Karl Marx Tartışmaları Amacından Saptırılamaz!

Sorun Polemik

10-18 Ocak 2009 tarihleri arasında düzenlenen 2. Çukurova Kitap Fuarı nedeniyle Adana’ya üç ayrı konulu panel-söyleşi etkinliklerimizle katılmayı uygun bulmuştuk. 11 Ocak günü bu etkinliklerimizden birincisini “K. MARX TARTI?MALARI VE SOL’UN GÜNDEMİ” konusuna ayırmıştık. Konuyu Kolektifimiz Adına Sırrı Öztürk ile Sosyal İnsan Yayınları çalışanlarından genç araştırmacı-yazar Cenk Ağcabay genel hatlarıyla ve somut örnekleriyle izleyenlere sunmuştu. Sırrı Öztürk’ün yönettiği etkinliğe kalabalık bir kitle katılmıştı.

Kapitalist anarşinin dünya çapındaki krizi K. Marx Tartışmalarını âdeta alevlendirmiştir. Kimler bu konuyu tartışmıyordu ki… Anladığını sanan da anlamayan da işçi sınıfının siyasî birliğini bulandırmak için bu “tartışmalarda” rol almıştır. Bu tartışmalar kendiliğinden ortaya çıkmamıştı. Bir nedeni vardı elbette. Burjuva ve küçükburjuva “solcu”ları ile bilcümle tatlısu “solcu”su K. Marx+F. Engels+V. İ. Lenin sürecini sınıfsal (birbiriyle olan organik ilişkisini koparıp) çıkarlarına göre yorumlamaya(!.) kalkışmasını “hayra” mı “şerre” mi yormalıydık? “K. Marx Haklıydı..” diye herhalde birilerini “Allah söyletmiyor” du…

Yalnızca İstanbul ve Ankara gibi kentlerde değil, Adana gibi proletaryanın kanının ve terinin akıtıldığı illerde de konunun pek çok taraftarı bulunuyordu. İlerici, demokrat, devrimci, sosyalist ve Marksist cenahımızın belleğinde Adana’nın önemli bir yeri vardır. Aynı zamanda kara gerici, ırkçı, şoven cenahın da bu ili boş bırakmadığını tarihsel ve güncel örnekleriyle biliyoruz. Bu konular üzerindeki devrimci belleğimizi dumura uğratmaya yeltenenleri açığa vurmalıyız.

Genel anlamıyla Sol “cenahımızın” K. Marx üzerine yeniden okumaya başlamasını da “hayra” yorumluyorduk. Elbette okumak her şeyin yerine konulamazdı. Aynı şey hâkim gerici sınıflar cenahında da görmek mümkündü. Onların K. Marx’ı okumasını hatta eserlerinin basımını üstlenmesini de “hayra” değil “şerre” yorumlamalıydık.

Her iki kesimin K. Marx’ı okumaya başlaması olayını “olumlu” bulanlar kadar, salt “okuma” eyleminin neye-kime yararı olacağını düşünenlerin sayısı da oldukça fazlaydı. Onlar açısından okumak, ezberlemek hiçbir işe yaramıyordu. Okumak, anlamak ve özümlemek demek değildir. Salt okuyarak Marksizmin devrimci ruhu ve lafzı kavranılamaz-öğrenilemezdi. Aynı zamanda K. Marx+F. Engels+V. İ. Lenin’i okuyup anlayabilmek için tutarlı bir tarih ve sınıf bilinciyle sınıfsal bir seçim yapmak gerekiyordu.

K. Marx’ı lafzen anmaya çalışanlar, kasıtlı biçimde ve çeşitli tahrifatlara başvurarak O’nu hümanist bir filozof, düşünür, bilim insanı ve kapitalizmi tahlil eden bir iktisatçı olarak anıyor / anlatmaya çalışıyordu. K. Marx’ın kapitalizmi devrimci yol-yöntemlerle kökünden kurutacak devrimci-dönüştürücü ve militan nitelikleriyle anıp öne çıkaran burjuva sözcüleri doğallıkla yoktu. İnsanın ve insanlığın sosyal / enternasyonal kurtuluşuna sınıfsal kinleriyle karşı çıkanlar doğallıkla konuyu ve sorunları çarpıtmakta ustaydı.

Burjuva sözcüleri bir yana kendilerini marksolog, araştırmacı, akademisyen olarak gören üniversite okumuş yarım-aydınlar da aynı kulvarda dil üstünde kaydırmaca yapılmasından yanaydı. Onlar da (ki çoğu devlet memuruydu) kapitalizmin denizinde sınıfsal görevlerini yerine getiriyordu.

Etkinliğimizi düzenlerken burjuva ve küçükburjuva “solcu” takımını ‘politik açığa vurma’ niyetlerimizi saklamıyorduk. Bunun için vardık.

“K. Marx Tartışmaları”nı bilimsel rayından çıkaran burjuva ve küçükburjuva “sol”cuları kapitalist üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerine dokunmamak şartıyla konuyu akıllarınca özgürce tartışıyordu. Burjuva basın-yayın organlarında, internette, TV.lerde bolca ahkâm kesiyorlardı. Yaptıkları “yorum” ve “değerlendirmelerin” bir alıcısı ve vericisi de vardı.

Onların gündeminin aksine Kolektifimiz’in amacı; ideolojik-teorik çalışmaları işçi sınıfı ve emekçi halkların en militan unsurlarıyla buluşturup bütünleştirmekti. Üretenlerin yönetimde -tüm kurullarda- söz ve karar sahibi olmalarına çalışmak ve sosyalizmin asıl sahibine olan görevimizi yerine getirmekti.

Aşırı teorisizme ve entelektüalizme kaymış ve de Marksist geçinen avantürye takımının yaptığı tahribatı gidermeye yönelikti.

Adana’ya gelişimizin nedenleri arasında birinci sırayı alan bu konuyu bilince çıkarmak yatıyordu.

Burjuva ve küçükburjuva “sol”cuları K. Marx’ı onu bütünleyen ve yaşamını anlamlı kılan F. Engels yoldaşından soyutlayarak sunuyordu kitlelere. Onların 40 yıllık yoldaşlığı ve birbirini tamamlayan nitelikleriyle dayanışması ustalıkla gözlerden saklanıyordu. Ayrıca, “Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimine” geri kalmış bir sosyoekonomik formasyonda (Çarlık Otokrasisi’nde) cüret eden V. İ. Lenin’e, O’nun ideolojik, politik ve örgütsel konumuna değinenler de pek yoktu.

Devlet, devrim, iktidar, parti, partileşme sorunu gibi can alıcı konuları es geçerek yapılan tartışmaları ayakları üzerine oturtmak Devrimcilerin-Komünistlerin asli göreviydi.

“K. Marx Tartışmaları” yeni Troçkistlerle yeni Bernsteincileri de çok yakından ilgilendiriyor; meşreplerince suyuna tirit tartışmalara katılmaya başlıyordu. “Müşterisi” bol küçükburjuva “solcu”ları bu seslere kulak kabartıyordu. Onlar da yalnızca basın-yayın organlarında değil, internet sitelerinde TV.lerde, hatta devlet TV.lerinde arz-ı endam ediyorlardı! Ne diyelim “Allah daha âlasını versin!...”

Henüz proletaryadan oksijen alamayan, dolayısıyla politika üretemeyen Devrimci ve Marksist niteliklerinden kuşku duymadığımız grup, çevre ve örgütsel yapılardaki yoldaşlarımız da güçleri oranında konuyu işlemeye başlamıştı.

İşte özetlediğimiz bu “ilginç” görüntüler arasında ve benzeri düşüncelerle yukarda sözünü ettiğimiz panel-söyleşi etkinliğini düzenlemiştik.

Bu etkinliğimize susuzlukla öğrenmek ve tartışmak üzere katılan insanlarımızın bilinç ve kalitesi ile konuşmacıların niteliği buluşunca “K. Marx Tartışmaları” 2. Çukurova Kitap Fuarı vesilesiyle “taş gediğine konulmuştu.”

Etkinliğimizi çeşitli nedenlerle izleyenlerin muradı değişikti. Kimileri “Sorun Kolektifi ne yapmak istiyor” diyerek salona sığmayan kitlesel kalabalık karşısındaki “hayretini” telaffuzdan çekinmiyor veya “yahu amma da kalabalık vardı” diyor / diyebiliyordu! Kendiliğinden “öncü parti, önder parti, kitlesini arayan parti” kuranlar  Kolektifimiz’in iş ve emek sevgisiyle, çalışkanlıkla, ısrar, inat ve sürekliliğini koruyarak gündemden düşürmediği konuları artık geniş kitleler gerek “merak” saikıyla, gerekse kafalarındaki sorulara cevap arayışlarıyla izliyordu. Hele senteze kavuşturulmaya aday tezlerimizin tartışılmaya başlanmasıyla “düşünce hamallığından” bir türlü kurtulamayanların kafası oldukça karışıktı. Ezberler giderek bozulacaktı…

İnsanlarımızın bu süreçte yeni bir siyasî tercihini anlamlı kılacak etkinliklerde bulunurken  bizler de hem öğreniyor, hem de izleyenlerin nabzını tutmaya çalışıyorduk.

Etkinliklerimizi tüm süreçlerde olduğu gibi “iyi saatlerde olsunlar” dışında sabote etmeye çalışanlar da eksik değildi. “Kimlerdi” diyeceksiniz cevaplayalım: SİP-“TKP” ve ÖDP tercihi yapanlarla nasyonal “solcu” faşistler. Eskiden SİP-“TKP” idealizasyon ve mistifikasyonuna uğramış küçükburjuva öğrenci gençleri “biz partiyiz, siz kimsiniz?” diyerek kışkırtıp üzerimize gönderiyorlardı. ?imdi ise, örgütledikleri öğretim üyesi naylon komünistleri panellerimize gönderiyorlardı.

Tüm provokatif sataşmalara rağmen, senteze kavuşturulmaya aday tezlerimizi bilinç ve yüreklice tartışacak kadroların sayısı ve niteliği sınırlıydı. “Dar grup kültünü” hayat ve mücadele büyük oranlarda kırıp açığa vurmuştu. Bu cenah üzerinde “basınç” uygulayacak kolektif inisiyatifler ise henüz gerçekleşememiş, Devrimci ve Marksist Sol Kadroların yaşamış olduğu “Öndersizlik Krizi” de aşılamamıştı.

Ulusalcı ve liberal “solcu” takımı etkinliklerimizi provoke edemiyordu. Çünkü buna güçleri yetmiyordu. Artık insanlarımız aleyhteki pek çok unsura rağmen  “Gün Doğumunu” yani hayatı ve mücadeleyi kucaklayacak kurumsal merkezi disiplinli Araçların ne demek olduğunu görüyordu. “Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi” sorunsalı yakıcı biçimde gündeme oturtulmuştu. “Ekim’in Güncelliği” yalnızca bölgemizde ve coğrafyamızda değil, tüm dünyada hissediliyordu. Dünya devrimci pratiğine yaşadığımız coğrafyadan mutlaka anlamlı bir halka eklenecekti. Çok sancılı bir süreç olsa da bunun sevindirici bazı işaretleri de alınıyordu.

“Sosyalizmin yüzelli yıllık tarihine, yüz yıllık sınıflar mücadelesi tarih ve devrimci geleneklerimize sahipleneceğiz, eğrilerle doğruları ayıklayıp içimizdeki eloğullarını ayıklayacağız; kendiliğinden örgüt kurup parti çağrışımı yapanları daha da teşhir ve tecrit edeceğiz; sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığı bir daha ve bu düzeyde sömürülmeyecek olan İSP’yi Kongre yöntemiyle ve temel ilkelerde buluşup bütünleştirecek ve de ‘Komünistlerin Birliği’ni mutlaka gerçekleştireceğiz; kendi yerli sentezimizi üretip ayağımızı yere sağlam basacağız; hayatın ve mücadelenin reddettiği teori-pratikleri gözünün yaşına bakmadan kaldırıp atacağız; iktidar perspektifli devrim programımızla birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı PARTİ’mizi yeniden işbaşı yaptıracağız!..”

Etkinliklerimizde; Kolektifimiz Çalışanları’nın bu türden ve bilinen görüşlerimizi açıkladıkça üniversite okumuş yarım-aydınların başını çektiği örgüt / partilerin taraftarlarından çok “sevimli” sesler de çıkmaya başlıyordu.

Özellikle Yalçın Küçük’ün II. TİP yetiştirmesi SİP-“TKP”den ve de öğretim üyesi olduğunu ifade ederek söze başlayan birinin etkinliğimizi amacından saptırmaya yeltendiğini gördük. Cenk Ağcabay’ın Yalçın Küçük’ü eleştiren “Megalomania” kitabından söz etmesi konuyu “Ergenekon Davası”na çekip toplantının olumlu havasını sabote etmeye yetmemiştir. Konu Yalçın Küçük değildi. K. Marx Tartışmaları’ydı. Yalçın Küçük ne devrimciydi, ne de Marksist. Devletin memuru ve “patolojik bir vak’a” olarak kalemlerimizi kirletmeye de değmiyordu.

Bu coğrafyada o kadar çok Yalçın Küçük müsveddesi vardı ki… Fakat sistem; burjuva ve küçükburjuva “solcu”ları aracıyla onu yüceltiyor ve de onsuz edemiyor; meddah gibi TV.lere çıkarmaktan zevk alıyordu!

Etkinliğimizde kendisini ÖDP’li, hekim ve devlet memuru olduğu için partiye giremediğini beyan eden birisi de şu soruyu yöneterek etkinliğimizi amacından saptırmayı aklına koymuştu. Göğsüne taktığı büyükçe ayyıldızlı rozetiyle “Sorun Kolektifi’nin 29 Mart Mahallî Seçimler’deki taktiği nedir? Ben bu seçimlerde oyumu CHP’ye vermeyi doğru buluyorum” diyerek “K. Marx Tartışmaları” konusunu aklınca ne sosyal ne de demokrat olan burjuva partisi CHP’nin propagandasına çevirmek istemişti!..

Ona da uygun cevaplar verilmişti. “Kolektifimiz’i tanımıyorsunuz. Ne telif eserlerimizi okumuşsunuz, ne de Dergilerimizi. Fakat ÖDP-CHP açmazında toplantımızı etkilemeye çalışıyorsunuz. Oysa konumuz ‘seçimler’ değildir. ‘Seçim’ amaçlı bir toplantı düzenlenir bizler de çağrılırsak bu konudaki düşüncelerimizi gelir açıklarız. Yararlı bir tartışma ortamı yaratabilmek için bu durumda, size bir okuma cezası verelim ki, tartışmalarımız anlamlı olabilsin.”

Yine de soru soranın “merakını” gidermek için legaliteyi kullanmak bahsinde Lenin’in 1905 seçimlerindeki devrimci taktiklerini misal göstermeyi ihmal etmemiştik. Yaşadığımız  topraklarda ise ne Lenin gibi bir önder ne de RSDİP gibi bir partimiz vardı.

Aynı şahıs “cinayet mahalline sıkça gelen katiller” misalii, standımıza iki kez uğramayı aklına koymuştu. Hem de beraberinde iki öğretim üyesi arkadaşlarını da alıp getirerek. Sırrı Öztürk’ü arkadaşlarına takdim ederken de “Sorun Yayınları Kolektifi’nin görünürdeki sorumlusu” diyerek çok “şık” ve inceltilmiş telmihlerle sataşmaktan geri durmuyordu. “Sana okuma cezası verelim” diyen Sırrı Öztürk bu türden kinayeli sözlerle başına belâyı almıştı!..

“Sana okuma cezası verelim” sözü bayımıza çok dokunmuştu. Sokaktan-üretimden gelen Sırrı Öztürk’ün panelde sıkça tekrarladığı “üniversite okumuş yarım-aydınlar” türünden sözlerini “bize ders verdi” biçiminde algılıyordu; bu sözleri anlamlı bir espri olarak değerlendiremiyor ve 40 yıldır oturduğu memleketinde bir “hakaret” olarak algılıyordu. Komünistler somut-konkre kimlikleriyle kişilere hakaret ve küfür etmez, herkese anladığı dilde hitap ederdi; “somut şartların somut tahlili” yöntemiyle bilimsel değerlendirmeler yapar kapitalizmi ve sistemi karşıya alırdı. Kapitalizme, devlete karşı çıkmayan tatlısu solcularını da haklı gerekçelerimizle eleştirirdi…

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.