Emperyalizme bağımlı egemen burjuvazi 8 Mart’ı soyut bir kadın erkek eşitliği talebiyle simgelenen kadınlar gününe el çabukluğu ile dönüştürüverdi. Oysa 8 Mart tersine, bir bütünleşmenin değil, kopuşun kilometre taşı oldu. Örneğin, 1920’ler Ankara’sında Türk Halk İştirakiyun Teşkilâtı’nda, o kendine özgü komünist harekette yer alan Cemile ve Rahime hanımlardan, İstanbul’da amele mitinglerinde şiirlerini okuduğu için tutuklandığını öğrendiğimiz Aydınlıkçı Yaşar Nezihe Hanım’a, Bakû’de 1. Doğu Halkları Kurultayı’nda, kadınların kurtuluşunun yalnızca yasal eşitlik, çarşafın peçenin atılması demek olmadığını anlatan Naciye Hanım’a kadar, bu 8 Mart’ta Türkiye coğrafyasının öncü kadınlarını anlatmak istedik.
Komünist Enternasyonal’in çağrısıyla 1-8 Eylül 1920 Bakû’de toplanan 1. Doğu Halkları Kurultayı’nın kayıtlarından anlaşıldığına göre, 7 Eylül 1920’de 7. Oturumunda Türkiye’den Naciye Hanım adında bir kadın söz alır. Türkçe olarak yaptığı konuşmada çarşaf ve peçeyi mücadelelerinin temeli yapan, ciddiyetten yoksun feministlere çatarak, kaderlerinin genel devrim davası, amacın sınıfsız ve sömürüsüz bir toplum kurmak olduğunu söylemiştir. Kadınların erkekler gibi iş hayatına girmeleri ve hele savaşta kadınların yük hayvanlarının yerini alarak, cepheye sırtlarında cephane taşımalarının övünç duyulacak bir şey olmadığını, bunun siyasal ve sosyal eşitliğin tanındığı anlamına gelmediğini savunmakta idi.
Kadın hakları, Türkiye coğrafyasında Kemalist “ilericilik-gericilik” tartışmasının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Öyle görünüyor ki, Türkiye coğrafyasındaki feministler bu kavgada bilerek ya da bilmeyerek egemen-resmî burjuva ideolojisi saflarında yerlerini almışlardır.
Egemen-resmî burjuva ideolojisine başkaldıran emekçi kadınlar, yani gelenekten geleceğe uzanan yolda nice adlarını bilmediğimiz ve unutuşa terk ettiğimiz binlercesinden birkaçı. Onlar vardılar, toplumsal ve cinsel ezilmişliğin yoğun karanlığında ortaya çıktılar ve mücadele ettiler. Yokluğa, aşağılanmaya, yoksulluğa katlandılar. Onlara “dönme” ve “Yahudi dudusu” denildi. Ama güneşlere uzanan ışıklı bir yol var. Bu yolun döşenmesine, insanlığın kurtuluşunun cephesinde yer tutmuş emekçi kadınların harcının katılması, sınıfsallık damlalarının yitmemesinin sağlanması gerekli değil mi?
Kadınların kurtuluşunun kendi ellerinde olduğu doğrudur. Kurtuluş toplumsal / enternasyonal kurtuluştur. Ancak tüm kurtuluş, birlikte savaşarak, sosyalizmin utkusunu yakalamakla mümkün olacaktır. Kadınların ezilmesini sadece kadın-erkek sorunu olarak görmekse, bu hedefin üzerini örter. “Kadın hakları” deyimi ile kafaları karıştırmak, mücadele günlerini sevgi örtüsü altında gizleyerek allayıp pullamak, tüm çalışan, ezilen sınıfın, sömüren sınıf ve onun eli kanlı devletinin kutsanması ve onun başa çıkılmaz güç halinde anlaşılmasına hizmet ediyor. Bu ise aslında burjuva özel mülkiyetin kökeninde yatıyor. Sorunu, toplumsal, tarihsel boyutlarıyla ele almayıp, bireyler olarak “kadın hakları”na indirgemek, burjuva özel mülkiyet dünyasının değerlerine indirgemek anlamına gelir. Sorunun, toplumsal-sınıfsal boyutu ise, koşullar, zorluklar ne olursa olsun başta kadınlarımız, analarımız, hep birlikte yarattığımız yaşamla bağlı ve kalıcı değerleri elde etmek için savaşım vermekle mümkündür. Ama bunu yapamazsak, düşmanı tanımıyorsak, bazı çevreler şu veya bu biçimde düşmanı görmemizi maskeliyorlarsa, onlarla da savaşım en acımasız biçimde sürmelidir.
Bazen, zaman zaman ortaya çıkan görüşler reformist bakış açısı olmaktan ileriye gidememektedir. Militan kadın görünümünde, sınıf mücadelesi görüşü yerine, karşı cinsi “düşman” olarak gösterip hedeflemesi bilinçsizce çok şeyi maskelemeyi gerektiriyor. Bunlar doğru bir çözüm yolu bulamıyor. Bu hareket çoğu kez burjuva kökenli ve işçi sınıfı davasını benimsememiş kadınlar tarafından yönetilmektedir. Oysa bilinmelidir, işçi sınıfı hareketi kadın ve diğer sömürülen tüm çalışanların yolunu açar. Kapitalizmin-faşizmin insanlığı sınıflara bölmesi, sömürüyü pekiştirmek, diğer yönden erkeklere karşı tepkiyi yöneltmek tüm kadınların büyük umutlarını ve birlikte kurtuluşunu açmaza itmektir. Faşizm emekçi halkların korkusunu, öfkesini saptırmak için yapay düşmanlık ortamı yaratmaktadır. Kadınlarımız dünyası için de tuzaklar kurmaktadır. Bu tuzakları boşa çıkaracak, tüm emeğin özgürleşmesi anlamı taşıyan Marksizm-Leninizm ve Proletarya Enternasyonalizmi temelinde işçi sınıfının bilimi, ideolojisi ile donatılmamız sonucu, onlar o burjuva cehenneminde birlikte yaşayacaktır.
8 Mart tüm dünya emekçi kadınlarının toplumsal/evrensel kurtuluşunun, insanlığın kurtuluşuyla arasındaki bağlantının simgesidir. Artık insanın insanı ezmediği, sömürmediği bir dünyada kadınla erkek arasındaki ilişki de eşit, insanî ve özgür olacaktır. Burjuva özel mülkiyet dünyasının kirinden pasından arındıkça, devlet sönümlendikçe, cinsler arasında çıkarlarla kirlenmemiş, insana yaraşır ve doğaya uygun sevgi boy atacaktır. Ruhu ve bilinci sosyalizmin tezgahında dokunan kuşaklar daha özgür olacak, ama daha az yanlışlar yapacak. Fakat ne olursa olsun, kadınlarımız, tüm insanlık, evrenselleşmeyi yaşayacak. Oysa, binlerce yıllık sınıflı toplum, dinler, devlet olgusu ve erkek egemen değer yargıları, burjuva ikiyüzlülüğüyle birleşerek kalın bir perde örüyor gözlere.
1950-60’lı yıllarda cezaevlerinde parmakla sayılır ölçüde kadınlar vardı. Ancak yeni başkaldırılar ve direngenlikler sonucu, kadınlarımız işkencede, kalın duvarda ve tel örgülerde öldürülmektedirler. Kadın haklarını, burjuva ideolojisine bağlamakta görenler, parlamentodan çıkan yasalara gözlerini dikerken, emekçi-devrimci kadınlar, kavganın içinde özgürleşiyor, erkek yoldaşlarıyla birlikte kavgada eşitleniyorlar. Zindanlardaki devrimci kadınlar, özgürleşmenin kavgasını verenlerdir. Kurtuluşun yolu başkaldırıdan geçiyor ve artık 8 Mart, her gün başkaldırı günüdür. Tüm emekçi insanlara karşı, yasak-günah-ayıp terörü uygulanırken, tüm soygun, talan, ahlakî değerlerin dışında tutmasını beceren egemen bir çürümüş devlet, yıkılmayı bekliyor. Burada erkek-kadın tüm emeğin elleri burjuva diktatörlüğünü yıkmaya yönelik birleşmeli. Emeğin dünyasının kurulması, işte kurtuluşun tek (gerçek) çözümü.
Haydi her gün yeni 8 Martlara, yeni bir toplum kurmaya!
28 Kasım 2008
