Gençlik Gençlik…

Sırrı Öztürk

80’nine merdiven dayadık hâlâ “Gençlik Gençlik…” diye söze başlıyoruz.

Gelenekten-Geleceğe, ideolojik-politik-örgütsel konumumuzla, tarihsel-sosyal-siyasal haklılıklarımızla elbette gençlikten söz açacağız. Bu bir çelişki değildir. Ayrıca gençlik geleceğimizdir. Geleceğimiz sosyalizm ise gençlikten söz etmemiz kadar doğal bir şey olamaz.

Çeşitli vesilelerle çağrılı olduğumuz etkinliklerde veya mekânlarda yaşımızı ima eden genç arkadaşlara sık sık “Ben yirmi yaşındaki ihtiyarlardan değilim.” diye takılıyoruz. Bu türden takılmaları anlayan da anlamayan da çıkıyor. Bu sözlerin anlamını ve neyi kastettiğimizi anlayanların çoğunlukta olduğunu da fark ediyoruz. Elbette hayat ve mücadelenin bizlerden neleri alıp götürdüğünün bilincinde olarak bu sözleri tekrarlamayı uygun buluyoruz.

Bilince çıkarmaya çalıştığımız düşünceler ve bu sözler bir yana, doğa hükmünü sürdürüyor. Bizler doğanın hükmünü sürdürdüğü ve adına “ölüm” dedikleri an’a kadar iddialarımızın arkasında düzgün ve ilkeli durmuş / durabilmiş isek… Kapitalizmin devrimci yol ve yöntemlerle aşılması mücadelesindeki tahlil ve tezlerimizi hayat ve mücadele doğrulamışsa… Parti, Partileşme Sorunu, Siyasal-Sosyal Devrim, Kadro, Strateji-Taktik vb. konularda Bilimsel Öğretiye uygun işler yapmış isek… “Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi” sorunsalını doğru okuyabilmiş ve uygulayabilmiş isek… Sınıflar mücadelesinde tutulacak Ana Halka’yı görebilmiş ve yığınağımızı bu alana yapabilmiş isek… Üretim faaliyetinden kopmamış ve sürekliliğimizi koruyabilmiş isek…Kavgamızı üstlenmiş kadrolar işbaşında ise…Nihai amacı-hedefi bir ve aynı olan kadroları yan yana getirebilmiş isek… “Ölüm hoş geldi sefa geldi” diyebilmeliyiz.

Komünistlerin Birliği henüz gerçekleşememiş, Marksist Sol Kadroların yaşamış olduğu “Öndersizlik Krizi” henüz aşılamamış olsa da son derece umutlu, rahat ve huzurlu olduğumuzu söyleyebiliriz. Çünkü konuya ve sorunlarımıza çözüm yöntemi üretmek için işbaşındayız hâlâ.

Ölüm konusuna değinmişken şu görüşleri de eklemeliyiz:

Fukara Müslüman “Ölüm Allah’ın emri” der. Bu sözleri Batıni-felsefî manada “doğanın emri” ya da “hükmü” olarak anlamak da mümkün.

Kızılbaş-Alevi canlar ise ölüme inanmaz, “Hakka yürüdü” derler.

Devrimciler, Komünistler yaşamını kaybeden yoldaşları için “öldü” demez, “Doğaya teslim ettik”, “Anısı yaşatılacak” derler.

*   *   *

İşçi sınıfı ve emekçi halklarımızın yerel-ulusal-sosyal-sınıfsal ve enternasyonal kurtuluşunu sınıflar mücadelesinin dışında gören kimi “sol” eğilimlerin ilerici-devrimci gençliğe ayrıcalıklı bir yer ve rol verdiğini görüyoruz.

Bu eğilimlerin “vukuatı” sosyal pratikte yeterince denenip sınanmıştır. Yine bu eğilimlerin aşılmış ve de aşınmış olduğunu, hatta böylelerinin işçi sınıfını inkâra varan, gençliği arabanın önüne koşan, “öncü parti-önder parti-kitlesini arayan parti” diyerek gençliği “ateş hattına” süren teori pratiklerini yer yer sürdürmeye çalıştıklarını da biliyor ve görüyoruz.

Bu türden bilim ve akıl dışı duruşları bir yana anlamsız bölünüp parçalanmalarıyla da varlıklarını sürdürmeye çalıştıkları da bilinen bir gerçekliktir. Devrimci, ilerici gençliğimizin dinamizmini, enerjisini, işçi sınıfının koruyuculuğunda ve önderliğinde sınıflar savaşımında konumlandırmak, yönlendirmek ve yönetmek gerçekleştirilemezse burjuva ve küçükburjuva solların parselasyonunu engelleyemeyiz.

İlerici-devrimci gençliğimizin devrimci harekete, işçi sınıfının koruyuculuğuna çekilemediği koşullarda ve yine çağrılı olduğumuz etkinliklerde ve mekânlarda, görüşlerimizi merak edenlere: “Eskiye rağbet olsaydı bit pazarına nur yağardı.” sözünü tekrarlayarak konuşmamıza başlamayı da uygun buluyoruz. Bu sözü en çok Kıvılcımlı Yoldaş dile getiriyordu vakti zamanında…

80’ine gelmiş kadroların bu türden şakayla karışık uyarıları ne ölçüde işe yaramıştır?

Tek bir sözle cevaplayacak olursak: “Hiçbir işe yaramamıştır.” diyebiliriz. Çünkü “Sol Cenahımız”ın sosyal pratikteki “vukuatı” özel ya da öznel yorumlara meydan vermeyecek kadar ortadadır.

Genç kuşaklara deneyimimizi aktarışımızın, bu süreçten çıkardığımız çok yönlü ders ve sonuçları tartışmayı gündeme  getirişimizin ve bilince taşımaya çalışmamızın sonuçlarını henüz almış değiliz.

Hâkim gerici sınıfların hapishanelerinde şu an 14 bin ilerici-devrimci-sosyalist-Marksist genç insanımız bulunuyor. Genç arkadaşlar 20’sinde girdikleri hapishanelerde bugün 40’lı yaşlarına vardılar. Bu gençlerimiz çeşitli ideolojik-politik-örgütsel duruşlarıyla sistemin baskısına, sömürüsüne, devlet terörüne, inkâr-imha ve asimilasyon politikalarına karşı meşreplerince karşı çıkmış, mücadele etmiş, mevcut yasaları delmeye çalışmış ve de sonuçlarına katlanmışlardır. Hâlen de katlanmaktadırlar.

Ayrım gözetmeden siyasî tutsaklarımızı anlamaya çalışmak, sahiplenmek zorundayız. Cezaevlerindeki insanlarımız sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizin ayrılmaz-vazgeçilmez birer unsurlarıdır. Kara gerici, ırkçı, şoven hiçbir anlayış devrimcileri suçlayamaz. Hiçbir devrimci suçlu değildir. Tarih ve insanlık önünde devrimcilerin asla suçlu olmadığının ve de devrimcileri yargılamaya yeltenenlerin yargılandığının milyonlarca kanıtı vardır.

Cezaevlerindeki insanlarımız şimdilik siyasî tutsaktır. Siyasî tutsakların sınıflar mücadelesindeki yerlerini almalarına çalışmak, yeniden üretim faaliyetinin içine çekmek dışarıdaki hapishanedekilerin -hepimizin- görevidir. Bu görevimizi yeterince yerine getirebiliyor muyuz? Tek bir sözle cevaplayalım: “Getirdiğimizi iddia edemiyoruz.” Bu konuda da son derece kusurluyuz.

19 Aralık “Hayata Dönüş Operasyonu” sürecinde “Sol Cenahımız” burjuvazinin hapishanelerdeki vahşeti karşısında da iyi bir sınav veremedi. Sebeplerini bir bir sayıp dökmüyoruz. Çünkü ayrıntılı biliniyor. Belgelidir. Siyasî tutsaklar -yöntemlerini eleştirsek de-  “Ölüm Orucu” ve “Açlık Grevi” türünden eylemlere girmek durumunda kalmış, yaşamlarını riske etmekten çekinmemişlerdir. Hatta aralarında bedenini ateşe veren insanlarımız dahi çıkmıştır. Onların dışarıdaki hapishanelerdekilere -hepimize- verdiği mesajları da doğru algılayamadığımızı söylemeliyiz. Sınıflı toplumlarda hapishanelere düşen insanların özgürlük özlemleri, talep ve ihtiyaçları onların anılan eylemleri uzantısında değil, dışarıdaki devrimci hareketin gerçekleştirdiği eylemler sayesinde ancak gerçekleşebilir.

Bu gerçekliği de yeterince değerlendirdiğimizi söyleyemiyoruz.

Kolektifimiz Çalışanları sıkça “Gençliğin Yolu İşçi Sınıfının Yoludur!” diyedursun, Devrimci ve Marksist Sol Cenahımız henüz bu yolda anlamlı ve ileri bir adım atamamıştır. Mevcut “sol” örgütler öğrenci gençlik çalışmasına ağırlık vermektedir.

Hâkim gerici sınıflar koalisyonu; işçi sınıfını politika dışında tutmak, politikasızlaştırmak için nasıl önlemler alıyorsa, ilerici-devrimci gençliğimizi de 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 askeri faşist darbe dönemlerinde cezalandırmak, siyasal-sosyal olaylardan dışlamak için pek çok yasal ve keyfî-fiilî önlemlere başvurdu. Bu yöntemler değişik biçimlerde devam ediyor. Özellikle öğrenci gençlik ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel alanlarda çok ezildi. Gençlik düşmanlığı baskı, şiddet, işkence, tutuklama, hapis ve katletme cezalarıyla doruğa ulaştı. Unutmadık. Unutturmayacağız.

Öğrenci gençliğimizin bilinçli kesimleri, burjuvazinin çok yönlü politik baskısına, terörüne ve YÖK’e rağmen ilerici-devrimci düşünce-davranış çizgilerinden kopmamaya çalıştı.

Burjuvazinin resmî ve özel öğretim kurumları gençliği üreticilik ve yaratıcılıktan uzak, ezberci yöntemle idealist-metafizik-felsefî anlayışların uzantısında, resmî ideoloji ve resmî tarih bataklığında kabaca sömürmekte ve hiçbir işe yaramayan tek tipte “bilgi hamalı” olarak eğitmektedir / öğütmektedir.

Bir yandan sistemin faşist-faşizan baskısı, diğer yandan emperyalist-kapitalist Batı’dan devşirilen bilim ve akıl dışı teorileri ve de kapitalizmin yoz ve kozmopolit “kültür” politikalarıyla gençliğin büyük bir bölümü devrimci hareketten koparıldı.

Günümüzde kapitalist yabancılaştırma yöntemleriyle “garip” bir gençlik kuşağı türetilmiştir. Türetilen bu gençler doğallıklarını kaybetmiş ve âdeta mutasyona uğratılmıştır.

Düşünce-davranışlarıyla, sosyal olay ve olgulara karşı son derece duyarsız, apolitik, üretim dışı, bireyci ve en önemlisi umursamaz-nemelâzımcı bu kuşak kapitalist anarşinin tam da istediği bir kuşaktır. Bu kuşak tüketici, markacı, biçimci, paracıdır. Bu kuşak tüketebilmek, marka kullanabilmek, kendisini istediği biçime sokmak için paraya gereksinim duyar. Para elde edebilmek için de bütün değerlerini para karşılığında satar.

Fakat diyalektik tarihsel materyalizm ile tanışmış, milliyet farkı gözetmeyen, sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliğini kavramış gençliğimizin önemli bir bölümü yeni nitelikler kazanma yolundadır. Ulusallık-Sınıfsallık dinamiklerinin çevreninde kümelenen bu gençler sistemin oyunlarına gelmemeyi başarmıştır.

Ayrışıp bütünleşerek bir türlü Komünistlerin Birliği’ni gerçekleştiremeyen Devrimci ve Marksist Sol Cenahımız uygulayageldiği politikalarıyla ilerici-devrimci gençliğimizin dinamizmini işçi sınıfının koruyuculuğuna ve disiplinine çekememiştir / kazandıramamıştır.

Yakın tarihimizden örnekleyeceksek: I. TİP, sonradan THKO, THKP-C, TKP-ML vb. örgütsel arayışlar olarak kendi göreneklerini gelenek yerine koyan örgütsel arayışlar ileri kadrolarını bünyesinde tutmayı başaramamıştır.

“TİP bu görevi başarabilir miydi?” sorusunu “Başaramazdı.” diye cevaplamak zorundayız. Çünkü TİP Komünist Parti değildi.

Bir parantez açıp söyleyelim: Öğrenci gençliğin en ileri kadrolarından Deniz Gezmiş, TİP İstanbul-Üsküdar İlçe Sekreteri; Mahir Çayan, TİP Ankara-Çankaya İlçe Başkanı, İbrahim Kaypakkaya TİP İstanbul-Eminönü İlçe üyesiydi.

Bu satırları günümüzde bir kez daha kaleme alan bendeniz ise TİP Kocaeli İl Sekreteri idim.

Öğrenci gençliğin anılan bu en ileri kadroları ile tutarlı bir tarih ve sınıf bilinci taşıyan bizim kuşaktan  işçilerin TİP’in “Haysiyet Divanı” marifetiyle partiden ihraçları istenmiştir ve gerçekleştirilmiştir.

Günümüzde de işçi sınıfı-sosyalizm-komünizm-devrim vb. isim ve sıfatları “özgürce” kullanan / kullanabilen örgütlerin, ilerici-devrimci gençliğin sosyalizm yolundaki arayış ve yönelişlerini değerlendiremediklerini rahatlıkla söyleyebiliriz. Dahası bu örgütler devrimci hareketin katledilen kadrolarını idolleştirip işlevsiz “dar grup tapınımı” örgütlerini, “güdümlü insan malzemesi” kadrolarıyla sürdürebileceklerini sanmaktadırlar.

Yine günümüzde gerçekleştirilen kütlesel çıkışlarda işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın yanı sıra gençliğin de giderek politikleştiğini görüyoruz.

İşçi-Kitle, Köylü-Kitle, Gençlik-Kitle çalışmaları, birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı ve ayrıca kurumsal merkezi disiplinli bir İşçi Sınıfı Partisi (İSP) KP’nin kurmaylığında gerçekleştirildiğinde ortaya çok ileri bir sosyal muhalefet dinamiği çıkmış olacaktır.

8 Mart, 21 Mart, 1 Mayıs, 15/16 Haziran eylemleri ile sistemi sorgulayan, ayağa kalkan diğer tüm kütlesel çıkışların en dinamik ve kalabalık kesimini de yine genç kuşaklar oluşturmaktadır.

Öğrenci gençlik temeline dayalı mevcut “sol” örgütler; hâkim gerici sınıfların gençliğe karşı uyguladığı sistematik hale getirilen fiilî-ideolojik-psikolojik baskılarını göğüsleyemez ve geri adım attıramazlar.

İşçi, köylü, esnaf, işsiz ve öğrenci gençlik üzerine sosyolojik araştırmalarla Marksist tahlillerin ve sentezlerin  henüz yapılamadığı ve gözetilemediği bir dönem yaşanmaktadır.

Emperyalist kapitalist sistem tarafından kuşatılan gençliğin maddî-manevî açılardan kurtarılması; işçi sınıfı ve emekçi halkların mücadelesinden kopmamasına bağlıdır. Sınıflar mücadelesinin dışına düşmüş, işçi sınıfından oksijen almayan ve proletaryanın koruyuculuğundan uzaklaşmış bir gençlik, geçmiş deneyimlerde de görüldüğü gibi günümüzdeki sınıflar mücadelesinde yine çeşitli kırım ve kıyımlara uğramaya aday olacaktır.

Devrimci ve Marksist Sol Cenahımız milliyet farkına düşmeden ve milliyet farkı gözetmeden (TEKEL Direnişi’ni gerçekleştiren işçilerin ortaya koyduğu) gençlik konusu üzerine bir kez daha düşünmek ve proje üretmek durumundadır.

Gençliği her türden moral çöküntülerinden, burjuva ideolojisi ve revizyonizmin etkisinden, burjuva ve küçükburjuva solların politik hegemonyasından, hayatın doğrulamadığı teori pratiklerden, gelecek kaygısından, inkârcılıktan, kötümserlikten, nihilist ve anarşizan tehlikelerden koruyup kollamak ve sosyal kurtuluşlarının yolunu açmak İşçi Sınıfı Hareketi ve Komünist Hareketin görevidir.

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.