SORUN Polemik Dergisi’ni uzun zamandır yakından izliyorum.
İzlediğiniz yayın çizgisini -politikasını- genel çerçevede doğru ve anlamlı buluyorum. Fakat bu türden bir yayın politikasıyla, işçi sınıfı hareketi ile sosyalist hareketin birliği sorununun çözüme kavuşturulamadığını görüyoruz.
Solun ayrışıp bütünleşebilmesi için gerekli olan ideolojik-teorik açılımlı dergi faaliyetleri dışındaki pratik örgütçü arayışlara yönelmek gerekir diye düşünüyorum. “Komünistlerin Birliği”nin gerçekleşebilmesi için “pratik örgütçü çabaları” sıkça tekrarlıyorsunuz. Pratik örgütçü çabalarla İşçi Sınıfı Partisi’nin oluşturulacağına ben de inanıyorum. Benzeri konuları gündeme taşıyan çeşitli yayın kolektifleri ise kendi örgütlerine ve tezlerine biatı dayatıyorlar. Sosyal mücadeleler tarihimizde “biat geleneği” yöntemiyle hareketimizin nereye geldiği yeterince denenip sınanmıştır.
İşçi sınıfı hareketiyle sosyalist hareketin buluşup birleşmesiyle komünist hareketin oluşturulacağını sıkça tekrarlıyorsunuz. Ne işçi sınıfı hareketi ne de sosyalist hareket sağ ve “sol” teslimiyetçi oportünizmin etkisinden kurtarılabildi. Oysa, işçi sınıfı ve komünizm adına kendiliğinden örgütler kuruldu. Uygulamalarda; üretenlerin yönetmesi, seçilenlerin geri alınması vb. ilkelere itibar edilemedi. İşçi sınıfının kendi davasına sahiplenmesini düşünenler de pek başarılı olamadı. Anılan bu ve benzeri zaaflar önlenemedi.
Yine ayrıca, sosyal meşruiyeti ve devrimci yasallığı olması gereken komünist hareketin mutlaka kongre yöntemiyle komünistlerin birliğini gerçekleştirmesinin şart olduğunu sürekli gündeme getiriyorsunuz. Bu da bir türlü gerçekleşemedi. Devrimci ve Komünist kadroların temel ilkelerde -programda- buluşup bütünleşmesini, bu bağlamda tek bir komünistin dışarıda bırakılmaması gerektiğinin altını da özenle çiziyorsunuz. Sağlı “sol”lu burjuva partilerinin karşısında sosyalist bir alternatifin böylece yaratılabileceğini ya da hesaba katılabileceğini ifade ediyorsunuz. Açık faaliyet alanlarındaki savaşım ile gizlilik ve yer altı deneyimlerinin ayrı olduğunu ve birbiriyle koordineli götürülmesinin şart olduğunu öngörüyorsunuz. Komünistlerin kısa tutulmuş, örneğin 10 maddelik bir program yörüngesinde acilen derlenip toparlanmasını ve sorunu dürüstçe masaya taşımasını vb. konuları gündemde sıcak tutuyor, proletarya temelindeki kadroları böylesine kapsamlı bir projeye ikna etmeye çalışıyorsunuz. Oysa yeni tipte bir Parti, kadroların yeni bir potada eriyip eski elbiselerinden arınmasını ve yeni bir halita oluşturularak yeni bir kalıba dökülmesinin şart olduğunu vurguluyorsunuz. Fakat Sosyalist-Komünist-Bolşevik iddialı grup-çevre ve örgüt/partilerin böyle bir niyetlerinin olmadığını görüyoruz. Bu iddiada olanları ikna edebilecek ve onlara bazı yaptırımlar uygulayacak (mevcut kadroları buna zorlayacak) kolektif bir irade de henüz ortaya çıkamadı.
Komünistlerin birliği yolundaki pratik örgütçü önerilerinizle çabalarınızı tekrarladıkça bakın neler oluyor: Örgüt/partileriyle programları sosyal pratikte doğrulanmayanlar hemen liberal-reformist çizgilere kayıyorlar. Devrimci ve Marksist Sol iddialı örgüt/partiler de dışındaki kadroların kendilerine “biat” edeceğinin ham hayallerini kuruyorlar. İddiaları sosyal pratikte doğrulanmayınca ya DTP’nin eteklerine tutunarak varlığını bir süre daha koruyacağını düşlüyorlar ya da DTP’ye sahiplenir-destekler görünerek, onun kitlesine uygun mesajlar vererek ne denli yaman bir komünist olduğunu kanıtlamaya yelteniyorlar! Öncelikle kendi alanını kendi gücüyle aşmayı, kendi göbeğini kesmeyi düşünmüyorlar!..
Devrimci ve Marksist iddialı örgüt/partilerin “doğrusal büyümesi” ve sisteme karşı alternatif bir politika üretmesinin önü kapalıdır.
SORUN Polemik Dergisi bu konuda oldukça açık ve net. O kadar net ki, işçi sınıfının malı olanSorun Yayınları Kolektifi’nin tüm varlığını ve şu an ellerindeki anahtarı İSP’nin oluşturulmasıyla hemen teslim edeceklerini dahi oluşturulduğu 7 Kasım 1975’ten bu yana sürekli söylemektedir. Fakat muhataplarını ikna edebilecek ve yazıya dökülmüş bir projeyi henüz sunamıyor ya da sunmuyor. “Örgütler Anarşisi” hastalığımızın tedavisini düşünüyor. Yaklaşan tehlikeyi işaretlemekle yetiniyor. Bağımsız sınıf tavrıyla İSP’nin oluşturulmasını gündeminden düşürmüyor. Etkinlikleriyle kadrolar arasında olması gereken yaratıcı diyalog ve ilişkilerin önünü açacak ortam, altyapı ve iklimi hazırlayabileceğini umuyor. Yapılması gereken tartışmaları mümkünse olması gereken yere (Devrimci Oturum Disiplinlerine) taşımaya çalışıyor.
Küçükburjuva devrimciliğinin iflas ettiği tüm süreçlerde, her olay ve olguda somutlaşıyor. Onların en korktuğu şey ileri sürdüğünüz projelerin yaşamda gerçekleşmesidir. Doğrusu küçükburjuva devrimcileri Kolektifinizin izlediği yayın politikasından korkuyor! Burjuvazinin sınıfsal korkusunun kaynağı neyse, küçükburjuvazininki de aynı yerde buluşmaktadır. Küçükburjuvazi geleceği olmayan bir sınıf ya da katmandır. Bu kesim (özellikle de kariyerist şefleri) örgüt/partilerinin ellerinden kayıp gideceğini düşünerek izlediğiniz birlikçi yayın politikanıza çok kızıyor. Fakat tez ve önerilerinize karşı iki satır eleştiri yazamıyorlar.
“Komünistlerin birliği bizatihi komünistlerin komünist olması demektir” bu özdeyişinizi çok seviyorum ve sık sık da tekrarlıyorum.
Dergi’niz yerleştiği ideolojik-politik mevziinde mutlaka bir yere oturmuştur. Giderek kabaran sosyal muhalefet dinamiklerini sevk ve idare edecek bir Parti’ye ihtiyaç duyulmaktadır. Birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı İSP’nin oluşturulup anlamlı ve ileri bir adım atması koşuluna bağlı olarak sosyal muhalefet dinamiklerinin böylece iki basamak sıçrama göstereceği gerçekliğini bıkıp usanmadan bilince çıkarmaya çalışmaktasınız.
“Marksizmin yorumu ve pratikte yeniden üretimi” yöntemini kavramış olanların sayısı da oldukça azdır. Dergi’niz dışında bu türden anlamlı bir hatırlatma yapana da rastlanmıyor. Bulunduğumuz coğrafyadaki Marksist entelektüel birikimin hangi düzeyde olduğu Sol’un teori-pratiğinden de açıkça anlaşılmaktadır. Görünen o ki, Dergi faaliyetinizle sizler de çok yalnız ve korumasız bir konumdasınız.
Sizin literatürünüzle özetlemeye çalıştığım bu sorunlar tüm telif çalışmalarınızda var. Bu çabaların boşuna olmadığını da biliyorum. İnat, özveri ve ısrarla yürüttüğünüz bu politikanızın geldiği noktadaki değerlendirmesini de mutlaka yapmış olmanız gerektiğini düşünüyorum. Kolektifiniz’in bağımsız sınıf tavrı ile sürekliliğini korumuş olduğunu da görüyorum. Çabalarınıza değer veriyor, bu konudaki tutarlılık ve içtenliğinize -ilkeselliğinize- saygı duyuyorum. Ayrıca, ödünsüz tavrınızı da takdir ediyorum. Işık hızıyla her altı ayda bir politik çizgi değiştiren, savrulan ve davasından dönenlerle kıyaslandığında Dergi’nizin özgün bir yerde olduğunu da görüyorum. Bu konuyu kiminle konuşsam hem saygısını ve hem de hayranlığını ifade ettiğini de görüyorum. Elbette bize biçimsel saygı ve hayranlık yerine Marksist Eleştirel Katkı gerekiyor diye de düşünüyorum. Varlığını grup, çevre ve örgüt olarak ifade edenlerin hiç birisine benzemiyorsunuz. Dergi’nizin formatı, kağıt ölçüleri, içeriği, mizanpajı, konu ve sorunlara eğilişi, yaptığınız polemiklerin niteliği, üretimi, dağıtımı, vb. çok farklı. Kendi payıma bu farklılığın vurgulanışının nedenini anlıyorum.
“İşçi sınıfı partisi” ya da “komünist parti” olduğundan dem vuran örgüt/partilere karşı en isabetli saptama ve eleştirileri Dergi’nizin yaptığını da biliyor ve görüyorum.
Sınıfsız toplum (Komünist toplum) ütopyalarımızın tüm çabalarınıza karşın, henüz değişip/dönüşmediğini de görüyorum.
Yaşadığımız topraklarda işçi sınıfı hareketi ile Kürt ulusal hareketinde bazı kitlesel çıkışlar gerçekleşmektedir. Sınıflar savaşımı da giderek sertleşmektedir. Haksız savaşlar sürdürülüyor. İşçi sınıfı hareketi de, Kürt hareketi de “öndersizlik krizi” yaşıyor.
Dünya kapitalist sistemi tekelci-finans kriziyle kendi evinde kendisini vurmuştur. Oysa emperyalist-kapitalizmi proletaryanın evrensel mücadelesi sonucunda bizler vurmalıydık. Dünyada da TC’de de tekelci, militarist polis devleti güçsüzdür. Uyguladıkları inkâr, imha ve asimilasyon politikalarıyla tarihsel ve sosyal haklılığımızdan, bir gün mutlaka iktidara yürüyeceğimizden korkuyorlar.
Sosyal muhalefet dinamiklerinin taşıdığı potansiyel gücü enerjiye çevirebilecek örgütlenmeler gündeme gelmiştir.
Sosyalizmden haberli kimi aydınlar işçi sınıfının kendiliğinden hareketlerinin boyutlanmasıyla komünist öncüsüyle buluşacağını söylüyor (“Komünist öncü” dedikleri de Tarihî TKP’nin ıskatına oturmuş, “alan kapatma” işiyle küçükburjuva öğrenci gençliği örgütleme “becerisi” gösterenlerdir.Dergi’nizin deyimiyle “naylon komünistlerdir.”). Bununla da kalmıyor işçi kalkışmalarının kendiliğinden iktidara yöneleceğini de vurguluyorlar yazılarında. Bu türden ham hayal ve kuruntularıyla işçi sınıfının kendiliğinden kurulmuş işçi ve komünist örgütlerinin kapısının çalınacağını ve kimilerinin de böylece gidip iktidara oturacağını ifade ediyorlar!..
Kürt hareketi de liberal-reformist küçükburjuva “sol” örgütlerle “çatı partisi” arayışına girmiştir. “Çatı partisi” yönelişlerini yalnızca Dergi’niz eleştirmekte ve karşıya almaktadır. Marksist bakış açısıyla yaptığınız yayınları kaç kişi izliyor? Kaç kişi ya da “yapı” Dergi’nizle diyaloga giriyor? Yine kaç kişi sizlerle birlik ve dayanışmaya giriyor? Görüldüğü kadarıyla “birlikte etkinlik” çağrı ve önerilerinize devrimci sosyal nezaket, duyarlılık ya da “ilgi” duyup yanıt veren de yoktur.
“Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar” diyorsunuz, bunlar kimlerdir? Kadro olduklarını hangi teori pratikleriyle ve nasıl kanıtlamışlardır? Bu “kadrolar” kapınızı çalıyor ve “Yoldaşlar ideolojik, politik ve örgütsel arayış ve öngörülerinizi doğru buluyoruz. Birlikte çalışalım” diyorlar mı? Demediklerini/demeyeceklerini de biliyorum.
Dergi’niz dışınızdakiler anılan “kadrolara” benzeri projelerle gidip diyalog ve ilişki arıyor mu?
Bu yoldaki arayışlarınızı ayrıntılı biliyorum.
Kimi yaşamsal sorunları dergi sayfalarında dile getirmek yetmiyor. Teori pratik bütünlüğünde galiba başka şeyler yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Kendi payıma “o başka şeylerin” ne olduğunu hissediyorum, fakat öneremiyorum.
Dergi’nizin izlediği politika doğrudur. Kendi özümüze-gerçekliğimize dönelim. Kendi sentezimizi üretelim. Dünya devrimci pratiğine bulunduğumuz coğrafyadan anlamlı ve ileri bir devrimci halkayı da biz üretelim/katalım. Komünistlerin birliğini kongre yöntemiyle gerçekleştirelim. Temel ilkelerde/programda anlaşmış tek bir komünisti bile dışarıda bırakmayacak bir hareket yaratalım. Sosyalizmin tarihine sahiplenelim. Bu sürece eleştirel katkı yaparak aşalım. Birleşik, güçlü, güvenilir ve donanımlı Proletarya Partisi’ni oluşturalım. Devrimci tarihimiz ve geleneklerimiz bir daha ve bu düzeyde sömürülmesin. Maocu, Stalinci, Enver Hocacı, Troçkici, Che Guveracı, Galiyevci vb. sektlerini kaldırıp atalım. Aynı yöntemi Kıvılcımlı, Deniz, Mahir, İbrahim vb. için de uygulayalım. Söze “dedi ki…” diye başlamayalım. Ne diyeceksek devrimci tarih ve geleneklerimizin aydınlığında bize ait olsun. Yerel, ulusal, sosyal ve evrensel diyalektik birliğine böylece katkı getirelim.
RSDİP ile Tarihî TKP’nin oluşturulduğu dönemlerdeki Leninist yöntemleri biz de uygulayalım. Evet unutmayalım RSDİP içindeki Bolşevik hizip (ki, hizayı bozan değil, devrimci maya çalabilen yararlı bir hizip -Dergi’nizin deyimiyle örgüt virüsü değil parti mikrobu aşılayan-) 1917’lere gelene kadar sağdan say 5 bin, soldan say yine 5 bin kişiydiler. Gerek Bolşevik Parti, gerekse Komünist Enternasyonal’in bileşimi tornadan çıkmışçasına tek tip kadrolardan oluşmuyordu. Kadroları temel ilkelerde buluşturan, kolektif adımlar attıran, parti normları sürekli temiz tutup işleten program-tüzük-strateji-taktik-kadro gibi sorunların adı konulmuştu. Lenin’in sağlığında komünist ilke, kural, yöntemler ve normlar daima ve her süreçte işletilmişti.
Bizler bunların hiç birini yapamıyoruz. Niçin?
“Niçin/Neden” sorunsalının tartışılması da ayrı bir konu…
Liberal-reformist birileri bir daha tüm Sol kadroları kastederek “cemaatçi”, “etnik milliyetçi” ve “nasyonal solcu” sıfatlarını kullanamasın. Kullanmaya yeltenirse dili titresin!
Birileri Devrimci ve Marksist cenahımıza böylesine destursuz saldırıyorsa, bundan en başta Komünistler suçlu, hatta sorumludur, diye düşünüyorum.
Öz ve Biçim diyalektiğinde bizim insanlarımızın biçime ilişkin tavırlarını dillerine dolayıp Öz’ü gündemden kaçırmaya cüret edemesin!
Dergi faaliyetiniz bu durumda ve sorunlarımızın tartışılıp aşılmasında çok zayıf ve yalnız kalıyor. Bir yandan sistemin uyguladığı baskı ve terörü, diğer yandan burjuva ve küçükburjuva “sol” kadroların “sinsi” kuşatmasını bir türlü kırıp ilerleyemiyorsunuz. Haberlerinize, etkinliklerinize burjuva basını da “sol” basın da kasıtlı olarak yer vermiyor.
Burjuva ve küçükburjuva “sol” kadroların elindeki kimi araç ve olanaklar Dergi’nizin elinde yoktur. Onların hitap ettiği kesimler de güce -niceliğe- tapınmaktadır. Nicelik olarak komünistlerinkinden fazla bir kesimi etkilemektedirler. Niteliğe önem veren komünistlerin bu durumda yapacağı çok şey vardır. O da niceliğe tapınmadan niteliğin arkasını doldurmaktır.
SORUN Polemik Dergisi önemli bir iz üzerindedir. Günümüzde Sol anlamlı bir yol ayrımına gelmiştir. Yeni ayrışma ve buluşma yöntemleri gündemdedir. Dergi; Parti ve Partileşme Sorunuüzerine önemli bir halkayı yakalamıştır. Yaptığı tahlil, tespit, tez ve önerileri komünistlerce önemsenmekte vehararetle tartışılmaktadır. Yaşamın da büyük oranda doğruladığı bu izleri büyütmek gerekiyor. Dergi;yaptığı etkinlikleriyle yetinmemeli ve içişleyişini hızla dönüştürerek profesyonel kadrolara kavuşturulmalıdır. Ayrıca, sürecin değerlendirmesini yaparak Proletarya Partisi’nin oluşturulması mücadelesinde anlamlı bir adım atmalıdır.
Sosyalizmin asıl sahibi olan işçi sınıfı temelinde yapılacak işçi-kitle çalışmaları Komünistlerin Birliği için verilen savaşımı olumlu yönde etkileyecektir.
Diyalektiğin çekirdeğini -özünü- kavramış olanlar; “Karşıtların birliği (bütünlüğü) ve birbiriyle ‘mücadelesi’ yasasına” göre hareket ederler. Dergi’nizin tutarlı bir diyalektik-tarihsel materyalist yöntemi kavradığını ve ideolojik, politik savaşımını bu temele dayandırdığını görüyorum.
Sınıflar savaşımının dayattığı komünistlerin birlik ve dayanışması konusunda diyalektik bütünlüğün gereklerini yerine getiren, devrimcilere zarar vermeyen, kendi bileşimini parti yerine koymayıp dışındaki kadrolarla kitlelere açık ya da kapalı diyalog, iletişim, istişari toplantı, panel, söyleşi, forum, konferans, kurultay vb. etkinlikleri sürekli gündemde tutan ve bu türden duruşunu ideolojik süzgeçlerinden geçirmiş olan SORUN Polemik Dergisi bu türden konumuyla birlik yolunda anlamlı bir adımın atılabilmesinde rol ve sorumluluk alabilir diye düşünüyorum.
Devrimci selâmlarımla.
13 Ekim 2008
