PARTİ ve Geleceğimiz

Selman Bağbancı

Örgütleyicilik ve örgütlenmeler  üzerine düşünmek, paylaşmak istiyorum.

1982’nin  o bungun, kara-gri günlerinde  “Bilim, Kültür, Sanat ve İletişim Kooperatifi”  düşleri kuran; 15, 20 kişilik pikniklere bağlama ve futbol topuyla birlikte giden; elden ele kitap, dergi değiştiren bir avuç insan içindeki biz üç liseli arkadaş, “örgütçü” olduğumuz suçlamasıyla bir “disiplin soruşturması” geçirmiştik. O üç çocuğu gözünde fazla büyütmüştü belki de düzen ama, insanlıktan nasibini almamış tekelci uşağı faşist kafaların, ince hesaplar içindeki emperyalist işbirlikçisi liberal “beyefendi”lerin en çok korktuğu şey, sorunlarını çözmek menziliyle insanları bir araya getiren, birlikte düşünce ve çaba gösterilmesine önayak olan, kısacası onları her düzeyde örgütleyen insanlardı. Bundandır ki bu düzen, hâlâ devam eden bütün bir 12 Eylül süreci boyunca halkta bir “örgüt” korkusu, “örgütçü”  düşmanlığı yaratıp beslemeye özel bir önem verdi. Bu yönde emek sarf eden insanlar üzerindeki gizli ve açık devlet terörünü hiç bir zaman eksik etmedi. İçeride-dışarıda, kadın-erkek, büyük-küçük hatta çocuk ayrımı yapmadan uyguladığı fiziksel terörünü, psikolojik savaş ve “kültürel manipülasyon” yöntemleriyle besledi... ABD ve İsrail başta olmak üzere dünyanın en gelişkin emperyalist terör odaklarının geniş desteğini arkalayan bu boyuttaki gerici dalgaya, 1980’lere onlarca parça halinde, üstelik kısmen birbiriyle çatışma halinde giren, Kürt yurtsever hareketleriyle bütünleşme sağlayamayan sol-sosyalist muhalefet karşı duramazdı ve duramadı... İçeride ve dışarıda gösterilen bir çok yiğitçe, kahramanca, fedakârca direnişler birey, parça, örgüt düzeyinde kaldığı için yeterli olmadı, olamazdı...

Cunta karşıtlığı  temelinde geliştirilmeye çalışılan “Birleşik Devrimci Cephe”  v.b. girişimler:

a) Çok geç kalındığı, atı alan Üsküdar’ı geçtiği için,

b) Girişimcilerin, işçi sınıfı ve destekçileri arasında örgütlülükleri çok zayıf olduğu için,

c) ‘73 sonrası  ’80 öncesi dönemde çokça  yaşanan, keskin soslu boş lafazanlıklarla havanda su dövme alışkanlığı sürdüğü için... v.s. başarılı olamazdı, olamadı.

“Reel Sosyalizm” uygulamalarındaki  uzun süreli erozyonların, ideolojik sapmaların, düşmanı küçümsemenin, kendini abartmanın trajedisini yaşayan ülkelerin tozu dumanı ise,  1992’lerden itibaren ülkemizde de etkisini gösterdi. Zaten ekonomik planda 24 Ocak 1979 kararlarıyla netleşen burjuva yönelişinin tamamlayıcısı olan 12 Eylül 1980 damgalı maddî ve manevî faşist terör uygulamalarından biri olarak daha 1987’lerde “sivil toplumculuk”, “yapısalcı marksizm” v.b.leri sol saflara yamanmaya başlanmıştı.

1988/92  arası dönemde yükselen devrimci ve yurtsever muhalefet, yurt çapında yaşanan faşist dönemi kıramadan gelen bu dünya çapındaki gerici dalganın en çok, sol saflara yakın insanları vurduğunu, solun ise buna alternatif örgütlenme ve kültürel-psikolojik araçlarla karşı koyamadığını hep birlikte yaşadık. ’90’lı yıllarla birlikte bir çok kez “kültür merkezi” ağırlıklı  “çalışıldığını” görür olduk. Buralarda gösterilen çabayı küçümsememekle birlikte bunun, o “örgüt”lerin  “strateji/taktik” diye önceden savundukları göz önüne alındığında geri adım olduğu bence nettir. Nitekim yaşanan bu “sivilleşme”ye  paralel bir işçi örgütlülüğü, köylü ya da esnaf örgütlülüğü v.b. temelinde kayda değer hiç bir “iş” göremiyoruz yıllardır. Oysa bu ülkede kot kumlama işinde ciğerleri tükenene kadar sigortasız çalıştırılıp ölüme terk ediliyor insanlar... İşte Merter’deki patlamada ölen küçük işletme işçilerinin durumu, işte Tuzla, işte 10/15 kişilik bekar odalarında yıllar içinde tükenen hayatlar... Bir saz kursu, bir yabancı dil kursu için bile ajitatif bir üslupla hazırlanmış, duyarlı insanlarda bile bıkkınlık yaratan o bildik kalıpçı dilin kullanıldığına ise hâlâ tanık olunabilmektedir bu ülkede...

O günlerden bugünlere, ilerici ve gerici güçlerin savaşımı sürerken, mutlaka öncelikle vurgulanması gereken olumlu değerlerimizin ne kadar farkında; düştüğümüz  berbat durumların ise ne kadar ayırtındayız, doğrusu bundan emin değilim...

Gazetelerde, burjuvazinin çeşitli fraksiyonlarının bile “dinlendiğine”, bu konudaki son teknik gelişmelere değiniliyor. Bugün, düzeni değiştirme iddiasını taşıyabilecek devrimci bir hareketin yalnız işçi sınıfı içinde değil, halkın pek çok kesiminde sağlam örgütlenmeler içinde olması zorunludur. Otuz, kırk yıl öncesine kadar bir işçi gazetesi ve devrimci yayın çerçevesinde yürütülebilen “devrimci iletişim” için bir hareket, bugün çok daha karmaşık (“kompleks”) yol ve yöntemler kullanmak, üstelik bu iletişimin denetimini kendi ellerinde tutmak zorundadır. Devrimci bir hareketin, iletişim (haberleşme), basın-yayın gibi konularda uzmanlaşmış kolları olmalıdır. Yalnız işçi, köylü, halk önderleri değil, ”bilgisayar korsanları”, haberleşme mühendisleri, psikolojik savaşa ve “kültürel manipülasyona” karşı stratejistler  yetiştirilmelidir. Kısacası böyle bir devrimci örgütlenme ( = Parti ), işçi sınıfını, emekçi halkı, bilimsel ve kültürel yönden en ileri noktalarda kucaklamaya çalışmalı, bu yönde sürekli ve köklü adımlar atmalıdır.

Bilimsel gelişmeleri yazılarına konu edinen, kültürel çalışmayı boş zamanların ajitasyon aracı olarak görmeyen, derinliğine düşünmeyi, içtenlikle tartışmayı yasaklarla boğmaya kalkmayan devrimci örgütleyicilere nasıl da ihtiyacı var bu ülkenin...

Oysa sosyalist muhalefet odakları arasında, aradan geçen kırk yıl sonrasında hâlâ ortak bir dil oluşturulamamış, asgari şartlarda birlikte hareket zemini yaratılamamış, yakın geçmişte yaşanan ve devrimci sürece büyük zarar veren “sol içi çatışma” ve bunun gibiler hakkında geniş bir özeleştiri yapılamamıştır. ”Koşullar” bahane edildiği zaman “sosyalist davranış biçimi, devrimci ahlâk, birey-örgüt hukuku v.b.” konular hem  örgütsel yapılar içinde, hem de onlarca parça halindeki örgütler arasında halen kolayca rafa kaldırılabilmektedir... “İdeolojik mücadele”  adı altında bıktırıcı, hiç bir sonucu, sentezi hedeflemeyen, kendi dışındaki herkesi “oportünist, revizyonist, sapma v.s.”  diye damgalayan, kendi “cemaati”  dışındakilere  ilgisiz  ve sevgisiz bir yaklaşım yaygınlaşmıştır.

 Durum saptaması adına daha bir çok olumsuzluk sıralanabilir. Ama amacımız “bağcıyı dövmek” değil... Çünkü bütün bu eksik, hata ve zaaflarına rağmen, kanalizasyonun akışına direnen, bir şeyler yapmaya, üretmeye çalışan, toplumun  geneline oranla çok daha temiz kalan insanlarımız da bu eleştirdiğimiz yapıların içinde ya da yakınında olan insanlardır büyük oranda.

Buradaki özgül sorun, emekçi halkı, işçi sınıfını örgütlemeye çalışan, bu konuda  samimi davranıp bedeller ödeyenlerin kendi aralarında bir türlü örgütlenememesidir. Örgütleyicilerin örgütlenememesi, örgütlerin partileşememesi, yakın geçmişteki “Enternasyonal”ler anımsandığında        traji-komik  bir durum olarak görünebilir belki ama, durum, özgün tarih ve koşullarımız dikkate alınarak bundan çok daha ciddî ve derinlikli araştırılmayı gerektiriyor.

Çözüm için elimizde bir  “altın anahtar” ya da  “diyalektik formül”  yok! Zaten  komünist ideolojinin  kendisi her “somut durumun”, kendi koşulları içindeki “somut çözümlemesini”    istiyor; her durumda geçerli formülleri reddediyor.

1890’larda Lenin ve arkadaşlarının çok parçalı sosyalist muhalefeti RSDİP çatısı altında toplaması, “ideolojik mücadelenin”  gerçek içeriğiyle parti çatısı altında sürdürülerek, karar süreçlerinde demokratik merkeziyetçiliğin esas alınması, bilinen normların işletilmesi genel olarak bugün de doğru bir  yönelim midir, değil midir? Mustafa Suphi’lerin I. T. T. K. K.  yöntemi farklı tarzda olsa bile II. T. T. K. K.  yeniden hayat bulabilir mi? Mahir’lerin, Deniz’lerin arkadaşlarıyla bir “güç ve eylem birliği” sürecini başlatması, bu uğurda can vermesi neden onları izleyenlerce değerlendirilmedi? Daha başka yollar üretilebilir mi?... Yoksa, “herkes benim kanatlarımın altına sığınsın; birlik olmanın tek yolu BEN’im”  denmeye devam mı edilecektir?

 

Bu sorunun yanıtlanma şekli, belki de geleceğimizi belirleyecek...

 

                                                                                                      16 Haziran 2008

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.