Devrimci Parti ve Devrimci Sınıf Örgütlenmesi

Babür Pınar

İşçi sınıfının gerçek kurtuluşunun ve sınıf çıkarlarının savunuculuğu iddiası ile ortaya çıkan ve proletarya diktatörlüğüne varacak proleter devrimin kaçınılmazlığını öngören devrimci sosyalistlerin birliği; tam da bu hedefler doğrultusunda, sosyalist grupların içerisine girdikleri eylemlilik sürecinde gerçekleşebilir. Bu birlik ise; aynı hedefe yönelmiş birey ve grupların, gerçek anlamda bu hedefe yürüyüşü sağlayan eylemlikler içerisinde gerçekleştirdikleri gönüllü birliğin pratik, teorik ifadesidir. Bu birliği oluşturan birey ve gruplar arasındaki birleştirici çimento, uzlaşma değil; ideolojik, pratik aynılık; dolayısıyla gönüllülüktür.

Kuşkusuz böylesi bir siyasi organizasyon içerisinde de, bireyler arasında çelişki, politik çatışma mümkün ve kaçınılmazdır. Ancak komünist parti içerisinde çelişki ve teorik çatışma, uzlaşma ile frenlenmez. Uzlaşma komünist partiyi kirletir. Komünist partide, çelişki ve teorik çatışma; bireylerin farklıklarını gözeterek tartışması ve çoğunluğun kararını benimseme (uzlaşma değil) ve uygulama ile çözülür.

Öncelikle belirlemek gerekiyor. Komünist partide de bireylerin arasında çelişki ve tartışma kaçınılmaz olarak varolur. Bu durumu reddederek, üzerini örterek, çelişkileri yok edebileceğini sanmak büyük bir yanılgıdır. Çelişkilerin üzerini örterek sorunu çözmek belli bir süre başarılı olur, ancak sonu kaçınılmaz olarak teorik ve fiziki çatışma ile biter.

Komünist partide bireyler ve gruplar arasındaki çelişkiler olacağını yok saymak, parti içinde ahlâki normları geçerli kılmaya yol açar. Dolayısıyla bu partide çelişkinin maddi temelini irdelemek ve çözümlemek yerini; bireyler arasındaki çatışmayı, ahlâki kaygılara bağlayarak çözmeye bırakır. Bu örgütlerde her gün ve sıklıkla bireysel eleştiri, özeleştiri (günah çıkarma) yapılır. Örgüt, siyasi organizasyon olmaktan çıkar papazlar birliğine dönüşür.

Her toplulukta olduğu gibi devrimci sosyalist partide de bireyler arasında çelişki ve tartışmanın kaçınılmaz olması nedeniyle parti; bireyin kendini ifadesine olanak sağlayıcı politik zemini ve organizasyonu yaratmalıdır. Birey, parti platformlarında düşüncesini ifade edebilmelidir. Bu engellenemez olduğu anlamda, parti, bireyin kendini ifade edişini; örgütlülüğü güçlendirici biçimde organize etmelidir. Bu gerçekleştirilmeden, bireyin kendisini ifade etmesini yasaklama, siyasi topluluğun kendi sonunu hazırlamasının yolunu açar. Yasak, çelişkinin büyüyerek patlamasına ve çatışmaya dönüşmesine zemin hazırlar. Oysa bireyin kendini ifade edişinin pratik organizesi;  farklılığın, birliğin teorik pratik zenginleşmesi ile sonuçlanmasına zemin hazırlar. Kuşkusuz, yasak kolay olandır. Ancak komünist parti kolay olanı değil devrimci olanı seçmelidir.

Devrimci partide demokratiklik ilkesi yaşam bulmalıdır. Birey ve grupların, işçi sınıfının sosyalizme yürüyüşü ve gerçek çıkarları doğrultusunda girişeceği eylemlere ilişkin teorik zeminde kendini ifadesi gereklidir. Devrimci işçi partisinde vazgeçilmeyecek ilke; işçi sınıfının kurtuluşunun devrimle olanaklı olacağı, devrimin proletarya diktatörlüğüne varacağı ön kabulü ve işçi sınıfının çıkarlarının her koşulda savunulması gerekliliğidir. Devrimci işçi partisinde birey ve gruplar bu ilkede aynılaşarak birlik oluştururlar. Bu noktada aynılaşmış birey ve grupların gönüllü birliği söz konusudur. Birey ve grupların gönüllü birliğinin olduğu yerde, bireylerin kendilerini teorik-pratik ifadeleri parti içi demokrasinin bir ayağıdır. Gönüllü birliğin olduğu yerde gerçek demokrasi olanaklıdır. Aynı yöne bakmayan birey ve gruplar arasında önyargı ve kuşku vardır. Kuşku ve önyargı olan bir partide ise bireyler arasındaki çelişkinin çatışma ile sonuçlanması kaçınılmaz olur ve bu partide potansiyel olarak parçalanmanın zemini vardır.

Devrimci partinin çimentosu ideolojidir. İdeolojik, stratejik birliğin olmadığı bir partide gerçek birlikten söz edilemez. Bu noktada önemle üzerinde durulması gereken nokta şudur; devrimci işçi partisinin her üyesi, partinin ideolojik-stratejik çizgisini içselleştirmiş, yüksek politik bilince sahip olmalıdır. Bu nedenledir ki; Her grevci işçi, her sendikacı ya da demokratik kitle örgütü üyesi ve her sosyalist birey devrimci partinin üyesi olamaz.

Proletarya devrimlerinin gerçekleştiği ülkelerde, demokratik kitle örgütlerinin dışında, ama onları da etkileyen ve sürükleyen ve yeniden biçimleyen, devrim organları (örgütleri) hep varolmuştur. Bu zorunludur. Belirlemek gerekir ki; nerede, sosyalistler, burjuva demokrasisi savaşımını ve sendikal mücadeleyi, devrimin ana sorunu olarak belirlemişlerse ve dolayısıyla, proletarya devriminin ve sosyalizmin ayağını basacağı örgütler olarak; sendikaları, yasal işçi partilerini göstermiş ve siyasal faaliyetlerini de bu tanıma uygun yürütmüşlerse; orada, devrim organları olan sınıf örgütlerinin kurulmasının ve devrimci sosyalizm savaşımının önü tıkanmıştır. Sosyal, siyasi rejimdeki gerçek gelişme ve devrim, ancak bu değişimi ve devrimi gerçekleştirebilecek yetenek ve olanaklara sahip sınıf örgütlenmelerinin kurulması ve örgütlerin sosyalizm savaşımını yürütmesi ile gerçekleşir.

Bu sorunla sıkı sıkıya ilintili ve üzerinde önemle durulması gereken bir nokta da partinin devrimdeki rolünü belirlemedir. Demokratik kitle örgütlerinin (sendikaların) devrimin temel organları olamayacağı gerçeğini gören ve demokratik kitle örgütleri dışında devrimin taşıyıcı, temel unsuru olacak siyasi aygıtların (devrimci iktidar organlarının) varolması gerektiğini savunan kimi sosyalist parti ve örgütler; proletarya devriminin ana organları olacak, devrimin omurgasını oluşturacak örgütlerin organizasyonunu başaramadıkları ya da bunun ne anlama geldiğini kavramadıkları zaman, devrimci sosyalist partinin, devrimin temel unsuru, işçi sınıfının hemen hemen bütününü içinde barındıran devrim organı olacağı inancına saplanıyorlar. Komünist partinin, tüm işçi sınıfı ordusunu içinde barındırmasının, organize etmesinin pratik olarak imkansız olduğu anlamda, bu hedefi önlerine koyan partilerin, bu hedeflerini gerçekleştirmeyi başaramayacağı ve bunun olanaksız oluşu oranında, bu hedeften uzaklaşması kaçınılmazdır. Partinin devrimin ana unsuru sayılması, sosyalist önderleri, partinin devrimi yapacak ordu biçiminde organize edilmesi düşüncesine iteler. Ancak partinin, hemen her zaman ve zorunlu olarak dar kalışı, partinin devrimin ana unsuru olacağını savunan düşünce ile birleşince, parti komplocu örgüte dönüşür. Oysa herkesin bildiği gerçek şudur; komünist parti, proletarya devrim ordusunun kurmay örgütüdür. Komünist partinin görevi devrim yapmak değil; devrimi yapacak işçi sınıfını devrime hazırlamak, onun kendisi için sınıf ve kendi iktidarını kuracak sınıf olarak organize olmasına yardımcı olmak ve devrim ordusuna önderlik etmektir.

İşçi sınıfının gerçek kurtuluşu için, sosyalizmin kurulması için devrim ne kadar zorunlu ise, proletarya devriminin iktidar organlarının kurulması ve geliştirilmesi de, o kadar zorunlu ve yaşamsaldır. Devrim organları, devrimin ana unsuru ve ana taşıyıcılarıdırlar ve siyasi iktidar organıdırlar. Devrimci işçi partisi devrim organlarının kurulması ve faaliyetinin yürütülmesi ile doğrudan yükümlü olsa da, devrim organları, gerek görevlerinin niteliği bakımından, gerekse örgütleniş biçimi açısından Komünist Partiden farklıdır ve ayrı organize olurlar.

Devrimci partiler, reformist partilerden bu noktada ayrılırlar. Bugün Türkiye’de küçük burjuva sol maceracı sosyalist örgütlerin, partiyi, işçi sınıfının devrim ordusu biçiminde organize etme çabalarıyla; demokratik kitle örgütlerinin, burjuva demokrasisi organları olduğunu unutarak, sendikaları ve kitle örgütlerini partiye doğrudan bağlı örgütler biçiminde kurma çabaları birbirlerini tamamlıyor. Reformcu sosyalist partiler ise, demokratik kitle örgütlerine ve burjuva parlamentosuna, sosyalizm kurulması yolunda, temel ve etkin rol yüklüyorlar. Bu iki eğilim farklı görünse de devrimin örgütlenmesi konusunda aynılaşıyorlar; pratik olarak devrimden vazgeçmek bu iki eğilimi birleştiriyor.

Kuşkusuz, komünist partinin, devrim organlarının kurulması ve geliştirilmesi sorununu kavraması ve bu doğrultuda ileri adımlar atması, partinin devrim sorununda açık ve kararlı bir tavra sahip olması ile mümkündür. Önemle belirlemek gerekiyor; sınıf mücadelesinde, sınıf örgütlerinin işlevi ve yükümlülüğü konusunda oportünizm, çoğunlukla devrim sorununda ikircikli olmak üzerinde filizlenir.

Ekonomizm: Burjuva Demokratik Hareket

Ekonomizm, devrimci sosyalist partinin legal kitle örgütlerinde faaliyet sürdürmesi anlamına gelmiyor. Ekonomizm; kendiliğindenci siyasi çalışma sürdüren devrimci grupların, demokratik kitle örgütlerini parti faaliyeti alanı haline getirmeleri, devrim faaliyeti ile demokratik faaliyeti pratik olarak özdeşleştirmeleri ve dolayısıyla, devrim faaliyetini demokrasi faaliyetine indirgemeleri anlamına geliyor. Demokratik kitle örgütlerinin “düzen içi” örgütlenmeler olduğunu atlayarak, programını, kitle örgütlerinin “kendiliğindenci” yürüyüşüne tabi kılarak, partinin demokratik kitle örgütlerinin oluşturduğu “birliğin” kurmayı halinde çalışmasını ve sosyalist partinin “düzen içi” örgüte dönüştürülmesini savunan ve faaliyetini bu savunuya uygun yürüten sosyalist parti ya da gruplar ekonomisttirler.

Günümüzde, sendikalar ve demokratik kitle örgütlerinin, burjuva demokratik yanları daha da açığa çıktı. Demokratik kitle örgütlerinin (sendikalar, dernekler, meslek odaları, öğrenci birlikleri)   kurulması, gelişmesi olgunlaşması ve yetkinleşmesi, burjuva demokrasisinin genişlemesi ve kurumlaşması anlamına gelir. Dolayısıyla demokratik kitle örgütlerinde sürdürülen faaliyet, burjuva demokratiktir. Kimi sosyalistler, sendikal faaliyetlerini, “Devrimci” sınıf sendikacılığı diye adlandırılsa da, demokratik kitle örgütleri işlevsel ve yapısal olarak, burjuva demokrasisinin kurumlarıdırlar. Demokratik kitle örgütlerinin, burjuva demokrasisinin sınırlarını aşabilmeleri için, öncelikle düzen dışı örgütlerin gücüne gereksinim duyacaklardır. Düzen dışı devrimci iktidar organları yaratılmaksızın, sendikaların işlevinin demokratik olması kaçınılmaz sürer. Devrimci niteliğe ulaştığı anda ise sendikalar yapısal işleyişiyle sendika olmaktan çıkarlar.

Komünist partinin görevi; asıl olarak, parti örgütlenmesini gerçekleştirmek ve bununla beraber, burjuva demokrasisinin de reddi anlamına gelecek devrimci demokratik iktidar organlarının kurulması faaliyetini, savaş organizasyonunun hazırlanması ve yaratılması faaliyetini; siyasi faaliyetinin ana eksenine koymaktır. Demokratik kitle örgütlerindeki faaliyet bu ana göreve bağlı tali yürütülecek faaliyettir.

Küçük burjuva sosyalist devrimci örgütler ne yapıyor? Asıl olan siyasi organizasyonu yaratmanın gerekliliğini vurgulamakta kimseden geri kalmıyorlar; Ancak, pratik olarak, kitle örgütlerinde çalışmanın seyrine kapılarak, parti çalışmasını, demokratik çalışmaya indirgiyorlar. Parti çalışmasını, sendika yönetimini ele geçirmek, sendikaların öncülüğünü “sendika yöneticisi olarak” sağlamak hedefiyle daraltıyorlar. Kim ne derse desin böyle bir pratik, bu grupları, burjuva demokrasisi içerisinde varlığını ifade etmeye ve dolayısıyla erimeye, ve burjuva demokratik sistemin birer “muhalif unsuru” olmaya götürüyor.

Bazı sosyalist parti ve gruplar bu durumun farkındalar, ancak devrim sorununun, gerçek anlamda, kafalarında şekillenemeyişi; onların kitle örgütlerini fazlaca önemsemelerine ve bunu faaliyetlerinin ana eksenine koymalarına, dolayısıyla parti programlarının demokratikleşmesine yol açıyor. Ancak diğer yandan, bazı gruplar var ki, yapısal durumları, demokratikleşmeye hazır durumda ve bu gruplar sözde ne kadar “devrimci” iseler, pratikte de o kadar ekonomistler. Bu örgütler, dergi çevreleri biçimde oluşmuş siyasi yapılardır; bu çevre ve grupların siyasal yapılanmaları komünist bir örgüt olmaktan tamamıyla uzaktır.

Komünist partinin görevi işçi sınıfını devrime hazırlamak ve işçi sınıfının devrim için örgütlenmesine yardımcı olmaktır. Buradan da anlaşıldığı gibi, komünist partinin örgütlenmesi ile, işçi sınıfının devrim için örgütlenmesi birbirini tamamlayan ama aynı zamanda farklı iki örgütlenme biçimidir ve bu farklılık göz önüne alınmadığı taktirde, parti örgütlenmesi zaafa uğrar. Komünist parti işçi sınıfının devrime hazırlanmasını ve bu doğrultuda örgütlenmesini kolaylaştırıcı önlemleri almayı önüne koyar ve bu göreve uygun örgütlenir. Komünist partide tek tek işçilerin yer alması, onun bir işçi örgütü olduğu anlamına gelmez. Komünist örgüt devrim örgütü değil, devrimin hazırlanmasında aktif görev alan komünist militanların birliğini sağlayan bir siyası organizasyondur. Devrimi yapacak güç ise işçi sınıfıdır. Yalnızca o da değil; işçi sınıfının düzen dışı ve düzen içi örgütlerle sınıf savaşımını sürdüren devrim ordusudur. İşçi sınıfının düzen içi kitle örgütlerini, sınıf savaşımının doğal gelişim sürecinde, demokratik bilince kendiliğinden varan işçi sınıfı ve emekçi yığınlar kurar. İşçilerin ve emekçi yığınların düzen dışı örgütlenmeleri ise, kimi zaman kendiliğinden olsa da, asıl olarak, komünist ve devrimci partilerin iradeleri ve faaliyetleri öncülüğünde kurulur. Komünist partinin devrimci görevleri tam da bu noktada şekillenir. İşçi sınıfının, devrim temelinde örgütlenmesi iradi bir sorundur. Kuşkusuz böylesi bir irade, sınıfın demokratik bilincini aşan onun üzerine çıkan devrimci sosyalist bilince sıkı sıkıya bağlıdır. İşçi sınıfının burjuva iktidarını parçalama isteği ve proletarya diktatörlüğüne yürüme pratiği, her türden burjuva sisteminin karşısına dikilen bir devrimci savaş organizasyonuna sahip olması ile ilgilidir. Bu ise işçi sınıfının önemli bir kısmının devrimci bir bilince sahip olmasını gerektirir. Komünist partinin öncelikli görevi işçi sınıfına bu bilincin taşınmasını sağlamaktır. Kuşkusuz yalnızca bu değil, devrimcileşen işçilerin, oluşturacağı savaş ordusunun örgütlenmesini organize edecek ve savaşı yönetecek öncü çekirdek olmaktır. Öncelikle işçi sınıfına devrimci, komünist bilinç götürmekle yükümlü -başka bir bilinç değil- parti, bu görevini yerine getirirken gerekli araçlara ve olanaklara sahip olmak ve kendisini de bu görevi yerine getirecek biçimde organize etmek zorundadır. Kuşkusuz partinin inşası görevinin, işçi sınıfının savaş organizasyonunun örgütlenmesi ile tamamlanması gerekliliği; partinin bu görevi de yerine getirecek bir biçimde organize olmasını zorunlu kılar.

Bu noktada önemle belirtmek gerekiyor. Herkesin işçi sınıfına gitmek görevini önüne koyduğu bir zamanda, komünistler işçi sınıfına nasıl ve niçin gitmek sorusuna özellikle ve önemle açıklık getirmek zorundadırlar. İşçiler burjuva demokratik ve sendikal bilinci, sınıf mücadelesinin kaçınılmaz sonucu olarak kendiliğinden edinirler. Komünist partinin işçi sınıfına demokrasi bilinci taşıması ya da “devrimci sendikal” bilinç götürmeyi görev olarak, faaliyetinin ana eksenine oturtması boşa kürek sallamaktır. Komünistlerin asıl olan işi bu değildir. Komünistler bazı kavramların önüne örneğin sendikacılığın önüne, “devrimci” sıfatı koyarak, kendilerinin “ekonomist olmadıklarını” söyleyen siyasilerin en büyük şaşkınlar olduğunu bilirler. Toplumsal fenomenler adlandırdıkları sosyal pratiğin, sınırları ve işlevleri ile belirlenirler ve bu fenomenler -nasıl adlandırırsanız adlandırın- kendini sınırlayan koşulların dışında bir işlev yüklenemezler, bu fenomenlerin işlevlerinin değişmesi, onlara hayatiyet veren sistemin köklü değişimine bağlıdır. Denilebilir ki, sendikalar kapitalist bir toplumda birbirleriyle karşılaştırıldığında daha iyi iktisadi çıkarlar sağlayan/sağlamayan örgütlerdir, daha fazlası olamazlar.

Sendikalar yapıları gereği pasif savaşım örgütleri; ekonomik mücadele örgütleridir; dolayısıyla sonuç itibariyle toplumsal uzlaşma örgütleridir. Kendisini, en “devrimci sendikacılık” yapan grup olarak nitelendiren bir siyasi örgüt (ya da parti) sendikanın asıl olan toplumsal işlevini değiştirebilir mi? Yani sendikaları devrimin öncüsü konumuna ulaştırabilir mi? Hayır. O halde en iyi ekonomik çıkar da sağlasa, sendika bir devrimci savaş örgütü değil, ekonomik, demokratik kitlesel işçi örgütüdür. Sendikaların görevinin; burjuvaziyi toplu sözleşme masasına oturtmak, iktisadi ve demokratik kazanımları bu masada elde etmek, yani sözleşme yapmak olarak belirlendiği zaman, bu faaliyet “en” noktasında da yürütülse, burjuvazinin varlığının meşru zeminde tanınması üzerine oturur ve bu durum uzlaşmadan başka bir şey değildir. Uzlaşma örgütünü, “devrimci” örgüt diye tanımlamak ise, devrimi, demokrasi düzeyine indirgemenin reformist sosyalist adlandırılmasıdır. Devrimci kitle örgütleri, demokratik kitle örgütlerinden farklıdır. Devrimci kitle örgütleri doğrudan işçi sınıfının iç savaş organizasyonunun üzerine oturduğu siyasi yapılardır. Demokratik kitle örgütleri ise kapitalist düzeni ekonomik anlamda zorlamakla yükümlü örgütlerdir, dolayısıyla, demokratik kitle örgütleri, devrimci değil, demokratik örgütlerdir. Demokratik kitle örgütlerini “devrimci” olarak nitelendirmek, basit bir kavrayış ürünü değildir. Bu kavrayış doğrudan, proletarya devriminin hangi organlar üzerine oturacağı konusunda bilgisi olmayan ya da devrime hiçbir zaman inanmamış olan küçük burjuva sosyalist parti önderlerine aittir. Tam da bu, nasıl adlandırılırsa adlandırılsın devrimden bir sapmadır; devrimcilikten uzaklaşmaktır. Sendikalara, devrimci bakış ise; sendikaların demokratik niteliğini belirlemek, sendikaların, devrimci sınıf örgütlerinin -devrimci iktidar organlarının- yanındaki tali rolünü belirlemektir.

Bireyin, demokratik kitle örgütünde çalışması, demokratik kitle örgütlerinin gelişmesini sağlayacak çalışmalar yürütmesi, sendikaların olmadığı alanlarda sendikaların kurulmasını organizasyonuna fiilen katılması, o bireyin demokrat olduğunu gösterir. Bu faaliyeti yürütmek demokratik bir görevdir. Birey faaliyetini yalnızca bununla sınırlıyorsa ve kendisinin komünist olduğunu iddia ediyorsa o büyük bir yalancıdır.  Komünist olmak, tüm bu faaliyetin yanısıra ve asıl olarak bireyin komünist parti faaliyeti içerisinde bir fiil görev almasıyla olanaklıdır. Küçük burjuva sosyalist örgütler genellikle bu konuda bir kargaşa yaşıyorlar. Tam da bu noktada, komünist parti faaliyeti ile demokratik faaliyet birbirine karıştırılarak, birbirinin önünü tıkar bir konuma vardırılıyor.

İşçi sınıfının devrim ve sosyalizm bilincinin kazanmasını görev olarak önüne koyan komünist partinin, bu görevi yerine getirmesi için ona en fazla gerekli olan aracı kullanır; Gazete. Böylesi bir işlev ise, parti organizasyonunun, gazetenin işçi sınıfına ulaştırılması, işçiler arasında yaygınlaşması ve işçilerin örgütlenmesi görevleri etrafında yapılanmasını gerektirir. Parti; ideolojik, politik yayın organını düşünsel olarak besleyen, onu ülkenin her kentine ve her fabrikasına dağıtan, okunmasını,  tartışılmasını sağlayan bir ağ kurar ve bu ideolojik faaliyetle birlikte ve birbirini besleyen bir biçimde işçi sınıfının her hareketini devrime yönlendirmeye çalışan, onu devrime hazırlayan bir siyasi organizasyon kurar. Parti üyesi bu yapıyı oluşturan birimlerden birinde yer alır ve faaliyete bir fiil katılır. Komünist, bu faaliyetin içerisinde yer alan bireydir ve bu vasfı ile o, sendikada bir fiil çalışan demokrat bir insandan ayrılır. Bir parti üyesinin asıl görevi sendikada çalışmak değil; fabrikada, devrim organizasyonunun nüvesinin oluşmasına çalışmaktır ve sendikal çalışma, ancak böylesi bir çalışma varsa anlamlı hale gelebilir. Tüm bu söylediklerim, işçilerin sendikaları boşaltmasını istemek anlamına gelmiyor. Aksine, sendikaları dar örgütler haline getiren küçük burjuva sosyalistlerinin tam tersine bir yol izleyerek, işçilerin, ekonomik mücadele yürüten büyük sendikal birliklerde yer almasını sağlamak gereklidir. İşçilerin demokrasi bilincine gereksinimleri vardır ve bu bilinci kazanacakları yerler sendikalardır, yardımlaşma sandıklarıdır. Ancak işçileri, devrim adına sendikalarda hapsederek; onların düzen dışı örgütlenmeler içerisinde, devrimci bilinç kazanarak organize olmasını engellemek; işçi sınıfına, devrime en büyük zararı verecek olanların, komünist olmadığını yüksek sesle her yerde söylemek gerekiyor. İşçilerin siyasi faaliyetini “devrimci” sendikacılık yapma ile sınırlayarak, onların düzen dışı örgütlenme bilincinin, sendikal bilinçle körelmesine yol açanlar, işçi sınıfının devrimci gücüne inanmayan küçük burjuvalardır. Bu bayların bir ayaklarının “silahlı mücadele” ve bir ayaklarının ekonomizmde olmasının temel nedeni de budur. Bu örgütler, işçi sınıfına o kadar güvensizler ki; silahlı mücadele görevini kendilerince yürütülmesinin ve sendikal faaliyetin ise işçiler tarafından yürütülmesinin ilahi bir işbölümü olduğunu kabulleniyorlar. Bu baylar için işçiler, gerilla örgütlerinin yan bir öznesi olacak sendikalarda yer alması gereken bireylerdir. Ekonomizmin “devrimci” açıklanışının özeti budur. Bu ise kaçınılmaz olarak, işçilerin faaliyet alanını ekonomik (sendikal) mücadele ile, -pratikte bu istenmese de- sınırlamayı savunmaktır. Kuşkusuz böylesi bir anlayış, siyasileri giderek, sendikalara, devrimci iktidar organları olma misyonu biçmeye kadar götürür. Anarko-sendikalizmin düşünsel kaynağı bu yaklaşımdır.

Devrimci sosyalist olmak, gerçek anlamda, sosyalizmin zorunluluğunu kabul etmek ve devrimin gerekliliğini görmektir.  Bu da devrim için siyasi bir örgütün varlığını öngörmeyi gerektirir. Komünist birey, örgütlü bireydir. Bu örgütlülüğünde devrimci sosyalist bir örgütlülük olması ön koşuldur.  Birey kendisine devrimci sosyalist diyorsa; devrimci sosyalist pratik içerisinde bir fiil yer almalıdır. Bir insanın demokratik kitle örgütünde bir fiil çalışması, onun iyi bir demokrat olduğunun göstergesidir.  Ancak aynı bireyin komünist olması onun devrimci sosyalist pratik içerisinde bir fiil yer alması ile mümkündür. Bu ayrım çok önemlidir. Bugün, legal bir gazete okuyucusu olması nedeniyle kendisini devrimci ve hatta komünist olarak ilan eden, demokratik kitle örgütlerinde kariyerinin yükselmesi için bu tutumunu kullanan bireylerin sosyalist değil, demokrat olduklarının anlaşılması gerekiyor. Çünkü bu insanlar, faaliyetleri ile sosyalizmi sınırladıkları ve dolayısıyla demokrasi bilinci ile sosyalist bilinci birbirine karıştırdıkları ölçüde devrim mücadelesine zarar veriyorlar. Kuşkusuz nedeni ne olursa olsun bu bireylerin devrimci harekete verdiği zararı görmezden gelen ve onlara aralarında yer veren sosyalistlerin devrimci hareketin zaafa uğramasında çok daha büyük rol oynadıkları açıktır.

28 Nisan 2009

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.