Tecrit ve Tecriti Kırma Aracı Olarak Sanat*

İsmail Hardal

Sık sık yinelemekte fayda var. Cezaevleri, sınıflar savaşımının geçtiği alanlardan biridir. Geleceğe ilişkin toplumsal projesi olan, top­lumsal dinamikler ve bu toplumsal dinamiklerin örgütlü ileri kesimleri­nin temsilcileri, cezaevleri gerçeği ile sık sık yüz yüze gelmektedir­ler/geleceklerdir de. Sınıflı toplum aşılıp-sınıfsız toplum oluşturulana kadar da cezaevleri gerçeği ile yüz yüze bulunacağız.

Egemen sınıflar cezaevleri silahını, toplumsal muhalefetin yükse­liş ve düşüş seyrine göre dönem dönem kullanmaktadır.

Egemen sınıfların, toplumsal muhalefetin en ileri ve duyarlı kesim­lerini cezalandırma mantığı, aslında toplumun tümüne verilen bir göz- dağından ibarettir. Egemen sınıflar âdeta 'çok ileri gimeyin! Sizin de sonunuz böyle olur!' der gibisinden, toplumu sindirme aracı olarak kul­lanmaktadırlar cezaevlerini. Toplumsal muhalefetin en ileri ve örgütlü kesimleri, ilericiler-devrimciler-sosyalistler-marksistler sürekli olarak cezaevleri ile tehdit edilmektedir. Cezaevleri âdeta 'ıslah evleri' olarak görülmekte, cezaevlerine yolu düşen ilericiler-devrimciler-sosyalistler- marksistler 'ıslah edilmesi gereken mahluklar' olarak ele alınmaktadır, egemen sınıflar tarafından. Nasıl ki egemen sınıfların bir 'cezaevleri politikası' varsa, devrimci-sosyalist-marksist güçlerin de cezaevleri po­litikası olmalıdır. Cezaevleri politikası kesimsel-dönemsel-grupsal çıka­rı içeren tarzdan çıkarılıp, genelin (işçi sınıfının ve -sosyalist-devrimci- marksist hareketin) çıkarını esas alan bir tarza dönüştürülmelidir.

Tecrit-izolasyon-çürütme

Egemen sınıfların tecrit politikasının mantığını kısaca şöyle sırala­yabiliriz:

a)        Sınıflar savaşımında, egemen sınıflara karşı olan toplumsal mu­halefetin en ileri ve duyarlı kesimlerini, bu savaşımdan yalıtmak.

b)        Devrimci-sosyalist-marksist tutsakları var olan örgütsel ilişkilerin­den yalıtmak.

c)         Devrimci-sosyalist-marksist tutsakların hayatla, toplumla, en yakın çevresiyle olan bağlarını kesmek.

d)         Devrimci-sosyalist-marksist tutsakları yalnızlaştırıp, yabancılaş­tırmak.

e)         Devrimci-sosyalist-marksist tutsakların iradesini teslim almak.

f)           Devrimci-sosyalist-marksist tutsakları çürütmek ve 'ıslah' etmek.

Egemen sınıflar, 11 yıldır uyguladıkları tecrit politikaları ile dev­rimci-sosyalist-marksist tutsakları yalnızlaştırmayı başarmışlardır. İçe­rideki cezaevindeki direniş ve karşı koyuş, dışarıdaki cezaevinde yete­rince karşılığını bulamadığı için, egemen sınıfların tecrit politikası ha­yata geçirilmiştir. İçerideki cezaevindeki devrimci ve marksist tutsaklar yapabileceklerini en son kapasitelerine kadar yapmışlar, kendi geliştir­dikleri yönteme göre direnmişlerdir. Dışarıdaki cezaevi, içerideki ceza­evinin gösterdiği direnişi ne yazık ki gösterememiş, kendi direniş- savunma tarzını geliştirememiş, içerideki cezaevinin direniş-savunma yöntemiyle çizilen bir hat izlemiştir. Bu durum egemen sınıfların proje­lerinin gerçekleşmesini sağlayan en önemli etkenlerden birisi olmuştur.

F tipi yaşam sadece içerideki cezaevine uygulanmadı; dışarıdaki cezaevine de uygulandı. Egemen sınıfların dışarıdaki cezaevine yöne­lik uyguladıkları ana politakalardan birisi de "çürütme" politikası olmuş­tur. Egemen sınıflar şunu çok iyi biliyorlardı; toplumsal ilişkileri çürütür­seniz, toplumu daha kolay yönetirsiniz, yönlendirirsiniz. Toplumsal iliş­kileri çürütürseniz, çürüme toplumun geneline nüfuz etmeye başlar. Çürüyen insanın talepleri, genellikle bireysel ihtiyacını gidermeye yö­neliktir. Bireysel ihtiyacını giderebilmek için de kendisini sorumlu görür. Dilencileşme-gözü yaşlılık-melankolik ruh hali toplumun genelinde rağ­bet görmeye başlar. Bütün tekelci-burjuva medya kanallarında, gaze­telerinde gözü yaşlılık, vicdan-duygu sömürüsü, dilencileşme raiting aracına dönüştürülür. Dilencileşme toplumsal sendroma dönüştürülür. İnsanlarımızın çaresizliği, zavallılığı, düşürülmüşlük hali, sanki insanla­rımızdan kaynaklanıyormuş gibi konuyu saptırıcı palyatif çözümlerle durum idare edilmeye çalışılır.

Çürüyen birey topluma-devlete ilişkin konularda-kararlarda (siya­sete) kayıtsız kalır. Toplumun geleneksel ilişkileri de bu çürümeden pay aldığı için, toplumun geneli de çürümüştür. Çürütülmüşlük- çürümüşlük cemaatleşmenin yolunu açar. Cemaatleşme kozmopoli- tizmin (çokkültürlülük) bir biçimi olarak karşımıza çıkar. Açık alan genel cemaatleşmelere yönelirken, kapalı alan mikro-cemaatleşmelere yöne­lir.

Genel kitlelerde devlete ve egemen sınıflara güvensizlik olduğu kadar kayıtsızlık da vardır. Siyasetten uzaklaşma cemaatleşmeye doğ­ru yönelimleri hızlandırırken, cemaatler de kendi siyasetlerini üretirler. Cemaatleşmenin ürettiği politika, sistemi karşıya almayan, rejimin üret­tiği ranttan beslenmeyi temel alan düzen içi politikadır.

Yalnızlaştırmayı Aşmanın ve Kendini Yeniden Üretmenin Aracı Olarak Kültürel-Sanatsal Faaliyet

Devrimci ve Marksist tutsakların, egemen sınıfların F tiplerinde tecrit-izolasyon-yalnızlaştırma politikalarına karşı, yalnızlaştırmayı aş­mak; hayatla bağlarını yeniden kurmak; üretim faaliyetinden ve hayat­tan kopmamak; kendilerini yeniden üretebilmeleri için kültürel-sanatsal faaliyet önemli bir seçenek olarak ortaya çıktı. Devrimci ve Marksist tutsaklar, kültürel-sanatsal üretim faaliyetleriyle hayatla bağ kurmayı başardılar. Günümüzde de bu bağlarını sürdürüyorlar.

Devrimci ve marksist tutsaklar kültürel-sanatsal üretimleriyle kendi yalnızlıklarını aşarlarken, ürünlerin hayatla buluşması, muhatabına ulaşmasıyla da hayatla bağ kurmaktadırlar.

Sanat Cephesinin hazırlık çalışmaları yapılırken, ilerici-demokrat- devrimci-sosyalist-yurtsever ve marksist tutsakların kültürel-sanatsal ürünlerinin derli toplu ve sistemli olarak hayatla bağ kurmasında en önemli araç İçerideki Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antoloji­si (İçerideki -Dışarıdaki Hapishaneden Bizim Şiir Antolojisi, Yayına Hazırlayanlar: İsmail Hardal, Kemal Kök, Sorun Yayınları, Ocak 2006) çalışması olmuştur. Tecritin-yalnızlaştırmanın kırılmasında ve aşılma­sında olduğu kadar birlikte üretim, paylaşım ve deneyim aktarımı, vb., ilkesel konularda Antoloji tarihsel anlamda bir rol üstlenmiş ve işlevini yerine getirmiştir.

Tecrit-Yalnızlaştırma Politikasına Karşı Sanat Cephesi Ne Yapıyor?

Bizler, Sanat Cephesi olarak özelde tecrite, genelde cezaevleri sorunlarına karşı oldukça duyarlıyız. Cezaevlerindeki yurtsever- devrimci-sosyalist-marksist tutsaklarla-özellikle de kültürel-sanatsal uğraş içerisinde olanlarla yazışmalar yapmaktayız. Onlarla gerekli olan dayanışmalarımızı sürdürmekteyiz. Yayınlanmaya değer çalışmaları­nın kolektif üretimine sahiplenme bilincini öne çıkarıyoruz.

İçerideki cezaevindeki yurtsever-devrimci-sosyalist-marksist tut­sakların isteklerini, ihtiyaçlarını (kitap, dergi, kağıt, gözlük, nakit...) hiç bir örgütsel ayrım yapmadan, Bizim İnsanımız-Sanatçımız olarak kabul edip, olanaklarımız ölçüsünde karşılamaktayız.

Tecrit altında tutulan bizim insanlarımızı anlamaya, içerideki ha­vayı solumaya çalışmaktayız. Onların hayata tutunma araçlarından biri olmak için de elimizdeki olanakları hizmetlerine açmakta- yız/sunmaktayız/sanatsal ürünlerini olanaklarımız ölçüsünde hayatla buluşturmaya, okuyucuya ulaştırmaya çalışmaktayız.

Ayrıca Sanat Cephesi'nin tecritteki bizim insanlarımızla bağlarını daha da güçlendirmek için F Tipi'ndeki bir yazar-sanatçı arkadaşımızın Sanat Cephesi Hareketi Geçici Komitesinde yer alması için girişimler­de bulunuyoruz. Bunun bugünkü prosedüre göre olabilirliğini araştırı­yoruz. En azından bunu zorluyoruz.

Sanat Cephesi sadece içerideki hapishane ile ilgi değil, dışarıdaki hapishanedeki tecrit ile ilgili etkinliklere de duyarlı davranmıştır. Av. Be­hiç Aşçı'nın yapmış olduğu açlık grevine duyarsız kalınmamış, açlık grevi yaptığı ev iki kez ziyaret edilmiş ve iki kez bu konuda insanlarımızı- sanatçılarımızı duyarlı olmaya yönelik basın açıklaması yapılmıştır.

Sanat Cephesi, bilim-estetik-sanat-politika bütünlüğünü savunmak­ta; sadece bu anlayışı, duruşuyla değil; duruşuna uygun ortaya koyduğu ürünleriyle de nitelik farkını ortaya koymak istemektedir. Bizlere - duruşumuza- yönelik yapılacak olan değerlendirmelerde, bu kıstasların üzerinden atlanılarak yapılacak değerlendirmeler eksik kalacaktır.

Bu yıl gerçekleştirmeyi planladığımız, dört kurumla (Güneşin Sof­rası, Dayanışma Ağı, Sanat Cephesi, Toplumsal Dayanışma Ağı) ha­zırlık çalışmalarını yürüttüğümüz "İçerideki-Dışarıdaki Mahpushaneden Bizim Şiir Sergisi" ile de tecrit-yalnızlaştırma-çürütme politikasına kar­şı, içerideki cezaevindeki yurtsever-devrimci-sosyalist-marksist tutsak­lara, hayata tutunmaları için yeni bir mevzi açmış olacağız.

Bizim Demeyi İçimize Sindirdiğimiz Oranda Sorunlarımıza Çözüm Yöntemleri Üreteceğiz

Nasıl ki, estetik-sanat alanında Bizim demeyi ve Biz olmayı içimi­ze sindirebilmişsek, bilim ve politika alanında da Bizim demeyi ve Biz olmayı içimize sindirebilmeliyiz. Bizim demeyi ve Biz olmayı içimize sindirebildiğimiz ölçüde sorunlarımıza çözüm yöntemleri üretebilece­ğiz; Kolektif aklı-bilinci-eylemi birlikte örgütleyebileceğiz. Kısacası, her alanda Kolektivizmi temel aldığımızda sorunlarımızı bir bir çözeceğiz.

Bizler, Sanat Cephesi olarak, "dışarıdaki emekçi halklar mahpus­hanesi yıkılmadan, içerideki mahpushane de yıkılmayacaktır" gerçe­ğinden hareketle, bizim insanlarımızı, tecrit-yalnızlaştırma-çürütme po­litikasına karşı birlikte mücadele etmeye ve içerideki cezaevindeki- tecritteki bizim insanlarımıza sahip çıkmaya çağırıyoruz.

* VII. Kitle Örgütleri Koordinasyonu Toplantısı'nda (7-8 Nisan 2007, izmir) Tecrit ve Sanat' konulu panelde, Sanat Cephesini temsilen Şair-Yazar ismail Hardal'ın yaptığı konuşma metni.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.