TİP’in Amblemini Yapan Devrimci Ressam Kıvılcım Pamir’in Dram ve Trajedisi
Söze bir gazete haberiyle girelim:
“YALNIZLI?A terk edilen ressam Kıvılcım Pamir (69), Eminönü'ndeki Rüstempaşa Medresesi'nde tuvalette kalbine yenik düştü. Pamir’in cesedi 2 gün sonra bulundu. 4 yıl önce kaldığı otelin parasını ödeyemeyen Pamir, Türk Toplumunu 2000'lere Hazırlama ve Dünden Yarına Araştırma Vakfı tarafından kendisine tahsis edilen tarihi medreseye yerleştirildi. Bir odada yaşayan, diğer odada resim yapmayı sürdüren Pamir'in çoğu zaman yiyecek ekmek bile bulamadığı öğrenildi.” (Hürriyet gazetesi, ‘Geride tabloları kaldı’ başlıklı haber, 18 Nisan 2000, salı)
Yukarda alıntı yaptığımız haberi günümüzde neden tekrarlıyoruz? diye sorular yönetilecek olsa da Devrimci Ressam Kıvılcım Pamir hakkında tarihe doğru bir kayıt düşülmesini uygun ve gerekli bulduk. Neden mi? diyeceksiniz. Söyleyelim: Devrimci tarih ve geleneklerimiz gözümüze baka baka hâlâ kabaca sömürülüyor. Mücadelenin her alanında gücünce taş üstüne taş koymuş değerlerimizin emeği ve anısı yok sayılıyor. Burjuva, küçükburjuva “sol” akımlar ve onların temsilcileri özellikle de yakın tarihimizi tahrif işinde bayağı beceri sahibidir!
Sosyalizme ilgi duyan ve her kesimden genç insanlarımız yakın tarihimizden etkilenmektedir. Peki bu “yakın tarihimiz” günümüzün genç kuşaklarına nesnel gerçekliği içinde yansıtılıyor mu? Bırakalım “nesnel gerçeklik” içinde yansıtılmasını, dürüstçe de yansıtılmamaktadır. Sınıflar mücadelesi tarih ve geleneklerimiz burjuva ve küçükburjuva solcularının elindeki kimi olanak-bulanaklarla tahrif edilerek kaleme alınmaktadır. Herkes paşa gönlüne göre tarihimizi aktarmaktadır. Ne hazin bu işlerin birer alıcısı da vericisi de bulunmaktadır. Alıcı ve vericiler birbirini şartlandırmaktadır. Ayrıca, Sol “cenahımızda” herkes kendi göreneğini gelenek diye sunmaktadır. Oysa gelenek başka, görenek başkadır. Görenekler devrimci geleneğimizin önünü kesme yarışındadır!
Devrimci gelenek ve göreneklerimizin dosdoğru aktarılamayışının nedenlerini ve nasıl aşılacağını biliyoruz. Bu nedenle de tarihimizdeki olay, olgu, süreç ve verileri kimin, niçin, neden ve hangi amaçlarla tahrif ettiğini ayrıntılarıyla biliyoruz. Hayat ve mücadelenin bizlere öğrettiğini sandığımız tez, öneri ve deneyimlerimizi dışımızdaki kadrolarla paylaşmak istiyoruz. Bu bilinçle çeşitli ve çok yönlü idealizasyon ve mistifikasyonlarla gözleri karartılan insanlarımızın gözünü açmak istiyoruz.
Yakın tarihimizin yaşayan tanıklıklarına ihtiyaç duyuyoruz. Bu tanıklıkların belgelenmesiyle genç araştırmacıların gelecekteki işini kolaylaştırmak istiyoruz. Çünkü yakın tarihimizin bu düzeyde çarpıtılması olayına 50 yıldır yapılan müdahalelerin yerini bulmadığını görüyoruz. O nedenle günümüzde başarılamayan bir işi gelecekte başaracaklarını umut ettiğimiz genç araştırmacı kadrolara en azından eleştirel katkıya açık ve muhtaç haliyle yararlanacak malzeme bırakalım diyoruz. Büyük bir susuzlukla ve öğrenmek aşkıyla yanıp tutuşan çok sayıda insanımızın varlığından da haberliyiz.
Tarih çarpıtma işine soyunanlara karşı en büyük güvencemiz; sosyalizmin 150 yıllık tarihine ve onun uzantısında 100 yıllık sınıflar mücadelesi tarihimize bilimsel yöntemle bakmasını bilen, kül yutmayan ve öğrenmek aşkıyla öne çıkan insanlarımızın varlığıdır.
* * *
19 Ekim 2008 günü TÜSTAV’ın Fevzi Kavuk-Hasan Öztürk ile “Çınarlı Köyün Muhtarı” kitabı üzerine düzenlenen “Tarih Sohbetleri” kahvaltı söyleşisine beni de çağırdılar. I. TİP-TBKP ve şimdilerde SİP-TKP’lilerin denetimindeki TÜSTAV kadrolarıyla ömrüm boyunca hiç müşerref olmadım. Eski bir mücadele arkadaşımın ısrarı üzerine katıldığım söyleşide yapılan konuşmaları özenle izledim. Genellikle yaşları 50-60’ı aşkın kalabalık bir kuşak gelmişti. TKP-TİP sürecindeki rolleriyle 85 yaşındaki ?ahap Bakırsan’da bu söyleşiye katılmış, konuşmaları izlemiş, fakat konuşmamıştı. Bu süreci 77 yaşındaki bendeniz de ayrıntılarıyla yakından izledim ve böyle bir mekânda konuşma ihtiyacını duymadım. Hem yeri değildi, hem de konuşmam için bir istekte bulunan çıkmamıştı. İzleyenlerin tamamı bu sürece eleştirel katkı yapılmasından yana gözükmüyordu. Benim dışımda izleyenlerin tamamı I. ve II. TİP, Harici Büro TKP’nin ve TBKP sürecinin insanlarıydı. Nihat Sargın tarihimizin bir kesiti hakkında öznel yorum ve değerlendirmeleriyle söyleşinin “yıldızı” idi. İzleyenler de onun görüş ve tahlillerine tartışmasız onay ve katkı sunan kimselerdi.
Fevzi Kavuk, I. TİP’in Bursa ilindeki kuruluş ve örgütlenme çalışmalarına katılmış köy kökeninden gelme bir sosyalist idi. Daha sonra Harici Büro TKP-TBKP sürecine katılmış, hapis yatmış, çile çekmiş bir insanımızdı. İsmail Başaran onun eğitimine ve sosyalist oluşuna yardımcı olmuştu. Hasan Öztürk ise, Fevzi Kavuk’un yaşam öyküsünü “Çınarlı Köyün Muhtarı” (TÜSTAV Yayınları, 2008) isimli kitabıyla belgelemişti. O da TİP, ardından Harici Büro TKP’nin kadrosu olarak Gölcük-Konca Askeri Cezaevinde yatmıştı. Kitabın eleştirisi ayrı bir konuydu. Bu konuya da pek değinen olmamıştı.
Fevzi Kavuk arkadaş yeterli Marksist formasyona sahip olmasa da, düzgün bir emekçi kimliği ve sol duyusu ile TİP ve TBKP sürecinde yine de “birlikçi” bir rol üstlenmek istemiştir. Az konuşmuş, iş yapmıştır. Yaşamı boyunca Sosyalist Sol’un yeni nitelikler kazanabilmesini arzu etmiştir. Bundan sonraki yaşamında da benzeri bir rol üstlenmeye aday biridir.
I. TİP’in 1962’de kuruluşundan sonra 15 ilde bütün ilçeleriyle kurulup seçime girme hakkını kazanabilmesi için Bursa, Bilecik, Balıkesir, Eskişehir, Sakarya, Kocaeli, Trakya ve benzeri illerde TİP’in kurulması için emeği geçen Ergün Ulusoy, Basri Dede, ?evki Erencan gibi tutarlı bir işçi-kitle bağı olan yoldaşlarımızı bu etkinlikte kimse anmadı. Kendimi saymıyorum. Nereden nereye terimizi akıttığımızı bilenler biliyor çünkü. Bursa ilinde, Fevzi Kavuk ve arkadaşları henüz TİP üyesi olmadan (sonradan faşist kurşunlarla katledilen) Ahmet Özkan bir süre İl Başkanı, kardeşim Kadri Öztürk Merkez İlçe Başkanıydı.
TİP’in legal bir sol örgüt olarak örgütlenmesi mücadelesinde kimler yoktu ki…
Burjuva ve küçükburjuva “sol” unsurlar TİP’in kuruluşundan söz ederken “TİP’i 12 sendikacı kurdu” diye söze başlar. Fakat TKP kadrolarından Orhan Müstecaplıoğlu, Mihri Belli ve Abidin Nesimi’nin yaptığı katkıları pek anmazlar. Bu konuyu Ömer Nida ile benim dışımda tarihe kayıt düşen birine de bugüne kadar rastlanmadı. M. Ali Aybar’ın genel başkanlığa getirilişini de nesnel gerçekliği içinde aktaran çıkmadı. Bu yazıda yalnızca konuya değinmiş olalım. İlgi duyanlar belgeli yazılarımızı inceleyebilirler.
Örneğin 1962-1970’li yıllarda: Erzurum gibi faşist çetelerin bol miktarda bulunduğu bir ilde Argun Müceldili, Yaşar İşkar ve diğer arkadaşlarımızla TİP il örgütünü kurduk diye faşist saldırılar karşısında 4 gün süreyle mahsur kalışını hatırlıyorum.
Eskişehir ilinin örgütlenmesinde büyük bir özveri gösteren 10 Eylül 1920 Tarihî TKP geleneğinden Sabahattin Kaçar, Keriman Kaçar, Ahmet Hazerfan gibi yoldaşlarımız TİP’in işçi sınıfıyla buluşup bütünleşmesindeki çabaları yüzünden TCK’nın 141. Maddesi uyarınca yargılanmış, hüküm giymiş ve hapis yatmıştı. Onları da anan yoktur günümüzde (Ayrıntılı bilgi için bakınız: S. Ö., 12 Mart 1971’den Portreler, C: III., s. 93-121, 2. Baskı, 1997).
Amasya, Tokat, Çorum gibi illerde TİP’i kuran, faşist katillerce katledilen ?erafettin Atalay’ı da kimse anmadı. O ?erafettin ki, TİP’i TİP yapmaya azimli militanlarla tanışmak için kalkıp Kocaeli’ne bizimkilerle tanışmaya gelmişti.
M. Suphi ve arkadaşlarının katledilişinde rol almış çete artıklarının kol gezdiği Karadeniz’de TİP’i örgütlemek için çalışanlar isimleri çok anılan ve yüceltilen Aybar, Aren, Boran, Sargın gibileri ya da TİP kurucularından sendikacılar değil, İsmet Öztürk (Çörtük İsmet) ve Ziya Yılmaz gibi militan arkadaşlarımızdı. Daha sonra Terzi Fikri bu sürecin sonunda Karadeniz’deki örgütlenmelerin başını çekecekti.
“Trakya’nın Lenin’i” diye MİT’te kaydı olan ağabeyim H. Hilmi Öztürk’te Trakya’nın tüm illerinde TİP’in kuruluş mücadelesinde öncülük etmişti.
Kürt illerinde, Boru Hattı Grevleri sürecinde TİP’i örgütleyenler Aybar, Aren, Boran, Sargın dörtlüsü ve sendikacı bürokratlar değil, Sait Elçi, Kemal Burkay, Canip Yıldırım, M. Ali Aslan, Ahmet Top, İsmet Demir gibi arkadaşlarımızdı. Bu süreçte G. Antep, Adana, Diyarbakır, Urfa’dan onlarca yoldaşımızın teri ve kanı vardı.
Ege illerinde, tutarlı köylü-kitle çalışması yapan kadrolardan İzmir’den, Manisa’dan yoldaşlarımız, Söke’li devrimciler, Halil Özmen ve anılan-anılmayan daha onlarca insanımız olmasaydı TİP’i o illerde kimler kuracaktı?
Davetli olduğum söyleşide TİP tarihi Nihat Sargın ve onun izinden gidenlerin paşa gönüllerine göre aktarıldı. Neler söylenmedi ki…Tekrarlanması bile insana sıkıntı veriyor. TİP’in İzmir Büyük Kongresi ve Malatya Büyük Kongresi, faşistlerce kuşatılan Bursa İl Kongresi tek yanlı böbürlenmelerle, hamasetle, kimi kişilikleri yüceltmelerle anlatıldı izleyenlere. Nihat Sargın “tarih sohbetlerinde” âdeta “sütten çıkmış ak kaşık” gibiydi!..
Üç ciltlik Partileşme Sorunu, 15/16 Haziran ve 12 Mart 1971’den Portreler isimli yine üç ciltlik kitaplarımızda bazı konulara değindiğim için burada tekrarlamayı uygun bulmuyorum.
TİP’in Anadolu’da tüm il ve ilçelerde kurulabilmesi, bürolarının ve tabelasının korunabilmesi için anılan bizimkilerin teri ve kanı vardı. Örgüt kurabilmek için, coşku, inanç, bilinç, heyecan, korkusuzluk, özveri ve çalışkanlık gerekiyordu. Bu nitelikler bizimkilerde fazlasıyla vardı. Emekçi halkımızın diliyle söyleyeceksek: Anadolu’da TİP’i örgütleyebilmek için; bilek-yürek ve petka sağlamlığı gerekiyordu.
Burjuva ve küçükburjuva “sol” kulvarlara savrulan TİP; üniversite okumuş yarım-aydınların sosyalizme ihaneti yüzünden işlevsel olamamış, kuruluşunda gönüllü rol ve sorumluluk alan bizimkiler sağ teslimiyetçi parti ve sendika oportünist politikacılarınca TİP’ten ihraç edilmiştir. Burjuvaziden önce daha atik davranan sağ ve “sol” teslimiyetçi oportünizm bizimkilerin tarihsel ve sınıfsal görevlerini yerine getirmemeleri için ellerinde olan her şeyi yapmışlardır.
Yakın tarihimizle ilgili tahrifatları elimiz kalem tuttukça yazmaya devam edeceğiz.
* * *
Aybar, Aren, Boran, Sargın dörtlüsü Devrimci Ressam Kıvılcım Pamir’in (K. P.) acıklı yaşam öyküsünü hatırlamak dahi istemezler. K. P., 1962 yılında TİP’in Yalova İlçe Örgütünü kurduğumuz zaman partiye annesiyle birlikte bizzat gelerek katılan ve üye olan ilk insanlarımızdandı. SSCB-Türkistan’dan kalkıp Türkiye’ye gelmişlerdi. İyi bir Akademi öğrenimi almıştı SSCB’de. Çok sağlam bir pentürü, desen anlayışı ve resim yeteneği vardı. TİP yeni kurulmuştu ve henüz bir amblemi dahi yoktu. K. P.’den TİP için uygun bir amblem yapmasını istedik. O da 75x75 cm. ölçüsünde kaliteli bir kartona bir eskiz yaptı. Bizler de eleştirel katkımızı yaptık. Amblem böylece son biçimini almış oldu. I. TİP’in kapatıldığı ana kadar kullandığı amblem budur. K. P., amblemin zeminin kızıl, çarkı siyah, başağı da sarı-siyah çizgili yapmıştı. Kızıl zemin üzerinde ve üst kısımda majüskül siyah kalın harflerle yalnızca TİP yazısı vardı. Aybar bu eskize “KÖYLÜYE TOPRAK HERKESE İ?” katkısı(!) yaparak ambleme son şeklini vermişti.
K. P.’in TİP’e armağan ettiği amblem Nihat Sargın’ın (TİP’li Yıllar-Anılar-Belgeler-2 Cilt, Felis Yayınevi, 2001) iki ciltlik kitabının kapağında mutasyona uğratılmış, amblemin kızıl olan zemini yeşil, çarkın içi gri, başak ise aynen sarı olarak çizilmiştir!? Bu amblemi kimin hazırladığına ilişkin tek satır bilgi-belge de yoktur. O tarihlerde Nihat Sargın TİP üyesi değildi zahir, nereden bilecek?! Nihat Sargın 1944-1950 dönemindeki komünizm tevkifatlarında TKP’de baş gösteren hizipleşmelerden Mihri Belli’nin karşıya aldığı Zeki Baştimar’ın kadrosuydu. Aybar, Boran, Aren’de bu hizbin TİP’deki uzantılarıydı. 1944 TKP’sinden TİP’e taşınan bu hizipleşmeler yüzünden parti bir türlü işlevsel olamamıştı.
Kıvılcım Pamir ile annesinin kısa öyküsüne gelince: Ki, bu öyküyü ancak yetenekli insanlar yazabilir. Benim öykü ve roman yazmak gibi yeteneğim ve de iddiam yoktur. O’nun acılarla dolu yaşamı filmlere de konu yapılabilir. ?imdilerde “hatırla sevgili” filmleri revaç buluyor. Dileyelim Sol “cenahımızda” jetonlarımız düşer de işçi sınıfı ve emekçi halklarımızın sosyal/evrensel kurtuluşu mücadelesinde emeği geçenlerinkine sıra gelmiş olur…
SSCB’de “Vatandaş Harbi Tarihi” isimli kapsamlı bir ansiklopedinin üretilmiş olduğunu duymuştum. Bu eserde Sosyalist Devrim sürecinde emeği geçen herkese yer verilmiştir. Sokak savaşlarında düşenler, hapsedilenler, darağaçlarını süsleyenler, kurşuna dizilenler, hatta bildiri yazanların bile tarih ve anıları yer almaktadır bu ansiklopedide.
Bizde ise, sınıflar mücadelesi tarihimizi daha çok devlet memurları, Mete Tuncay’lar, Rasih Nuriler, İ. Bilengiller, TÜSTAV’cılar ve benzerleri TKP tarihini yazmaktadır!?
* * *
Kıvılcım Pamir 16-17 yaşındayken annesiyle birlikte Türkiye’ye göç etmeyi planlıyor ve yürüyerek 1947 yılında TC hududuna kadar geliyorlar. Sosyalist uygulamalarda, özellikle “Millî Mesele” ile “Milliyetler Meselesi” konusunda kafaları oldukça karışıktır. Çok sağlam devrimci bir resim öğrenimi almasına rağmen, diyalektik tarihsel materyalizmi yeterince özümseyemedikleri anlaşılıyor. SSCB’deki karşı propagandanın da etkisiyle bu göçe zorlanmış oluyorlar. Hudut karakollarında ana-kıza “casus” muamelesi yapılıyor. İki ay süreyle ay parçası kadar güzel bu iki kadın karakollarda hunharca taciz ediliyor. Hudut karakolları üzerlerinden geçiyor bu iki kadının… Sonra ana-kızı karakollarda daha fazla tutamıyorlar. Kars’a getiriliyorlar. Orada da kendilerine yapılan muamele “casus” olmaları yönündedir. Bu mantıkla ve neden sonra Yozgat Mülteci Kampı’na sevk ediliyorlar. Bir yıl da burada tutulduktan sonra Diyarbakır’a ikamete gönderiliyorlar. Bir süre sonra da yaşlı bir fotoğrafçıyla Kıvılcım Pamir’i evlendiriyorlar. Fotoğrafçılık yaparak ekmeğini kazanırken resim yapmaya da devam ediyor. Mutsuz bir evlilikten mutsuz çocuklar da oluyor. Boşanıp ailece 1958’de Yalova’ya yerleşiyorlar. Ben de o tarihlerde Yalova’ya gelmiştim. İnşaat işçiliği, briketçilik ve benzeri işlerinden sonra kamyon şoförlüğü yapıyordum. 1962’de TİP’in Yalova İlçe Örgütünü kurmuştuk. Ben o tarihlerde İlçe Sekreteriydim. Bir süre sonra da Kocaeli’ne gelmiş, Türk Kablo Fabrikasında işbaşı yapmış ve burada da İl Sekreteri görevini üstlenmiştim.
Kıvılcım Pamir’i ağabeyim Avni Memedoğlu ile de tanıştırmıştım. Yenidal Resim Grubu ile yakından ilgileniyordu. Memedoğlu O’nun İstanbul’da sergi açması için çaba gösterdi. Fakat popülist ve “sol” tandanslı resim tüccarları ile galerilerin sömürüsünden kurtulamadı. Resimleri yağmalandı. Kapanın elinde kaldı. Çeşitli saldırılara uğradı. Yaşam boyu büyük maddî, manevî ve moral sıkıntılar çekti. Gerici ve faşist bozuntularının çok yönlü saldırı ve tacizlerine uğramış olan Kıvılcım Pamir, özel yaşamında ve resim çalışmalarında da bu “sosyal kaderinden” bir türlü kurtulamadı. O’nun dram ve trajedisini Sol “cenahımız” ne anladı, ne de paylaşabildi. Oysa O, kolektif aklın, bilincin ve eylemin örgütlenmesinin, paylaşmanın eğitimini almıştı. Sınıfsız toplumda gözünü açmıştı. Sömürünün ne demek olduğunu bilmiyordu. “Anavatan özlemiyle” ayak bastığı topraklarda tacizlere uğrayınca sınıflı toplumun ne demek olduğunu anlamaya başlamıştı. TC gibi kapitalist anarşinin hâkim olduğu memlekette O’na biçilen taciz edilmek, sömürülmek kefeniydi yalnızca.
“1961 Anayasasına Hayır!” kampanyası açan TKP’nin (Harici Büro TKP’nin) çalışmalarına katılma “suçunu” işlemiş olduğundan İstanbul Harbiye ve Orhaniye kışlalarında hapis yatmış, işkence görmüş ve yargılanmıştı. Aynı tarihlerde ben de yoldaşım Halit Karça ile beraber aynı mekânlarda 27 Mayıs’ın “inkılâp düşmanı” kampanyasından nasibimizi alarak hapis yatmış ve yargılanmıştık. O bizim hapishane arkadaşımızdı aynı zamanda.
Sol “cenahımızın” sahip çıkmadığı bizim insanımıza Türkî cumhuriyetlerden gelen ırkçı ve kara gerici kesim O’nu himayelerine almıştı! Kıvılcım Pamir hakkında burjuva basınında yer alan haberi yazımızın başında neden alıntı yaptığımızı bilmem anlatabildim mi?
