Sık sık yinelemekte fayda var. Cezaevleri, sınıflar savaşımının geçtiği alanlardan biridir. Geleceğe ilişkin toplumsal projesi olan, toplumsal dinamikler ve bu toplumsal dinamiklerin örgütlü ileri kesimlerinin temsilcileri, cezaevleri gerçeği ile sık sık yüz yüze gelmektedirler/geleceklerdir de. Sınıflı toplum aşılıp-sınıfsız toplum oluşturulana kadar da cezaevleri gerçeği ile yüz yüze bulunacağız.
Egemen sınıflar cezaevleri silahını, toplumsal muhalefetin yükseliş ve düşüş seyrine göre dönem dönem kullanmaktadır.
Egemen sınıfların, toplumsal muhalefetin en ileri ve duyarlı kesimlerini cezalandırma mantığı, aslında toplumun tümüne verilen bir göz- dağından ibarettir. Egemen sınıflar âdeta 'çok ileri gimeyin! Sizin de sonunuz böyle olur!' der gibisinden, toplumu sindirme aracı olarak kullanmaktadırlar cezaevlerini. Toplumsal muhalefetin en ileri ve örgütlü kesimleri, ilericiler-devrimciler-sosyalistler-marksistler sürekli olarak cezaevleri ile tehdit edilmektedir. Cezaevleri âdeta 'ıslah evleri' olarak görülmekte, cezaevlerine yolu düşen ilericiler-devrimciler-sosyalistler- marksistler 'ıslah edilmesi gereken mahluklar' olarak ele alınmaktadır, egemen sınıflar tarafından. Nasıl ki egemen sınıfların bir 'cezaevleri politikası' varsa, devrimci-sosyalist-marksist güçlerin de cezaevleri politikası olmalıdır. Cezaevleri politikası kesimsel-dönemsel-grupsal çıkarı içeren tarzdan çıkarılıp, genelin (işçi sınıfının ve -sosyalist-devrimci- marksist hareketin) çıkarını esas alan bir tarza dönüştürülmelidir.
Tecrit-izolasyon-çürütme
Egemen sınıfların tecrit politikasının mantığını kısaca şöyle sıralayabiliriz:
a) Sınıflar savaşımında, egemen sınıflara karşı olan toplumsal muhalefetin en ileri ve duyarlı kesimlerini, bu savaşımdan yalıtmak.
b) Devrimci-sosyalist-marksist tutsakları var olan örgütsel ilişkilerinden yalıtmak.
c) Devrimci-sosyalist-marksist tutsakların hayatla, toplumla, en yakın çevresiyle olan bağlarını kesmek.
d) Devrimci-sosyalist-marksist tutsakları yalnızlaştırıp, yabancılaştırmak.
e) Devrimci-sosyalist-marksist tutsakların iradesini teslim almak.
f) Devrimci-sosyalist-marksist tutsakları çürütmek ve 'ıslah' etmek.
Egemen sınıflar, 11 yıldır uyguladıkları tecrit politikaları ile devrimci-sosyalist-marksist tutsakları yalnızlaştırmayı başarmışlardır. İçerideki cezaevindeki direniş ve karşı koyuş, dışarıdaki cezaevinde yeterince karşılığını bulamadığı için, egemen sınıfların tecrit politikası hayata geçirilmiştir. İçerideki cezaevindeki devrimci ve marksist tutsaklar yapabileceklerini en son kapasitelerine kadar yapmışlar, kendi geliştirdikleri yönteme göre direnmişlerdir. Dışarıdaki cezaevi, içerideki cezaevinin gösterdiği direnişi ne yazık ki gösterememiş, kendi direniş- savunma tarzını geliştirememiş, içerideki cezaevinin direniş-savunma yöntemiyle çizilen bir hat izlemiştir. Bu durum egemen sınıfların projelerinin gerçekleşmesini sağlayan en önemli etkenlerden birisi olmuştur.
F tipi yaşam sadece içerideki cezaevine uygulanmadı; dışarıdaki cezaevine de uygulandı. Egemen sınıfların dışarıdaki cezaevine yönelik uyguladıkları ana politakalardan birisi de "çürütme" politikası olmuştur. Egemen sınıflar şunu çok iyi biliyorlardı; toplumsal ilişkileri çürütürseniz, toplumu daha kolay yönetirsiniz, yönlendirirsiniz. Toplumsal ilişkileri çürütürseniz, çürüme toplumun geneline nüfuz etmeye başlar. Çürüyen insanın talepleri, genellikle bireysel ihtiyacını gidermeye yöneliktir. Bireysel ihtiyacını giderebilmek için de kendisini sorumlu görür. Dilencileşme-gözü yaşlılık-melankolik ruh hali toplumun genelinde rağbet görmeye başlar. Bütün tekelci-burjuva medya kanallarında, gazetelerinde gözü yaşlılık, vicdan-duygu sömürüsü, dilencileşme raiting aracına dönüştürülür. Dilencileşme toplumsal sendroma dönüştürülür. İnsanlarımızın çaresizliği, zavallılığı, düşürülmüşlük hali, sanki insanlarımızdan kaynaklanıyormuş gibi konuyu saptırıcı palyatif çözümlerle durum idare edilmeye çalışılır.
Çürüyen birey topluma-devlete ilişkin konularda-kararlarda (siyasete) kayıtsız kalır. Toplumun geleneksel ilişkileri de bu çürümeden pay aldığı için, toplumun geneli de çürümüştür. Çürütülmüşlük- çürümüşlük cemaatleşmenin yolunu açar. Cemaatleşme kozmopoli- tizmin (çokkültürlülük) bir biçimi olarak karşımıza çıkar. Açık alan genel cemaatleşmelere yönelirken, kapalı alan mikro-cemaatleşmelere yönelir.
Genel kitlelerde devlete ve egemen sınıflara güvensizlik olduğu kadar kayıtsızlık da vardır. Siyasetten uzaklaşma cemaatleşmeye doğru yönelimleri hızlandırırken, cemaatler de kendi siyasetlerini üretirler. Cemaatleşmenin ürettiği politika, sistemi karşıya almayan, rejimin ürettiği ranttan beslenmeyi temel alan düzen içi politikadır.
Yalnızlaştırmayı Aşmanın ve Kendini Yeniden Üretmenin Aracı Olarak Kültürel-Sanatsal Faaliyet
Devrimci ve Marksist tutsakların, egemen sınıfların F tiplerinde tecrit-izolasyon-yalnızlaştırma politikalarına karşı, yalnızlaştırmayı aşmak; hayatla bağlarını yeniden kurmak; üretim faaliyetinden ve hayattan kopmamak; kendilerini yeniden üretebilmeleri için kültürel-sanatsal faaliyet önemli bir seçenek olarak ortaya çıktı. Devrimci ve Marksist tutsaklar, kültürel-sanatsal üretim faaliyetleriyle hayatla bağ kurmayı başardılar. Günümüzde de bu bağlarını sürdürüyorlar.
Devrimci ve marksist tutsaklar kültürel-sanatsal üretimleriyle kendi yalnızlıklarını aşarlarken, ürünlerin hayatla buluşması, muhatabına ulaşmasıyla da hayatla bağ kurmaktadırlar.
Sanat Cephesinin hazırlık çalışmaları yapılırken, ilerici-demokrat- devrimci-sosyalist-yurtsever ve marksist tutsakların kültürel-sanatsal ürünlerinin derli toplu ve sistemli olarak hayatla bağ kurmasında en önemli araç İçerideki Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi (İçerideki -Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi, Yayına Hazırlayanlar: İsmail Hardal, Kemal Kök, Sorun Yayınları, Ocak 2006) çalışması olmuştur. Tecritin-yalnızlaştırmanın kırılmasında ve aşılmasında olduğu kadar birlikte üretim, paylaşım ve deneyim aktarımı, vb., ilkesel konularda Antoloji tarihsel anlamda bir rol üstlenmiş ve işlevini yerine getirmiştir.
Tecrit-Yalnızlaştırma Politikasına Karşı Sanat Cephesi Ne Yapıyor?
Bizler, Sanat Cephesi olarak özelde tecrite, genelde cezaevleri sorunlarına karşı oldukça duyarlıyız. Cezaevlerindeki yurtsever- devrimci-sosyalist-marksist tutsaklarla-özellikle de kültürel-sanatsal uğraş içerisinde olanlarla yazışmalar yapmaktayız. Onlarla gerekli olan dayanışmalarımızı sürdürmekteyiz. Yayınlanmaya değer çalışmalarının kolektif üretimine sahiplenme bilincini öne çıkarıyoruz.
İçerideki cezaevindeki yurtsever-devrimci-sosyalist-marksist tutsakların isteklerini, ihtiyaçlarını (kitap, dergi, kağıt, gözlük, nakit...) hiç bir örgütsel ayrım yapmadan, Bizim İnsanımız-Sanatçımız olarak kabul edip, olanaklarımız ölçüsünde karşılamaktayız.
Tecrit altında tutulan bizim insanlarımızı anlamaya, içerideki havayı solumaya çalışmaktayız. Onların hayata tutunma araçlarından biri olmak için de elimizdeki olanakları hizmetlerine açmakta- yız/sunmaktayız/sanatsal ürünlerini olanaklarımız ölçüsünde hayatla buluşturmaya, okuyucuya ulaştırmaya çalışmaktayız.
Ayrıca Sanat Cephesi'nin tecritteki bizim insanlarımızla bağlarını daha da güçlendirmek için F Tipi'ndeki bir yazar-sanatçı arkadaşımızın Sanat Cephesi Hareketi Geçici Komitesinde yer alması için girişimlerde bulunuyoruz. Bunun bugünkü prosedüre göre olabilirliğini araştırıyoruz. En azından bunu zorluyoruz.
Sanat Cephesi sadece içerideki hapishane ile ilgi değil, dışarıdaki hapishanedeki tecrit ile ilgili etkinliklere de duyarlı davranmıştır. Av. Behiç Aşçı'nın yapmış olduğu açlık grevine duyarsız kalınmamış, açlık grevi yaptığı ev iki kez ziyaret edilmiş ve iki kez bu konuda insanlarımızı- sanatçılarımızı duyarlı olmaya yönelik basın açıklaması yapılmıştır.
Sanat Cephesi, bilim-estetik-sanat-politika bütünlüğünü savunmakta; sadece bu anlayışı, duruşuyla değil; duruşuna uygun ortaya koyduğu ürünleriyle de nitelik farkını ortaya koymak istemektedir. Bizlere - duruşumuza- yönelik yapılacak olan değerlendirmelerde, bu kıstasların üzerinden atlanılarak yapılacak değerlendirmeler eksik kalacaktır.
Bu yıl gerçekleştirmeyi planladığımız, dört kurumla (Güneşin Sofrası, Dayanışma Ağı, Sanat Cephesi, Toplumsal Dayanışma Ağı) hazırlık çalışmalarını yürüttüğümüz "İçerideki-Dışarıdaki Mahpushaneden Bizim Şiir Sergisi" ile de tecrit-yalnızlaştırma-çürütme politikasına karşı, içerideki cezaevindeki yurtsever-devrimci-sosyalist-marksist tutsaklara, hayata tutunmaları için yeni bir mevzi açmış olacağız.
Bizim Demeyi İçimize Sindirdiğimiz Oranda Sorunlarımıza Çözüm Yöntemleri Üreteceğiz
Nasıl ki, estetik-sanat alanında Bizim demeyi ve Biz olmayı içimize sindirebilmişsek, bilim ve politika alanında da Bizim demeyi ve Biz olmayı içimize sindirebilmeliyiz. Bizim demeyi ve Biz olmayı içimize sindirebildiğimiz ölçüde sorunlarımıza çözüm yöntemleri üretebileceğiz; Kolektif aklı-bilinci-eylemi birlikte örgütleyebileceğiz. Kısacası, her alanda Kolektivizmi temel aldığımızda sorunlarımızı bir bir çözeceğiz.
Bizler, Sanat Cephesi olarak, "dışarıdaki emekçi halklar mahpushanesi yıkılmadan, içerideki mahpushane de yıkılmayacaktır" gerçeğinden hareketle, bizim insanlarımızı, tecrit-yalnızlaştırma-çürütme politikasına karşı birlikte mücadele etmeye ve içerideki cezaevindeki- tecritteki bizim insanlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.
* VII. Kitle Örgütleri Koordinasyonu Toplantısı'nda (7-8 Nisan 2007, izmir) Tecrit ve Sanat' konulu panelde, Sanat Cephesini temsilen Şair-Yazar ismail Hardal'ın yaptığı konuşma metni.
