-Gözlem-Yorum-
Venezüella’da geçirdiğim bir ay içerisinde, 21. yüzyıl sosyalizmini kurma iddiasındaki bir ülkede gerçekten nelerin yaşandığı hakkında gözlemler yapmak imkânı buldum.
Başkent Karakas’a inince uçsuz bucaksız gecekondular hemen dikkat çekiyor. İki yamaç üzerine kurulmuş, aralarından yol bile geçmeyen bu gecekondular genelde tek göz odalardan oluşuyor. Pek çoğu, çatı yerine geçen naylonlarla kaplı.
Yanımızdaki Venezüellalılar yalnız başına yürümememiz için bizi defalarca uyarıyor. Resmî rakamlara göre Karakas’ta yılda beş bin cinayet işleniyormuş. Gerçekten de, akşam saat dokuzdan sonra sokaklar boşalıyor.
Karakas’ın batı bölümü sefaletin en yoğun olduğu yer. Doğu bölümünde ise orta sınıf ve zenginler yaşıyor. Zenginlerin yaşadığı yerlerde, büyük malikanelerin, golf sahalarının, helikopter pistlerinin etrafı çok yüksek duvarlarla kaplanmış. Duvarların üzerine elektrikli teller çekilmiş. Kapılarda silahlı adamlar bekliyor.
Benzer güvenlik önlemlerini “orta sınıf” da almış. Onbeş katlı bir apartmanın on beşinci katında dahi demir parmaklıklar var. Apartmanda bulunan bir daireye girebilmek için dört tane demir parmaklıklı kapıdan geçmek zorunda kalıyorsunuz.
Bütün “devrim ve sosyalizm” söylemlerine rağmen mülkiyet ilişkileri temelde aynı kalmış. Venezüella, kapitalist bir toplumun tüm çelişkilerini güçlü bir biçimde içinde barındırıyor.
Gözlemlediğim kadarıyla Chavez’in partisi (Venezüella Birleşik Sosyalist Partisi-PSUV), özellikle ABD emperyalizminin kendisine nefes aldırmadığından, büyümesini engellediğinden şikayet eden ulusal burjuvazinin çıkarlarını hayata geçirmeyi amaçlıyor. Devletin petrol dışında kalan sanayileri canlandırma, ithalatı azaltıp üretimi ülke içinde yapma, dışa bağımlılığı azaltma programı tam da ulusal burjuvazinin talepleriyle örtüşüyor. Ulusallaştırılan petrol sanayisinden elde edilen kaynakların bir kısmı ulusal burjuvaziye teşvik olarak kullanılıyor, bir kısmı bürokrasiye rüşvet olarak gidiyor (kim daha çok rüşvet verirse, kim bürokrasiyle daha iyi bağ kurarsa devlet teşvikini o alıyor), çok daha küçük bir kısmı da halkın desteğini kazanmak için harcanan okuma yazma kampanyaları, sağlık hizmetleri, ucuz yiyecek tedariki gibi “toplumsal projelere” kalıyor. Ulusal burjuvazi bu “toplumsal projeleri” Marksist literatürden beceriksizce aşırdıkları bir söylemle süsleyerek halka “sosyalizm” diye yutturmaya çalışıyor ve onun desteğiyle hareket ediyor.
Konuştuğum Venezüellalı ilerici ve devrimciler, Chavez’in partisinden üst düzey yetkilileri kırmızı gömlek giymiş burjuvalara benzetiyorlar. Anlatılanlara göre bu kişiler giderek halktan kopan, zenginleşmeye başlayan, ayrıcalıklı bir kesim oluşturuyorlar. Pek çok devrimci, beş yıldızlı otellerde Venezüellalı ve yabancı iş adamlarıyla görüşmeler yapan bu kesimin işçi sınıfı önderliğinde bir hareketin güçlenmesi durumunda emperyalizmle uzlaşacağı görüşünde.
Gözlemleyebildiğim kadarıyla Venezüella’daki görece bilinçli işçilerde bile şöyle düşünceler hâkim durumdadır: “Chavez çok iyi, hatta aslında gizli komünist. Ama etrafındakiler hırsız ve sahte devrimci. Chavez de yalnız başına ‘devrimi’ ilerletemiyor. Yanına dürüst insanlar gelirse biz de sıkıntılarımızdan kurtuluruz.”
Emperyalizmin ülkede üretimi tek ürüne (petrole) mahkûm etmesi işçi sınıfına büyük zarar vermiş. Asgari ücretin altı ya da yedi katını alan petrol işçileri toplumun diğer sömürülen kesimlerine tepeden bakan bir işçi aristokrasisi oluşturuyorlar. Diğer sektörlerde çalışan işçiler henüz niteliksel ve niceliksel olarak toplumsal mücadelenin önderliğini alacak durumda değiller.
Ulusal burjuvaziyi temsil eden Chavez toprak sahipleri, tüccarlar ve bankacılardan oluşan emperyalizm yanlısı kesimleri yenilgiye uğratır ve tasarladığı ekonomik kalkınma programını uygulayabilirse farklı sektörlerde yapılan yatırımlarla birlikte işçi sınıfı da hem nicel hem de nitel anlamda güçlenecektir. İşçi sınıfının talepleri arttığı oranda Chavez hükümeti sol söylemini bir kenara bırakıp işçi sınıfına yönelik tutumunu değiştirebilir. Proletarya sosyalistlerinin işçi sınıfını buna şimdiden hazırlamaları gerekiyor.
3 Haziran 2010
