Eskinin üzerine yeniyi kurmak statükoyla birlikte yaşamaktır. Uzlaşma ve teslimiyettir. Hani dedik ya, yani devrim bir yıkım işidir. Eskiyi-eskimiş aşınmış olanı yıkmadan yeni bir toplum kurmak/oluşturmak/yaratmak mümkün değildir.
Proleter devrim her yerde işçi sınıfının eseri olmuştur. Proleter devrim diye bir derdi/sorunu/sorumlulukları olanların ancak tek ve aynı bayrak, ortak bayrak altında savaşmak zorunluluğu vardır. Bunun yanında işçi sınıfını ve geniş emekçi yığınlarını iliklerine kadar sömüren sermayenin yanında yer alan sarı sendika şebekelerine de karşı olmak/durmak gerekmektedir. İşçiler, burjuva sınıf işbirlikçisi sarı sendikalara ne kadar tepki duysalar da, kendi başlarına/bireysel/bağımsız ve özgür iradeleriyle, başlarında bir sendikacı olmadan bir toplantı dahi yapamadıkları sürece, kaçınılmaz olarak sarı sendikalara bağımlı kalacaklardır. İşçilerin bazılarının bireysel gelişkinlikleri de olsa, hatta sarı sendikacılarını aşsalar, dahası onları devirip yerlerine doğal işçi öncülerinden/önderlerinden oluşan yöneticileri de getirseler bile, bu kendi başına yeterli olmayacaktır. Bunun işçi sınıfının sınıflar savaşımı tarihinde bir çok örnekleri vardır. Kendiliğindenlikle sınırlı bir sendikal hareket, kaçınılmaz olarak sendika bürokrasisine, işçi aristokrasisine ve sarı sendikalara, sınıfa yabancılaşan unsurlara bağımlılığı yeniden oluşturacaktır. Çünkü, bağımlılığı oluşturan maddî/nesnel zemin ortadan kaldırılmamıştır.
Bugünkü sendikal hareketin genel manzarasına baktığımızda, bürokratik-sarı sendikalar/sendikacıların, işçi sınıfına değil, işçi sınıfının sınıfsal düşmanı olan burjuvaziye ve burjuvazinin devletine hizmet eder durumda olduklarını rahatlıkla görebiliriz. Bunun nedenini sadece bürokratik-sarı sendikalarda ararsak, meselenin özünü kavrayamayız. Bu durumun ortaya çıkmasında işçi sınıfına, geniş emekçi kitlelerine, emekçi halkımıza saygı duyan, onların gücü ile insanlığın kurtuluşunun sağlanabileceğini düşünen ilerici aydınların ve kendilerine Marksist-Leninist diyenlerin hiç mi payları yoktur? Hiç kuşkusuz ki payları vardır.
“İşçi sınıfının/insanlığın kurtuluşunun bizzat sınıf bilinçli işçi sınıfının kendi eseri olacağı”ndan hareketle, işçi sınıfının yaratıcı gücüne saygı duyan; işçi sınıfının üretimden gelen örgütlü gücü ve örgütlü politik gücü ile kurtuluşu düşünen ilerici aydınlar ve Marksist-Leninistler, işçi sınıfının bu alanlarda yaşadığı sorunları saptamak ve sorunların çözümü doğrultusunda katkılarını sunmak sorumluluğuyla karşı karşıyadırlar. İşçi sınıfından yana olan taraflı aydınlar ve Marksist-Leninistler, işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliğinin sağlanması için tarihsel rol ve sorumluluklarının gereğini kaynaşarak yerine getirmelidirler.
İşçi sınıfından yana olan taraflı aydınlar ve Marksist-Leninistler bilmeliler ki, korkuların, güçsüzlüğün, çaresizliğin üreticiliği bizlere uygun bir davranış olmamalıdır. Sendikal hareket, düzenden ve düzene bağımlı olmaktan kurtarılmalıdır. İşçi sınıfımız; geniş emekçi kitleler, emekçi halkımız, her yanından sömürü, kan ve irin fışkıran diktatörlüğün, hele ki faşizmin yarattığı baskı ve kriz koşullarında, güçlü bir devrimci sınıf örgütlenmesinin (Parti’sinin) yokluğunda, bir dehşet kapanına sıkıştırılmış/sıkışmış durumdadır.
ABD’nin, AB’nin, Japonya, Rusya, Çin... vb. sermayesinin ihale takipçisi ve karşılıklı sermaye yatırımının güvenliğini/sürekliliğini sağlayan kapitalist devlet, çok uluslu milliyetçiler, millî duyguları ve dinsel, metafizik, doğa üstü yasaları, radyasyon misali emekçi halkın üzerine pompalıyorlar. Devleti devlet yapan, sürekliliğini sağlayan, sömürülenlerin üzerinde sömürücülerin kullandığı bir baskı aygıtı olması kadar; bizzat ezdiği, ruhsuzlaştırdığı insanların hayalinde olmazsa olmaz yüce ve gizemli bir kurtarıcı ruh olarak görünmeyi başarması da geniş kitlelerin nazarında meşruluğunu sağlıyor. Kafalarında kendi ürettikleri ve besledikleri zorba ve yanıltıcı devlet, yüce ve dokunulmaz bir güç olarak görünmektedir. Ancak, A. Bebel şu sözü boşuna söylememiştir: “�?eytanın kellesini kendi kılıcı ile vurmak gerekir.” Doğru, çünkü emeğin karşısında hangi tarzda düşünce olursa olsun, proletaryaya karşı dünyanın her yerinde yasa ve kurşunla savaşılıyor; proletaryanın kanı akıtılıyor. Burjuvaziden proletaryaya daha yakın olan zanaatçılar, tezgahtarlar, büro hizmetçileri kendilerini proletaryaya daha yakın görmekteler ve proletaryaya nesnel olarak daha da yakınlaşmaktadırlar. Aynı havayı aynı yaşam koşullarını paylaşmaktadırlar. Proletaryaya karşı yapılan hak budama saldırılarından bunlar da fazlasıyla nasibini almaktadır. Diğer yandan küçükburjuvazi ve anlayışı da gittikçe gericiliğe doğru yönelmektedir. Gericiliğe ve siyasî gericiliğe karşı savaşımda, küçükburjuva anlayışlara karşı mücadele edilmesi, küçükburjuvaziyi burjuvazinin ve burjuvazinin devletinin çekim alanının dışına çıkarıp, proletaryanın saflarına kazandırılması ya da nötralize etmesi günümüz kriz koşullarında gittikçe aciliyet kazanmaktadır. Aksi taktirde, o gücü (küçükburjuvaziyi) burjuvazinin devleti kendi yanına çeker ve proletaryaya karşı konumlandırır. Konuya bu açıdan da yaklaşıldığında proletaryanın ittifaklar politikasını belirleyip, yürütecek devrimci bir sınıf partisinin eksikliğini daha yakıcı bir biçimde hissediyoruz.
Verili koşullarda, en azından bir ilk adım olarak sendikal bir birliktelik hayata geçirilirse; kolektif çabalarla işçi sınıfının sendikal birliği sağlanabilirse, farklı işyeri ve işkolları da olsa, sermayeye teslim olan sarı/burjuvaziden yana/devletçi sendikal anlayışa karşı, birlikte düşünüp, birlikte örgütleyip, birlikte hayata geçirecekleri yeni sınıfsal sendikal anlayışıyla sendika içi demokrasiyi işleterek, taban örgütlenmesi aracılığıyla sınıflar savaşımına sendikal cepheden müdahale edebilme; taraf olma sağlanabilir. Birleşik, bütünlüklü, donanımlı bu sendikal birliğin, ekonomik-sosyal hak kazanım mücadelesine, siyasal savaşıma, siyasal eylemine önderlik edecek, mücadelenin bütün alanlarında işçi sınıfı hareketiyle et ve tırnak gibi bütünleşecek, işçi sınıfının devrimci sınıfı partisine ihtiyacı vardır. İşçi sınıfımız, ülkemizde devrimci bir sınıf partisinden yoksundur. Kuşkusuz çeşitli grup partilerinin işçi sınıfı içerisinde lokal-kitle çalışmaları vardır. Ancak bu çeşitli grup partileri devrimci sınıf partisinin yerine ikame edilemez. Sınıf hareketinin en ileri unsurlarının birliği (Tutarlı bir tarih ve sınıf bilinçli işçilerin-çeşitli işçi birliklerinin) ile, sosyalist hareketin en ileri unsurlarının birliği (Komünistlerin Birliği) sağlanmadan ve her iki birlikte bütünleştirilmeden, kaynaştırılmadan, birleştirilmeden, sentezleştirilmeden devrimci sınıf partisinin oluşturulması mümkün değildir. Her iki hareketin/birliğin sentezleşmesi sayesinde işçilerin aydınlaşması, aydınların işçileşmesi gerçekleştirilmiş olur. İşçiler ancak kendileriyle etle tırnak misali bütünleşmiş bir sınıf partisine ideolojik olarak bağlı olur. Çünkü kendisini partisinde, partisini kendisinde gördüğü andan itibaren ideolojik olarak partiye bağlanmış demektir. İdeolojik bağlılık, politik/pratik bağlılığın önünü açar. Sınıf partisinin işçilerden öğrenmesi, işçilerin sınıf partisinden öğrenmesi, sınıf partisi ile sınıf arasında karşılıklı bağlılık ilişkisini doğurur. Karşılıklı bağlılık ilişkisinin yeniden üretimi de hem sınıfın görece özerk alanının, hem de sınıf partisinin görece özerk alanının olması ve bu alanların verimliliğiyle mümkündür. Merkez/yerel, tavan/taban, kolektif/birey, karar alma süreçlerine katılım vb. ilişkilerin en az sorunla yürütülmesinin sağlanması, ancak demokratik merkeziyetçilik ilkesinin her organda hayat bulması ile mümkündür.
İşçi sınıfı, kapitalizmin zorba, sömürgeci, inkarcı, imhacı ve asimilasyoncu, çürütücü, yozlaştırıcı... boyunduruğundan kurtulması ve insanlığı da bu boyunduruktan kurtarması için, her alanda güçlü, örgütlü, donanımlı olmak zorundadır.
İşçi sınıfı, siyasî iktidar savaşımı vermeden, her alandaki birliklerini sınıf partisinin kanadı/koruması/güvencesi altında toplamadan, işçi sınıfı, sınıf partisi ile kaynaşıp bütünleşerek ideolojik, fiilî-siyasî öncü/önder özne olmadan amaçlarını gerçekleştiremez.
İşçi sınıfı, onu sosyalizme taşıyacak olan sınıf partisini kendisi bulmak ve onunla buluşup kaynaşmak zorundadır. İşçi sınıfı hareketinin en ileri unsurlarının örgütlü birliği, bu buluşmayı sağlamak için; yaptığı arayışı verimli kılmak için, grup partileri ile devrimci sınıf partisini ayırabilecek bir kapasiteye sahip olmaları gereklidir. Sosyalist hareketin en ileri unsurları da kendi birliklerini (Komünistlerin Birliği’ni) sağlayıp işçi hareketi/sendikal hareket içerisinde mevzilenmeleri gerekir. Bu gereklilikler yerine getirilmeden işçi sınıfından “bağımsız sınıf tavrı” beklenemez; işçi sınıfı üzerindeki burjuva ve küçükburjuvazinin ideolojik ve politik hegemonyası kırılamaz.
İşçi sınıfı, sınıf partisini ‘ararken’, çok uyanık ve çok dikkatli olmak zorundadır. İşçi sınıfının bütünsel sınıf çıkarlarını militanca, yiğitçe, azim ve kararlılıkla savunacak, işçi sınıfının birleşik ve bütünlüklü kolektif bir sınıf halinde örgütlenmesi için, sınıf partisiz bir işçi-sendika kongresine değil, işçilerin gerçek sendika birliklerinin, sınıf partisiyle organik ilişkili, sınıf partisinin sigortasında, sınıf partili işçi-sendika kongresine ihtiyacı vardır. Aynı zamanda işçi sınıfı, mücadelenin bütün biçimlerine, bütün yollarına ve yöntemlerine baş vurarak, sınıflar savaşımında taraf olarak, sınıf partisini ideolojik ve politik olarak öncü-önder konuma getirip, güçlendirip, sağlamlaştırmak için çaba göstermek zorundadır. İşçi sınıfı Bolşevik bir sınıf partisinde yerini alıp, sınıf partisiyle bütünleştiğinde, devrimci işçi iktidarının gerçekleştirilebileceğinin yolunu açmış olur. İşçi sınıfı, ancak böylelikle kendisi için sınıf olur ve sınıf kapasitesini kullanabilir; dostlarını, düşmanlarını, müttefiklerini ayırt edebilir; burjuvazinin uzlaşmaz bir sınıf düşmanı olduğunu görebilir, kavrayabilir. Sistemin ve düzenin işleyişini, sistemin ve düzenin savunucularını, burjuvazinin temsilcilerini daha net ayırabilir. Burjuvazi toplumda azınlık/asalak/sömürücü bir sınıftır. Azınlık olmasına rağmen büyük çoğunluğu (işçi sınıfını ve geniş emekçi kitleleri, emekçi halkları...) nasıl baskı altına alıp yönetebilmektedir? Sistemin ve düzenin sürmesini sağlayan, sopası ve ikna aracı devleti ile yönetmektedir. İkna etmenin ve ikna edilmenin, yeniden üretiminin en önemli ideolojik aracı ise, egemen burjuva resmî ideolojisi (kemalizm) ve resmî tarihidir (Türkçü-İslâmcılıkla sentezli ırkçı tarih anlayışı). Hiç kuşkusuz devlete yön veren devlet dışı burjuva örgütlenmeleri de yönetmekte asli örgütler olarak çalışmaktadır. Azınlık, çoğunluğu bölüp parçalamadan da yönetemez. Burjuvazi, sınıf içi meslekî ayrımları körükleyerek; ana sektörleri yapay ara sektörler oluşturup çoğaltarak; çözülememiş ulusal, mezhepsel, kültürel grup, etnik vb. sorunların çözümünü inkar/imha/asimilasyon/tecrit...yollarıyla engelleyip maniple ederek, (tarihsel ve sosyolojik emekçi halk gerçekliğini kendi sınıfsal egemenliği için kullanarak) çoğunluğu parçalamakta, bu sorunların çözümünü isteyen toplumsal dinamikleri “bölücü ve yıkıcı” olarak suçlamaktadır.
Sınıflar savaşımının tarihinden ve günümüzde yaşadığımız deneyimlerden şunu da çok iyi biliyoruz ki, emeğin/insanlığın kurtuluşu kavgasız gerçekleşmiyor. Hiç bir sınıf kendi egemenliğini/iktidarını başka bir sınıfa gönüll uml; olarak vermez; devretmez. İktidarını kaybetmemek için direnecek, kavga verecektir. Onun için kavgasız kurtuluş olmaz, ‘şiddetsiz’-savaşsız kavga olmaz.
İşçi sınıfı ve Bolşevik Komünistler, zafere bu kavgada savaşarak ulaşacaklardır. Yeter ki işçi sınıfının ileri müfreze birlikleri ve Bolşevik Komünistlerin birliği, son sınıf kavgasında eksikliği hissedilen devrimci sınıf partisini oluşturabilsin.
Yaşasın işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği!
Yaşasın Komünistlerin Birliği!
İşçi sınıfı Bolşevik Komünistlerle, Bolşevik Komünistler işçi sınıfıyla birleşin!
13 Haziran 2009
