu an için çok uzaktır.

İkinci olarak RSDİP en dar kadrolaşma düzeyinde bile işçi sınıfı hareketiyle ciddî bir organik ilişki içerisindedir. Bu ilişkiyi kitle hareketi­ne dönüştürme olanaklarından yoksun olmalarına rağmen; ki bu süreç­te Rusya burjuvazisinin baskısından kaynaklanmaktadır. Bu baskı ko­şullarında özgür tartışmayı yürütebilmeleri (illegal çalışma koşullarını) işçi sınıfı ile olan organik ilişkileri nedeniyledir.

Üçüncü olgu olarak bu kitabın yazarları buz gibi de parçacılığı sa- vunmaktalar, çevrecilikle suçladıkları yapılarla Parti inşası konusunda ya 1. aşamayı anlamadan komünistlerin birliği görevini atlayarak ve kendile­rinden başka komünist görmeyerek ya da hiçbir zaman varamayacakları varış yolları belirsiz olduğu ölçüde kendiliğindenci bir 2. aşama gibi formülasyon üreterek çevrecilik boyutlarını kırmayı yarına ertelemiş bir grupçuluk ideolojisi yoluyla eleştirdikleri çevrelerle benzeşmektedirler.

Anlaşılan odur ki, bu çevre Bolşevik Parti tarihini dinamik, hareket eden bir unsur olarak değil de şematik olarak algılamışlardır. Ayrıca Lenin'in Sol Komünizm ve Stalin'in bu konudaki tekrar vurgularını an­layamamış, doğru okuyamamışlardır. O zaman biz soruyoruz. İşçi sını­fının ve onun öncüsü iddalı yapıların sosyal şovenizmini nasıl izole edeceksiniz? Hareketimizi bu tip çevre anlayışlarından kurtararak nasıl birlik zeminine getireceksiniz? Hareketimiz içindeki kitlelerle buluşmayı engelleyen çocukluk hastalıklarıyla nasıl mücadele edeceksiniz?

Çevrecilik, grupçuluk kötü bir hastalıktır ve ne yazık ki, Sosyalist Sol'umuz bu hastalığa fena hâlde tutulmuştur. Sol Komünizm'de Lenin ne diyor: İlk önce sağ oportünizmle mücadele edip işçi sınıfının ileri unsurlarını kazanarak, daha sonra da sol oportünizmle mücadele edip kitleleri kazanarak bu hastalıktan kurtulunulabilir. Bunun için esas ve temel görev Sosyalist Sol'u kendi içinde birleştirmektir. RSDİP süreci birlik kongreleriyle bunu başarmıştır.

Yeniden vurgulamakta yarar var, en kötü örnek yayınlarından alıntı yaptığımız bu çevre değildir. Onların hastalığı Marksizm'i tenzilatlı öğ­renmektir. Aynı kitabın 120-121-122. sayfalarında sonuç mahiyetinde belirlenen görüşlerin bir çoğuna katılınabilinir. Dahası bu çevreyle Ko­münistlerin Birliğini sözde kabul edenlere karşı mücadelede ittifak ya- pılabilinir. Bu kitapta bahsedilen içinde bulunulan dönemin komünistlerin önüne çıkardığı sorunları algılamak açısından aşama, evre tespiti değil­dir.

Tarihsel bir tespit biçimi ve bu tespitten çıkarılan dersler olan "Sol KomCınizrr/'in dondurulmuş aşamalar türünden (daha da açayım partinin doğrusal büyümesi mi? yoksa yatay büyümesi mi? Genç kuşaklar bu konuya oldukça yabancıdır) bir teoriselleştirme girişimine kurban edil­mesidir. Bu anlayışta grupçu bakış açısından kaynaklanmaktadır. Yoksa "Sol Komünizmi 6e belirlendiği gibi bu tutum en büyük tehlike de değildir.

Asıl büyük tehlike Komünistlerin Birliği yolunda büyük engeller çı­karan hareketi parçalı konumunda tutan anlayışlardır. Bu anlayış herkes kendi dükkânında, grubunda, örgütünde; partisinde burjuvaziye karşı savaşsın, en öne çıkan Sol'u da birleştirir mantığıdır. Bu mantık kendili- ğindenciliğin dar grup kültünün haz verici rahatlığıdır. Politik orgazmdır. Ve nihayetinde Marksizm'i porstmodernizme kurban etme girişimidir.

Kitaplarına eleştirel katkı getirdiğimiz arkadaşlar bunlardan değil­dir. Proleter Devrimci olmaya çalışmaktadırlar. Ama Marksizmin yoru­mu, pratikte yeniden üretimini diyalektik, materyalist, felsefî bütünlük içinde doğru okuyamazlarsa bunlara benzemeleri an meselesidir. Kendi tanımladıkları 1. aşamada parti kendini çalışmasının merkezine koyar saptamasından hareketle "Bizim Komünistlerin Birliği gibi bir so­runumuz yok" tespiti yaparak da Leninizm'i baş aşağı tepetaklak algı­layanların saflarına katılabilirler. Komünistlerin her zaman için, bütün dönemlerde, parti inşaasının ve mücadelesinin bütün dönemlerinde Komünistlerin Birliği gibi bir derdi vardır.

Bahsi geçen kitapta, Sol Komünizm Parti inşaasının aşamalarını anlatan pasajların dışında çok az ele alınmış. Oysa Stalin partinin geli­şiminin evreleri ve bir komünist partisinin nitelikleri konusundaki görüş­lerini büyük ölçüde ve haklı olarak bu esere dayandırıyor. Çocukluk Hastalığı kitabında Komünistlerin Birliği, grup partilerine karşı sınıf partisinin oluşturulması şeklinde mükemmel olarak tanımlanmış. Zaten Komünist Parti tanımı gereği Komünistlerin Örgütlü Birliği, işçi sını­fının örgütlenmesinin bu anlamda en yüksek biçimi demektir. Kitapta bu temel meseleyi es geçmelerinin nedeni hareketimiz içinde sağlıklı gelişim sergileyen Devrimci ve Marksist Kadro eğilimlerini görmemeleri ve nihayetinde kendi hüsnüne âşık olarak diğer gruplarla "bizden baş­ka komünist yok" düşüncesinde birleşmeleridir.

Lenin Sol Komünizm'öe açık olarak şöyle yazıyor: "... İşçi hareketi­ne bütün katılanların, Sovyetler iktidarının ve proletarya diktatörlüğünün bü­tün içten ve güvenilir taraftarlarının tek bir parti içinde birleşmelerine, yakın bir gelecekte gerekli ve kaçınılmaz olan böyle bir kaynaşma..."

"Kimileri, özellikle bir türlü gerçekleşmemiş liderlik iddiaları olanlar, (eğer proleter disiplinden ve "kendi kendilerine karşı saygıdan"yoksun ise­ler) uzun süre hatalarında direnebilirler; işçi yığınlarına gelince, zamanı geldiğinde onlar, Sovyet düzenini, proleter iktidarını kuracak yetenekte tek bir parti içinde, bütün içten komünistlerle birlikte kendi birliklerini kolayca ve hızla kuracaklardır."

Sol Komünizmin coğrafyamızda genel olarak iki türlü okuması mevcuttur. Birincisi Sol Komünizm'e yalnızca Ne Yapmalı penceresin­den bakanlar; ikinci olarak Ne Yapmalı'y\ unutup Sol Komünizm ile Ne Yapmalı'y\ karşı karşıya koyanlar.

Birincileri, her örgütlenme girişimi gibi, politik arenaya gözlerini açan grup ve çevrelerin daha yolun başında önlerine çıkan sorunda (örgütlenme) Ne Yapmalı'yı sosyolojik bir yaklaşım olarak algılayarak bu tutumlarını sürdürürler. Nicelikleri biraz arttığında ise örgütlenmenin ikinci aşamasına geçtiklerini varsayıp Sol Komünizm'\ gündeme alarak örgütlenmelerinin ikinci aşamasında olduklarını varsayarlar. Ama he­nüz işçi sınıfı kitleleriyle buluşamadıkları için Sol Komünizm'\ Ne Yap­malı gibi okuyup. Hatlarındaki evrimci, aşamacı ve parçacı tarzı sürdü­rüp grup ve çevre konumlarını süreklileştirirler.

İkincileri ise birincilere oranla daha fazla kitleselleştiklerinden ve kit- leselleşme onlara daha fazla kitleselleşme imkânı verdiğinden, kitleselli- ğin engeli gördükleri illegal örgütleri tasfiye etmenin gerekçesi olarak Sol Komünizmi raftan indirip; Ne Yapmalı'y\ rafa kaldırarak akılları sıra Ne Yapmalı ile Sol Komünizm'\ vuruştururlar. TDKP tasfiyesi örneği gibi.

İki anlayış da Ne Yapmalı'dan Sol Komünizm'e varan sürecin bü­tünselliği ve birbirini dışlamazlığı olan Sınıf Partisi kavramını unuturlar. Tersten iki görüşte aşamacılıkta, evrimcilikte ve parçacılıkta buluşurlar. Ne diyelim yolları açık olsun...

Zorunlu bir karşılaştırma: Postmodernizm özellikle üretimde şe­killenen postfordist üretim biçiminin üstyapısal bir yansımasıdır. Sov­yetlerin varlığı nedeniyle doyuma ulaşan ve sıkışan piyasa dinamikle­rinde sermayenin yeniden üretilme biçimi olan postfordist üretim. Postmodernizmle derinleşerek, artı kitle iletişimin modern olanaklarıyla donanarak talep yaratma süreçlerini işletmiştir. Bu durumda sıkışan piyasa koşullarında artan rekabet teknoloji kullanımını derinleştirmiş, bitimsiz talep yaratma imkânlarıyla derinleşen piyasa mal üretimi için daha esnek bir üretim ilişkileri ağı makineleşmenin artmasıyla serma­yenin yeniden üretimini sağlayabilmiştir. Koşut olarak talepteki her de­ğişim üretim alanına yansıtabilmiştir. Bu durum artı-değerin nispi ora­nını teknoloji lehine bozmuş, piyasa-pazar koşullarının darlığı nedeniy­le ayakları üzerinde bir konumdur. Sovyetlerin, Halk Demokrasilerinin çözülmesiyle piyasa-pazar olanakları genişlemiş, Çin ile rekabet tek­nolojiyle birleştirilmiş artı-değer sömürüsünün büyük fabrikalarda işçi­lerin toplanması gerçeğini yeniden gündeme getirmiştir. Denge, postmodernizm aleyhine bozulmuştur. Postmodernizm çok kısa bir sü­reç içinde tarihin çöplüğüne gömülecektir.

Altyapıda olan değişimin üstyapıya yansıması çoğu zaman uzun ve sancılı bir dönemi kapsar. Postmodernizm, tarihsel algıda bütünlüğü parçalamış, tıpkı üretim alanında olduğu gibi dünya kültürünün çeşitli unsurlarını ve üretimlerini eklektik bir biçimde kendine bağlamış. Tarih­sel bağlamın koparılması tepetaklak duruşuyla onlarca teoriyi üretmiş fakat hiçbiri sosyal-siyasal gerçekliği bütünüyle kapsamadıkları gibi o gerçekliğin bütünlüklü algılarının oluşmasını engellemiştir. Postmo- dernizmin binlerce yorumunda sosyal-gerçekliğin sadece bir bölümü öne çıkartılmış onların birlikte diyalektik bütünlüğü koparılmıştır.

Postmodernizm çağı üretim alanında sermayenin merkeze top­lanmasını derinleştirdiği gibi kültür alanında da hâkim Batı felsefesinin değişmezliğini ve mutlak doğruluğunun propagandasını yaygınlaştır- mış ve gerçekliği bu anlamda gizlemiştir. Ancak oyun bozulmaktadır.

Türkiye'de ise kendi tarihsel gelişmesinin geçliği ve eşitsiz-birleşik gelişme dinamikleri nedeniyle üretimde teknoloji yoğun bir üretim biçimi yerine parça başı iş ön plana çıkmış. Kültürde ise postmodernizmin yoz ve kozmopolit ürünlerinin daha kötü kopyaları ülkeye taşınmıştır. Bu an­lamda parçacılık ve aşamacılık bu dönemin temel karakteristiğidir.

Aynı biçimde hatlarımızdaki parçacılığın ve aşamacılığın gelişimi­nin kesinlikle feyz aldığı alan bu tepetaklak yürüyen postmodern dünya algısıdır. Ancak bu alanda da oyun bozulmaktadır. Örgütler hep kendi konumlarını Devrimci ve Marksist Hareketimize giydirmeye çalışmış­lardır. Bu anlayış genel itibariyle kaynağını postmodernizm evresinden almaktadır. "Marksizm'in belli bir yönünün -bu örnekte parti inşa öğreti­sinin- benzer nitelikteki gruplarda hiç de az rastlanmayan bu tarz bir karikatürleştirilmesinin, kabalaştırılmasının kaynağını her şeyden önce bir yorumlama hatasında değil de bu öğretinin en dar grup perspektifi­ne sığdırılmaya çalışılmasında aramak gerekir." 10 Eylül 1920 TKP ve Günümüzde Komünist Hareketin Hayatî Sorunları Forum'u Kitabı, Stalin Arşivi-Komünist Bakış Kolektifinin Forum Değerlendirme­sinden, (Kitap henüz baskıdadır.)

Oyunu bozacak olan anlayış gerçekten Komünistlerin Birliğini gerçekleştirmeye dönük projelerin -siyasal sosyal pratikte sınanması ve birbirleriyle yaklaşması olacaktır.

Propagandacının Not Defteri:

Bazı Parçacı Görüşler ve Ağızlarının Paylan

"En kötü örgüt örgütsüzlükten iyidir!"

En kötü örgüt, en kötü örgüttür. Daha fazlası değil. Komünistler önce­likle kendi hayatlarını örgütlemelidir. "Komünistlerin Birliği gereklidir ama mümkün değildir!"

Devrimci ve Marksist Kadro olanlar için gerekli olan mümkün olması gerekendir. Gereklilik ve mümkünlük devrimci iradede bütünleşir. "Komünistler tabanda birleşir!"

Sendikalar, kitle örgütleri, dernekler...vs. tabanda birleşir. Komünist­ler devrimci oturum disiplinleri uzantısında, Konferans, Kurultay, Kongre süreçleri sonrasında Parti Birliği yoluyla aralarında birleşirler. "Türkiye'de işçi sınıfı hareketi gericidir. Sendikalar oportünisttir!"

İşçi sınıfı hareketi politik bir sınıf olarak kendi hareketi koşullarındadır. Onların bu konumlarının en ileri örgütlü biçimi sendikalardır. İşçi sınıfını kendisi için sınıf olmaya onun Sınıf Parti'si taşır. Bu anlamda işçi sınıfının geriliği ve sendikalarının oportünistliği konusu o ülkedeki sosyalist, komü­nist hareketin geriliğini vurgular. "Varoşlarda Birleşelim Alanlarda Devleşelim!"

Devrimci ve Marksist Kadroların esas örgütlenme kitlesi ve alanı işçi sınıfı ve modern üretim yapan alanlardır. İş yerlerindeki örgütlülükler, işçi sı­nıfının yaşadığı alanlardaki örgütlülüklerle buluşturulup, birleştirilmesini ge­rekli kılıyor. Proletaryanın üretim alanındaki örgütlenmesi ile yaşadığı alan­daki örgütlülüğünü birleştirmeyi temel almayan bir örgütlenmenin geleceği olamaz. Varoşlar lümpen proletaryayı ve yarı-proleterleri imler. Lümpen pro­letarya süreç içinde eğitilerek ve zamanla işçi sınıfının bir müttefiki olabilir. Ancak esas alan olamaz; hele İşçi Sınıfının Devrimci Partisinin yokluğu koşullarında lümpen proletarya ile ancak barda bira içmeye gidilebilir. "Kitlesini Arayan Parti"

Komünist Parti kitlesiyle bir bütündür. O kitlesini aramaz. Onun kitle­si işçi sınıfıdır. Ve ek olarak bağlaşıklarıdır. Özellikle kitle arayışlarını Marksizm dışı bir söylemle ezilencilik derekesine indirgeyenler, "Postmo- dernizm çağında" parçacılık anlayışlarına kendilerini kaptırmıştır. Onlar hep en kolay örgütlenebileceklerini düşündükleri sosyolojik emekçi halk katmanlarından herhangi bir parçayı seçer, bütünü görmezler. Bu tip kitle arayışları Marksizm dışıdır.

"15/16 Haziran Hareketi kendiliğindenci bir hareketti!."

15/16 Haziran Hareketi kendinde sınıf olma konumunu aşmış kendisi için sınıf olma konumuna varmıştır. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği davasını sosyal-pratikteki bütünleştirici yöntem ve talepleriyle kanıtlamıştır. Ondaki bu iradeyi ve kütleyi seferber eden nüvelerin çalışmasını inkâr ederek kendiliğin­denci diye yaftalayanlar, aslında bilimsel öğretiyi çarpıtarak kendi kendiliğin- denciliklerini gizlemeye çalışmaktadır.

16 Mayıs 2007

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.