Marksist Geçinen Liberal-Yeni Muhafazakârlar

Sırrı Öztürk

 

Öğrenci gençlik kesiminden gelen ve bir dönemin devrimci, sosyalist, komünist geçinen avantürye takımının günümüzdeki “vukuatı” başlı başına bir inceleme-araştırma ve hesaplaşma konusudur.

Genellikle küçükburjuva kökenli olan bu türden avantürye takımı, öğrencilik yıllarında sol fikirlerle tanışmıştı. Nasıl tanışmıştı? Hangi ideolojik, politik ve örgütsel akımların etkisinde kalmıştı? Dünya genelinde ve yaşadığımız coğrafyadaki sınıf mücadelesinden etkilenmiş miydi? Etkilenemediyse bunun sebepleri neydi? Marksizm’den, Bilimsel-Komünizm’den hangi düzeyde nasibini almıştı? Dünyadaki devrimci deneyimleri tarihsel, sosyal, siyasal ve enternasyonal açılardan inceleyebilmiş miydi? Kendi yerli sentezimizin üretilmesinden haberli miydi? Bu memleketin tarihini, coğrafyasını, işçi sınıfını, emekçi halklarımızı ve insanımızı vareden tarihimizi, kültürümüzü, ilerici geleneklerimizi tanıyor muydu? Üretim ilişkileri ile üretici güçlerin gelişim düzeyini biliyor muydu? Bilim, politika, sanat, kültür, edebiyat, estetik, etik bütünselliğinden hangi düzeyde esinlenmişti? Devrimci siyasî terbiye, devrimci eğitim, devrimci ahlak ve devrimci diplomasiden hangi düzeyde haberliydi?

Sorulacak o kadar fazla soru var ki hangi birini sıralayalım?

Öğrenci gençlik hareketlerinden gelip de kendilerini devrimci, demokrat, sosyalist, komünist sananların gerek teori pratikleri, gerekse ideolojik, teorik, politik ve örgütsel deneyimleri yeterince sınanıp denenmiştir. Yeterince sınanıp deneneni, sosyal pratikte yeterince aşınıp aşılanı denemek devrimcilik değildir!

Bu yazımızda öğrenci iken içinde yer aldıkları örgütlere girip de sonradan “kutup yıldızını” keşfederek dönenlerin vukuatına değinmek istiyoruz.

Sınıf mücadelesinde yarış atı misali her kilometrede soluklanan, ciğerleri daha da açılanlar olduğu gibi, dönen, ihanet eden veya “cızdım oynamiram” diyenler de çıkar. Çıkmaktadır.

Davası uğruna çok büyük bedel ödeyenleri, eleştiri/özeleştiri mekanizmasını işletenleri, yeni nitelikler kazananları ve bu mücadelede ilkeli, dürüst, samimi, tutarlı bir tavır sergileyenleri toplumca çok seviyoruz. Diğerlerinin vukuatını ise derecesine göre sorgulamaktan ve eleştirmekten de geri durmuyoruz.

“Sol cenah”ın kendi iç hesaplaşmasında kullanılan ölçüt nedir? Yapılan eleştiri, uyarı, öneri ve sorgulamalarımızda hangi bakış açısını gözetiyoruz? diye haklı sorulara vereceğimiz cevap da son derece açık ve nettir: Tarihsel, sosyal, sınıfsal olay, olgu, süreç ve verilere diyalektik tarihsel materyalist yöntemle bakıyoruz. Marksizm-Leninizm öğretisinin uzantısında bağımsız sınıf tavrıyla duruş ve konumumuzu belirliyoruz.

Elbette sorgulama, eleştirme ve hesaplaşmaların yerini bulabilmesi ve etkili olabilmesi için örgütsel güvencelere ihtiyaç duyulacaktır. Örgütsel güvencelerin dışından yapılan hesaplaşmalar bir türlü yerini bulamamaktadır. Bu mesele kişisel sorumluluklara, kişiselliklere indirgendiğinde ise, ipin ucu hepten kaçmaktadır. Zaten çok zayıf ve de çürütülmüş olan “toplumsal hafızalar” bir türlü geçmişi hatırlayamamaktadır. Tarihsellik-sınıfsallık diyalektiğinin kullanılamadığı süreçlerde kime, neyi hatırlatacaksın?

Sınıf mücadelesinde, devrimci tarih ve geleneklerimizde kimi rol ve sorumluluk alanların örgütsel vukuatını belgeleyen arşivimiz ise yoktur. Var olan belgelerin konuşturulması ise kimseyi ilgilendirmemektedir. Pek çok riski göze alarak yapılan “politik açığa vurma” eylemlerimizi devletten önce burjuva ve küçükburjuva “sol” eğilimlerin temsilcileri rahatlıkla kuşatabilmekte, dolayısıyla eylemlerimizle “cürmümüz kadar” bir yeri yakmaktayız.

Parti geleneği olmayan, var olanın da iğdiş edildiği bir toplumda bu türden soruları sıralanması ve irdelenmesi abesle iştigal etmek olarak değerlendirilmektedir.

Kurumsal merkezi disiplinli Sınıf Partisi’ne bağlı Bilim Kurulu, Enstitü ve Akademi geleneği olmayan bir toplumda “Toplumsal hafızaların” karartıldığı ve köreltildiği bir toplumda; önceleri “sosyalizm-devrim” diye titreşip davasından dönen, ihanet eden veya “cızdım oynamiram” diyen küçükburjuva solcularının vukuatını doğru ve tam olarak değerlendirmek asla mümkün değildir.

İdeolojik, politik ve örgütsel çizgisi bilimsellikle bağdaşmayan, hayat ve mücadelenin acımasızca mahkûm edip reddettiği teori pratiklerden kopup ayrılanlara asla yukarda değindiğimiz isim ve sıfatları kullanmayız. Hele Marksizm’i bir dogma veya din olarak görmeyen, “Marksizm’in yorumu ve pratikte yeniden üretimi” yöntemini kavrayan ve bu doğrultuda devrimci bir tavır geliştirenleri daha çok takdir ederiz. Onlara sahiplenir ve yeni nitelikler kazanmasına özen gösteririz.

Hâkim gerici sınıfların baskısı ve terörü altında yenilmiş, darbe üstüne darbe almış, bozgunlardan bozgunlara uğramış, çok büyük kırım ve kıyımlardan geçirilmiş olan “sol cenah” politikasızlaştırılmıştır. Böylelikle “Muhalif Hasan” ya da iktidar perspektifinden uzakta, devrimci romantizm duygularıyla idare-i maslahatçılık yapılmaktadır.

Tarihsel, sosyal, sınıfsal ve kültürel açılardan doğru dürüst hesaplaşamamış, hâlâ bir arada duran, ayrışamamış ve de yeniden harmanlanarak buluşup bütünleşememiş “sol cenah”ın durumu son derece karmaşıktır.

Sosyalist literatürümüzün kullanımında, dil, terim ve kavramlarımızın ifade edilişinde olduğu gibi “Marksizm’in yorumu ve pratikte yeniden üretimi” yönteminin kullanımında da Türkiye âdeta “köpeksiz bir köydür.” Sosyalizm-komünizm, devrim adına istediğin kadar ahkâm kesmek serbesttir. Bu yolda devrilen çamların hesabı/kitabı kimseye sorulmaz…” Bu güzergâhtaki bütün beyinler bu konuda dumura uğramış/uğratılmıştır. Zihinsel melekelerini kullananların/kullanabilenlerin sayısı ve nitelikleri azalmıştır. “Hâl ve gidişat” böyle olsa da bu türden işleyen düzeneği bozmaya aday birileri mutlaka bulunur. Sınıf mücadelesi asla bir “köyün delisi”nin çıkıp gelmesi beklemez.

Dünyada ve bu coğrafyada gericilik döneminin karanlığında yaşıyoruz. Faşist/faşizan uygulamaların giderek yoğunlaştığı bir süreçte, bir alacakaranlığın sis perdesi arasından, sınırlı bilgileriyle de olsa, insanın ve insanlığın ayağa kalkarak emperyalist-kapitalizmi sorgulayıp yargıladığını görüyoruz.

Bütün dünyanın emekçi halkları emperyalist-kapitalizmi sorguluyor. Bu çürümüş, çözülmüş, sömürücü/sömürgeci, köhne ve ahlaksız sistemi emekçi halklarımız kütlesel çıkışlarıyla karşıya alıyor.

Emperyalist-kapitalist sistemin yaşadığı yapısal kriz bir yanıyla iyiye de işarettir. Çünkü yeninin üretimi ve işbaşı yapmasının işaretlerini de bağrında taşımaktadır. Geçmişte önce büyük dinlerin sonra ise, tarihsel, sosyal, siyasal devrimlerin doğuşu hep bu türden anlara denk düşmektedir. Sosyal/siyasal çelişki ve çatışkıları doğru tahlil ettiğimizde tarihsel iyimserliğimizin hangi manaya geldiğini kolayca kavrayabiliriz. Emperyalist-kapitalist sistemin dünyadaki hegemonyası ve iktidarı devam ediyor. Hegemonlar insanlığın üstüne radyasyon misali çullanmıştır. Onların elindeki ideolojik silahlar idealist-metafizik anlayışlara, yalana ve lafebeliğine dayalıdır. Devrimcilerin elindeki denenip sınanmış diyalektik tarihsel materyalist yöntem (silah) onlarda yoktur.

Emperyalist-kapitalizmin iktidarları: İşçi sınıfı ve emekçi halkların haklı talep ve ihtiyaçlarını kaba güce ve zora dayalı yöntemlerle bastırmaya çalışıyor ve karşılamıyor. Karşılamayacak. Onlar: Ulusların kendi kaderini özgürce tayin, tespit ve ayrılma haklarını tanımıyor. Tanımayacak, bu meseleyi asla çözmeyecek, çıkmaz ayın son çarşambasına atacaktır. Bu meselenin emperyalist-kapitalist sistemde görece de olsa asgari bir çözüme kavuşturulabilmesi; hâkim gerici sınıfların baskı ve terörünün geriletilmesi ve de aşılabilmesi birleşik, ciddî, güçlü, güvenilir ve donanımlı bir Sınıf Partisi’nin işbaşı yapması şartına bağlıdır.

Sınıf Partisi’nin henüz sosyal pratikte yerini almadığı şartlarda sömürücü ve emekçi halk düşmanı sistemlerden taviz almak asla mümkün değildir. “Nasıl olsa sosyalist devrim bu meseleyi kökünden çözecektir…” yolundaki söylemlerin de hiçbir inandırıcılığı yoktur. Günümüzün sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliğinde de mutlaka yapılacak işlerimiz vardır. Olmalıdır.

Sıkça gündeme getirdiğimiz gibi: “Tutarlı-somut-amaçlı bir demokrasi mücadelesini” yine “Tutarlı-somut-amaçlı bir iktidar (Siyasal-sosyal devrim) mücadelesiyle” koordineli -atbaşı- götürmeye aday Kurum ve Araç’larımızı gecikmeden işbaşı yaptırmak zorundayız. Sınıf mücadelesinin bütün alanlarında hayatın öğrettiği budur. Anılan kurum ve araçlarımızın en anlamlısı elbette Sınıf Partisi’nin oluşturulmasıdır.

Teorik olarak bu tarihsel/sosyal/sınıfsal oluşumun farkında olan, aynı zamanda sosyalist ve de Marksist geçinen kimi üniversite okumuş yarım-aydınların ise tekelci devlet kapitalizminin kendilerine sunduğu imkân ve alanlarda bağımsız sınıf tavrı gözeten Kurum ve Araç’larımızın işbaşı yapmasından/yapacağından korkan sisteme gönüllü yardımcı olduklarını görüyoruz. Asla yakınmıyoruz. Onların görevi de budur.

I

Taraf isimli bir gazetede kümelenmiş bulunan bu türden solcu aydınlar, bir yandan ABD+AB’nin koruyucu büyük şemsiyesinin altına sığınmıştır. Diğer yandan hegemonların sömürücü, işçi ve emekçi halk düşmanı politikalarının uygulayıcısı AKP’nin küçük şemsiyesinin koruyuculuğu altında işçi sınıfı hareketine, sosyalist harekete ve emekçi halk hareketlerine ahkâm kesip akıl vermekte, yol ve erkân göstermektedir!

22. 08. 2011 tarihli Taraf gazetesinde (s.11) Halil Berktay: “İhtilalci antiemperyalizm lobu gitti, beyin özgürlükçü lobu kaldı!..” diye buyurmuştur.

H. Berktay yazısında, Sol’un mirasını: “1- Liberal, 2- Ulusalcı, 3- Özgürlükçü…” olarak üçe bölüyor!

“Özgürlükçü” kategorisinde yer alanları şöyle sıralıyor: Halil Berktay, Murat Belge, Oral Çalışlar, Nabi Yağcı, Zülfü Dicleli, Umur Coşkun, Oya Baydar, Aydın Engin… İsimleri zikredilen bayanlar/baylar “Özgürlükçü Marksizm”(ne demekse) ekolünün(!) kadroları olarak sıralanıyor. Sevsinler!...

Sınıf mücadelesinde, iç savaş ortamında, devrimci durumların oluştuğu süreçlerde ve bütün siyasal altüst oluşlarda, 12’li askeri faşist darbeler döneminde bu “Özgürlükçü Marksist” geçinen kadroların ne yaptığını toplumca gördük. “Yiğit ata binişinden bellidir. At binicisini tanır.” Atasözlerini “Bilge Halkımız” boşuna dillendirmiyor. Halkımızın şimdiki “özgürlükçü” efendi biraderler hakkında da söyleyeceği şeyler vardır. Özellikle sağlı “sol”lu burjuva partilerine inanıp oy veren “Bilge Halkımız” onlardan her seferinde kazık yediğinde şöyle der: “Hepsinin ata binişini gördük…” Halkımız aldatılmışlığını hafifletmek için de: “Ne yapalım gardaş. Onları binici sandık. Aldandık. Meğerse at b.kunu arkalamış. Göremedik. Suçumuz büyük…” demesini de bilir.

Kolektifimiz’in bilinçli tercihiyle, oluşturulduğu tarihten bu yana; “sol cenah”ta rol ve sorumluluk alan birey, grup, çevre ve örgütlerin konumunu her açıdan irdelemeyi öne çıkardık. Devrimci Hareket içinde rol alıp da zarar veren unsurları teşhis, mümkünse tedavi, değilse, teşhir ve tecrit etmenin önemini öğrendik. Bu çerçevede politik açığa vurmanın önemini kavradık ve de bu yolda kavga etmek için, bazı telif eserlerimizin üretilmesini uygun bulduk. Özellikle de; 12 Mart’tan 1971’den Portreler C:I, II, III. kitaplarını kaleme almıştık. Ekonomizmi/sendikalizmi açığa vurup teşhir etmek için de İşçi Sınıfı Sendikalar ve 15/16 Haziran isimli kapsamlı kitaplarımızı üretmiştik. SORUN Polemik Dergimiz’de ise, çeşitli polemiklerimizle sağ ve “sol” teslimiyetçi oportünizmi anladığı dilde, politik açığa vurmayı öne çıkarmıştık.       

Bu türden yararlı bir işlevi olan çalışmalara devam etmemizi isteyen ve bizi bu türden çalışmaların daha da yaygınlaştırılmasına zorlayan

-yönlendiren- arkadaşlar olduğu gibi, “Yahu kim bunlar? Böylelerinin isimlerini anarak neden kaleminizi kirletiyorsunuz? Böylelerine rütbe vererek daha da meşhur olmalarına hizmet etmiş olmuyor musunuz? İşimize bakalım…” diyerek bazı eleştirilerini iletenler de bulunmaktadır. Bu eleştirilerde bir haklılık payı vardır. Evet, politik açığa vurduğumuz solcu avantürye takımını burjuvazi yer yer sahiplenmiş, onları istihdam etmiştir. Böylelerinin aralarında özel burjuva (vakıf) üniversitelerinde öğretim üyeleri, gazetelerde köşe yazarı, genel yayın yönetmeni, televizyon sunucusu, fabrikatör, büyük işadamı, politikacı, yazar, romancı, “soldan haber satan” internet sitesi sahipleri, sendika bürokratları ve uzmanları, TUSİAD üyesi, MİT+CIA+MOSSAD bağlantılı görevliler, mafya, çete bağlantılı gazeteciler, “derin” ilişkili olanlar, vs. vs. bolca çıkmıştır…

Taraf isimli gazetede cem olan ve de “sol cenah” örgütlerinden devşirilen kimlik ve kişiliklerle uzak-yakın herhangi bir ilişkimiz yoktur. Olmamıştır.

Bu gazetede gündeme taşınanlardan Kolektifimiz Çalışanlarını ilgilendiren husus ve biricik kaygımız: Devrimci Marksizm’e yöneltilen sulandırıcı çarpıtmaları anladığı dilde açığa vurmaktır.

- Taraf gazetesinin kimlerle ve nasıl kurulduğunu;

- Finansmanını kimlerin yaptığını;

- Kadrolarının bilinen ve saklamadıkları ilişkilerini;

- Gazete ile dayanışma derneklerinin kimlerle ve nasıl kurulduğunu;

- Haber ve bilgi kaynaklarının ne olduğunu;

- “Demokrasi” zokasının arkasındaki uluslarötesi tekelci sermayenin çıkarlarını nasıl koruduğunu;

- Bir türlü ABD+AB emperyalizmi diyemediğini;

- Sosyal sınıf ve sosyolojik emekçi halk gerçekliğinin üstünü küllemeye yönelik bilinen politikasını;

- Kapitalist üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerine asla dokunmadan nasıl da Marksist geçindiklerini;

- Sovyetler Birliği’ne ve Stalin düşmanlığına endeksli sözüm ona eleştirilerini;

- Kapitalist Batı’dan devşirilen bilim ve akıldışı teorileri memlekete nasıl taşıdıklarını;

- “Sivil toplumculuk” ve “Frankfurt Okulu” gibi Marksizm dışı saçmalıkları taşımakla görevli olduklarını;

- “Sol” gözüküp, AKP’nin koruyucu şemsiyesi altına sığınarak sosyal muhalefet dinamiklerinin anlamlı ve ileri bir adım atmasına nasıl köstek olduklarını;

- Burjuva ideolojisi ile revizyonizmin bütün pisliklerini bilinç ve yetenekle taşıdıklarını;

- “Resmî ideoloji kemalizm” saptamalarının önüne “Burjuva resmî tarih anlayışı ve burjuva ideolojisi” literatürünü bir türlü kullanamadıklarını;

- İşçi sınıfını politika dışında tutup politikasızlaştırma amaçlarını; vb. vb. konumlarını öğrenmeyen kalmadı.

Taraf yazarlarının cemaziyülevvelini bilenler, onların “Özgürlükçü Marksizm” maskesi altındaki niyet ve amaçlarının yabancısı değildir. Bu bayan ve bayların girip çıkmadığı örgüt kalmadı memlekette. Bir kısmı İhtilalci İşçi Köylü Partisi(TİİKP) güzergâhında işbaşı yaptı. Bir kısmı I. TİP’de, DİSK’te, sendika bürokrasisine yamanarak solculuğa ilk adımlarını attı. Daha sonra Harici Büro’daki siyasî mültecilere sığınarak Tarihî TKP’mizin devrimci tarih ve geleneklerini sömürdü. Veba mikrobu misali her girdiği yeri, özelliklede DİSK geleneğimizi kuruttu. Bir kısmı I. TİP’de tatmin olmayınca THKP-C’ye iltihak etti. Sonradan “Sivil Toplum” keşif ve gözetlemesinde bulundu. L. Althusser’i memlekete taşıdı. Birikim’de biriktirdi. İletişim’de Marksizm-Leninizm dışı görüşlerini iletip/pazarladı. Bir kısmı büyük bir maharetle tüm campus maocu akımları memlekete taşıyıp örgütler anarşisi hastalığımıza çok büyük katkı getirdiler. 12’li darbelerde başlarına gelen “kazaları” hâkim gerici sınıflar gecikmeden telafi cihetine girdi ve onları da ödüllendirerek “Yürü ya kulum” dedi. 12 Mart faşist askeri darbe döneminde üniversitede asistan iken kovulanlar, günümüzde özel üniversitelerde profesör etiketine kavuştu. Sistemin koruyuculuğu sayesinde kadroları arasındaki “haklı” yerini aldı. Yükseldikçe yükseldiler. Magazin ve sansasyon yöntemleriyle ünlerine ün kattılar. Basının, televizyonların “gülü” oldular. Hatta bazıları maaile devlet televizyonlarına çıkmayı becerdi. Vaziyetlerine ve gece-gündüz sektirmeden ahkâm kestiklerine göre, galiba yatak yorganlarıyla gittikleri televizyonlarda maaile yatıp kalkmış olmalılar!? “Sol cenah” örgütlerine benzer bir örgütleri yok, ama onlardan daha “etkili” politika yapıyorlar. Ünleri(!) yurtdışına da taşmış durumda. Uluslararası toplantılara çağrılıyorlar. Dünyayı geziyorlar. Geçim sıkıntıları yok. Bey gibi paşa paşa yaşıyorlar. Maaş dersen müemmen, şerbetli olduklarından hapse falan da düşme tehlikeleri de yok. Devrimci Marksizm bahsinde nasırlarına basılmışçasına saldırıya geçiyorlar. Devrimci ve dönüştürücü olan her şeye karşılar. Marx-Engels-Lenin sürecinin bütün kazanımlarına destursuz saldırıyorlar. Birilerinin (her kim iseler) e-posta adreslerine iletip servis ettiği bilgi, haber, öneri, uyarı ve psikolojik savaş materyallerini, gecikmeden ve aynen yayımlıyorlar. Üstelik bu ilişkilerini inkâra da kalkmıyorlar. Yani bu konuda da çok yetenekli ve harbiler!..

Uluslarötesi tekelci sermayenin ve yerli ortağı tekelci sermayenin koruyucu şemsiyelerin güvencesindeki bu türden Marksist iddialı görevlileri politik açığa vuracak Komünistler ise nüveler halinde ve farklı örgütsel formlarda duruyorlar. “Komünistlerin Birliği” sorunsalı henüz örgütsel güvencesine kavuşturulamadı. Meydan böylelerine kaldı. Liberal-Muhafazakârlar, “Özgürlükçü Marksist” iddialarıyla “Komünistlerin Birliği” bir türlü gerçekleşmesin diye bütün belagatlerini kullanıyorlar.

Taraf gazetesinin sayfalarını özgürce ve sırtları sıvazlanarak kullanıyorlar. Arada bir de yazılarında birbirlerini ısırmadan edemiyorlar. Yuvalandıkları köşelerinden birbirlerine uzlaşıcı tariz oku atmayı da ihmal etmiyorlar. Kendilerini, özel hayatlarını, hobilerini, fantezi ve saplantılarını sayfalara döküyorlar. Burjuva ideolojisi ve revizyonizmin bataklığındaki ihanetlerini, dönekliklerini gizlemeye çalışıyorlar. Son derece kibirli, geçimsiz ve huysuz kimlik-kişilikleriyle şimdilik yan yana duruyorlar. Geçmişte devirdikleri ideolojik, teorik, politik ve örgütsel çamlara hiç değinmiyorlar. Her birinin politik geçmişi, “ar-namusu tertemiz ve pirü-paktır!..”

Birileri “Seçim, Çatı, Geçim, Blok” uvertürleriyle tarz-ı siyaset yaparken bunlar; Liberal-Yeni Muhafazakâr konumlarıyla bir örgüt çatısı altında politika yapmayı deneyemiyorlar. Taraf onları, onlar da Taraf’ı kullandığını sanıyorlar. Tekelci devlet kapitalizminin günümüzdeki has iktidarı AKP’de kendilerinden “demokrasi” bekleyen üniversite okumuş yarım-aydınların tamamını rahatlıkla, hem de tepe tepe kullanıyor. Şimdilik bir arada durmayı çıkarlarına uygun buluyorlar. Bu türden ilişkiye alan da satan da razıdır…

Liberal-Yeni Muhafazakâr’ların koruyucu küçük şemsiyesi AKP ne yapıyor? Savaş tamtamları çalıyor. Alt-emperyalist/Küçük-emperyalist kimliği ile hegemonların dümen suyundan ayrılmıyor. Sosyal muhalefet dinamiklerini bir bir etkisiz duruma getirmeyi planlıyor. Tekelci sermayenin “yüksek” çıkarlarını koruyup/kollayan kendi anayasasını hazırlıyor. “Anayasa” ninnileriyle kitlelerin taleplerini oyalıyor. Kitlelerin canlı desteğini arkasına almış donanımlı bir Sınıf Partisi’nin yokluğunda önemli sosyal muhalefet dinamikleri etkili bir güce dönüştürülemiyor. Bu bağlamda yasalarda/anayasalarda işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın yararına bir mevzii elde etmenin önü de kapalıdır. Tekelci sermayenin birinci eli TUSİAD ile birlikte ebediyete kadar iktidarda kalma ve 2050 yılındaki kârlarını hesaplıyor. Sistemin çıkarlarını gözeten, emekçi halkların isyan ve başkaldırılarını bastırmaya aday polis, ordu ve milislerini yeniden biçimlendiriyor. İşçileri, emekçileri Kürt halkını tehdit ediyor. AKP iktidarı kendi Kürd’ünü, kendi Alevi’sini, kendi sendikacısını, kendi solcusunu yaratıyor. Kütlesel çıkışlara gaz bombası ile karşılık veriyor. Devrimci basın-yayın organlarına saldırıyor, gözaltı ve tutuklamalarla devlet terörünü artırıyor. 114 adet yeni tip cezaevi yapımını hızlandırıyor. Hegemonların III. Dünya Savaşı hazırlığında kullanacağı üs ve tesisleri daha da güçlendiriyor…

I

Evet, doğru oturup doğru konuşalım. Politika sahnesindeki aktörlerimizin konumunu nesnel gerçeklikle çizelim: Önemli sosyal muhalefet dinamiklerinin kütlesel çıkışlarını etkili kılacak olan “Komünistlerin Birliği” henüz gerçekleşemedi. Komünistler mevcut “sol cenah” örgütleri üzerinde anlamlı bir basınç uygulayamadı. Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yaşadığı “Öndersizlik Krizi” henüz aşılamadı. Bu meselede Marksist Kadrolar da kusurlu ve hatta suçludur. Fakat bu durumun geçici olduğunun bilincinde olan kadrolar devrimci çabalarının arkasında ilkeli durmakta, üretim faaliyetinden kopmamakta ve kütleler içindeki çalışmalarını geliştirip güçlendirmektedirler.

Liberal-Yeni Muhafazakâr takımı büyük bir özgürlük içinde politika yapıyor. Onları açığa vurarak etkili politika yapacak birimlerimiz ise neredeyse yok denecek kadar az. Bırakalım devrimci politika yapılmasını, şu anda memlekette, “bütün idolojik/politik vukuatına rağmen” Aziz Nesin türünden demokrat bir mizah yazarı dahi ortada görülmüyor. Aziz Nesin yaşasaydı, emekçi halklarımızdan ve bizlerden öğrendiği özdeyişlerle böylelerine en azından “zübük” nitelemeleriyle taş atardı. Ne mi derdi: “Kağnı gölgesinde yürüyen it kendi gölgesi sanırmış…”, “Tezekten terazinin b.ktan olur dirhemi…”, “Efendi gardaş kim şeyim hıyar dediyse tuzu alıp peşinden gittik…”, “Kaşara yuva yapmış fare…” vb. derdi.

Rıfat Ilgaz yaşamış olsaydı. “Atma Recep…” diye söze başlardı.

Hikmet Kıvılcımlı, böylelerine politik bir cevap vermeyi düşünmese de en azından “Vahi mi geldi?” diye dalga geçerdi.

Orhan Müstecaplıoğlu ise, küçükburjuvazinin hiç de hoşlanmadığı bir üslubu kullanarak; “vay köftehorlar…meçhûl adamlar...” diyerek hadlerini bildirirdi…

Artık bütün Devrimcilerin, Komünistlerin, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin, Mahsunların, Mazlumların ne diyeceklerini varın siz hesap edin…

‘Komünistlerin Birliği” gerçekleştirilmiş, Sınıf Partisi ve ona bağlı Bilim Kurulu, Enstitü ve Akademi’lerimiz işbaşı yapmış olsaydı, birileri Marksizm adına böylesine destursuz bağa giremezdi!.. demekten kendimizi alamıyoruz.

I

Liberal-Yeni Muhafazakâr takımı Batı’dan devşirdikleri ideolojik materyallerle bu memlekette sözüm ona “Marksist politika” yapıyor. “Althusser dedi ki, Gramsci dedi ki, Frankfurt Okulu’nun efendi biraderleri dedi ki, Zizek dedi ki,” vs. vs. diye gül gibi geçinip gidiyorlar. Zizek kadar olun be adamlar, o kendini hiç olmazsa Marksist olarak tanımlamıyor!..

“Sol cenah” ta ise; “Stalin dedi ki, Troçki dedi ki, Mao dedi ki, Enver Hoca dedi ki, Che Guevera dedi ki…” diye söz başlayanlar, bu memlekette devrimci politika yaptığını sanmaktadır!..

Aynı yöntemi “Kıvılcımlı, Deniz, Mahir, İbo dedi ki… (hatta Apo dedi ki)” diye sürdürenler günümüze kadar hiçbir özeleştiri yapmadı. Somut şartların somut tahlili diyerek durum değerlendirmesi yapmadı. Bu türden vukuatları bir yana, sınıf mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimizden geleceği kazanmaya aday çok yönlü derslerle sonuçlar çıkaranlara ve de bu sorunlarımızı gündeme taşıyanlara “düşmanca” -ahmakça- tavır almaktan geri durmadılar. Fakat “güçleri” Komünistleri tümüyle kuşatıp esir almaya bir türlü yetmedi… Çünkü sınıf mücadelesinin ateşinden gelen Komünistlerin tez ve tahlilleri sosyal pratikte doğrulanıyordu… Daha da doğrulanacaktı.

Hayat ve mücadele söze “dedi ki” diye başlayanları her altüst oluşta mahcup etti. Bağımsız sınıf tavrı gözeten Kolektifimiz Çalışanları dışında “Arkadaş sen ne diyorsun?” diyen de çıkmadı.

Bu durum böyle iken; Latin Amerika deneyimlerini hesapsızca, “devrim ihracatı” yöntemiyle bu memlekete taşımakta bir sakınca görmediler. Özellikle de troçkistler, ultra solcular, anarşistler ve bilcümle avantürye takımı başta olmak üzere; “Lula dedi ki, Morales dedi ki, Chavez dedi ki…” diye söze başlayanlar. Böylelikle politika yaptıklarını sandılar!?

Şimdi ise bu memleket için Latin Amerika’dan eklektik, pragmatik ve aşırma tez ve tahlilleriyle öne çıkardıkları bu çok yücelttikleri liderlerin kendi ülkelerindeki, Devrimci ve Marksist Kadrolara ne yaptığına hiç dönüp bakmadılar. Chavez Troçki’nin, Nietzsche’nin kitaplarından yaptığı eklektik alıntılarla saçmalamakta, Kolombiya’daki Devrimci Marksist FARC gerilla hareketine sempati duyanlara ya cezaevinin yolunu göstermekte ya da gerici Kolombiya devletine teslim etmekte bir sakınca görmemektedir!? Günümüzde Lula, Morales gibi “devrimci” önderlerin memleketlerinde de binlerce devrimci FARC gerilla hareketine duyduğu sempatileri yüzünden hapishanelerdedir!?

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.