Venezüella'da Referandum ve VKP'nin Açıklamaları

Mehmet İnce

15 ?ubat 2009 tarihinde Venezüella’da yapılan ve devlet başkanının seçimlerde yeniden aday olmasını engelleyen yasanın kaldırılmasına ilişkin referandum, Chavez taraftarlarının zaferiyle sonuçlandı. Oyların %54’ünü alan Chavez bu sonuçla üç yıl sonra yapılacak seçimlerde yeniden aday olabilecek. Venezüella Komünist Partisi Ulusal Yönetimi 16 ?ubat 2009 tarihinde düzenlediği basın toplantısında Anayasa Düzeltme Referandumu’nda elde edilen başarıyı Venezüella halkının başarısı olarak selamladı. Bu başarıyla halk egemenliğinin derinleştiğini belirten Genel Sekreter Oscar Figuera seçim sonuçlarını “tatmin edici bir halk zaferi” olarak niteledi ve şunları söyledi: “Venezüella Komünist Partisi, dün elde edilen seçim sonuçlarının halk iktidarının derinleşmesinde, bu iktidarın uygulanma alanını genişletecek halk güçlerinin bilinçlerinin kuvvetlenmesinde önemli bir adım anlamına geldiğini düşünmektedir.” Figuera, devrimci güçler için önemli bir zafer olarak gördüğü bu seçim sonuçlarının, aynı zamanda devrimci güçlerin önüne süreci daha iyi analiz etme yükümlülüğü koyduğunu belirtti. Çıkarılması gereken ilk dersin bu başarının sağlanmasında tüm devrimci güçlerin yerel, bölgesel ve ulusal düzeyde birlikte hareket etmesi, süreci birlikte yönetmeleri olduğunu söyleyen Figuera “politik ve toplumsal aktörler olarak, önümüze koyduğumuz hedefleri birlikte hareket ettiğimiz oranda gerçekleştirebiliriz” diye ekledi. Figuera, bu birliğin devamını sağlamayı önerdi ve Chavez’e seçim sonuçlarını değerlendirmek, devrimci süreci güçlendirme amacıyla planlar yapmak üzere ulusal düzeyde kolektif tartışma mekanizmaları oluşturma çağrısı yaptı. Söz konusu birliğin emir-komuta zinciri biçiminde değil, karşılıklı tartışmaya dayanan, ittifak halindeki yapıların içindeki farklılıklara saygı gösteren bir birlik olarak algılanması gerektiğinin altını çizdi.  VKP’nin, Chavez’in Refenrandum zaferi sonrası yaptığı açıklamada yeni toplumu oluşturma işinde ilerlemek gerektiğine ilişkin sözlerine katıldığını belirten Figuera, bu ilerlemenin sağlanması için devrimci sürece zarar veren yolsuzluğun, verimsizliğin ve bürokratizmin önüne geçmek gerektiğini, bunun da ancak “halk iktidarını güçlendirerek, iş merkezlerinde işçilerin toplumsal denetimini ve katılımını sağlayarak” yapılabileceğini söyledi.

VKP, mecliste iki yıldır bekletilen Sosyalist İşçi Konseylerinin oluşturulmasına ilişkin yasanın yürürlüğe girmesi için mücadele ediyor. Figuera bu bağlamda, işçilere kurumların denetimini vermeden yolsuzluğun, verimsizliğin ve bürokratizmin önüne geçmenin mümkün olmadığını, bu çürümenin burjuva devleti güçlendirerek değil, işçilere daha fazla iktidar vererek yok edilebileceğini söylüyor. Figuera, bazı yöneticilerin “lafta işçilerin katılımından söz etseler de, pek çok kez bu katılımın engellediklerini” saptıyor.  Devrimci süreci ilerletmek ve derinleştirmek için kolektif mülkiyeti ya da üretim araçlarının toplumsal mülkiyetini genişletmenin zorunluluğunu vurgulayan Figuera, bankanın ve ülkenin finansal sisteminin kamulaştırılması gerektiğinin altını çizdi. Burada amaçlananın sadece devlet denetimi değil, işçi sınıfının ulusal ekonomiyi denetimi altına alması olduğunu vurgulayan Figuera, “işçilerin kamulaştırılmasını beklediği” Cemex Çimento Fabrikası, Carabobo Seramik Fabrikası, Vivex Fabrikası gibi üretim merkezlerinin kamulaştırılma sürecinin hızlandırılmasını talep etti.

“İşçi haklarını göz göre göre ihlâl eden” bazı şirketlerin isimlerini veren Figuera, bu şirketlerin derhal kamulaştırılmalarının zorunlu olduğunu, “ilerici, demokratik bir halk devletinin” bu tür suiistimallere izin vermemesi gerektiğini söyledi. Figuera işçilere karşı yapılan saldırılar arasında Mitsubishi fabrikasında meydana gelen, polisin fabrikayı işgal etmesi sonucu fabrikaya saldıran polislerin iki işçiyi öldürmesi, on altı işçiyi yaralamasıyla sonuçlanan olay üzerinde durdu.*  Figuera şirketlerin işçiler aleyhinde kararlar vermeleri için yargıçları satın aldığını söyledi. Yargı organının gerici patronlara işçi haklarını ihlâl etme imkânı verdiğini, bu tür olaylar sonucunda birkaç yargıcın görevden alındığını ama sermayenin yargı üzerindeki denetiminin engellenemediğini belirten Figuera, Venezüella Komünist Partisi’nin kısa süre içinde düzenleyeceği bir basın toplantısında, ülkenin çeşitli bölgelerinde işçi haklarını gaspeden yargıçlarla ilgili bir açıklama yapacağını söyledi. Figuera, bu yargıçların “işçilerin grev yapma hakkını ellerinden aldığını, sendika temsilcilerinin fabrikalara girmelerini engellediğini” belirtti.  Chavez tarafından 2007 yılında “Che Guevera Misyonu” adıyla başlatılan bir sosyal program çerçevesinde açılan “Sosyalist ?irketler”in bünyelerinde çalışan işçilerin sendikalı olmasına izin verilmediğini, örgütlenen işçilerin işten atıldığını söyleyen Figuera “Venezüella Komünist Partisi olarak bu tür olayların sessizlikle geçiştirilmesine izin vermeyeceklerinin” altını çizerek ve “devrimi, işçi haklarını gözeterek savunacaklarını” belirterek konuşmasını bitirdi.

*Chavez, söz konusu saldırıyı şöyle değerlendirmişti:

“Yargı gücüne saygı duyuyorum, verdikleri karara karışamam ama sayın yargıçlara ve polis şeflerine daha dikkatli karar vermeleri çağrısını yapıyorum. Bir yargıç polise çok uluslu bir şirketin fabrikasını işgal eden işçileri oradan çıkarma emrini vermiş. Öncelikle şunu söyleyeyim, ben prensip olarak zayıftan yanayım. Bu adaletin de temel bir ilkesidir. Bu yüzden işçiler ister bir devlet kuruluşunda, ister bir özel kuruluşta gösteri yapıyorlarsa bu duruma dikkatle yaklaşmak gerekir. Bu son olayda iki işçi ölmüş. Bu benim kalbimde büyük bir acıya yol açtı. Bu bizim için bir matem durumu. ?imdi Bakan’dan gelen bir habere göre bu işe karışan polisler sorgulanmak üzere göz altına alınmışlar. Bu olaydaki sorumluları hapse atmak gerekir... Ama işçileri de sağlıklı düşünmeye davet etmek istiyorum. Guyana’da da bir fabrika işgal ettiler. Ateşli silahları da vardı. Zaten protesto ediyorsunuz, silaha ne gerek var? Bakanı da onu rehin almakla tehdit etmişler. Az daha oraya gidecektim, sabırlı olmamı, beklememi söylediler. Neyse ki sorun halledildi. Aslında temelde işçiler haklıydı ama ellerindeki tüfekler ve revolverler onları haksız duruma düşürüyor. Çünkü böyle yaparak suç işlemiş oluyorlar. Yasaları ihlâl ediyorlar. Bu olay bir trajediyle sonuçlanabilirdi. Bu son olayda işçilerin silahlı olduğunu söylemiyorum. İşçiler ateş etmedi... Geçen gün Merida’da polis bir grup genci katletmiş. Hırsızlık yapıyorlar, uyuşturucu alıyorlar diye. Böyle yapmaları polise öldürme hakkını vermez. Bunu yapan polisler şimdi hapiste. Mafya bunlar. Ve polise sızıyorlar.” (Chavez’in 30 Ocak 2009’da yaptığı konuşma)

Bu sözler bize göre Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez'in gerçek bir demokrasinin başlıca garantisi olan işçilerin silahlanması karşısında -açıkça saldırgan bir tutum almamakla birlikte- kendi burjuva dünya görüşünün sınırlarına geldiğini göstermektedir. Bize göre, Venezüella'daki komünist, devrimci ve demokratik güçlerin "işçi hakları"nın savunulması konusunda aldıkları olumlu inisiyatifleri, işçilerin de sömürücü sınıflar kadar silahlanmaya "hakları" olduğu, gerçek bir demokrasinin en önemli ve en gerçek kriterlerinin başında bunun geldiğini Hugo Chavez'in reformcu iktidarını destekleyen en geniş emekçi yığınlara kavratma yönünde geliştirmeleri, gelinen noktada hayatî öneme sahiptir. Venezüella'da "demokrasi" tartışmasının tam da işçilerin silahlanması sorununa gelip dayanmış olması bilimsel sosyalistlerin, Marksist-Leninistlerin bakış açısından hiç de tesadüf değildir. Çünkü "Bolivarcı Devrim" olarak adlandırılan ve gerçekleştirdiği radikal reformlarla geniş ezilen ve sömürülen yığınların desteğini alan süreç, bütün olumlu yönlerine ve "sosyalizm" sözlerine rağmen, henüz egemen sınıfları silahsızlandırmış, tepeden tırnağa bu sınıfların çıkarlarına göre oluşturulmuş eski devlet aygıtını ortadan kaldırabilmiş değildir. Venezüella'da reform sürecinin derinleşmesiyle birlikte (her ne kadar bunlar tamamen burjuva demokrasisi sınırları içinde kalsa bile) aşırı derecede artan burjuva saldırganlığı örnekleri: Her gün yeni bir tanesi ortaya çıkarılan emperyalist destekli komplolar, darbe planları, işçilere karşı polis saldırıları, "yargıçların satın alınması" gibi bütün ilerici güçlerin dikkatlerini çevirdiği kaygı uyandıran gelişmelerin tümü yalnızca tek bir şeye işaret etmektedir, o da eski devlet aygıtının olduğu gibi yerinde durduğu gerçeğidir. "21. yüzyıl sosyalizmi"nden farklı olarak Marksizm-Leninizm, bize, bu eski aygıtın kesinlikle "barışçıl" ya da "evrimci" bir yoldan parçalanamayacağını öğretmektedir. Kaldı ki, Güney Amerika kıtası, modern revizyonizmden kaynaklanan "barışçı geçiş" hayallerinin yol açtığı trajedilere hiç de yabancı değildir. Kıtanın ve özel olarak Venezüella'nın yakın tarihi, Venezüella devlet başkanı Hugo Chavez'in burjuva demokrasisiyle proleter demokrasiyi "uzlaştırarak" sosyalizme ulaşma yönündeki hayalleri ne kadar samimi olursa olsun -hatta ne kadar samimiyse o kadar- yeni trajediler için yolun açılmasından başka bir şeye hizmet etmeyeceğini gösteren çok sayıda örnekle doludur.

Venezüella'da şimdiden şu iki seçeneğin açıkça ortaya çıktığını kesin olarak kabul etmek için elimizde her türlü gerekçe vardır. Gerçi Marksizm-Leninizm’in devlet ve devrim öğretisinin 21. yüzyılın başında bir kez daha doğrulanması yegane seçenektir ama bu iki yoldan hangisiyle olacaktır? Yeni bir trajedi olarak mı, yoksa sosyalizme giden tek yol olan bir proleter devrimin zaferi olarak mı?

18 ?ubat 2009

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.