Anacıl Ortakçıllıktan Kızıl Yıldız Ortakçıllığına Bir Köprü Kızılbaş Ortakçıllığı

Turgay Ulu

Tarih Urganı

Bunca deneyimden sonra, artık her gözün ayırt edebileceği dü­zeyde açığa çıkmış olan bir gerçeklik var: Türkiye Devrimci Hareketi, kendi yolağındaki tarih urganından kopmuştur. Taklit ve şablonculuğu içeren yapay urganlara sarılmış, o da tutanın elinde kalmıştır ve tarih arabası büyük bir gürültüyle tepe takla olmuş, devrilmiştir. Şimdi yeni­den nasıl doğrulanacak, hangi yataktan nasıl yürünecek ... vb. sorular yanıtlar beklemektedir.

Türkiye Devrimci Hareketi'nin, ayakları üstüne dikelmesi için sağ­lam bir zemin olan tarihsel kökleriyle buluşması gerekir. Egemen- burjuva resmî tarihçiler, bu zemini büyük ölçüde boşaltmışlardır.

Tarih, biraz da yorum işidir. Tarihçinin ortaya çıktığı çevresel ko­şullar, tarihçinin o an içinde bulunduğu ideolojik duruşu, vb. etkenler tarih yorumunu belirler.

Egemen resmî tarih, yenenlerin tarihi; dönemin egemen güçlerinin tarihidir. Yenilenlerle fazlaca ilgilenmez. Savaşta kaybeden, hayattan silindiği gibi, tarihten de silinmek istenir.

Türkiye Devrimci Hareketi'nin tarihsel köklerinden kopuk olması­nın bir nedeni de; tarihi, egemen-burjuva resmî tarihçilerden okumuş olmasıdır. Başka bir nedeni de; farklı koşullarda oluşmuş olan model­lerin şablonunu üzerinde yaşadığı coğrafyaya, kendi toplumuna uy­durmaya zorlamasıdır. Batı (Avrupa) merkezci bakış açısının bilinçlere yerleşmesi, üzerine basılan zemini kaydırmıştır. S. Simon, Fourer, Pugaçev, vb. ezbere bilinirken; Baba İshak, Şeyh Bedreddin, Pir Sul­tan Abdal, Abdal Musa, Nesimi vb.'nin yanında Kızılbaşlık gibi kavram­ların bilinmiyor oluşu, bu zemin kaymasının en çarpıcı göstergesidir.

İlerlemeci ve mutlakçı-olgucu tarih anlayışını sorgulamanın zama­nı gelmiştir. İlerlemeci tarih anlayışı, mevcut sistem yapısının basamak basamak ilerlemesini kesintiye uğratmak isteyen her hareketi "gerici" olarak damgalar.*

Sosyalizm uygulamalarının-denemelerinin-deneyimlerinin-geçişle- rinin, kapitalizmin en ileri derecede gelişkin olduğu ülkelerden değil de nispeten daha "geri" ülkelerden boyvermiş olması, ilerlemeci tarih an­layışını sorgulamak için önemli bir nedendir. Mülksüzler, arada bir tari­hi kırmasaydı, belki de şimdiye kadar "dünyanın sonu" gelirdi. Bugün de bilimciler, canlı yaşamın sonunu gösteren takvimler veriyorlar. De­mek ki, yeniden "ilerleyen" bu tarihi kırmamızın vaktidir. Tarih kırıcıla­rına büyük iş düşüyor.

Aslında tarihin inişsiz, çıkışsız düz bir çizgide ve mutlak belirle­nimci bir biçimde yürümediğine dair oldukça fazla veri birikti ve haliha­zırda emperyalist metropol ülkelerde dinler, tarikatlar artıyor. Salt üre­tim tarzına bağlı olsaydı, feodalizme ve öncesine özgü inanışların geri­lemesi gerekmez miydi?

Tarihte, geçmiş geleceğe, gelecekte geçmişe ışık tutar. Egemen sınıfların isyan hareketlerini hem cismani olarak, hem de düşünsel ola­rak kökten yakıp yok etmek istemelerinin nedeni, işte bu tarih gerçeği­dir. İsyan ışığının yansıyarak geleceği aydınlatıcı bir rol oynaması, on­lar için çok tehlikelidir.

Gayri Egemen-Burjuva Resmî Tarih Çalışmasına Bir Örnek Kitap "Kızılbaş Kadın"

Ezelden beri Kızılbaşlığa karşı hiç azalmayan ilgi son zamanlarda gene artmış bulunuyor. Her kesim bu olaya kendi penceresinden bakı­yor. Konda Şirketi'nce yapılan "biz kimiz" anketinde Kızılbaşların sayısı 4,5 milyon olarak yansıtıldı. Milli Eğitim Bakanlığı'nın tavsiye kitap ola­rak seçtiği kitaplar içinde Kızılbaşlığı aşağılayan kitaplar var. Hem de bu kitaplar, T.C. uluslaşmasında şekillendirici olarak temel alınan ya­zarların kitaplarıdır. Halide Edip Adıvar'ın Sinekli Bakkal, Reşat Nuri Güntekin'in Balıkesir Muhasebecisi-Tanrı Dağı Ziyafeti, A. Niyazi Banoğlu'nun Bektaşi Kız, Ömer Seyfettin'in Harem, Haldun Taner'in Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu adlı kitapları, bilindik aşağılamalarla do­ludur. Bu ilginin tarihsel kökleri var elbette. Daha 1930'larda, M. Kemal ve İ. İnönü dönemlerinde, devlet merkezince Prof. Hasan Reşit Tangut'a, ilgili bölgelerde yaptırılan araştırma sonucunda hazırlanan raporda; Kızılbaşların komün inancı ve hayatı yaşadıklarını, bunların ilerdeki sosyalist kalkışmalarda yer alacakları vurgulanıyordu. 1929'daki Jandarma Genel Komutanlığı'nca; Yavuz Selim'in gerekleş- tirdiği Kızılbaş katliamı övülüyordu. Bunların bir devamı olarak yaşa­nan 1938 Dersim kıyımı herkesin malûmudur.

M. Kemal'in Kızılbaşların desteğini kazanmak için Hacıbektaş'a gi­dip, Bektaşi önderlerinden Salih Baba ve Çelebi Cemalettin ile görüşüp onların maddî ve manevî desteğine almasına benzer bir şekilde, bugün de devlet Kızılbaşların desteğini alma ihtiyacı duyuyor. Faşist partiler Kı­zılbaş simgeleri kullanmaya başladı. Rıza Zelyut gibi isimler bu partilerin davetlerinde konferanslar veriyor. Böylelikle K. Maraş, Çorum, Madımak ve nice gerçekleştirdikleri katliamları unutturmaya çalışıyorlar.

Kızılbaş inancı ya da felsefesi, Kızılbaşların kendileri de dâhil ol­mak üzere; genellikle eksik, kopuk ve yanlış bilinmektedir. Bunun bir­çok nedeni var: Bir defa, Kızılbaşlık batınî bir sır inancıdır. Hep gizli kalmak zorunluluğuyla başbaşa kalmıştır (Cem cevatın geceleri yapıl­masının nedeni de katliamdan korunmak içindir). Tarih boyunca çeşitli kıyımlardan korunmak için takiyyelere başvurmak zorunda kalmıştır.

Tarihi yenen egemen sınıflar yazdığı için, yenilen Kızılbaşlar, hep yenen egemen resmî tarihçilerin bakış açısıyla anlatılmıştır. Daha son­raları ise sınıfsal farklılaşma, vb. etkenlerle büyük ölçüde çözülmeye- farklılaşmaya-bozulmaya uğratılmıştır.

İşte bu noktada, Kızılbaşlığın doğru kavranılmasını ve geldiği köke­nin mantıkî bir dizilişle, bilinçlerde yerli yerine oturmasını sağlayacak bir çalışma olan, Haşim Kutlu'nun 'Kızılbaş Kadın'adlı kitabı çıktı ortaya.

H. Kutlu, Kızılbaşlığı en önemli ve en ayırt edici yanı olan kadına bakış noktasından ele alıyor. Zira bütün dinlerde kadın ikinci sınıf in­san olarak tanımlanmıştır.

Batı (Avrupa) merkezci bakış, kadının ikinci sınıf insan olarak ta­nımlanmasının yalnızca İslâm'a özgü birşey olduğunu söyler. Oysa bu doğru değildir. Tam tersine, Kuran'ın bu konuda Tevrat'a göre daha yumuşak olduğu söylenebilir. Tevrat'ta, ilk günah, kadının kışkırtması­na bağlanır. Kadının doğum sancısının, kocasına itaat etmesi için ve­rilmiş bir ceza olduğunu söyler.

Tek tanrılı dinlerde kadın erkeğin tarlası, koyunu, kölesi, vb. olarak tanımlanmıştır. Tek tanrılı dinlerin hepsinde kadının ikinci sınıf olarak ta­nımlanması bir tesadüfün eseri değildir. Toplumsal koşulların getirdiği bir sonuçtur. İlk defa Sümer Devleti'yle temsil olunan şehir devriminin getir­diği bir durumdur. Cennetten cehenneme, yani anacıl ortakçıl toplum­dan, erkek egemen sınıflı topluma geçişin bir sonucudur.

Örneğin Kuran'ın ve İslâm'ın ortaya çıkması tam da böyle bir ge­çiş evresine denk gelir. Şu anda tavaf edilen Kâbe, aslında ana tanrıça olan Beyt-ül Mal'ın evidir. Hz. Muhammed'in çocukluk dönemi, anacıl ortakçıl toplum geleneklerinin nispeten sürdüğü bir dönemdir. Hz. Mu- hammed 6 yaşına kadar annesi Amine, Bent-vahab'ın kabilesinin ya­nında kalır. Bugün, "iç güvey" denilerek hor görülen bu kültür, aslında bir anacıl ortakçıl topum kültürüdür. Arapça, dil olarak anacıl kültürün etkileriyle doludur. Örneğin: 'topluluk' anlamına gelen 'ümmet' (umma) kelimesinin kökeni 'umm' yani 'anne'dir.

Tabi İslâm'ın ortaya çıkış döneminin öngünü ticaretin geliştiği bir dönemdir. Bu sürece tam bir karmaşa hâkimdir. Kuran'da "cahiliye dö­nemi" olarak tanımlanan bu dönemde yeni doğan kız çocuklar öldürü­lür. Çünkü, yoksulluktan kaynaklanan fuhuş sözkonusudur. Bu, utanç kaynağı olduğu için yeni doğan kız çocukları öldürülür.

İşte Kızılbaş hareketi, aslında kadının düşürülmesine karşı bir di­reniş hareketidir. Kızılbaş kültürünün kökeni anacıl ortakçıl toplumdur. Kızılbaşlıkta Rızalık Şehri veya Işık Bahçeleri olarak tanımlanan şey, aslında Kuran-ı Kerim'de sözü edilen cennettir. Tarif edilen dağlar, üzüm salkımları, maden suları, vb. özellikler; Kafkasya, Mezopotamya ve Anadolu üçgenindeki coğrafyanın özellikleridir. Bu adres, sözünü ettiğimiz üçgende yaşamış olan anacıl ortakçıl topluma çıkar. Tüm din­lerin hepsi cenneti dünya dışına çıkarmış, ama Kızılbaşlık onu, somut yaşamda ve insanda tutmakta ısrar etmiştir.

Kadının ikinci sınıf insan konumuna itilmesine karşı bir direniş hare­ketidir demiştik Kızılbaşlığa. Bu, bir bütün olarak sınıflı topluma karşı bir direniş anlamına gelir. Dolayısıyla, Kızılbaş düşünce sistemini oluşturan tüm öğeler, temelini sınıfsız-anacıl toplumdan almıştır. Sınıflı toplumun bozucu etkisinden korunabilmek için çeşitli kurallar oluşturulmuştur.

Tarihçi (egemen resmî tarihçi), yenenlerin öyküsünü kaydeder. Yenilenlerin öykülerini ya siler, ya da kendi çıkarına uygun düşecek şekilde çarpıtarak yorumlar. Kayıtlarda fazlaca bulunmayan Kızılbaş düşüncesi egemen resmî tarihçilerin kalemleriyle, çarpıtılmış olarak kayıtlara geçmiştir.

H. Kutlu, 'Kızılbaş Kadın' adlı eserinde, egemen resmî tarih belge­lerini inceleme konusu yaparak, "inkâr belgeleri"nin arkasında gizli olan gerçeği açığa çıkarmaya çalışmıştır. Bilindiği üzere, bugün de de­vam eden iftira ve inkâr söylemlerinin çoğu Selçuklu veziri Nizamülmülk'ün "Siyasetname":sindeki anlatımlara dayanmaktadır.

Tarih yazımında belgelerin önemi büyüktür. Ama belge, tarihçinin yorumuna göre bir rol oynar. Belge, tarihçiden bağımsız olarak bir işe yaramaz. Egemen resmî tarihçiler, Kızılbaşlıkla ilgili anlatımlarını, Mu- hammed bin Malik Ebulfedail el Hammani el Yemeni gibi itirafçıların sözlerine dayandırmışlardır. Muhammed bin Malik, önceden Kızılbaş iken sonradan karşı saflara geçmiş ve müftülük mevkisine yükseltilmiş­tir. H. Kutlu, kitabında etkili bir itirafçılık çözümlemesi yapmıştır. Bakın ne diyor: "...itirafçılığın maddî zemininde kişiye ait öz iradenin çöküşü yatar. Çöküş bir kez kaygan bir zemine girdimi, diz boyu kirlenme yo­ğun hissedilir hâle gelir. Bu noktanın, birbirinin zıddı iki çıkış yolu var­dır. Birincisi, bir yeniden çırpınışla ayağa kalkmak ve yeniden dirilişi gerçekleştirmektir. İkincisi ise, can telaşının sarmalında her türlü kir­lenmenin kabul edilmesidir. Bu ise, karşı tarafı, teslim olduğu tarafı memnun ederek, orada, kendine bir yer açma ve yaşamının devamını sağlama amacının öne çıkması demektir. Böyle bir kişilikte yalanın sı­nırı yoktur." (H. Kutlu, age. s.33) İşte egemen resmî tarihin dayandığı belgeler, bu türden itirafçıların yalanlarıdır.

Egemen sınıfların Kızılbaşlıkla ilgili ortaya sürdükleri itiraflarda as­lında şaşılacak bir durum yoktur. Zulme ve sömürüye karşı isyan eden tüm hareketlere aynı iftiralar atılmıştır. Bu, bir savaş yöntemi hâline gelmiştir.

Rızalık Şehrinin Yolu Neden Sosyalizme Uzanmasın

Şu anda dünyada varlık gösteren tüm sosyalizan hareketler, için­de yer aldıkları coğrafyanın özgüllüğünü dikkate alan, ayağını bu öz­güllüğe basan hareketlerdir. En belirgin biçimiyle Latin Amerika kıta­sında mücadele yürüten devrimci hareketlerde, inanç ve geleneklerin emekçi halktan yana yorumlanması, başarıda önemli bir rol oynamış­tır. Che Guvera ve Jose Carlos Marietegui'de; kendi özgüllüklerine ayak basma yönteminin teorik temelleri vardır. J. C. Marietegui, "İnka güneş tanrısı neden komünizmi aydınlatmasın" diyordu. İnkalar'da bir ortakçıl toplum örneğiydi.

Kızılbaş yol erkân kurallarını okuduğumuzda, sınıfsız toplum idea­liyle mücadele eden bir yapının tüzüğüne ne kadar çok benzediğini gö­rüyoruz. Kızılbaş yol erkân kuralları, Rızalık Şehrini kuracak olan yeni tipte insanı yaratma esası üzerine kurulmuştur. İnsanın Rızalık Şeh- ri'ne ulaşması için çeşitli sınavlardan, erginleme törenlerinden, eğitim süreçlerinden geçmesi gerekir. Tüm bu sınavları başarıyla geçebilirse, arılık-duruluk mekânı olan Rızalık Şehri'nde yer almaya hak kazanmış olur.

Tarihte hiçbir zaman, emekçi halkın dini ve inancıyla egemen sını- fınki bir ve aynı şey olmamıştır. Sınıfsal konumlanış, düşünsel konum- lanışı belirlemiştir. Ege'de boy veren Efeler hareketi; "senin dinin, inancın halka zulmetmekse ben de şeytana bel bağlarım" diyerek bir karşı düşünce geliştirmeye yönelmiştir. Karmati hareketi, yoksulların orucu tutulmuş, zekâtı verilmiştir; yoksul halk için gün doğarken ve ba­tarken olmak üzere iki rekât namaz kılmak yeterlidir deyip, egemenle­rin iktidar inancından farklılaşmıştır. Latin Amerika'daki "Kurtuluş Teo­lojisi" de Hıristiyanlığın horlanan-ezilen-sömürülen emekçi halktan ya­na yorumundan ortaya çıkmıştır. Her toplumda uzlaşmaz çelişkileri olan iki sınıfın çatışmalı inanç sistemine çok sayıda örnek bulmak mümkündür. İslâm ülkelerinde, mücadele süreci içerisinde, dini emekçi halktan yana yorumlayan öncü kişilikler çıkmıştır. Tunuslu Şeyh M. Muhammed Taha bunlardan biridir. "Sosyalist olmayan gerçek müslüman olamaz" demiş ve Müslüman Kardeşler örgütü tarafından ipe çekilmiştir. Benzer biçimde, Cezayir, Endonezya, İran vb. ülkelerde "Kızıl İslâm" hareketleri boy vermiştir...

Kızılbaşlığın ortakçıl niteliğini şimdiye kadar taşıyabilmesinin ne­deni, onun hiçbir zaman bir egemen iktidar inancı olamamasındandır. Anacıl ve Kızılbaş toplum kültürüne benzer olan Zerdüştlük, Sasani İmparatorluğu'nun egemen resmî dini iken baskıcı bir niteliğe bürün­müştür. Sasani İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Zerdüştlük, yeniden batınî halk inancı özelliğine geri dönmüştür.

İnsânî Kamil Olmanın Ölçüsü Kadının Konumudur

Bir toplumda, bir hanede veya tek tek ilişkilerdeki kadının konumu, oradaki insanlaşma düzeyinin ölçüsüdür.

Tarım toplumunun ikinci yarısına kadar hükmünü sürdüren anacıl ortakçıl toplum; ticaretin, mülkiyetin, yazının, demir işlemeciliğinin, vb. gelişmesiyle birlikte yerini erkek egemen sınıflı topluma bırakmıştır. O güne kadarki tüm yaratımların mimarı kadındı. Tapınılan totem hay­vanları, hep dişi hayvanlardan oluşuyordu. Hayatî önem taşıyan ateş, ocak ve haneyi kuran kadındır. Hatta, yakın zamanda açıklanan, Se- negal'de şempanzeler üzerinde yapılan çalışmalardan elde edilen so­nuçlara göre; avlanmak amacıyla ilk silahı yapan da kadın olmuştur. Erkeklerden daha fazla av aletine ihtiyaç hisseden kadın, tahtayı yon­tup keskinleştirerek silah hâline getirmiştir.

Sınıflı toplumla kıyaslanmayacak kadar uzun süren anacıl ortakçıl toplumla ilgili yazılı kayıt olmadığı için fazla birşey bilinmiyor. Damga ve resimle, yazının temelini atan kadın, daha sonra bundan mahrum bırakılmıştır. Dolayısıyla çift ağızlı balta kullanan Amazonlar, Karabu­run'da, Malya ovasında vuruşan, Anadolu'nun Hakikat Bacılarıyla ilgili fazla birşey bilinmiyor. Tarih hep kazanan egemenleri kaydetmiş.

Kadın meta durumuna düşürülmüşken, Kızılbaşlıkta tam tersine baştacı edilmiştir. Aynı tarihsel, toplumsal, coğrafî koşullar altında ol­masına karşın Kızılbaş topluluklarında kadın konumunu kaybetmemiş­tir. Bu gerçeği; mutlak belirlenimci, ilerlemeci tarih anlayışıyla izah edemeyiz.

Ateş ve güneşin insandaki temsilcisi olan kadını, özgürleştiren; ta­rih gerisindeki sınıfsız toplumun özelliklerini, tarih içinde yaratmak is­tediğimiz sınıfsız topluma taşıyacak izdüşümleri bağrında taşıyan Kı­zılbaş düşüncesi, bir köprü işlevine sahiptir.

Mazdekilerden beri; Babek, Mansur, Babailer, Karmatiler, Cenubi­ler, Katarlar, vb. tüm Kızılbaş isyan hareketlerine "kadınların da ortak kullanımını" savundukları yönünde suçlamalar yöneltilmiştir. Dikkat edilirse, aynı iftira Marksist hareketlere de atılmıştır. Marx-Engels Ko­münist Manifestoca hâkim gerici sınıfların sözcülerinin bu konudaki sapkınlıklarına cevap vermek durumunda kalmışlardır. Bunun nedeni gayet açıktır. Çünkü bu hareketler, ezilenlerin özgürleşmesinin, kadı­nın özgürleşmesinden geçtiğinin bilincindedirler. Dolayısıyla düşman (devlet ve onun dinî kurumları), bu hareketleri en hassas noktasından vurmak istemiştir.

Kızılbaş düşüncesinde evlilikler, hem kadın hem de erkek açısın­dan belli bir eğitim ve hazırlık süreci sonunda olur. Kızların Kozi Günü, Kemerbestlik, Musahiplik gibi eğitim ve hazırlık törenleri vardır. Peki, bu düşünce sistemi, sınıflı toplum koşullarının yarattığı insan tipinden farklı bir insan tipi yaratabilmiş midir? Bunu da Kızılbaş katliamlarına karar veren bir mahkeme üyesinin ağzından dinleyelim:

"Rafızîler (Bâtınîler), yalnız ahlâklarından ve konuşmalarından bile tanınırlar. Zira alçak gönüllüdürler. Ve düzenli bir hayat yaşarlar. Basit ve temiz giyinirler. Yalan söylememek, yemin etmemek ve aldatma­mak için hiç ticaret yapmazlar. Yalnız el emekleriyle yaşarlar. Zenginlik biriktirmeye çalışmazlar. Ve yalnızca gerekli ihtiyaçlarını karşılamakla yetinirler. Namuslu ve alçak gönüllüdürler. Ne lokantalara, ne balolara ve diğer eğlence yerlerine giderler. Hiçbir zaman öfkelenmezler; daima çalışırlar, öğrenirler ve öğretirler. Dolayısıyla da pek ender dua ederler. Yalnız alçak gönüllülükleri ve özenli konuşmalarıyla bile tanınırlar. Her türlü kabalıktan, iftiradan ve havai sözlerden özenle kaçınırlar." (Max Beer'den aktaran H. Kutlu, Kızılbaş Kadın, Alev Yayınları, s.54)

Doğan, doğuran, besleyen, büyüten, koruyan olduğu için kadını ve dolayısıyla insanı hak kapısı olarak gören Kızılbaş düşüncesi, Ebussuud fetvalarıyla toplu kıyımlardan geçirilmelerine rağmen yok edilememiştir. Bazı deformasyonlara uğrasa da bugüne kadar ulaşa­bilmeyi başarmıştır. Saz ve söz silahını etkili bir şekilde kullanması, korunabilmesinde önemli bir etken olmuştur. Egemen sınıfların dayat­tığından farklı bir yaşam anlayışı oluşturabilmişlerdir. Bütün yönleriyle farklı bir yaşam biçimi oluşturan Kızılbaşlık gerçeği, öncelikle Kızılbaş­lar, işçi hareketi, devrimci-sosyalist-marksist hareket vb. tarafından doğru kavranmalıdır.

Coğrafyamızda Devrimci ve Marksist Kadroların büyük bir çoğun­luğu Kızılbaş kökenlidir. En dinamik devrimci rol oynayan mahalleler ya da farklı mücadele alanları çoğunlukla Kızılbaş yolağından gelen­lerden oluşuyor. Bu gerçeklik, tek başına iktisadî yapıyla, yoksullukla açıklanamaz. Farklı bir kültürel şekillenmenin oluşu, bu durum özgü­lünde daha belirleyici bir rol oynamıştır.

Devrimci ve Marksist Sol, Kızılbaşçılık/Alevicilik yapmadan, Kızıl- başçılıkta takılıp kalmadan ve bu konuda asla pragmatizme düşme­den, ilksel anacıl ortakçıl toplumla, modern sınıfsız komün toplumu arasındaki tarihsel bağı iyi kurup, bu alana ilişkin proje/politika/pratik üretebilmelidir. Ürettiğinde ayakları yere basacaktır.

7 Nisan 2007 2 Nolu F Tipi Cezaevi Kandıra-Kocaeli

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.