Sırrı Öztürk
Hakkında Yazılanlar

SIRRI ÖZTÜRK AĞABEYİN ARDINDAN

Ahmet Kale
20 Şubat 2015

İstanbul’a geldiğim 2003 yılında onunla tanışmayı istemiştim. Daha önceden de yazılarından ve kitaplarından haberdardım ama şahsen tanışmamıştık.

Arada 1-2 defa görüştük mü hatırlamıyorum ama ilk yüz yüze görüşmemiz ben Sosyal İnsan Yayınları kurucularından ve yayınevi yöneticisi olarak onu yayınevimizim tanışma ve destek toplantısına bizzat Sorun yayınlarına uğrayarak davet etmem sırasında oldu gibi kalmış aklımda. O görüşmeden, son günlerindeki hastane odasındaki görüşmemize kadar o kadar çok görüştük ki…

2006 yazında yaptığımız toplantıya davetimizi kırmayıp katılmıştı Sırrı ağabey. Toplantıda söz almakla birlikte, yazılı olarak da sunmuştu Sorun yayınlarının görüşlerini. Kısaca Kıvılcımlı’ya ve eserlerine olan saygısını anlatıp, ona ticari (kendisi tecimsel demeyi tercih ederdi) yaklaşmayan her girişimi şartsızca destekleyeceklerini bildirip, Sorun Yayınlarının da her türlü teknik vs olanaklarıyla destek olacağını eklemişti. O toplantıya katılanlar içinde başkaları da destekler vadetmişlerdi ama Sırrı ağabey somutlamıştı desteğini.

Daha sonraki önemli bir buluşmamız, aradaki kimi temaslardan sonra, 17-18 Mayıs 2008 tarihinde Sorun Yayınları ve Sanat Cephesi Dergisi tarafından düzenlenen Kültür ve Sanat Konferansı’nda oldu. Ben de o konferansa Sosyal İnsan Yayınları adına “Marksist Edebiyat Eleştirisi ve Kıvılcımlı” başlıklı bir bildiri sunmuştum.

O zamandan sonra Sırrı ağabeyle ilişkilerimiz hem iki komünist, hem de ağabey-kardeş ilişkisi biçiminde onu kaybettiğimiz günlere kadar sürdü. İstanbul, İzmir ve Bursa’da defalarca yan yana panellerde oturduk, konuşmacı olduk. Sırrı ağabey kitap fuarlarında bulunmaya ve o panellere çok önem verirdi. “Dost var, düşman var! Sesimizi her yerde her fırsatta duyurmalıyız” der, “nihai amaçta birleştiğimiz herkese de aramızda farklılıklar olsa bile mikrofon veririz biz” diye eklerdi. Beni de o “nihai amaçta birleştiği” komünistlerden sayardı ki defalarca panellerde yan yana oturduk. Oldukça hoyrat biçimde zor bir yaşam koşullarına itildiğim 2011 Ağustosundan sonra beni yalnız bırakmamaya çalışmasını, yanına çağırarak veya maillerle dertlerimi paylaşmaya çalışmasını da unutamam.

Hastalığının belirmesi, ameliyatlarla yıpranması onu düşünmekten ve davranmaktan alıkoymadı. Hatta yavaşlatmadı bile. Ameliyat sonrasında birkaç gün dinlenip hemen (3 araç değiştirerek) yayınevine işlerinin başına koşması örnek alınması gereken bir adanmışlıktır. Hafta içi her gün yayınevinde olmakla kalmaz, “C.tesi- Pazar günleri görüşmeye gelmek isteyen arkadaşlar bir gün önceden telefon ederlerse yayınevini açar onları bekleriz” uyarısını yapmayı da unutmazdı.

Rahatsızlığından dolayı kitap fuarlarına gidememek onu çok üzerdi. Son 2-3 yıl birçok fuara onun yerine yayınevi standında gönüllü olarak bulunuşumu ona olan vefa borcumun bir gereği sandım hep.

Komünistlerin birliğinin sağlanması için ümitsizlik göstermeden sarfettiği gayretler de unutulmamalı. O konudaki gayretlerinin gördüğü en ufak bir yankı bile sevindirir, umudunu arttırırdı.

Hastalığının son aşamalarında artık yayınevine de zaman ayıramaz olmasına rağmen, Kasım ayı başlarında kendisinin organize ettiği “İstişari toplantı”da bulunmuş, çok yorulup yıpranmasına aldırmadan toplantı sonuna kadar ilgiyle izleyip tartışmalara katılmıştı.

Nihayet, artık hastaneden çıkamaz hale geldiğinde de en yakınlarından biri sayarak 2 kez görüşmeye çağırmıştı beni. Bu görüşmelerde, herhangi bir çökkünlük belirtisi göstermeden vasiyeti ve İstişari Toplantı süreci, ilkeleri ve devamlılığı ile ilgili olarak bizi/hepimizi ilgilendiren konularda konuşmuştuk.

“Dini tören, fatiha, dua gibi hiçbir ritüel istemiyorum” demişti. “Ben bir komünist gibi yaşadım, bir komünist olarak,  yoldaşlarımın omuzlarında, bedel ödemişlerin yanında yatmak istiyorum” demişti. “Kızılbaş töreni falan da yapılmasın sakın. Hele yeşil örtü asla istemem, benim hazırlattığım, enternasyonal amblemli kırmızı örtüyü örtün tabutuma” demişti. “Ayrıca başımı öyle kıbleye, sağa sola falan çevirtmeyin, ben sırtüstü yatıp yıldızları seyretmek isterim” demişti.

Çok mutluyum ki kendileri de komünist olan evlatlarının öncülüğünde bütün bu isteklerini yapabildik. Sırrı ağabey bu vasiyetleriyle bize insanın yaşadığı gibi gömülmesi konusunda da örnek oldu.

Cenazesi harfiyyen onun istekleri doğrultuda gerçekleşti. 5-6 yüz kişilik, her gruptan devrimcilerin katıldığı bir kortejle, vakar içinde yürüyen genç yaşlı komünistler taşıdı Sırrı ağabeyi. Mezarlığa girilince kalan kısa bir mesafede grup temsilcileri sırtladı tabutu. Mezara isteği üzerine sırtüstü yatırıldıktan sonra yine grup temsilcileri sırayla toprak atarak Sırrı ağabeye yakışır bir disiplinle gömdüler onu.

Evet, Sırrı ağabey canlı bir varlık olarak artık yok aramızda. Sözleri, yazıları, sohbetlerimiz anılarımızda olacak artık. Ama her iz bırakan komünistin olduğu gibi Sırrı Öztürk’ün de bize bıraktığı önemli değerler var:

  • Sırrı ağabey bir adanmışlıktı benim gözümde. Günün her saati, haftanın her günü, yıllar yılı işçi sınıfı davasını düşünür, ona göre davranırdı. Yayınevinde sürekli çalan klasik batı müziği eşliğinde okur, tartışır, yazardı. Bu özelliği bütün kuşaklarca örnek alınması gereken bir büyüklüktü. Burjuvazinin bin bir imkânına karşı bizim en kuvvetli silahımız ancak adanmışlığımız olabilir.
  • Sırrı ağabey, para-pul, mevki, mülkiyet peşinde koşmamanın da sembollerinden biriydi. Ne yazık ki günümüzde devrimci ortamda Sırrı ağabey gibileri çok azalmakla kalmadı, hayatını para, mülkiyet peşinde yaşayanlar, ara sıra devrimci ortamlarda göründüklerinde tecrit edilmek bir yana itibar bile görür oldular.
  • Sırrı ağabey katışıksız bir işçi sınıfı devrimcisiydi. Kıvılcımlı’da ve İsmet Demir ağabeyde de gördüğümüz gibi, hiç ikircik taşımadan, her konuda burjuvazinin karşısında, işçi sınıfının yanında olur ve bunu öğütlerdi. Nitekim 2011 yazında benim yayınevinin mülkiyet sahibiyle yaşadığım çelişkide yanımda yer almakla kalmamış, mülk sahibinin yanında yer almış bir paçavraya da TÜYAP’ta “… arkadaş, biz devrimciysek, emek sermaye çatışmasında kayıtsız biçimde emeğin yanında yer alırız, sen sermayenin yanında yer almakla hata ediyorsun” demişti.
  • Sırrı ağabey, titizliğinden, dobralığından ve tavizsizliğinden dolayı “geçimsiz” olarak tanınırdı. Ben yıllarca çok yakın olmama rağmen benimle bir geçimsizliği olmadı. Tartıştık elbette ama bu hem iki komünistin, hem de ağabey kardeş ilişkisinin dışına taşmadı hiç. Şimdi ona “geçimsiz” diyen ve tanıdığım kişileri düşünüyorum. Onların hiçbirinin ardından böyle bir yazı yazmazdım.

Toparlarsam, Sırrı ağabey eski ama eskimemiş denebilecek bir devrimci olarak bende bu izleri bırakarak ayrıldı aramızdan. “Trajedimden başka bırakacak mirasım yok” demişti Kıvılcımlı. Sırrı ağabey de, mücadele dolu, adanmışlık sembolü olan bir örnek devrimci yaşam mirası bıraktı bizlere ve daha yeni kuşaklara. Telif olarak 30 civarı kitap yazıp bıraktı. Yayınevi olarak yüzlerce kitabı kazandırdı devrimci ortama.

Bir gün Türkiye devriminin tarihi yazıldığında Sırrı ağabey orada örnek ve onurlu kişiliğiyle ayrıcalıklı bir biçimde yer alacaktır.

Anıları bana örnektir, yaşamı ve mücadelesi de hepimize örnek olsun.

KOMÜNİST SIRRI NAKŞEDİP DOĞAYA DÖNDÜ

Turgay Ulu
01 Şubat 2015

Sırrı Öztürk yoldaşın yaşamını inceleyerek, Türkiye devrimci hareketinin tarihi hakkında belli bir fikir edinebilirsiniz. Eğer niyetiniz varsa, tutulacak ana halkayı da yakalayabilirsiniz. Sırrı yoldaş, doğaya yürüyen devrimciler hakkında yapılan abartılı ritüeller yerine, yaşarken gereken özenin gösterilmesini tercih ederdi. Devrimci hareketin insanlarına, bir bahçıvanın çiçeklerine gösterdiği özeni gösterirdi. Zararlı otlara karşı eleştiri kılıcını hiç çekinmeden kullanırdı. Bu kılıcı kullanırken bazen insanlar küser ama zamanla durumu anlayabilirlerdi. Gelişmeye açık zeminleri güçlendirerek niteliği geliştirmeye çabalardı.

İçerde ya da dışarıda, hangi gruptan olursa olsun, kendisi gibi boyun eğmeyen devrimci hareketin kadro ve kadro adaylarına karşı özel bir ilgi gösterirdi. Zor durumda olan bir devrimci için “sadece elinde olanı değil gerekeni” yapardı. Onun yaşam anlayışının bir gereği olarak zaten normal olan bu eylemleri yaparken risk almaktan da çekinmezdi.

Onun aramızdan ayrılması, güvenilir bir omuzdaşlığın eksilmesinin hüznünü saldı içimize. Sırrı yoldaşa en değerli sır kapılarının anahtarlarını gönül rahatlığıyla teslim edebilirdiniz. Tembih gerekmezdi çünkü o, birçok hakikat kapısından sınavı geçerek çıkmıştı.

İşçilerin aydınlaşması aydınların işçileşmesi, işçi sınıfınının sendikal ve siyasal birliğinin sağlanması, kadrolar, işçi sınıfı partisinin oluşturulması, nasıl bir yayıncılık, grupçuluk hastalığının yenilmesi ve benzeri gibi birçok sorunu anlayıp, çözümler üretebilmek açısından Sırrı Öztürk’ün yaşamı incelenmeye değer derslerle doludur.    

Fiziksel olarak Mustafa Suphilere dayanan damar üzerinden şekillenen Sırrı Öztürk ismine, Türkiye devrimci hareketinin kritik her dönemecinde rastlamak mümkündür. İçinde görev aldığı sendikal ya da siyasal örgütlerde bürokratizme karşı etkili bir duruş sergilemiştir. Bu nedenle birinci TİP’den ihraç edilmiştir. Antiemperyalist eylemler sırasında kanlı Pazar olarak tarihe geçen çatışmalarda ciddi şekilde yaralanmıştır. 

Türkiye sınıf mücadeleleri tarihinde en büyük işçi direnişi olan 15-16’da, eylemi tabandan örgütleyen işçi birliklerinin içinde öncü bir rol oynamıştır. Kendisi de o sırada Türk Kablo fabrikasında çalışan bir işçidir. 15-16 Haziran işçi direnişinin siyasi sorumluluğunu almıştır. Hapiste ve mahkemelerde bu devrimci direnişi savunmuştur. Bu direnişte kırıcı rol oynayan sendika bürokratlarıyla amansız bir biçimde teorik ve pratik olarak mücadele etmiştir. 15-16 Haziran işçi direnişinin kitabını yazarak, bu deneyimi devrimci hareketin hazinesine kazandırmıştır.

1971 devrimci çıkışısnda da Sırrı Öztürk ismini Mahirlerin, Denizlerin ve İbrahimlerin yanında görürsünüz. Onlara eleştirel bir bakışı vardır ancak pratik olarak onlarla aynı zeminde yer almıştır. Kocaeli Devrimci İşçi Köylü Birliği örgütlenmesi davasından hapisteyken, 71 çıkışını gerçekleştiren devrimci kadrolarla aynı koğuşta hapistedir. Maltepe’de A koğuşunun temsilcisi Sırrı Öztürk’tür. Dışarı çıkarılmak istenen devrimcilerin bu koğuşa getirilmesinde, daha önce 15-16 Haziran işçi direnişi davasından tutukluyken iyi tanıdığı bu hapishanenin delinmesi ve özgürlük eyleminin gerçekleştirilmesinde önemli rol oynamıştır.

1971’den Portreler adlı kitaplarında, dönemin önemli kişiliklerinin biyografisini yazmıştır. Bu çalışmalarda kişileri negatif ve pozitif yanlarıyla ele almıştır. Bu kitaplarda anlatılan kişi ve olaylarda aynı zamanda pratik anlamda bir sınıf çizgisinin savunucusu olarak yaşanılan çelişki ve çatışmalar incelenmeye değerdir. 71 çıkışını gerçekleştiren devrimciler her zaman Sırrı Öztürk’e hürmet ve saygı ile yaklaşmışlardır. Dersimli Cevahir, öldürülme ihtimali karşısında yeğenlerini “Sırrı absine” emanet etmiştir. Onun çocukları gerektiği gibi yetiştireceğine güvenmektedir.

Sırrı Öztürk, yaşadığı 15-16 Haziran ve diğer mücadele deneyimlerinden, bir işçi sınıfı partisi güvencesinden yoksun olan hareketlerin kalıcı kazanımlar elde edemeyeceğ sonucunu çıkartmıştır. Dolaysıyla onun yaşamı, böyle bir sınıf partisinin oluşturulması mücadelesine odaklıdır. Yığınağı bu ana halkaya yapmak üzere mücadele etmiştir.  Bu amaçla düzenlenen Proleter Devrimci Kurultay’ın yöneticiğini yapmıştır. Ancak dönemin havası böyle bir uğraşın anlaşılmasına pek olanak tanımamıştır. 71 çıkışı, dünyada esen bir rüzgârın üzerine binerek gerçekleşmiştir.

Mevcut devrimci örgütlerin, Çin, Rusya, Arnavutluk, Küba vb. Devrim denemeleri ya da oralardaki partilerin çizgilerinin taklidi üzerinden hareket ettiği görüşündedir. Söze bu modelleri taklit etme anlamına gelen “dedi ki” diye başlamayı uygun bulmamıştır. O, somut durumun ve üzerinde yaşanılan coğrafyanın özgün koşullarının üzerinden bir hattın geliştirilmesinde ısrar etmiştir.

Kolektifin ürettiği kitapların konusuna bakarak bunu anlamak mümkündür. Marksizmin geliştirilmesi ve yeniden üzetilmesi görüşündedir. Yayın çizgisini bu perspektife uygun olarak sürdürmüştür. İstese, çok satan kitapları basıp büyük bir sermaye biriktirebilirdi ancak o bunu elinin tersiyle reddetmiştir. Onun yaşamı piyasa rüzgârlarına karşı bir reddir. Komünizm davasından dönmemek anlamında önemli bir yaşam serüvenidir onunkisi. Yeni insan faktörü, sosyalizm denemelerinin geriye düşüşünde de belirleyici bir etkendi. Yayın camiasında “aykırı bir tip” olarak tanınırdı. Bu aykırılığı, kapitalist piyasa kurallarını reddetmesinden, nefsini koruyabilmesinden kaynaklıydı. Ama aynı zamanda bu zeminleri devrimci bir tarzda kullanmasını da bilmiştir. Bu nedenledir ki yayınevi kurumlarına karşı faşist saldırılar gerçekleştirilmiş, ateşe verilmiştir. Binlerce kitap Selimiye avlusunda yakılarak yok edilmiştir. Sırf yayın faaliyetinden dolayı hapis cezaları verilmiştir.

Türkiye devrimci hareketinin parçalanmışlığına son vermek için uğraş vermiştir. Bu anlamda hem yayın alanında ve hem de örgütsel olarak birçok girişim ve denemeler gerçekleştirilmiştir. Tüm bu deneme ve girişimler, negatif ve pozitif yanlarıyla birlikte kayıt altına alınarak belgelenmiştir. Onun eleştirel yaklaşımı sadece başka gruplara ya da kişilere karşı değildir. Kendi yaptıkları ya da yapamadıklarına karşı da eleştireldir. En büyük suçumuz, bu kadar bedele rağmen işçi sınıfı partisini oluşturamayışız ve solun parçalılığına son veremeyişimizdir diye sıkça vurgulamıştır. Bu mücadelede elde bulunan kurum ve araçların, arzu edilen anlamda oluşturulacak bir parti aygıtına teslim etmeye hazırdır.

Sırrı yoldaş, son nefesini verene kadar mücadeleye katkısını büyük bir gönüllülük ve disiplinle sürdürmüştür. Ölümden değil, devrimci işlerin yarım kalmasından korkmuştur. Kansere karşı, tapkı kavgada olduğu gibi inatçı bir direniş sergilemiştir. Hastalık dönemlerinde bedeni ve bilinci kıpırtı halindeyse hemen devrimci işleri titizlikle sürdürmeye devam ediyordu.

Devrim öncesinin ve sonrasının garantisi işte bu tipten kadrolardır. Günümüzde bu tipten kadroların sayısı çok az olduğu için Sırrı Öztürk’ün yokluğu önemli bir boşluk oluşturacaktır. Şimdi sıra geride kalanlarda. İstişari toplantılar bu deneyim ışığında ele alınmalıdır.

Dünyanın her yerinde bir direniş dalgası var. Kapitalizm bu dalgaların devrimlere dönüşmesini önlemek için kimi hareketleri polülize ederek, ömrünü uzatmaya uğraşıyor. Olası sınıfsal kalkışmaları güdümlü sendikalar ya da bürokratik partiler aracılığıyla dizginleyebiliyor. Kapitalizme karşı isyanları devrimle taçlandıracak mekanizmaların oluşturulması ana halkadır. Bu halkaya yüklenme göreviyle karşı karşıyayız. Sırrı yoldaşın yarım asırı aşan mücadele deneyiminden işin o kadar kolay olmadığını anlayabiliriz. Sabırlı ve inatçı bir çaba gerekiyor.

Sırrı yoldaşın ardından söylenenler genelde saygı ve hürmet doluydu. Doğaya teslim edilişi sırasında da birçok farklı örgüt ve kişiler ona “yoldaş” demekten çekinmediler. Sırrı Öztürk, her koşul altında devrimci kalabilmenin sırrını, mütevazı yaşam tarzı ile kulaklarımıza fısıldayıp doğaya yürüdü. Şimdi onun anılarını anlamlı kılmak için ideallerini gerçek kılma görevi bizim omuzlarımızda. Hepimize kolay gelsin.

Sırrı Öztürk Toprağa Verildi

Yannis V. Yaylalı
03 Şubat 2015

Uzun zamandır tedavi gördüğü kanser hastalığı yüzünden Sorun yayınlarının sahibi Sırrı Öztürk’ü kaybettik. Ömrünün nerede ise tümünü sınıf mücadelesine adamış olan Sırrı Öztürk çalışkanlığı ve azmi ile tanınmış bir devrimciydi. İlerlemiş yaşına ve senelerdir gördüğü kanser tedavisine rağmen Sultanahmet’te bulunan sorun yayınlarının merkezini sabahın erken saatlerinde açar ve tam bir büro işçisi gibi her şey ile tek tek ilgilendiğini Sırrı Öztürk’ü tanıyan arkadaşları ifade ederdi.

Ben kişisel olarak Sırrı Öztürk arkadaşı yazılarının dışında çok fazla tanımazdım. Ta ki MKP propagandası nedeni ile hapishaneye girinceye kadar, hapishane sürecinin öncesinde aynı kolektif emekçisi şair Nevzat Oğuz aracılı ile Sorun Yayın Kolektifi ile tanıştım. ’Yoldaşlara mermi gerek’ şiarı ile Sırrı Öztürk’ün de içerisinde bulunduğu yayın kolektifi hapishaneler ile ellerinden geldiğince dayanışırdı. Sorun Polemik Dergisi ve Sosyalist Gerçekçi Sanat Cephesi Dergisi düzenli şekilde elime ulaşır, bende düzenli okur ve elimden geldiğince şiir yazmaya çalışan biri olarak desteklemeye çalışırdım. Hapishaneden çıktıktan sonra özellikle kitap fuarlarında Sırrı Öztürk’ün de içerisinde bulunduğu Sorun yayınlarını takip ettim. Sırrı Öztürk’ün titizlik ile çalışma disiplinini bire bir şahidi idim. Stant da duracak kitabın sıralanmasına kadar her türlü şey ile ilgilenir, eğer yanlış bir şey yapılmışsa ve düzeltilebilme imkânı var olup da o yapılmamışsa dünyayı ayağa kaldırırdı. Gazi mezarlığında oğlu Mutlu Öztürk’ün işaret ettiği çalışma disiplini onun ilkesiydi. Ben de şahit olduğum kadarı ile söylemem gerekirse, 24 saatlik bir devrimci nasıl olunur sorusunun cevabı gibi olduğunu net söyleyebilirim. Diğer şeylere geçmeden şunun düşünmeden edemedim, Sırrı abi kendi cenaze törenindeki eksikleri yaşarken görmüş olsa dünyaları ayağa kaldırırdı diye tebessümlü bir içe çekişi sizinle de paylaşmak istedim.

‘Sırrı yoldaş kavgamızda yaşıyor’

Uzun süre tedavi gördüğü kanser hastalığı yüzünden Yaşamını yitiren Sırrı Öztürk, 28 Ocak 2015 çarşamba günü Gazi mahallesi cemevinden alınarak, Sorun Yayınları Kolektifi’nin açılan pankartı arkasında toplanan yüzlerce kişinin katılımı ile gazi mezarlığına kadar yürünerek götürüldü. Gazi mezarlığında ailesinin, yoldaşlarının, arkadaşlarının ve sevenlerinin yaptığı törenin ardından toprağa verildi.

Gazi mahallesinden mezarlığa yapılan yürüyüşe bir çok devrimci-sosyalist parti ve dergi çevreleri de destek verdi. Kitle mezarlığa ulaşıncaya kadar sık sık “Sırrı yoldaş kavgamızda yaşıyor” sloganları attı. Sırrı Öztürk için yapılan törende, Yoldaşı ve aynı zamanda oğlu olan Mutlu Öztürk bir konuşma yaptı. Babası ve yoldaşı olan sırrı Öztürk’ün kısa yaşam mücadelesine değinen Mutlu Öztürk babasının özellikle Gazi mahallesinde bulunan bu mezarlığa gömülmek istediğini şöyle aktardı. “Bugün burada Türkiye sosyalist hareketinin emektar mücadele insanlarından Sırrı Öztürk’ü doğaya teslim ediyoruz. Vasiyeti üzerine onu burada toprağa veriyoruz. Sırrı Öztürk daha çok önceden burada Gazi mahallesinde yatmak istediğini [beni bedel ödeyen bizim insanlarımızın yanına gömeceksiniz] diyerek ifade etmişti. Evet, bu mahallede ilk kazma vurulduğundan beri çok bedeller ödenmiştir. Canlarımız, insanlarımız yaşarken de ölürlerken de hep bedel ödemişlerdir. Bir ömür boyu inanç ile mücadele eden, dik ve onurlu duran Sırrı Öztürk’ün bu dileğinin yerine getirilmesinde bizlere yardımcı olan tüm dostlara çok teşekkür ediyoruz.” Mutlu Öztürk’ün konuşmasın ardından mezar üstüne karanfiller bırakıldıktan sonra kitle dağıldı.

Sırrı Öztürk’ü kısaca tanıyalım

Sırrı Öztürk işçi sınıfı mücadelesinden geliyordu. Unutulmaz işçi sınıfı direnişi olan 15-16 Haziranın da tabanda örgütleyicilerinden biriydi. Geçmişinde bir çok örgütlenmenin içerisinde yer aldı. Bunların başında sendikalar geliyordu. Maden-iş temsilciliğinden, Maden-iş ‘in yöneticiliğine varan bir serüvene sahiptir. Sadece sendikal mücadele ile uğraşmadı. Marksist Leninist olan Sırrı Öztürk hep parti arayışı içerisinde yer aldı. Sırrı Öztürk 60’lı yıllarda TİP (Türkiye İşçi partisi) içerisinde yer aldı. Yöneticilik de yaptı. Kanlı pazar’da ölümden döndü. Sırrı Öztürk örgütlü mücadelenin bir bedeli olacağını en iyi bilenlerdendi. 15-16 Haziran işçi sınıfı çıkışının ardından tutuklamalar geldi.

Partisizliğe inanmadığı için hep bir parti arayışın içerisinde yer aldı.

Bir gurup arkadaşı işe Sırı Öztürk Kocaeli devrimci işçi köylü birliğini kurdu. Bu birlik içerisinde öğrenciler ve devrimci öğretmenler de yer aldı. Bu birlik faaliyetleri yüzünden daha sonra tutuklanmıştır. Parti arayışları içerisinde Ankara’da toplanan proleter devrimci kurultay’da divan başkanlığı yaptı. THKP/C’nin kurulmasından önce oluşturulan 10 kişilik komite de işçi sınıfını temsilen katıldı.

Mahir Çayan ve arkadaşlarının Kartal-Maltepe askeri hapishanesinden kaçmasının örgütleyicilerindendir.

12 Mart faşizmi 1971 Nisan ayında Kocaeli devrimci işçi köylü birliği faaliyetlerinden dolayı sırrı Öztürk’ü tutukladı. 12 Mart faşizminin 71 senesinde içeriye aldığı Sırrı Öztürk 1975 Eylülüne kadar içeride kaldı. O dönem de Kartal-Maltepe zırhlı askeri tugayına bağlı 2. sınıf askeri hapishane de daha sonra Denizler’in asılmaması için. Kızıldere’de yaptıkları eylemle de gündeme gelecek THKP/C ve THKO savaşçıları olan Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Ziya Yılmaz, Cihan Alptekin ve Ömer Ayna vardı. Kartal-Maltepe askeri hapishanesini iyi bilen Sırrı Öztürk’ de daha sonra haklı anılacak bu hapishane firarı için THKP/C ve THKO savaşçılarına destek oldu.

Kolombiya Komünist Partisi-FARC’ın Sırrı Öztürk mesajını da unutmadan paylaşmak gerekiyor

Hasta La Victoria Siempre Yoldaş

Yaşamın işçisi olan, rüyaları inşaa eden sen aramızdan ayrıldın, ama proleterce çaban çok sevdiğin işçi sınıfının içerisinde yaşamaya devam edecek, Hasta La Victoria Siempre Yoldaş

Sorun Yayınları emekçilerinin Kolektif bir çaba ile “İşçi Sınıfının Siyasal ve Sendikal Birliği Davasına Adanmış Proleter Devrimci Bir Yaşam” adı ile Sırrı Öztürk biyografisi yayınladı.

Sırrı Öztürk 1975 yılından beri yayıncılık yapmaktadır. Bu yüzden bir çok kez tutuklanır. Yayın evi polisler tarafından defalarca basılır. Binlerce kitabı yakılır. Sosyalizmin sorunlarına dönük yazdığı 30 kitap bulunmaktadır. Sorun Birleşik Sosyalist Dergi, Sorun Polemik Dergisi, Sanat Cephesi Dergisi, İşçi Birliği Gazetesi ve Kırmanciya Belekê dergilerini yayınladı. Sırrı Öztürk’ün Sorun yayınları kolektifi tarafından “İşçi Sınıfının Siyasal ve Sendikal Birliği Davasına Adanmış Proleter Devrimci Bir Yaşam” başlığı ile hazırlanmış olan Sırrı Öztürk biyografi çalışmasını bu adresten bulabilirler: www.sorunyayinlari.net

Nazim Alpman

02 Şubat 2015

Devrime adanmış bir yaşam: Sırrı Öztürk

Türkiye İşçi Sınıfı uzun yıllar sonra ilk kez üretimden gelen gününü göstermek için grevlere başlamıştı ki, hayatını işçi sınıfı mücadelesine adamış bir büyük devrimciyi kaybettik.

Mücadelenin hem teorik hem de pratik yanında yer alan Sırrı Öztürk metal iş kolunda başlayan büyük grev haftası içinde aramızdan ayrıldı. Ocak ayının son haftası aynı zamanda Mustafa Suphi ve yoldaşlarının katledildiği zaman dilimine de denk geliyor.

Sırrı Öztürk Babıali’de devrimci Sorun Yayınlarıyla bir direniş noktası olarak varlığını korudu. Onun bütün uğraşı cehaletin ortadan kaldırılması üzerineydi.

Bir başka anlatımla Sırrı Ağabey bir “Nitelik Savaşçı” olarak yol aldı. Sorun Yayınları devrimci hareketlere eleştirel bakış açısı kazandırıyordu. Onun kaleminde karalama yoktu. Somut veriler ele alınarak, titiz bir süzgeçten geçirildikten sonra tartışmaya açılıyordu!

Sırrı Öztürk tam anlamıyla işçi sınıfının içinden mücadelelerle yoğrularak yetişip çıkmış proleter bir aydın oldu. Bu özelliğini de hayatının son anına kadar titizlikle korudu.

1932 yılında Erzurum Aşkale’de dünyaya geldi. İşçi olarak da çalıştı teknik öğretmen olarak da... Yazar ve yayıncı olarak da... Siyasi parti yönetiliği de yaptı, sendika yönetiminde de yer aldı. Ne yaparsa yapsın yüzü hep işçi sınıfına dönük oldu!

1962 yılında Türkiye İşçi Partisi (TİP) Yalova ilçesi yönetim kurulu üyesi oldu. Bir yıl sonra da TİP Kocaeli İl Sekreteri olarak görev üstlendi.

1963’te Türkkablo İşyeri Baştemsilcisi seçildi. 1965-69 arası DİSK’in kurucu sendikası Maden-İş’in Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptı.

15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’nin örgütleyicileri arasında yer aldı. Tutuklandı ve yargılandı.

Söz buraya gelince epeyce geniş bir parantez açmak gerekiyor. Sırrı Öztürk bu büyük eylemin röntgeni sayılabilecek değerli bir çalışma yaparak tarihe armağan etti:

İşçi Sınıfı Sendikalar ve 15-16 Haziran!

Bu eylem hakkında en küçük detaylara kadar her şey, kapsamlı dosyada yer almaktadır. Bunu ancak Sırrı Öztürk gibi titiz bir araştırmacı yapabilirdi.

İZ TV Yakın Tarih kuşağında geçen yıl yaptığımız “Türkiye’yi Sarsan İki Gün: 15-16 Haziran 1970” belgeselimiz Sırrı Öztürk ile başlıyordu. Kırmızı boğazlı kazağıyla kameramızın karşısın geçtiğinde gözleri eylem anındaki gibi pırıl pırıl parlıyordu. O gün kendisinden bir söz daha almıştık. Eğer hastalığı fırsat verirse bir de biyografik belgeselini yapacaktık.

Gazeteciler zamanla yarışırlar, Yakın Tarih çalışanlar ise Azrail ile... Bu projede o kazandı!

Ama şu var: Sırrı Öztürk bir televiyon belgeseline sığmayacak hayatı ve mücadelesiyle gelecek için o kadar çok belge, bilgi, arşiv, bıraktı ki, ona “öldü” demek insafsızlık olur.

Sorun Yayınları’nın tarihi değerdeki kitap listesi onu çoktan geleceğe taşıdı bile...

İşçi sınıfını her eyleminde Sırrı Öztürk yer alacak! Çok kısa cümlelerle ifade etmek gerekirse şöyle diyebiliriz:

-Türkiye Devrimi’ne adanmış bir yaşam!

Sabri Kuşkonmaz

09 Şubat 2015

Bir dağ yıkılsa, bir Sırrı Öztürk ölse…

Bir dağ yıkılsa, sesini duyarsınız. Görmeseniz bile dağın cismini, bilmeseniz ismini. Yıkılan dağ gelip size, “Ben yıkıldım demez” dağ diliyle. Ama siz anlarsınız bir dağın yıkıldığını…

Bir dağ yıkıldı ve sesi pek duyulmadı. Büyük bir dağdı. Ama büyüklüğüne karşın çok kişi duymadı. Çünkü o büyük dağ, her zamanki alçakgönüllülüğü ile bu dünyadan giderken de sessizce gitti. Dağ, sesini duyurmadan kendi içine gömüldü. Alçakgönüllülük, günlük hayatta ve insani ilişkilerde gösterdiği bir kişisel hasletti. Ama, düşünsel düzeyde hata kabul etmez bir eleştiri anlayışına sahipti. Her zaman kitabın ortasından, dosdoğru söylerdi. Hiç evirip çevirmeden, kıvırmadan. Belki bu nedenle kıvraklığı ve omurgasızlığı bir karakter haline getirmiş olanlar onun bulunduğu yerden geçerken büyük bir kavis çizmek zorunda kalırlardı.

Gücü ve iktidarı, kendi doğrularını hiç eğriltmeden, dosdoğru  savunmasından geliyordu. O yüzden eğri kişiliklilerin onunla bir arada olabilmesi ancak ve ancak bir noktalık dokunuşla mümkün olan geometrik bir durumdu! İşçiydi, hep öğrenciydi, öğretmendi, şofördü, sendikacıydı, yazar ve yayıncıydı.

Yıllar önce Dağlarca ile bir konuşmamızda, Babıali’de kimlerle görüştüğümü sormuştu. Ben de önce şairlerden başladım. Usta, adını andığım her şair için “Bırak o sahtekârı” deyip, “Başka?” diye sormayı sürdürmüştü. Sıra Sırrı Öztürk’e geldiğinde, sanki, ışığını yitirmekte olan gözlerinden bir pırıltı görür gibi olmuştum. “Sırrı Öztürk, çakı bıçak gibi adamdır” dedi. Başka isim sormadı. Bir süre daldı ve düşündü. Sonra bana döndü “Bak Sırrı seni kurtardı. Yoksa hep işe yaramaz insanlarla mesai harcadığını düşünecektim.”

Dağlarca o konuşmamızda Sırrı Öztürk’ten söz ederken ‘çakı bıçak’ benzetmesini kullanmıştı.  Ama başkaca bir ekleme, açıklama yapmamıştı. Ben bunu, asla eğilip bükülmez, her zaman işe yarar bir nesnelliği olan bir kişilik olarak yorumlamıştım. Çakı bıçak gibi, bükülse bile kendi içine bükülür. Öyle ki, yayınladığı bir kitaptan dolayı aldığı para cezası için “Burjuva devletine boyun eğmeme” adına, dünyada tek malvarlığı olan oturduğu evi, gözünü kırpmadan satıp, cezasını ödemişti. “Başka türlüsü bize yakışmaz” demişti. Hiç sızlanmadan, bunun siyasi veya duygusal “ticaretini” hiç yapmadan. Hele hele “Burjuva hukukunun” kaçamaklarına hiç sığınmadan. Bunu, yaşadığımız dünyada yapabilecek kaç kişi vardır, bir düşünün. Ölürken de aynı doğrultuda, çakı bıçak gibi, içine bükülen bir dağ gibi, sessizce gitti…

Bir gün örneğin “Toplumsal Bellek Akademisi” kurulacak olursa, Sırrı Öztürk’ü okuyanlar, dünyada, yaşanan zamanda ve toplumsa boyutta yaşanması olanaksız olan ütopyaların, kişisel bağlamda olanaklı kılınabildiğini göreceklerdir.

Son İstanbul Kitap Fuarı’nda Sorun Yayınları’nı Fuar’da görememiştim. Yıllar yılı hiç sektirmeden orada olurdu oysa. Hastalığından haberim vardı. Biraz kendine gelince görüşmeyi dilemiştim. Ne mutlu ki bana, o da ölmeden önce benim için, “Biraz iyileşeyim Sabri dostu bir göreyim, demiş. Ne yazık ki görüşemedik. Ama kendimi onun insan sınavından geçmiş saymamla, görüşememenin hüznü biraz hafifliyor.


29 Ocak 2015

Öztürk’ün devrime inancı
yayıncılık çizgimizde ısrardır

Sorun Yayınları Kolektifi kurucusu ve 15-16 Haziran direnişinin militan işçilerinde Sırrı Öztürk 27 Ocak itibari ile aramızdan ayrıldı. Yaşamı boyunca sınıf mücadelesine bağlılığı ve devrime inancıyla hayatına yön veren Sırrı Öztürk 83 yaşında mücadele yaşamını dostlarına ve yoldaş bıraktı.

Devrimci dayanışmanın simalarından olan Öztürk, devrimci mücadelenin bir tarihiydi. Faşist TC’nin zindanlarında direnen devrimci tutsakların yeri onun için bir başkaydı. Her seferinde tutsaklara yayınlar gönderir ve her seferinde “içerdekilere silah göndermemiz gerekir” diyerek tutsaklarla dayanışmanın önemine vurgu yapardı.

60 yıla ulaşan siyasi yaşamında sendikal örgütlenmelerde ve siyasi partilerde çalışan Öztürk, sayısız işçi örgütlenmeleri ve grevlerde görev yaptı. 1975’ten bu yana sürdürdüğü yayıncılık yaşamında da sayısız kereler yargılandı, tutuklandı, yayınladığı eserlerden dolayı aylarca hapis yattı. “Sorun Yayınları Kolektifi” içerisinde ele aldığı tüm yazılarda sosyalizmin sorunları konularını ele aldı, 30’dan fazla kitap yazıp yayınladı.

Yaşamında sendikal örgütlenmelerde çalışan Öztürk, Kocaeli Sendikaları Birliği’nin kuruluşunda yer aldı. 1962 yılında TİP’e üye oldu. TİP’te Yalova ilçe yöneticiliği ve Kocaeli il sekreterliği yaptı. 1963 yılında Türkiye Maden-İş üyesi oldu ve Türkkablo işyerinde baş temsilci seçildi. 1965-69 yılları arasında Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu’nda görev yaptı. 16 Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olayında aktif olarak yer aldı ve ölümden döndü. 15-16 Haziran 1970 Büyük İşçi Direnişi’nde ön saflarda yer aldı ve tutuklandı.

Öztürk şimdi bir tarih olarak aramızdan ayrıldı ancak ayrılırken bize de bir tarih bıraktı. Eserleri ile tarihsel birçok veriyi bizlere bırakan yayıncılar dünyasının Sırrı abisi ölümsüzler kervanına katıldı.

Öztürk’ün ölümsüzlüğü onurumuzdur.

Devrime inancı yayıncılık çizgimizde ısrardır.  

Özgür Gelecek Gazetesi

Proleter Devrimci Duruş 38. Sayı
06 Şubat 2015

Sırrı Öztürk yaşamını yitirdi

Sorun Yayınları Sahibi Sırrı Öztürk, 27 Ocak 2015’de hayatını kaybetti. Türkiye devrimci hareketinin emektar yöneticilerinden biriydi Sırrı Öztürk. 1932’de Erzurum-Aşkale’de doğmuştu. 1962 yılında TİP’e üye oldu, Yalova ilçe yöneticiliği ve Kocaeli il sekreterliği görevleri ile başladı siyasi yaşamına. Sonrasında, 60 yıla yaklaşan siyasi yaşamı boyunca, en çok önem verdiği konu işçi sınıfının örgütlenmesi oldu. Bu yüzden, doğrudan sınıf içinde çalışma yürüteceği alanlarda yer aldı. 1963 yılında Türkkablo fabrikasında, Türkiye Maden-iş baştemsilcisiydi. 1965-69 yılları arasında Türkiye Maden-İş Sendikası Genel Yönetim Kurulu’nda görev yaptı. 16 Şubat 1969’daki Kanlı Pazar olayında aktif olarak yer aldı ve ölümden döndü. Görkemli 15-16 Haziran 1970 direnişinin örgütleyicilerinden biriydi ve bu nedenle tutuklandı, 1971’den 1975’e kadar hapis yattı. 1975 yılından bugüne yayıncılık yaşamında sayısız kereler yargılandı, tutuklandı, yayınladığı eserlerden dolayı aylarca hapis yattı.

Mütevazi, emektar bir insan olarak ilişki kurdu dostlarıyla. Bürokrat önderlerden değildi; bürosuna gelen herkesle yakından ilgilenirdi. Gençlerin toyluklarından kaynaklanan sivriliklerini kimi zaman hoşgörüyle, kimi zaman ince bir mizahla geçiştirir, salt bununla bile bir etki yaratırdı. Bütün sorunlar üzerine konuşur, söylenen her bir söze büyük önem verirdi.

2009 yılından bugüne kanser tedavisi görüyordu; kanser her geçen gün ilerledi, vücudunu dört bir koldan sardı. Ama ne ilerleyen yaşı, ne giderek ağırlaşan hastalığı onu durduramadı. O siyasetin içinde nefes alabiliyordu, nefes aldığı sürece siyaset yapmayı sürdürdü. Haftanın 6 (bazen 7) günü, sabah 8.30’da açtı yayınevini, akşam saat 16’da kapattı. Yayınevine gelen misafirlerine çay-kahve ikramını kendisi yapardı; bu mutlak uyulması zorunlu bir kuraldı hem misafirleri hem de kendisi için. “İzin verin de evsahipliğimi yapayım” diye durdururdu yardım tekliflerini. 83 yaşının yorgunluğuna, kanserin zorlu yüküne rağmen, bu düzenini bozmadı. Ta ki, son bir ayda hastaneye kaldırılıncaya kadar.

Tedavi sürecini hep çok güçlü karşılamıştı. Öyle ki, kanser tedavisi için gittiği doktorları bile etkiliyor, onların yaşamına dokunuyor, değiştirmeye uğraşıyordu. Bu yaşta, yaşama böylesine bağlı, aklı bu kadar dinç bir insanla kurulan ilişki, doktorlar için bile farklı-şaşırtıcı bir etki yaratıyordu.

Son 6 aydır tedaviyi kesmişti doktorlar. Artık tıbbın yapabileceği bir şey kalmamıştı. “Doğanın hükmünü yerine getirmesini bekliyorlar” diyordu büyük bir olgunluk ve soğukkanlılıkla. Ve kalan süresinde, yarım kaldığını düşündüğü görevlerini tamamlamaya, yaşamının en önemli hedefi olan “birlik” çalışmalarını yürütmeye çalışıyordu.

Son günleri, hastanede makineye bağlı olarak geçti. Ziyaretine gelenlere vasiyetini anlattı büyük bir rahatlık içinde. Gazi mezarlığına gömülmek, Gazi halkının coşkusunu, Gazi şehitlerinin devrimci ruhunu soluyarak toprağa karışmak istiyordu. 27 Ocak’ta son nefesini verdi.

28 Ocak günü düzenlenen cenaze törenine, tam da istediği gibi, devrimci yapılar katılmıştı. Saat 15’te Gazi Cemevinin önünde toplanan kitle, kortej oluşturarak Gazi mezarlığına kadar sloganlar eşliğinde yürüdü. Cenazesini, yine vasiyet ettiği gibi devrimci kurumların temsilcileri taşıdı. Mezarlıkta toprağa verildikten, onun söylemiyle “doğaya teslim edildikten” sonra saygı duruşu yapıldı. Oğlu ve yoldaşı Mutlu Öztürk yaptığı konuşmada, babasının en büyük uğraşının komünistlerin birliği olduğunu ve son nefesine kadar bunun için çalıştığını vurguladı. Ardından Öztürk’ün kısa özgeçmişini kitleye okudu. Törene, Proleter Devrimci Duruş, Kaldıraç, ESP, Mücadele Birliği, DHF, Halk Cephesi, SDP, YDİ Çağrı, EHP katıldı.

Son ana kadar yüreği devrim inancıyla dolu bir devrim emektarı yaşamını yitirdi. Dostlarının ve yoldaşlarının başı sağolsun.

MÜCADELE BİRLİĞİ
28 Ocak 2015

SIRRI ÖZTÜRK SON YOLCULUĞUNA UĞURLANDI

Sırrı Öztürk  bugün saat 15.00’de Gazi Mahallesi Cemevi’den yürüyüşle Gazi Mahallesi Mezarlığı’nda son yolculuğuna uğurlandı.

1932 Erzurum Aşkale doğumlu olan Sırrı Öztürk işçilik, teknik öğretmenlik, kamyon şoförlüğü ve yayıncılık yapmıştı. Sendikal örgütlenme çalışmaları  ve siyasi parti kuruluşu ve örgütlenmelerinde de yer alan Öztürk işçi örgütlenmeleri ve sayısız grevde yer alan işçilerdendi. Sırrı Öztürk 1975 yılından beri sürdürdüğü yayıncılık yaşamında da yargılandı, tutuklandı, yayınladığı eserlerden dolayı hapis yattı. Öztürk’ün yayın yaşamına başlamısıyla 30’dan fazla kitabı yayınlandı.

İşçilerin örgütlenmesi üzerine çalışan Öztürk bugün kendi vasiyeti üzerine Gazi Mahallesi  Mezarlığı’na defnedildi.

Bugün saat 15.00’de Gazi Mahallesi Cemevi’nden alınan cenazesi ailesi, yoldaşları, dostları, devrimci örgütler, işçiler, Gazi Mahallesi emekçilerinden dostları tarafından sloganlarla Gazi Mahallesi mezarlğına götürülerek buradan son yolculuğuna uğurlandı.

Mezarı başında Sırrı Öztürk ve  tüm devrim ve sosyalizm mücadelesinde ölümsüzleşenler  adına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ve sloganların ardından yoldaşı ve cezaevi arkadaşı da olan oğlu Mutlu Öztürk tarafından kısaca yaşamı anlatıldı.  İşçilerin örgütlenmesi ve sosyalizme ulaşması konusunda sürekli araştıran yazan, mücadele eden Sırrı Öztürk’ün sık sık “Beni bizden olanların işçilerin emekçilerin mahallesi olan Gazi Mahallesi’ne gömün” dediğini de aktaran  Mutlu Öztürk “Onu isteği üzerine burada işçilerin emekçilerin mahallesinde doğaya teslim ediyoruz” dedi. Sırrı Öztürk için önümüzdeki günlerde yayınevinde de bir anma düzenleneceği belirtilerek tüm devrimci dostları ve emekçiler anmaya davet edildi. 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için
e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru