Alevilik-Evrensellik-Sosyalizm

Hüseyin Gül

Tarihsel süreç içinde atalarımız güneşe, ateşe, korktukları ve anlamını çözemediği varlıklara kutsallık yükleyip tapınmışlardır. Kutsallık yükleme hayatı anlama ve sınıflar mücadelesi ekseninde yeni yeni boyutlar kazanmıştır. Çok tanrılı dinler bu süreçte doğmuş, putların bulunduğu mekânlar inanç merkezlerine dönüşmüştür. Akıl bilimin ışığında geliştikçe bu inançlar yavaş yavaş zayıflayarak tek tanrılı dinlere dönüşmüştür. Değişik coğrafyalarda bu farklı inanç ve anlayışlar, sınıfsal çelişkilerden doğan ideolojiler çerçevesinde kendi aralarında da tarikatlar ve mezhepler diye bölünmüşlerdir. İster istemez, dinlerin başka başka biçimlerde örgütlenmesi yanında, yaşamın çok ileri bir şekilde değişim ve devinim kazanması, inançlarla akıl arasındaki çelişkileri gittikçe derinleştirmiştir.

Dinsel inançlar ve onların içindeki mezhepsel bölünmeler bir çok ihtiyaçtan kaynaklanmıştır. İçinde anaerkil eşitlikçi ögeleri barındıran ve bunu çağın bilimsel birikimiyle yeniden yoğuran Alevilikte işte böylesi bir süreçten doğmuştur. Topraksız köylünün eşitlik taleplerini temsil etmiş, yüzlerce ayaklanmaya felsefi kaynaklık yapmıştır. Dünyevi ve uhrevi inançları, dinleri, tanrıyı, maddeyi ve varlığı felsefî açıdan sorgulamıştır.

Egemen mezhep, din ve devlet anlayışlarına karşı bu ayaklanmaların bastırılmasında şekillenerek günümüze uzanmıştır. Kapitalistler sömürüyü artırmayı ihtiyaçları doğrultusunda yeniden şekillendirilmiştir, şekillendirilmektedir. Egemenler baskı ve sömürüsünü artan çelişkilerin sosyal yaşama olumsuz yansımasını önlemek için toplumsal mühendislik projeleriyle yapmaktadır. Ayrıca, buna çok önemli kaynaklar ayırmaktadır. Oysa istenilse coğrafyamızdaki sosyal hayatı bütün yönleriyle insanî bir proje yaparak karşılayabilirler. Yönetenler bunu bilirler de çıkarları açısından uygun bulmazlar.  

 

İslâm'ın dışında mı?

Dinler, insanların var olduğunu düşündükleri başka bir dünya için, ilişkilerini sınayan ve düzenleyen inanç temelinde bir olgudur.

Akıl, inançların değil bilimin ışığında önünü görmektedir.

Aleviliğin tek tanrılı dinlerden temel farkı buradadır. Bu anlayış geniş hoşgörü içinde aklın özgürlüğüne dayanarak düşünceleri ifade edebilmesidir.

Yakın zamanda çok tartışıldı; “Alevilik İslâm'ın içinde mi, dışında mı acaba?” İnsan haklarının ve demokrasinin özürlü olduğu ülkemizde toplu yakılmalar, kitlesel kıyımlar ve daha birçok acılar yaşandığı bir zeminde kimse Alevileri İslâm'ın içinde mi, dışında mı diye düşünmedi bile. Düşünebilir miydi?

Belki de çoktan geçti zamanı bu tartışmanın.

Bir inancın adı değil özünün ne oluğu önemli. Özü yoksa adının ne anlamı var ki. Alevilik, değer yargıları açısından düşünülmelidir. İslâm'ın içinde mi, dışında mı yerine yaşamın neresinde ve insanî boyutlarının ne olduğuna bakılmalıdır. Çekilmek istenen tartışma Aleviliği dar diyanet aylayışı içine tutarak asimile etme niyetlerini de içinde barındırmıyor mu? 

Biliniyor… Mistik düşünceleri diyanet fetvalarıyla şırıngalayıp toplumu uyuttular. El altından çıkarılan, onur kırıcı suçlamalar ve karalamalarla Alevileri/Kızılbaşları tarih boyunca aşağılandılar, baskı altında tuttular. Sürüye katmak için, her yolu denediler. İnançları ve gelenekleri yüzünden, bir suçlu gibi yaşamak zorunda bırakıldılar. 

"Ana bacı bilmez, pişirdiği yenmez, katli vaciptir" diyenler kimlerdi? Aynı suçlama sınıfsız, sömürüsüz ve eşitlikçi bir toplum isteyenlere yapılmadı mı? Bu suçlamalara bilimsel bir cevap içinKomünist Parti Manifestosu’na tekrar tekrar bakmak gerekir.

Maraş'ta ve Çorum'da katledip, Sivas'ta yakanlar kimlerdi?

Hangi akıl ve utanmaz yüzle, yakanlara avukatlık yapanlar kimlerdi?

On İki İmamları katleden, Hz. Ali'yi hançerleyen, Kerbela'da, Hz. Hüseyin ve onu sevenleri kılıçtan geçirenler İslâm değildi…  ya kimdi onlar?

Ne söylenir bilinmez,  neden bu ölümler, bu baskılar, bu zulümler?

Alevi köylerine durmadan cami yapıp, imam gönderiyorlar.

"Aman, ayrımcılık yapmayalım, eski yaraları kaşımayalım…"  diyerek her zaman birileri ortaya çıkmaktadır! Hangi yüzle?

Acılarımıza yanmak, hatırlamak ve sorgulamak ayrımcılık mıdır?

Gazi Mahallesinde aksakallı bir dedeyi nasıl kurşunlayıp kaçtılar. Ne yapmıştı o mazlum ihtiyar? Sonra da çatışmalar… ve ölenler… Vuranlar kimdi peki? İslâm değil miydi? Onlar Müslüman değilse başka, eğer Müslüman'sa elbette biz İslâm'ın dışındayız.

Lütfen unutmayalım.

"Bu kaçıncı ölmem bre hain.." diyor, yüzlerce yıl öncesinden, Pir Sultan Abdal.

Yüz yıllardır her türlü baskılara rağmen susturup yok edemediler. Alevi anlayışının güçlü bilinci sayesinde bu günlere gelindi. Değişen yeni koşullar içinde, dernekler yoluyla örgütlenmenin tek güvence olduğu bilinmelidir. 

TV ekranlarında zaman zaman bazı, maksatlı yapılan tartışmalarda "Alevilik mezhep mi, tarikat mı, Ali Allah' mıdır, kitabınız var mı?" diye garip ve saçma sorularla akılları sıra Alevileri zor duruma sokup susturacaklarını düşünüyorlar. Bu tartışmaları yapanlar Nesimi’yi dinlesinler: “Sorma be birader mezhebimizi / Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır…”

Öyle veya böyle herkesin inancına ve felsefî düşüncesine saygı duyulmalıdır. Bilmeleri de gerekir, bilimin ışığında ve yaşam tarzımızda bu soruların yanıtları vardır. 

 

Ne mezhep ne tarikattır Alevilik

Alevilik yeryüzünde mevcut inançların içinde, akla ve bilime dayalı, sosyal yaşamı kucaklayan “72 millete bir bakarız” vurgulamasıyla evrensellik özellikleri de olan bir anlayıştır. İçinde on binlerce yılın tarihsel birikimi vardır. Kadın-Ana, Ata-Kadın toplumunun eşitlikçi ögelerini içinde barındırmaktadır. Bu ögelere ısrarla sahiplenmekte, bilimin aydınlık yüzüne dönmektedir.

Yaşamın her anında, geçlikte, yaşlılıkta, hastalıkta, sakatlıkta ve her halinde, yer ve zamana bağlı kalmadan, toplumsal ya da bireysel olarak, geniş bir alanı ve ufku vardır. Yüz yıllar önce evrenselliği yakalamış yaşam biçimidir.

Doğanın tüm şartlarında, her iklimde, bir kutuptan, diğerine uzanan tüm coğrafyalarda ve iklim şartlarında yaşanabilecek sağlıklı bir anlayışa sahiptir. Akıl-ruh temizliğidir ve eşitlik için taraf olmadır. Dayanışma, yardımlaşma, sosyal adaletle yaşamı paylaşmaktır Alevilik.

Yüreği güzel ve insanî duygularla yüklü, aklını bilimin ışığında tutan, kendini yaşamaktan sakınmayanların özündeki yüceliktir.   

Yunus Emre'nin sözünü tersinden okuyalım; "Yaratanı severim yaratılandan ötürü."

 

Ali'siz Alevilik ve Ali Allah olur mu?

Alevilik İslâm'ın dışında denildiğinde, "Ali'siz Alevilik olmaz" diyenler oldu. Elbette olmaz. Ali, gelip geçmiş bir suret değildir. İslâm'dan önce de, Ali'den sonra da Ali vardı. Pir Sultan Abdal, "Ali benim, ben Ali'yim" demedi mi? Hünkar Hacı Bektaş Veli kimin donunda geldi? Sureti yok ki elimizde, bilen olsun.

Belki de içimizde şimdi.

İlmini alıp da yüceliğine eren varsa, işte Ali'dir o.

Bakın ne demiş erenlerin biri; "Ali Allah olamaz ama Allah Ali olabilir." 

Kitabınız var mı?

Akıl gözün varsa okursun. Okunacak en büyük kitap insandır. Okumaya ömür yetmez. Akıllara sığmaz, koca bir evren. Uzayda yolculuk, füzeler, robotlar bilgisayar ve atom,  molekül, kök hücre, genlerin haritası dört kitabın hangisinde var. Darvin'in Evrim Teorisi, Einstein'ın Görecelik Kuramı ve daha niceleri, akıl gözüyle çözülmüş. Okunmak istiyor bu kitap. "Bilim ile gidilmeyen yolun sonu karanlıktır" demiş Hacı Bektaş Veli.

Er veya geç, dünyayı kucaklayacak bu insanî değerler. Ne zaman olur bilinmez, ayırımsız, kibirsiz bir düzen ve mutlu bir yaşam için, özünde insan ve adında sosyalizm… Olacak bir gün. 

Tanrı kendini böyle yarattı; insan. Akıl peygamber, kitap evren.  

 

 

12 Ekim 2008-İzmir

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.