"Radikal Solda Resim Kültürü Yok"

Avni Memedoğlu

1980 sonrası Türkiye'nin her alanda girdiği dejenerasyon süreci sonun da, saflar karıştı, değerler erozyona uğradı. Güzel Sanatlar da bu gelişme lerden etkilendi; medya ve sanat tekelleri yaratıcılığın ve sanatın karşısına dikildi; bir gericilik rüzgârı esmeye başladı. İşte böyle bir süreçte bir res sam, Avni Memedoğlu, 1940'ların ikinci yarısında kavgasına başladığı sos yalist realizm anlayışını inançla ve inatla sürdürdü, sürdürüyor...

Avni Memedoğlu ile Kadıköy'de bir binanın çatı katındaki atölyesinde söyleşiyoruz. Sanatçı sosyalist realizme gelişini ve Akademi yıllarını şöyle aktarıyor.

"Akademiye girdiğim ilk yıl antik sanat eğitimi gördüm. İkinci yıl canlı model ile çalıştığı için Cemal Tollu'nun atölyesini seçtim. Akademi'de Fran sız burjuva sanat akımı egemendi. ?ekilci, taklitçi bir anlayış. Üçüncü sınıfta Meksikalı ustaları, Orozko'yu, Rivera'yı, Alfaro'yu tanıdım. O zaman Aka­demideki D Grubu anlayışının yoz burjuva, taklitçi, aktarmacı bir sanat eko lü olduğunu gördüm. Bu arada Jdanov'u, Gorki'yi de okudum. Böylece muh tevayı öne alan çalışmalara yöneldim. Tollu'nun bu resimlerime alerjisi var dı. Resimde propaganda yoktur, şekil vardır, estetik vardır, derdi. Akademi deki D Grubuna karşı Nuri İyem ve arkadaşlarının Yeniler Grubu bir reaksi yon oluşturmuştu, ama onların deklerasyonu, ilkeleri yoktu. Bir reaksiyon hareketiydi yalnızca."

1924 yılında Erzurum'da doğan, Memedoğlu, Akademi müdürü ile ente resan bir konuşmasını acıyla anımsıyor.

"Ben topraksız bir ailedenim. Babamı yitirince eniştemin himayesine girmiştim ve onun yardımıyla okuyordum. Akademiye başvuran 80 öğrenci den sınavı kazanan sekizinin içinde en iyi puan alan üç kişiden biriydim. O zaman Akademinin Müdürü Burhan Toprak'tı. Beni çağırdı: "Ulan ne bok yemeğe geldin buraya. Bu zenginlerin yapacağı bir iştir. Sen perişan olur sun" dedi. Sonra, bana on lira burs verdirdi. Kızılay aşevlerinden yedim. Aç lıktan bayıldığım günler olmuştur. Talebeliğimde Hamsun'ın 'Açlık' adlı ro manını yaşadım ben."

Öğrencilik yıllarında yaşadığı bu sıkıntılar Avni Memedoğlu'nu sonraki yıllarda çok tutumlu yapmış. Hiçbir yiyeceği israf etmediği gibi, edilmesine de müsaade etmiyor. Öylesine bir yaşama çizgisi tutturmuş ki, her alanda kendine yetmeye çabalıyor, atölyede bir çok araç gereci kendisi yapıyor.

"Son sınıfta Akademi-polis işbirliği sonucu, resimle komünizm propa gandası yapmak ve örgüte üye olmak savıyla tutuklandım. Tırnaklarımda si gara söndürdüler. İleri Gençler Birliği'ne üye olduğumu itiraf ettirmek için. Dört ay sonra bırakıldım. Eylül dönemi mezuniyet sınavlarına girdim. Tollu ve bazı hocalar beni mezun etmemek için düşük notlar verdi. Resim şubesi şefi Leopold Levi ve galeri hocam Seyfi Toray yüksek not vererek orta dere ceyle mezun olmama imkân sağladılar. Akademiye en iyi puanla giren ben, adım komüniste çıktığı için, orta dereceyle ancak mezun olabildim."

1950'li yılların sonuna doğru Demokrat Parti baskısı iyice artarken, A. Memedoğlu bir grup arkadaşıyla birlikte Yenidal Grubu'nu kurar. Bu Gru bun kurulmasını ve başına gelenleri ressamımızdan dinleyelim.

"TİP kurulunca hemen partiye girdim. Daha partinin kurulma hazırlıkla rı sürerken, işçi önderlerine, partinin başına Aybar'ı ya da başka bir aydını getirmemeleri için uyarıda bulundum. Mao'nun dediği gibi, bizim gibi ülke lerde aydınlar sınıfsal niteliklerini üzerinden atamıyor. Aybar, bir paşazade dir. Türkiye'de paşazade olup da bunu sırtından atabilen bir Nâzım çıkmıştır zaten. Neyse, TİP'de İlçe ve İl Yönetim Kurullarında görev aldım. Militanca çalıştım. Ankara'da Hasan Hüseyin, İstanbul'da benim dışımda, işçilerle be raber bildiri dağıtan bir babayiğit çıkmamıştır. Kaç kere işçilerle beraber I. ?ubede sabahlamışımdır."

Resimlerin yasaklandığı, sergilerin kapatıldığı, ressamların işkence gördüğü bir ülkede, sosyalist bir sanatçı olan A. Memedoğlu'da, payına dü şenleri çekmek zorunda kaldı.

"İlk önce 1950'de tutuklandım. O zaman bütün çalışmalarım alındı. 1961'de Yenidal Grubu ile birlikte tevkif edildim, o zaman da resimlerim toplandı. 1963'de açtığım 3. kişisel sergim bir hafta sonra savcılıkça kapatıl dı. Sansaryan Han'da Boksör Hayri isimli bir Laz komiser üzerime saldırdı. Adam bir yandan beni yumruklarken diğer yandan, 'Ulan bu kaçıncı buraya gelişin. Söyle bakayım: Neden doğru dürüst adam resmi yapmıyorsun da hep hamal, ırgat, işçi resmi yapıyorsun. Neden hep güvercin resmi yapıyor sun da karga resmi yapmıyorsun' diye bağırıyordu. 1976'da Antalya'da bir festivalde çizdiğim duvar resimleri saldırıya uğradı. En son 1983'de İş Ban kası Sanat Galerisi'nde açtığım sergi, kokteylinden yarım saat önce polis ta rafından kapatıldı."

TİP'in legalist-reformist çizgisine karşı gençliğin açtığı mücadelede, A. Memedoğlu, dinamik açısından haklı bulur, onlara yakın durur.

"Bu çocuklar partiye dinamizm getirdi. O yaşta bizim saçımızın teli ka dar kitap okumuşlardı. Bunları ben Aybar'a da söyledim o zaman. 'Kongre lerde bize sosyalizm dersi veriyorlar, bunları partiden ihraç ederseniz heder  olurlar' dedim. Aybar bana hiddetlendi. "Hayır, onlar Amerikan ajanı" dedi. Kabul ettiremedim. Kongrelerde gençleri destekledim. Sonra işte çocuklar gitti. Ki, mecliste onlar için en fazla çabayı da Aybar harcadı. Ama, bu bir günah çıkarmaydı. Çünkü olanlarda kendi payı vardı. Parti onlarla beraber, Aybar dahil, ipe gitseydi ya. İşte komünist mücadele öyle olur..."

A. Memedoğlu yapıtları yüzünden baskılara uğrarken, resimleri toplatılırken, ressamın yapıtlarına karsı sol hareketin tavrı ne oldu acaba?

"Radikal Sol'da resim kültürü, sanat bilinci yok. Resimden anlamıyor ki ressamına sahip çıksın. Benim 30 yapıtım yargılandı. Ben isterdim ki, dev rimci örgütler ve sendikalarca bu tabloların posteri yapılsın ve bunlar işçi gecekondularına dağıtılsın.

Abdullah Baştürk, İbrahim Güzelce'nin vasıtasıyla yargılanan iki resmi mi sendikaya satın aldı. Ben iki ayda bir filan sattığım resimleri gider kont rol ederim. En son gidişimde baktım, boya badana yapılıyor. Resimler yok. En sonunda depoda, üzerine boya sıçramış, yırtılmış vaziyette buldum. Çok tepki gösterdim. Ben onları, yarın kurulacak Komünist Türkiye'nin müzele rinde yer alsın diye yapıyorum. Baştürk o zaman mebus. Yarın gelecek dedi ler. Ertesi gün gittim, Baştürk, beni görünce özür dilemeye başladı, 'ne olur tamir et, Ankara'ya götürüp kendi odama asacağım' dedi. İki ayda tamir et tim ve geri verdim. Sonra 12 Eylül geldi. DİSK'in mallarına el kondu. Dava lar sonucu beraat edince mallar geri verildi. Benim resimlerim yok, iade edilmedi. Ben hemen her hafta Kemal Nebioğlu ile tartışıyorum telefonda. Ve benim içimde bu bir acı, sızıntı. Oğlunu savaşta kaybetmiş, cesedine bile sahip olamamış bir baba gibiyim..."

Memedoğlu'nun örgüt-sanatçı ilişkisine yaklaşımı, devrimci hareketin durumuna eleştirel bir bakışı beraberinde getiriyor.

"Bir ülkede sosyalist hareket, emperyalizme ve burjuvaziye karşı işçi sı nıfıyla halkıyla mayalanmış, bütünleşmiş, halkıyla içiçe ve yan yana, onunla birlikte, homojen bir örgüttür. Bu örgüt birdir, tekdir. Ülkemizde ne yazık ki böyle bir örgüt yoktur. Legal veya illegal birtakım yayın organları etrafında toplanmış, fraksiyon yahut tekke niteliğinin ötesinde bir görüntüye sahip ol mayan yapılar var. Bu denli çok sayıda sol yapı, sola yani kendine sahip de ğil ki sanatçısına da sahip olabilsin. Bir sanatçıya sahip çıkmak demek, onun daha çok sayıda, daha kaliteli ve kalıcı, yüzyıllar ötesine seslenecek çapta yapıtlar yaratabilmesi için, sanatçısına nesnel olanaklar sağlamak, sağlaya bilmektir. Yoksa ödün vermeden, ömrü boyunca borç harç içerisinde çırpına rak göçüp gittikten sonra o sanatçıya ağıt yakmak, sloganlı cenaze törenleri düzenlemek değildir, devrimci bir sanatçıya sahip çıkmak. Hele onun adına ödüller, yarışmalar düzenlemek çirkin bir gösteri ve kilisede günah çıkarmak gibi bir şey değil de nedir?"

İnsanları sürüleştiren bir medya ve ressamları kıskaca alan galeriler karşısında, muhalif ve devrimci bir sanatçı olması gerektiğini çok iyi bilen Memedoğlu, bu konuya ilişkin şunları söylüyor:

"Resim sanatını çirkin bir meta durumuna düşüren sanat simsarlarının pazarlama alanıdır galeriler. Medya da bu galerilerin kiralık satın alınmış ka lemleri, hoparlörleri ve spikerleri olmaktan öte bir işlev görmüyor.

Yoksulluk, acı, sıkıntı, dram anlamına geliyor bugün devrimci sanatçı olmak, somut olarak… Ve zaten sanatı besleyen biraz da ızdıraptır. Acı çek meyen insan sanatkâr olamaz. Sanatkârlar ayrıca doğuştan aşırı derecede hassas insanlardır. Ama devrimci bir sanatçı dayanma gücü, direnme gücü olan, acıyı bal eylemesini bilen kişidir."

Hem sosyalist olup, hem de sosyalist hareketin bugünkü durgunluğu ve güçsüzlüğünden üzüntü duymamak mümkün değil. Memedoğlu'nun iyi niyet li çözüm önerisi ise şöyle:

"Legal, illegal bir sürü örgüt var. Bunlar birleşmeli. Açık bir komünist parti kurulmalı. Geride bir Bolşevik çekirdek olmalı, bu Komünist Parti’yi yönlendirmeli. 70 yaşında bir devrimci olarak söylüyorum, birliğe, vahdete mecburuz."

Teneke bir sobada gazete kağıdı yakarak ısınıyor Memedoğlu, Duvar daki tablolarda kocaman elleri, görkemli vücutlarıyla özlemlerimizi ifade eden insanların sıcaklıkları sarıyor bir de sizi... Memedoğlu'nun insanlarını görünce, atölyeden büyüyerek çıkıyorsunuz... Güçlenerek...

* Ölümünün 10. yıldönümünde ‘Emeğin Ressamı’ Avni Memedoğlu Kolektifimiz Çalışanlarınca Kanlıca’daki mezarında topluca anıldı.  Bu vesileyle Sırrı Öztürk’ün yayına hazırladığı ve 1999 yılında Sorun Yayınları tarafından yayınlanan Politika-Sanat-Estetik Yolunda ‘Emeğin Ressamı’ Avni Memedoğlu (1999) adlı kitabın 125-128. sayfalarından alınan (1994 yılında O. Cemil tarafından yapılan bu söyleşiyi) söyleşinin günümüzdeki Sol “cenahımızın” sanat-estetik-politika alanındaki duruşuna ve sorunlarımıza ışık tuttuğu için yeniden yayınlanmasını uygun bulunmuştur. (S. P.)

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.