Dünya Sosyal Forumu: 30 Yıllık Yatırımın Meyvesi*

Taimur Rahman

NGO’lar günümüzde 1.6 trilyon dolarlık bir endüstri oluşturuyor

Karaçi’de toplanan Dünya Sosyal Forumu’na katılmanın ilk heyecanı şimdi geride kaldığına göre ve bu etkinliği oturup daha soğukkanlı biçimde düşündüğümüzde, böylesine devasa bir çabayı duyuran, destekleyen ve finanse eden uluslararası politikanın mekanizmalarını ele almadan edemeyiz. DSF’nin yüzlerce politik organizasyona ve onlarca sosyal harekete bir hareket için oksijen gibi olan, seslerini duyurma, birbirleriyle ilişki kurma ve içinde bulundukları koşullar hakkında diğerlerini bilgilendirme imkânlarını verdiği ve Karaçi’de toplanan sosyal hareketlerin bir çoğunun gerçekten şenlikli ve devrimci bir havada oldukları, bütün bunların tek tek organizasyonlar ve hareketler açısından küçük ama yine de anlamlı bir ilerlemeye işaret ettiği su götürmezse de yine de bu etkinliği küresel politikanın bütüncül bakış açısından incelemek gerekir. Son tahlilde, -bu söyleyeceklerimiz her ne kadar DSF’nin tutkulu taraftarlarının hoşuna gitmeyecek olsa da-, bütün bu sürecin emperyalist hükümetlerin ve onların emperyalist sistemlerinin korunması amacını güden dolaysız ya da dolaylı organizasyonlardan oluşan yakın müttefiklerinin 30 yıllık geçmişi olan yatırımlarının bir ürünü olduğunu saptamak durumundayız. Bu 30 yıllık yatırımı kısaca özetleyelim.

Dünya Sosyal Forumu sürecinin başlıca amacının “sivil toplumu güçlendirmek” olduğu ve bunu başardığı sır değildir. Ama nasıl oldu böylesine antika bir deyim 21. yüzyılda bu kadar popüler hâle geldi? Sivil toplum feodalizme karşı mücadelesi içinde burjuvazinin kullandığı bir ideolojik kavram olarak ortaya çıktı, 20. yüzyılda dikkatlerin savaş, barış ve sınıf mücadelesi olgularına kaymasıyla birlikte bu kavramın önemi azaldı. Ancak 1975 yılında ABD yönetimi ve Başkan Jimmy Carter bu kavramı yeniden politik sahnenin merkezine oturttu. ABD egemen sınıfı, Doğu Avrupa’daki muhalifleri harekete geçirmek amacıyla Helsinki Sözleşmeleri gibi oluşumlara ve “insan hakları” kavramına daha önce görülmemiş bir finansal ve moral destek vermeye başladı. Tüm “sivil toplum” ve “insan hakları” çalışmasının gündemi neredeyse tamamen eski Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa sosyalist yönetimlerini hedef alıyordu, ve “insan onuru” ve “özgürlük” edebiyatıyla varılan sonuç geniş kitleler için, fuhuş, yoksulluk, işsizlik ve genel sefaleti beraberinde getiren aç gözlü bir kapitalist serbest pazar ekonomisinin restorasyonu olacaktı. Büyük “özgürlük” sözcüğünün bu çamura nasıl bulandığı başlı başına bir hikâyedir, ancak bizim konumuz açısından asıl önemli olan “sivil toplumun” ve “insan haklarının” kökenini ABD emperyalizminin sosyalizme karşı savaşı içinde bulmasıdır.

1980’lerin başından itibaren, Helsinki “insan hakları” makinesine ikinci bir hedef verildi: Kısa zaman içinde tek süper güç olarak ortaya çıkacak ABD’nin yeni kolonilerindeki ulusal kurtuluş hareketleri. Nikaragua’da Sandinistlerden, Kolombiya’da FARC’a kadar bir devrim denizine dönüşen Latin Amerika’nın etkisizleştirilmesi gerekiyordu, Afrika biraz daha “uygarlaştırılmalıydı” ve Doğu Asya da kendi başına terk edilemezdi. Uluslararası yardım ve bağış ajansları, IMF, GATT, Dünya Bankası gibi oluşumların ülkeleri geniş çaplı yapısal reform programları uygulamaya zorladığı aynı zamanda, milyon dolarlık yardımları pompalamaya başladılar. NGO’lar öfkeyi ve tepkiyi boşaltan ve aydınların ulusal kurtuluş hareketlerine ve sosyalist politik partilere katılmalarının önünü alan büyük basınç vanaları gibi çalıştılar. Sıradan insanları kazanmak için ortaya atılan düşünce farklı biçimlerde sunulsa da temelde hep aynı kalmaktadır. NGO taraftarları, kendilerinin acil ihtiyaçları elde etme konusunda “elle tutulabilen” başarıları karşısında politik militanların, ideolojik mücadelenin gerekliliği, NGO’ların emperyalizmle bağlantısı ve devrim için hazırlanmak gerekliliği üzerinde durmaktan başka bir şey yapamadıklarını söylerler. Bu temelde ve dışarıdan akan milyon dolarların etrafında kısa zamanda bir NGO kültürü boy verip gelişmiştir. Bu, yüksek ücretlilerin, devrimci dönüşüm karşısında şüpheciliğin, politika karşısında kinizmin, kuramsal mücadeleyi küçümsemenin ve devletle ve egemen sınıfla dereceli ama tam bir uzlaşmanın kültürüdür. Örneğin bugün Pakistan’daki NGO’ların büyük çoğunluğunun iktidardaki askeri yönetimi destekliyor olmaları toplumu değiştirme mücadelesinin bütün ilkelerinde yaşanan uzun erozyon döneminin sonucudur.

Günümüzde dünya gelirinin yüzde 85’ini kontrol eden yüzde 20’lik elit böyle bir NGO’lar şebekesi ve bunların dünyanın her tarafındaki uzantıları olmadan küresel hâkimiyetini sürdüremeyeceğini düşünmektedir. Hükümetlerince ya da diğer kanallardan NGO’lara gerçekten devasa finansal destek sağlamaya hazır olmalarının nedeni budur. Günümüzde “kâr-gütmeyen sektör” sadece bir milyon dolarlık hatta bir milyar dolarlık bir endüstri değildir. Johns Hopkins Üniversitesi’nin Karşılaştırmalı Kâr-gütmeyen Sektör Projesi (Comparative Non-profit Sector Project) raporuna göre, yalnızca 37 ülkedeki kâr-gütmeyen sektörün 2002 yılı işletme harcamalarının toplamı 1.6 trilyon dolara ulaşmaktadır. Kızıl Haç’a göre günümüzde NGO’ların harcamaları Dünya Bankası’nı geride bırakmaktadır. Büyük NGO’ların yıllık bütçeleri 1 milyar doları aşabilmektedir. Örneğin Amerikan Kızıl Haçı’nın bütçesi 3 milyar dolardır ve başkanı ve CEO’su Marsha J. Evans’ın maaşı yılda 450.000 dolardır.

Ve bu NGO bütçelerinin büyük bölümü hükümet kaynaklarından finanse edilmektedir. Örneğin 2004’de dünya çapındaki hükümet yardımlarının toplamı 78.6 milyar dolar gibi şaşırtıcı bir büyüklüğe ulaşmıştır, bu arada şunu da belirtelim, gezegendeki tüm nüfusa temel ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli olan miktar da bu kadardır. NGO’ların dünyanın her tarafında mantar gibi yayılmalarının başlıca nedeni de Batılı hükümetlerin bu finans cömertliğidir. Ne var ki dünyada üç milyar insan günlük 2 dolar olan yoksulluk sınırının altında ve 850 milyon da açlık sınırını altında yaşıyor. Neden? Bütün o paralar nereye gidiyor o zaman?

Küresel eşitsizlik yapılarının ve kâr-gütmeyen sektör harcamalarının incelenmesi ironik biçimde ikisi arasında neredeyse bir ters ilişki olduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz 20 yılda kâr-gütmeyen sektör harcamaları milyonlardan trilyonlara katlanırken, Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı yirmi yıl öncesinden çok daha kötüye gittiğini doğrulamaktadır. NGO harcamalarının üslü olarak katlanarak artışıyla eş zamanlı olarak yoksulluğun büyümesi arasındaki bu paradoks ancak NGO’ların gerçek işlevlerinin uluslararası rüşvetçilik sisteminin bir aracısı ve geniş bir şebekesi halinde çalışmak olmasıyla açıklanır. Son tahlilde NGO şebekesinin sosyal hareketlerde potansiyel olarak varolan devrimci özü boşaltarak onun yerine bir bütün olarak kapitalist-emperyalist sistem açısından zararsız olan taleplerin doldurulmasını sağlayan bir sistemden başka bir şey olmadığı ortaya çıkar.

24-29 Mart’ta Pakistan’ın Karachi kentinde toplanan son Dünya Sosyal Forumu esas itibariyle bir NGO panayırıydı, toplantılara küçük sol-kanat siyasî partilerin de özgürce katılabildiğini reddetmesek de, bunların azınlıkta olduğunu biliyoruz. Forum’un ardından bir sendika lideri bana şunları söyledi: “Basın Klubü’nün önünde 35 kişi yasal haklarını talep etmek için toplandıklarında polis onları sopalarla dövüyor ve devlet düşmanı ilan ediliyorlar. Oysa Dünya Sosyal Forumu için “başka bir dünya” yaratacağız diye bir araya gelen 35.000 kişiye hükümet güvenlik sağlıyor ve krallar gibi ağırlıyor. Bu bile DSF’nin küresel ve yerel eliti korkutmaktan ne derece uzak olduğunu göstermeye yetiyor.” Bu sözleri duyduktan sonra tamamı uluslararası bağışçılar tarafından ödenmiş milyonlarca rupiye mal olan DSF-panayırının dünyanın bütün insanî ve doğal kaynaklarını kendi ellerinde toplayan küçük azınlığın esenliğini ve ayrıcalıklarını korumak için 30 yıldır yapılan yatırımın bir meyvesinden başka bir şey olmadığını düşünmeden edemiyorum.

 

Stalin Arşivi çeviri birimi tarafından Türkçeleştirilmiştir.

Kaynak: http://groups.yahoo.com/group/cmkp_pk/message/4782 (Pakistan Komünist İşçi Köylü Partisi iletişim grubu sitesi)

* The Post, 7 Nisan 2006

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.