Sanat Cephesi'nin Soruları:
Devrimci ve Marksist kimliği ve kişiliği ile bizim insanlarımız âdeta "askerlik yapar" misali zorunlu bir cezaevi hayatı yaşıyor.
Devrimci ve Marksist olan fakat farklı formasyonlarda durmayı tercih eden kadrolara "bizim" denilmesini doğru buluyoruz.
Hayat ve mücadele "benim" diyenleri acımadan açığa vuruyor.
Politika, sanat, estetik konuları elbette aynı yerdedir.
Sanat Cephesi olarak burjuvazinin yoz ve kozmopolit "kültürü"nü karşıya alıp kurumsal disiplinli bir Aracı işbaşı yaptırmaya çalışıyoruz. Bu Araç ile kolektif bazı adımların atılmasının devrimci ütopyasını kuruyor ve yalnızca böyle bir ütopya kurmuyor, sosyal-pratikte bazı önemli işler de yapmaya çalışıyoruz.
"İçerideki-Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi"nin üretilmesi bu çalışmalarımızın somut bir ifadesiydi. Bir ilki başardı. Önemli bir yankı da yaptı. Bazı olumsuzluklarla karşılaştık. Fakat bilinçli ve donanımlı sanatçı arkadaşlar -yoldaşlar- bizlerin safında yer tuttu.
Siyasî konumlarını, sanatsal duruşlarını değil, onurlu, dik ve başeymez nitelikleriyle bizim insanlarımızın ürünlerini bir araya getirdik. Antoloji'nin üretilmesiyle çeşitli eleştirel katkılar da aldık. Bunlardan da büyük ölçüde yararlandık. Gerek "Sanat Cephesi Çağrı" broşürümüzde, gerekse SORUN Polemik Dergisinde bunların yayınlanmasını sağladık. Daha farklı eleştirel katkıların yapılmasını bekledik.
Sanat Cephesi ki, henüz oluşum halindedir. Ürettiğimiz ilkeler de birer taslak niteliğindedir. İlkeler, hakkındaki eleştirel katkılarla taslak son şeklini alacak ve Sanat Cephesi işlevsel olmaya devam edecektir.
Antoloji'nin üretiminden sonra 4 şiir kitabı daha üretildi. Bir internet sitemiz var (www.snatcephesi.org). O da oluşum hâlinde günbegün yeni yeni katkılarla orada da çoğalıyoruz.
Antoloji'nin üretimi ile Sanat Cephesi'nin oluşumu hakkında özgün yazıları kaleme aldınız içerde iken...
Şimdi söz yerindeyse dışarıdaki hapishaneye geçtiniz. Ziyaretimize de geldiniz. Cezaevinden çıkarken de yine özgün bir açıklama yaptınız. Elbette bu türden etkinlikler sizin hem hakkınız, hem de ödevi- nizdir. Önemli bir süreci yaşadınız. Bedeller ödediniz. İçerde neleri ve nasıl biriktirdiniz? Dışarısı nasıl bir yere dönüşmüş? İlerici, demokrat, devrimci, yurtsever, sosyalist ve Marksist cenahımızın politika, sanat, estetik alanındaki duruşunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sanat Cephesi'nin konumunu ve etkinliklerini ve daha neleri yapması gerektirdiği gibi sorunlarımızı kolektif çabalarımızla nasıl aşacağız? Bu konular üzerinde neleri söyleyeceksiniz?
Cevap:
Değerli arkadaşlar,
"Röportaj Soruları"nız, 'genel bir değerlendirme' içinde geçen sorular şeklinde 'topluca' sorulduğu için, ben de öyle yanıt vermeye çalışacağım.
'Sanat Cephesi girişim sürecini (tutsaklık koşullarımdan dolayı) yayınlardan izledim. Beni çok heyecanlandırdığını belirtmeliyim. Marksist, devrimci, sosyalist, komünist., olma iddiasında ve pratik gayreti içindeki dost yapılanma ve kişilerin güçlerini bir biçimde birlikte mücadeleye seferber etmesini önemli görüyorum. Tarzlar, araçlar konuya, zaman ve zemine göre farklılıklar içerir. Yaratılacak böylesi bir tarz, sadece halkın devrimcilere ve kendine güvenini geliştirmesi ve çekim merkezi olmasıyla sınırlı kalmaz, egemen sınıflara ve emperyalistlere karşı mücadelemizde somut kazanımlar elde etmemize de yarar.
Somut kazanımlara ihtiyacımız var. Devrimin her aşamasında var, doğru, şu süreçte ise mutlaka ihtiyacımız var.
Emperyalizmin "Yeni Dünya Düzeni" saldırısını hangi cephede durdurabilirsek, hatta hızını kesebilirsek, hangi cephede geriletebilir- sek, bir parça da olsa bunları somut, elle tutulur, gözle görülür, yaşam pratiğinde hissedilir tarzda başarabilirsek, bunlar kendi çapından fazla etki yaratacaktır.
'Küçük' başarılara ihtiyacımız var. Demagojiye yer yok; 'küçük' kazanımlar devrimin alternatifi, boşa düşüreni değil, onun mevzileridir. Egemen düzeni ehlileştirme hayalini başkalarına bırakalım. Böyleyken "küçük kazanımlar" elde edemeyen, günlük mücadele yürütüp yeni yeni mevziler kazanamayan bir hareketin devrim iddiası da boştur. Büyük sözlerin arkasına gizlenmiş bir oportünizmdir.
Sanat Cephesini, devrim için kazanılmış bir mevzi olarak görmek istiyorum. Devrimci, demokratik, farklı formasyonda bulunanları biraraya getiren; sosyal-pratikte 'sesi-sözü' olan, egemen sisteme karşı ilkeli ve kararlı bir kültür-sanat cephesi..
Sosyalist kültür iklimi yaratmanın bir cephesi...
"Birlikte" olunulan az sayıda denemelerde yapıldığı gibi, "tek doğru benim olabilir; ben damgamı vurmalıyım bu olmaz" saplantısından kurtulmak gerekir... Hayat nasıl ki sınıf mücadelesi pratiğinde 'doğal önderler' çıkartıyor ise, buralar da mücadele alanıdır, kendi nesebinde 'doğallığına' bırakılmalıdır. İlkeli ve dürüst bir şekilde...
"Üç maymunlar"ı oynayan kimseler için bile dışarısı özgürlük alanı değildir.. Egemen sınıflar ve onun çeşitli renklerdeki uygulayıcılarının kendi jargonunca çizdiği sınırlar var. "Öcü"nün hışmından kurtulmak için Üç maymunu oynamak yetmez, bu sınırları 'öngürüyle' koklayıp, "Leb demeden leblebiyi" anlayacak kadar bir burun hassasiyeti de gerekir. Kendi hapishanesini kafasında taşıyanlar, kendini özgür sanma budalalığına kapılabilirler.
Değil de, gerçek özgürlük, gerçek bağımsızlık ve gerçek adalet için talepte bulunuyor, mücadelesini yürütüyorsan; dışarısı sadece bir kaba hapishane değil, çeşit çeşit gardiyanı, zinciri ve yokedicisi olan bir kuşatılmışlıktır da. Bedelleri kapına dayanmıştır.
Ama bu kuşatılmışlık, onu kıracak potansiyel ve olanakları da içinde fazlasıyla sunmaktadır.
"Birlik" bunlardan biridir.
Sanat Cephesi nitelikli bir birliği gerçekleştirebilirse, kültür-sanat alanında önemli işlevler görecektir.
Bankalar, bu alanda atını Üsküdar'ı geçme gayretiyle depikliyorlar. Denetim altına almak için epey bir yol almışlar. Yaşar Kemal yaşıyor ve o bile kitaplarını basma hakkını banka kuruluşlarına telif hakkı olarak talep edebiliyor.
Diğer yandan devlet kurumları kimi 'katkılarla' ehlileştirme kulvarında yol alıyor. Bir çok eserde, devletin "katkılari'na 'teşekkür' açıklamasını görüyoruz.(Devletin kültür-sanat faaliyetlerini desteklemesi yönünde mücadeleyle kazanılmış, bağımsızlığını koruyan bir haktan öte, ulufe dağıtma mantığıyla bağımlı kılma uygulamasıdır.)
Emperyalist ülke konsoloslukları, 'kültür-sanat' etkinlik programlarından nefes alamıyor. Gösterişli salonlar, ikramlar ve 'ağır' sanat üstadları, 'kendini ifade olanakları' buluyorlar. Bunların hiçbirinin masum olduğu düşünülemez.
Velhasıl, beyinleri ve ruhları her yandan kuşatma altında tutarak ilerici, sosyalist değerleri yıkma-beraberinde yoz dolduruşlarla şekillendirmeye çalışıyorlar.
Dur demeliyiz. Sanat Cephesi, bunun etkin bir aracı olmalı. Bu alanda faaliyet yürüten kişi ve kurumlar, olabilecek en yetkin şekilde
birlikte mücadele yürütmeyi önemsemeli. Bu çok önemli.
* * *
Hapiste neler yaptığım vb. sorulara ilişkin özetle şunları söyleyebilirim:
İçerden -hele de şimdi hücre sisteminden- ruh ve beden sağlığını korumuş olarak çıkmak başlı başına bir direniş ve zafer anlamına gelmektedir. Bunun bir yanı düzenli yaşam, spor ve düzeyli ilişkiler ise, diğer yanı kendini zihinsel ve ruhsal olarak beslemektir.
ÜRETMEK!!
Zindan zulmünü yenmenin en temel silahı budur. Politik tutsaklar için bunun zihin temelli ve ağırlıklı olacağı anlaşılırdır.
Bolca okudum; geçmişi ve günü zihinsel süzgeçten geçirdim. Sosyal-pratikten aldığımız 'yanıt'lar üzerinde düşündüm. Bunların somut ürüne dönüşmüş hallerini orta vadeli süreçte görebileceğiz. Daha yakın zamanda ise bunların şiire, öyküye dökülmüş örneklerini yayımlamayı düşünüyorum.
Doğrusu, dışarısını -genellersek- '80-'90 arası yaşanan çarpıcı dönüşümler kadar farklılaşmış bulmadım. Kötüye gidiş yönünde de, ileriye gidiş yönünde de yol alındığını gördüm. Daha birkaç gün önce, saatlerce -deniyor- iki sol grubun uzun namlulular da dâhil silahlı çatışmasına tanık olduk. Daha ne diyeyim?
Bu kadar yaşanmışlıklar, acılar nereye gitti? Sözler gök kubbede karadeliklere mi gömülüyor? Başımızı hangi kayalara vuralım, hangi dağlara yakalım ağıtlarımızı? Kime yalvaralım, kime isyan edelim? Kim, yaşadıklarından anlamlar çıkartamıyor?
Bir diğer üzüldüğüm olgu; sözde 'açık konuşma' adına patavatsızlık, saygısızlık almış başını gitmiş. Bir kez ben de karşılaştım, fakat daha çok tanığı olduğum şeylerdir.
"Kendisine saygısı olmayanın başkasına saygısı olmaz" deyimini düşündürdü bana sıklıkla. Kendimiz adına da onlar adına da çok üzücü bir durum bu. Ama diğer yandan cıvıl cıvıl, arı gibi, karınca gibi çalışan genç-yaşlı kadın ve erkekler gördüm. "Bir emek de benden, bir umut da benden, ben de varım" diyen yürekler.(Eskiden, 'garip' takı, giyim kuşamları vb. olanların deyim uygunsa biraz 'boş' olduklarını düşünürdüm; iş yapanları gördükçe, -hâlâ garipsesem de- bunların 'boş'luğun göstergesi olmadığı kanaatine vardım.)
"Karınca yuvaları"...
Her yana dağılmış, kaya ve duvar çatlaklarından, bereketli- bereketsiz her tür topraktan, asfalttan... yüzünü güneşe dönmüş onlarca karınca yuvası gördüm. Karıncalar gayretli bir telaş içinde üretiyorlar. Küçük küçük, telaşla, şevkle...
Doğrusu bu kadar çok 'karınca yuvası' olması beni hâlâ düşündürüyor, nedenlerini incelemek önemli, fakat daha çok o çalışkanlık ve ortak iş yapma gayretine sevgi, saygı duydum. Tanığı olduğum bu tür gayretler, bende sevinç yarattı.
Refleks/içgüdü dışında hiçbir insan hareketi yoktur ki, önce beyinden geçmemiş olsun. İş beyinde biter. Öncelikle ezberlerimizi bozmalıyız. Her zaman her yerde 'somut koşulların somut tahlili'ni yapabiliyor ve ona uygun araç ve yöntemlerle sosyalizm eksenli değiştirip/dönüştürmek üzere müdahale edebiliyorsak Marksistiz. Söz büyük silahtır. Fakat gerçekle örtüştüğünde ve gereğini yerine getirdiğinizde.
Bakış açısını doğru oluşturma... ezberleri tekrarlamaktan kaçınma... ve hayatı değiştirme pratiği...
12 Eylül zindanlarında, en çok da cop ve sopalar kafamıza indirilirdi. "Beyinlerini dağıttık" diye sevindiklerine çok tanık olduk...
Beyin düşünür, çözümler, emreder, organlar yerine getirir. O nedenle 'kafa' önemlidir.
Ezberler, alışkanlıklar, tekrar tekrar aynı şeyi yapıp aynı sonuçları aldığı hâlde, aynı tekrarı yapmaktaki bilimdışı ısrarlar... Bunun 'kararlılık' ya da 'tutarlılık'la ilgisi yoktur. Canlı hayatı çözümler ve müdahale edersen, değiştirme gücünü yakalayabilirsin.
Çoğunlukla, "bizim" kültür-sanat faaliyetlerimizin de kendini dar alanda ve dar çevrede tekrar ettiğini söylemek, gerçeği dile getirmek olur. Zaten 'kazanılmış' olanlara ezberlerimizi tekrarla, kendi kendini tatmin eden faaliyetlerden vazgeçilmeli. Kitlelere kendi/sınıf sorunlarıyla giden, çözümler üreten, onlarca kavranabilir etkili biçimleri ve yapılanmaları yakalayan bir siyasal/kültür-sanat faaliyeti.. Bunu "birlikte" yapabilme becerisi...
Sanat Cephesi, bu anlamıyla önemli bir işlev yüklenebilir. Israrla ve somut önerilerle, bu alanda sesi-sözü olan bireylerle, kurumlarla birlikte somut işler yapmaya çalışmalıdır.
Bu süreçte olanaklar ölçüsünde etkinliklere aktif katılım, kitap yayınlarının sürdürülmesi, katılımcılarla bir "kültür-sanat konferansı" yapılması fikrinin tartışılması yararlı olacaktır diye düşünüyorum. Yeni bir mevzi... henüz petekleri örüyoruz... kovanımız ortaya çıkacak ve arı çalışkanlığıyla, sosyalist aydınlanma için üzerimize düşeni yapmayı sürdüreceğiz...
Sevgi, saygı ve başarı dileklerimle...
21 Nisan 2007
