Emperyalist-Kapitalizmin Ürünü İsrail Siyonizm’i…

Mahir Kankal

19. yüzyılın  sonuna doğru Yahudi sermayesi dünya sermayesinin içinde önemli bir yer teşkil etmekte idi. Geberen kapitalizmin dünya üzerindeki çıkarları doğrultusunda  tarihsel anlamda Yakın Doğu ile çok yönlü sorunları olan Yahudileri önplâna çıkarmıştır.

İsrail Siyonizmi önce İngiliz daha sonra ABD emperyalizminin Bölge emekçi halklarının arasına sokulmuş bir “Koç Başı”dır.

Emperyalizm bölge halklarını “tavşana kaç tazıya tut” yöntemiyle birbirine karşı kabaca kullanmakta son derece mahirdir.

Kapitalizmin-emperyalizmin şekillendirmesi sonucu “Yahudi sorunu” insanlık tarihinin önüne sürülmüştür. Hem de kanla, katliamla...

Emperyalizmin Yakın Doğu’daki çıkarlarının savunucusu Yahudi burjuvazisi bu süreci işletmeye başladığında dile getirdiği ideolojik söyleminin adı Siyonizm oldu.

Kapitalizmin gelişmesi ve Yakın Doğu’daki ki çıkarları doğrultusunda ısıtılıp gündeme getirilen “Yahudi sorunu” yine bu çerçevede emperyalist devletler eliyle dünya sermayesi içerisindeki etkinliği ile Yahudi burjuvazisi ayrıcalıklı bir yere taşınıyordu.

18. yy de ve 19. yy başında Yahudi burjuvazisi nakit paranın neredeyse tek sahibi konumundaydı.

Kapitalizm içerisinde önemli yerler elde etmeye çalışan Yahudi burjuvazisi bu konumuna uygun bir ideolojiye gerek duymaktaydı.

Yahudi burjuvazisinin dünya sermayesi ile kafa kafaya ürettikleri fikir Siyonizm oldu.

Yahudi burjuvazisi ilk önce Yahudi emekçi kesimler üzerindeki denetimini güçlendirmek amacını gütmüştür.

Dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan Yahudi emekçilerinin durumuna bakıldığında zaten tam bir sefalet içinde olduğu görülecektir. Emekçi Yahudiler örneğin Çarlık Rusya’sında en aşağılık kesimler olarak görülüyorken, Yahudi burjuvazisi en ayrıcalıklı muameleye tabi tutuluyorlardı.

Yahudi emekçi kesimi üzerinde hem sınıfsal hem de ulusal baskılar bulundukları ülkenin egemen güçleri tarafından rahatlıkla uygulanıyordu.

Kapitalizmin yapısal krizi arttıkça Yahudi halkı arasındaki sınıfsal farklılıklar da gittikçe keskinleşiyordu. Emekçi Yahudi halkı başta gerici kesimlerle köprüleri atıyor, emekçi harekete bulundukları yerdeki emekçi halklarla birlikte sınıf tavrı alıyorlardı.

Kendi tarihimizden örnek verirsek Yahudi düşmanlığı, genel anlamda Türk burjuva devletinin yapısal gayrimüslim düşmanlığı olarak öne çıkmıştır. Ancak burjuva Yahudi azınlık, “devlet eliyle burjuva yetiştirme” projelerinde, finans kapitalin oluşmasında ve yerli ortaklıkların oluşmasında önemli roller üstlenmiştir.

NATO’cu politikaların ve Gladio’nun manipülasyonlarıyla “Vatandaş Türkçe konuş kampanyası” gibi gerici saldırılardan, 1955 - 6-7 Eylül gibi linçlerden paylarına düşeni almışlardır.

Bu süreci Siyonizm’in kurucusu diyebileceğimiz Theodor Herzl şöyle dile getirmektedir: "Yahudiler arasında dayanışma duygusu tümden körelmiştir."

Siyonizm’in ortaya çıkışıyla İngiliz emperyalizminin, Yakın Doğu’daki çıkarları tam bir paralellik göstermekteydi.

Siyonizm hareketinin dünya sahnesine çıkışı ile o dönemin Yakın Doğu’daki gücü ve plânları olan İngiliz emperyalizminin sömürgeci ve işgalci hesapları arasında tam bir uyum söz konusuydu.

İngiliz emperyalizminin Filistin’i önemli bir nokta olarak görmesi Yahudi burjuvazisine destek niteliğinde bir durum ortaya çıkarmıştı. Bu durumu o kadar ahenkliydi ki, Yahudi büyük sermayesi entegre olduğu uluslararası sermayenin güçlü devletleri tarafından destek sağlamış oluyordu; bir taraftan ise kendi sömürgeci politikaları için muazzam bir hammadde ihtiyacını böylece sağlamış oluyordu.

Konuya yüzeysel bakıldığında bile Siyonizm’in emperyalist devletlerin daima desteğini aldığı görülecektir.

Sırf bu durum bile Siyonizm’in egemen emperyalist-kapitalizmin ortak plânı olduğunun göstergesidir.

Dönemin güç dengeleri çerçevesinde bu sömürgeci plânları için Yahudi sermayesi, çeşitli devletlerin kapısını aşındırmış, gidilen kapılardan da hiçbir zaman eli boş dönülmemiştir.

Bu durum, yani Yahudi sermayesinin çeşitli emperyalist ve işbirlikçi devletlerle olan ilişkisi başlı başına bir konu ve ayrıntılı incelenmesi gerek bir durumdur.

Biz burada birkaç örnekle yetinelim.

Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda güçlü sömürgeci devletlerle hareket eden Yahudi burjuvazisi Abdülhamit döneminde Osmanlı’dan askeri yardım istemiş, karşılığında ise “Osmanlı maliye sisteminin ıslahatını” önermiştir. Yine İngiltere’ye Almanya’ya karşı yardım sözü vermişlerdi. 1920’lere gelindiğinde ise İngiltere’nin “Süveyş Kanalı” için savunma duvarı sözü vermişlerdi.

Sonuç olarak dünya pazarını bölüşmek için savaşan emperyalist güçlerle, Yahudi büyük burjuvazisinin amaçlarının birleştiği yerde, Siyonizm sömürgeci bir ideoloji ve politika olarak ortaya çıktı.

Ancak bu durum bir halkın, yani Yahudi emekçi haklının çıkarları zemininde değil tamamen salt sermaye çevreleri zemininde olmuştur.

Bu durumun sadece egemen burjuva sınıfları arasında kararlaştırılan bir karar oldu. Max Nordau’nun ağzından  bu durum şöyle dile getirilmiştir: “Milyonlarca Yahudi Siyonizm’i henüz bilmemektedir.”

Evet sadece mutlu azınlığın bildiği, milyonlarca Yahudi emekçilerinin bilmediği bir gerçektir Siyonizm o dönem.

Zaten 1897’de yapılan 1. Yahudi Kongresine katılan 848 delegenin tümü Yahudi burjuvazisinden ve misyoner din adamlarından oluşmuştu ve bu kongre sadece Siyonist liderlerin atamasıyla oluşmuştu, demokratik bir seçimle değil.

Uydurdukları Siyonizm çıkışı ve tarihleri, tıpkı Yahudi büyük sermayesi gibi emperyalist ve eklektik bir biçimde hazırlandı.

Eski şemalar, modern burjuva felsefesi akımlar, sosyal reformcu düşüncelerin  eklektik bir biçimde Siyonizm teorisini oluşturmaktaydı.

Siyonizm’in temel söylemlerine bakarsak, sanıyorum bu daha da net anlaşılacaktır. “Ayrıcalıklı tanrı tarafından atanmış bir toplumdur”, ”hangi halk içinde yaşarsa yaşasınlar o halk Yahudilere düşmandır”, “Yahudilerin Filistin’de tarihsel hakları vardır”, “Nil’den Fırat’a büyük İsrail devleti kurulmalı” vb..

Bu söylemler İsrail sömürgeciliğinin yayılmacı ve saldırgan politikasının kitleler gözünde meşru kılmak için kutsamasıyla bir meşruiyet  sağlamış oluyordu.

Yahudi işçi sınıfının ve emekçi kesimin yine bu milliyetçi, ırkçı söylemler içinde eritilmesi sağlanıyordu.

Böylece savaşçı ve alenen faşist tohumları barındıran bir politika sürdürülebiliyordu. Bugün kimi ırkçı faşistlerin iki halkın arasında sorun varmış gibi gösterip Yahudi halkına karşı anti-semitizm temelli faşist söylemleri dile getirmesinin bu tespitle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur (Eskişehir’de bir ırkçının açtığı “Köpekler girebilir, Yahudiler ve Ermeniler giremez” pankartı,  bazı mitinglerde açılan “Hitler az yapmış” pankartları ve bazı eylemlerde atılan “Yaşasın Hitler” sloganları.). Çünkü burada sömürgeci ve işgalci politikaya sahip olanlar tüm bir Yahudi halkı değil,  egemen sermaye grupları ve onun pışpışçıları emperyalizmdir. Bu politikalar karşısında Yahudi emekçileri suçlamak, Ankara’ da saltanat kuran Melih Gökçek’in su kesintileri yüzünden tüm Ankara halkını suçlamak kadar saçma ve kasıtlıdır. İsrail, Yahudi sermayesinin emperyalizmin himayesi altındaki devletidir ve Filistinlilerin topraklarını işgal etme suçuna dâhil olan Yahudiler olduğu gibi (ki bu çevre Yahudi burjuvazisinin ideolojik etkisi altında olanlardır), Siyonizmi lanetleyen Yahudiler de vardır. İsrail burjuvazisi arkasına emperyalist devletleri alarak sömürgeci Siyonist politikalarını dayatmaktadır. Dünyadaki uluslarötesi tekelci sermayesinde önemsenemeyecek bir güce sahip olan İsrail sermayesine birkaç örnek verirsek, Yahudi sermayesinin savaş sanayisi çerçevesindeki icraatlarına bakmak yeterli olacaktır.

ABD’deki silah yapımcısı ve satıcısı olan 165 şirketin içinde 158 tanesi İsrail devletinin etkisi ve denetimi altındadır.

Salt bu örnek bile emperyalist çıkarların yalın bir durumunu sergilemektedir.

Siyonist sömürgeciliğin Filistin’de başarıya ulaşması emperyalizmin bir zaferi anlamına gelmektedir.

İsrail Siyonizmi’nin tüm adımları tarih boyunca emperyalist devletlerin onayı ve desteğiyle oluşmuştur.

Bunun en güzel örneği tarihe Balfour  Deklerasyonu olarak geçen toplantı olmuştur (2 kasım 1917). Balfour  Deklerasyonu’nun bu tarihlerde imzalanmasının en önemli nedeni başta İngiltere ve onun müttefiklerinin Yakın Doğu ile ilgili plânları için uygun bir maşa aramasıydı. Gerçi Yahudi sermayesi o dönem Almanya ile daha sıkı ilişkili olması bu süreci engellemeye engel teşkil etmemekteydi.

Birinci Paylaşım Savaşı sonrası İngilizler Filistin’i işgal ettiler ve Süveyş Kanalı’nın korunmasını ise taşeron İsrail devletine bırakmak niyetindeydiler.

İngiliz emperyalistleri Osmanlı devletine karşı destek vermeleri halinde Mekke Emiri Hüseyin Ali’ye bir takım Arap devletleri kurmaya söz vermişti. Ama yapılan anlaşmanın yaptırım günü geldiğinde emperyalist İngiltere Siyonistlere desek sağlamaya başladı.

Daha sonraları Filistin’deki Arap halkının Siyonist plânlara karşı koyması İngilizlerin işini güçleştirdi.

Siyonistlerle   bağlaşıklıklarını geliştiren İngilizler iki dünya emperyalist savaşı arasında ikili bir politika izledi.

Bunların ilki Arap halklarının direnişini bastırmak, ikincisi ise diğer emperyalist güçlerle flört halindeki İsrail’i kendi denetimi altında tutmaktı.

1939 yılında İngiliz hükümeti ünlü “beyaz kitap”ı hazırladı. Bu kitap İngiliz hükümetinin ikili politikasının gerekleri doğrultusunda hazırlanmıştı.

İsrail devleti ise bu yaklaşımı kesinlikle uygun bulmuyor, daha fazlasını istiyordu.

Bu durum İngiliz emperyalizminden kopup diğer büyük emperyalist güç olan ABD ile yakınlaşmanın yolunu açıyordu.

Böylece Yahudi burjuvazisi tüm ilgisini  İngilizlerden uzaklaştırmaya ve çok daha güçlü ve umut verici görünen Amerika Birleşik Devletleri üzerine toplamaya başladı. Bu durumdan oldukça hoşnut olan ABD emperyalizmi, ülkesinde 1944 yılında gerçekleştirdiği seçimlerde, seçime girenlerin kampanyalarının en önemli sloganı Yahudi sorunu oldu.

Gerek Demokrat partililer gerekse Cumhuriyetçiler uluslararası bir konferansla desteklenenBitmoreprogramını destekliyorlardı. Söz konusu program Filistin’de hemen bir Siyonist devlet kurulmasını istiyordu. Program ayrıca İngiliz hükümetinin 1939 yılında yayınlamış olduğu  “beyaz kitap”taki görüşlerini geri almasını istiyordu. Bu arada Filistin’deki Siyonist kuruluşlar ABD  emperyalizminin çıkarları doğrultusunda İngiliz karşıtı faaliyetlerini artırdılar.

(Amerika’nın hesaplarına göre petrolce zengin olan ve stratejik açıdan da önem taşıyan Yakın Doğu’da bir Yahudi devletini kurulması kendi çıkarlarına denk düşecekti.) Bu karşıt faaliyet sonucu demiryollarını 153 kez sabote ettiler, üç İngiliz karakoluna saldırdılar, İngiliz devlet sekreteri Water Moyne’i öldürdüler.

İngilizler 14 Mayıs’ta Filistin’den çekildiler ve 14 Mayıs 1948’de İsrail devletinin kurulmasıyla başta ABD olmak üzere emperyalizm Yakın Doğu’da bir kale elde etmiş oldu. Hemen ardından ABD başkanı Truman İsrail devletinin önünde duran kritik aylarda her türlü ekonomik ve siyasal yardımın sağlanacağı konusunda güvence verdi. Bu ayların ne ölçüde kritik olacağı konusunda her iki devletinde kuşkusu yoktu, çünkü ne tür olayların yaşanacağı çoktan biliniyordu.

17 ?ubat 2009-Ankara

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.