13 Haziran 2008 günü İzmit’te “Söz ?imdi Yapanlarda!.. Gelenekten Geleceğe 15/16 Haziran ve Günümüz” konulu Söyleşi etkinliğimiz nasıl örgütlendi, nasıl gerçekleşti, hangi sorular yöneltildi ve etkisi ne oldu? gibi soruları ve Söyleşi hakkındaki notlarımızı okurlarla paylaşmak ihtiyacını duyuyoruz.
Öteden beri İzmit Bölgesinden 15/16 Haziran Direnişi ile ilgili olarak bazı davetler almaktaydık. Bu davetleri yapan sendikal ve siyasal kesimler arasında kendi “dar grup örgüt” geleneğinde ısrarlı olanlar olduğu gibi, samimi olarak bu tarihsel deneyimden/süreçten çıkarılan çok yönlü ders ve sonuçları günceldekilerle içtenlikle tartışmak ve öğrenmek isteyenler de vardı.
Birinci gruptakiler: Genel tavırlarıyla 15/16 Haziranları yapan kadrolara âdeta “gel bizim siyasî duruşumuzu, örgütümüzün konu hakkındaki yorumlarımızı doğrula. Bizi yüceltin. Siz de anılarınızı anlatın.” türünden faydacı bir yaklaşımla yapanların kapısını çalıyordu.
Böylelerine: “Düzenlediğiniz etkinliğe grup, örgüt/parti ayrımı yapmadan gelebiliriz. Etkinliği bir örgüt flaması ve mekânında değil de genel bir toplantı salonunda ve herkesin katılımını sağlayarak düzenlemenizi istiyoruz. Sözlü, yazılı sorularınızı cevaplarız. Etkinliği tartışmalı olarak da yapabiliriz. 15/16 Haziranı yapan kadrolar yüzde yüz bağımsız ve yüzde yüz işçi sınıfı ve emekçi halkların sosyal/enternasyonal kurtuluşundan yana konumlarıyla hareket ederler. Yalnızca ‘anı’ anlatmak ve kimi sendikal ve siyasal ‘yapı’ların hayatın doğrulamadığı duruş ve tezlerini dinlemek için değil, işçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği mücadelesinde tutulacak Ana Halka’nın önemini vurgulamak, bilince taşımak ve bu tezlerin doğru olmadığını söylemek üzere etkinliğinize geliriz. Konuyu biz işleriz, ‘anı’ anlatmayı da örgüt şefleriniz aktarsın. Tarihselden-güncele hayata sahiplenmek için etkinliğinize katılırız...” demiştik.
Sendikal ve siyasal seçimlerini mevcut “sol” parselasyona göre yapan, fakat samimi olarak 15/16 Haziranları yapanları dinlemek, onlardan öğrenmek isteyenlerin ve günümüzdeki işçi sınıfının sorunlarına çözüm yöntemi arayanların kapalı ve açık toplantı etkinliklerini geri çevirmiyorduk. Bu türden davetlere rahatlıkla katılıyor ve görevimizi yerine getiriyorduk.
Yaratıcı Devrimci ilişki ve diyalog, devrimci siyasî terbiye, kolektif iş yapma disiplini, birbirinden öğrenme, deneyim aktarımında bulunma, birlikte yürüme, ilkeli tartışma kültür ve geleneklerimizin kökleşmesi için bu türden ilişkilere meşrebimizce büyük bir özen gösteriyorduk.
15/16 Haziran Direnişi’nin 38. yıldönümü münasebetiyle İzmit’te Dergi’mizin düzenlediği Söyleşietkinliğimizi bu düşünce disipliniyle organize etmeyi planladık.
Sendika ve siyasî örgüt ayrımı yapmadan 500 davetiye dağıttık. Çeşitli kurum ve kuruluşların etkinlik salonlarına ve bazı bölgelere afiş astık. Basına bilgi verdik. Dönemin işçi liderlerinden henüz hayatta olanlarla özel telefon görüşmesi yaparak davet ettik. 4500 kişiye e-posta yoluyla afiş ve davetiyelerimizi gönderdik. Ayrım gözetmeden sendika, siyasî parti, kitle örgütü, oda, meslekî kuruluş temsilcilerine özel bilgi verdik. 15/16 Haziran Direnişi’ni anmak isteyen kesimlerin toplantılarına katılarak Söyleşi hakkındaki çağrılarımızı yaptık. Önemli grev ve direniş yapan işçi sendikalarını ve grevci işçileri ziyaret ettik. Onlara kucak kucak yararlanacakları kitap armağan ettik. Grevlere örgüt pankartlarıyla katılarak “bir şey almaya gelenlerden” olmadığımızı “işçi sınıfına en içten dayanışma niyetiyle geldiğimizin” mesajını somutta göstererek gittik.
Ayrıca, bölgede 14 ve 15 Haziran günleri düzenlenecek olan kitlesel eylemlerle çakışmasın diyeSöyleşi’yi 13 Haziran akşam saatlerine denk getirdik.
Söyleşi tam üç saat sürdü ve nitelikli 30 kişi katıldı. Bu katılımı az bulanlardan bazı eleştiriler aldık. Etkinliğimize bir tek insan dahi gelseydi, bizler yine insana saygımızdan ötürü söyleşimizi gerçekleştirirdik.
Bu türden bir “eleştiri” yöneltenlerin 15/16 Haziran Direnişi’nin 38. yıldönümü münasebetiyle bölgede faaliyet gösteren sendika, siyasî parti, dergi çevresi, oda ve meslekî kuruluşların 15 Haziran günü düzenlediği basın açıklaması sonunda AKP’nin il binası önüne siyah çelenk bırakma “ortaklaşa” eylemini izledik. Bu eyleme ancak 200 kişi getirebilmişlerdi!
Modern üretim yapan fabrikaların yoğun bulunduğu bir proletarya kentinde, daha doğru bir tanımla proletaryanın kalbinin attığı bir kentte, en azından 20 siyasî “sol” örgüt, bir o kadar sendika, dernek, kitle örgütü, oda ve meslekî kuruluşları ve 72 bin öğrenci barındıran üniversitelerin bulunduğu bir kentte 200 kişi eyleme çekilebiliyordu. Kimileriyle bir kıyaslama yapmıyor, birileriyle de yarışmıyoruz. Nesnel gerçekliği tespit etmek için bunları söylüyoruz. Ayrıca, nesnel gerçekliğin geçici olduğunu, dönüştürülebileceğini savunuyoruz. Uzun erimli, soluklu, çok zor ve çetin bir yolda ilerliyoruz. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği sorunsalını “dar grup örgütü” çerçevesinde algılayan, kendi amentüsünü okuyan, yasak savar gibi 15/16 Haziran Direnişi’ni anmaya yönelenlerin “vukuatını” sergilemek, uyarı görevimizi yerine getirmek, bizim insanlarımızın bilinçlenmesine katkı getirmek, nesnel gerçekliği tasvir etmek/aşmak ve geleceğimizi kazanabilmek yolunda yeni bir ileri adım atabilmek için bu satırları yazıyoruz.
Bu nedenle Dergi’mizin düzenlediği etkinliğe 30 nitelikli insanımızın katılmasını kimse hafife alamaz. Almamalıdır.
Söyleşi’mize yukarda değindiğimiz kesimlerden bir tek tanrının kulu katılmadı. Herhalde kendiliğinden örgüt kurup parti çağrışımı yapan ve sosyal pratikte programları doğrulanmayanlar, üyelerinin 15/16 Haziranları yapanlarla karşılaşmasını uygun bulmamış, onların “mikropla tanışmasını” istememişti!
Genel tanımıyla Sol’da yaşanan politikasızlığa ve “nesnel gerçekliğe” şapka çıkarmayan Dergi’miz çalışanlarının teri ve kanı akıtılmıştı bu kentteki sınıflar mücadelesinde. Hakikî işçi önderlerinin, tarihsel kişiliklerin emeğinin geçtiği bu bölgede bizlerin etkinlik düzenlemesinden büyük bir rahatsızlık duymuşlardı, anlaşılan. Haksız da sayılmazlardı!.. Çünkü anılanların tamamı “eğreti ata binen çabuk iner” özdeyişindekine benzer bir konumdaydı.
Oysa “iyi saatlerde olsunlar” Söyleşi’nin afiş, davetiye ve duyurularının yapıldığını gördüğünde böyleleri gibi düşünmüyordu.
Lastik-İş Sendikası üyesi sınıf bilinçli grevci bir işçi, işçileri ziyaretimizde şunları dile getirmişti: “Sendikamız grev kararında, üç lastik fabrikasının üç aylık stokunu hesaba katamadı. Bu yüzden taleplerimizi kabul ettirebilmekte zorlandık. Ama grev döneminde; ne zamanki 15/16 Haziran Direnişi’ni yapan kadrolardan Sırrı Öztürk’ün İzmit’e geleceği, bir Söyleşi’de konuşacağı, ayrıca grevci işçilere yüzlerce kitap armağan ettiği duyuldu ve ayni gün patronlar telaşla sendikanın ilk talebi olan % 14’lük ücret artışını kabul ederek grevi sona erdirmişti. 1970-15/16 Haziran Direnişi’nin ilk gününde Lastik-İş Sendikası’nın o zamanki yöneticileri Rıza Kuas’ı dinlememiş, Pireli ve Goodyear fabrikasındaki işçilerin direnişe katılmasını önlemişti. Demek ki, 38 yıl sonra 15//16 Haziranları yapanların İzmit’e gelişinin yüzü gözü hürmetine grev hemencecik sona erdirilecekti!..”
15/16 Haziran Direnişi deneyiminden çıkardığımız çok yönlü ders ve sonuçlarla yalnızca İzmit’e değil, daha pek çok ile etkinliklerimizle gideceğiz. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın.
Söyleşi’de yöneltilen sorular ve cevapları:
1) Günümüzdeki işçi sınıfı ve emekçiler, özellikle de varoşlarda din ve gerici ideolojilerin büyük etkisi altındadır. İşçi sınıfının sendikal ve siyasal birliği bu durumda nasıl aşılabilecek?
2) 15/16 Haziran kitabınıza 3. Baskı yaptığınızda, bu kitabı nasıl kaleme alır ve hangi konuları işlerdiniz?
3) Söyleşiyi izleyenler sorudan çok sürecin değerlendirmesini yaptı. Bu türden etkinliklerin daha sık yapılmasını önerdi.
Cevap: 1) İşçi sınıfı ve emekçi halkların kara gerici, ırkçı ve şoven düşüncelerin yörüngesinde teslim alınmak istenmesi, sağlı “sol”lu burjuva ideolojisi ve revizyonizmin kuşatmasında sınıfsal çıkarlarını göremez duruma getirilmesi hâkim gerici sınıfların bilinçli bir politikasının sonucudur. Bu sonucun alınmasında Sol “cenahımızın” da suçu vardır. Mevcut örgütsel tablo oldukça kötüdür. Fakat somut-tutarlı bir mücadeleyle bu durum değiştirilip/dönüştürülebilinir.
?u aşamada işçi sınıfının içinde bulunduğu konumu dönüştürecek amaçlı sosyal pratiklere ihtiyaç duyulmaktadır.
İşçi sınıfının içinde bulunduğu maddî, manevî, moral çöküntünün değişmesi, somut tarihsel/sosyal taleplerini kavraması ve bunları kazanması ancak sosyal yapının devrimci değişim ve dönüşümüyle mümkündür.
İşçi sınıfı ve emekçilerin politikleştiği anlar/dönemler vardır. Hâkim gerici sınıfların uygulaya geldiği baskı ve sömürü, inkâr, imha ve asimilasyon politikaları, yaşanan siyasal-ekonomik kriz, rejim krizi, kitlelerin talepleriyle öne çıkması, sosyal çürümenin dibe vuruşu, kapitalist yabancılaşmanın had safhaya ulaşması, grev, direniş, yürüyüş, miting gibi kütlesel çıkışların yaygınlık göstermesi, işçi-kitle, köylü-kitle çalışmalarının artması, Devrimci durumların oluşması, iç savaşların gündeme geldiği süreçlerde, yönetenlerle yönetilenlerin hoşnutsuzluğu, mücadelenin içindeki öznelerin dağınık oluşu, hareketi yönetecek, kurmaylık edebilecek Kurum ve Araç’ların ne ve nasıl olması gerektiğini hızla gündeme getirir. Kolektif, ciddî, güvenilir ve donanımlı, ayrıca kurumsal merkezi disiplinli kurum ve araç’ların en önemlisi PARTİ aygıtıdır. Bu türden bir aygıta sahip isek, işçi sınıfına, emekçilere talepleri uzantısında yakın hedefli projeler yörüngesinde doğru eylem örgütlenmesini başarabilmiş isek, onların gerici ideolojilerin etkisi altında oluşuna değil, sınıfsal konumlarına göre politika üretmeliyiz. Din, dil, milliyet, etnisite, tarikat, vb. nedenlerle bölünmüş, birbirine karşı konuşlandırılmış kitleleri sosyal çıkarları temelinde buluşturup bütünleştirmek, ancak bu yolda örgütlenmiş bir PARTİ’nin üstesinden gelebileceği bir iştir. Mevcut Sol “cenahımız” bu türden kapsamlı bir görevi üstlenecek durumda değildir. Örgüt ile Parti farklıdır. 15/16 Haziran Direnişi bize PARTİ dersini verdi. Böylesine bir aygıta sahip olduğumuzda işçi sınıfı ve emekçilerin gerici ideolojilerin etkisinde oluşu, onların kazanılmasının biricik engeli değildir. Bu geçici bir durumdur. Kitlelerin din, dil, tarih, etnisite, gelenek, vb. etkilerden arınması ve bilinçlenmesi kapsamlı bir politikayı gerektirir. Devrimci hareket bünyesine çektiği kitleleri eğitir. Eğitmek zorundadır. Sovyetler Birliği deneyiminde de görüldü. Devrimden sonra idealist-metafizik görüşlerle amansız bir mücadelenin yeterince yapılamadığını görüyoruz. SSCB sporcuları olimpiyatlarda başarı kazandıkça, bu sosyalizmin zaferi diyerek seviniyorduk. O zaman komünist sporcular kızıl yıldız takıyordu küpelerine, şimdi ise haç takıyor, istavroz çıkarıyorlar!.. Ders çıkarmalıyız. Din kışkırtıcılığı yerine, gerici ideolojilere karşı bilimsel/materyalist eğitimin ve bilinçlenmenin önemini gündemimizden çıkarmamalıyız.
Cevap: 2) 15/16 Haziran kitabımızın 1. Baskısını o günkü sınırlı bilgilerimizin ışığında kaleme aldık. 2. Baskısını gerçekleştirirken, geçen zaman içindeki bilgilerimizi, eleştiri, tez ve önerilerimizi gözden geçirdik. Hayat ve mücadelenin doğruladığı düşüncelerimizi daha yüksek sesle söylemeyi öne çıkardık. Neden böyle bir baskı yaptığımızın hesabını okura vermeyi denedik. Gerek sendika bürokrasisi ile işçi aristokrasisine, gerekse “somut-tutarlı bir demokrasi mücadelesi” ile “tutarlı bir iktidar -siyasal/sosyal devrim- mücadelesini” atbaşı ve koordineli götürmekten yana olan PARTİmeselesine daha çok vurgu yapılmasını uygun bulduk. Tarihselden-güncele bazı göndermelerle ekler yaparak tekelci militarist polis devletinin ne demek olduğunu ve gündemini vurgulayarak, bundan sonra gerçekleşecek kütlesel çıkışların nasıl yapılmasını, hangi örgütsel güvencelerle yola çıkması gerektiğini daha derli toplu kaleme aldık. Teori/pratiğimizden geri adım atmadık. Tezlerimizin arkasında durduk. Hayat ve mücadele tezlerimizi reddetmiş olsaydı, durumu düzeltir, özeleştiri yapar, yeni öngörülerimizi o günkü sınırlı bilgilerimizin uzantısında yeniden üretirdik. Anılan kitabımızın 3. Baskısı gündeme gelirse, yine aynı yöntemle konuya eğiliriz. Doğruları alır, eğrileri gözünün yaşına bakmadan kaldırıp atardık. Özellikle de siyasî birlik konusuna daha fazla ağırlık verirdik.
15/16 Haziran 2008
