“Birlik Ayrılığı Dıştalar Farklılığı Değil”

İsa Gözaçtı

SORUN Polemik Dergisi’nde (Sayı: 35, Mart 2009, s. 77-83) Yavuz Yıldırımtürk imzalı “Komünistlerin Birliği Sorunu”nu içeren bir yazı yayımlandı. Yazı, Marksist formasyona sahip olan ve Marksizm’den haberli olan bizim insanlarımız için “genel doğruları içeren” bir özellik gösterdiği için, “Komünistlerin Birliği Sorunu”na farklı bir kalemin yaklaşımını belirttiği için önemsenmelidir.

Yavuz Yıldırımtürk imzalı yazı özet olarak; bürokrasi ve bürokratik anlayışın eleştirisi; demokrasi ve örgüt içi demokrasi; işçi sınıfının mücadelesinin içinde sosyalist/komünist partinin inşa edilmesi üzerinde durmaktadır. Yazı bir bütün olarak ele alındığında, Marksizmin abecesine değinmekle birlikte, kendi özgünlüğünü/farklılığını da belirterek, “demokrasi”ye özel olarak vurgu yapmaktadır.

Yavuz Yıldırımtürk yazısının sonuna  5 adet “Dipnot Açıklamaları” bölümü de eklenmiştir.  “Dipnot Açıklamaları”nda  4 nolu dip not, coğrafyamızda yaşanan süreç ve nesnellikle çelişkili belirlemeler ve değerlendirmeler içermektedir. Yavuz Yıldırımtürk, THKO, HK, TDKP, EMEP sürecini yakinen bildiği ve bir dönemin tarihsel oluşumunda rol ve sorumluluklar aldığı için, ayrıca “Komünistlerin Birliği” gibi hayatî ve can alıcı bir sorunu ciddî bir organda yazılı olarak irdelediği/tartıştığı için, 4 nolu dip nottaki açıklamalarına değinme gereği duyulmuştur.

Yavuz Yıldırımtürk’ten uzun bir alıntı yapalım:

“Ama her şeye ve liberal, reformist ve postmodern çizgilerine rağmen, ÖDP bugün ‘Türkiye sosyalist hareketi içinde’ bürokratizme karşı demokrasi adına yeni bir örgüt anlayışını gündeme getirdi ve sosyal pratiğe soktu. ÖDP var olduğu kadar parti içi demokrasi sayesinde kendini yenileyebilen (olumlu veya geçici olarak olumsuz şekilde de olsa) bir yapıya sahiptir. Tüm örgüt tabanının katıldığı tartışmalar ile örgütte var olan gruplar egemen olabiliyor veya egemenliklerini kayıp ettiklerinde örgütten ayrılıp gitmiyor. En önemlisi örgüte egemen olan grup, bir diğer grubun düşünce özgürlüğünü elinden almıyor, grupların varlıkları ve düşünce farklılıklarını ne ortadan kaldırıyor, ne de karşı olduğu gruba baskı uyguluyor. Bu durum, yüz seneye yakın geçmişi olduğu öne sürülen ‘Türkiye sosyalist hareketinin’ ilk parti içi demokrasi deneyidir.”

Yazar yaptığı belirlemede, yöntem hatasından kaynaklı yanlışa düşmektedir. Âdeta Hegelist diyalektikte olduğu gibi, “yüz yıllık sosyalist hareketin” tarihine tepetaklak bakmaktadır. Yazıda bir bütün olarak diyalektik ve tarihi materyalist yöntem (Marksist metodoloji) den hareket edilse idi,  ÖDP’de yaşanan durum hakkında “Bu durumyüz seneye yakın geçmişi olduğu öne sürülen ‘Türkiye sosyalist hareketinin’ ilk parti içi demokrasi deneyidir” sonucuna ulaşılamazdı. Çünkü, Komünistlerin Birliği, İşçi Sınıfı Partisi, Proletarya Enternasyonalizmi, Bolşevizm, parti içi demokrasi ve demokratik merkeziyetçilik ilkesi,  Devlet-Devrim-İktidar-Reform (burjuva demokrasisi) mücadelesi vb. gibi  hayatî konularda  coğrafyamızda yaşanan deneyimlerin ilki olan 10 Eylül 1920 Tarihî Türkiye Komünist Partisi deneyimi es geçilemezdi.

Tarihî TKP Tüm Türkiyeli Komünistler Kongresi yöntemiyle oluşturuldu (I.TTKK). Hareket, Kongre öncesi 14 aylık bir hazırlık süreci yaşadı. Kongre’ye Hazırlık Örgütü diyebileceğimiz seçilmiş yetkili bir kurul coğrafyada bulunan bütün komünist, komünizan, sosyalist, sosyalizan, devrimci 14 örgütle-grupla görüşmeler yapmıştır. Görüşmeler sonucunda gruplar Bakû’ye-Kongre’ye temsilcilerini-delegelerini göndermişlerdir. Dikkat edilirse burada herhangi bir grubun kendi kongresini gerçekleştirerek partileşmesini değil coğrafyada bütün birikimin temsili-partileşmesi söz konusudur. Kongre aynı zamanda “Kuruluş ve Komünistlerin Birliği Kongresi’dir. O dönemde coğrafyamızda üç ana ekole ayırabileceğimiz (Sovyet-Rusya, Kafkaslar, Türkik-Müslüman coğrafyalarda pişen Bolşevik ekol; Avrupa Merkezli Spartaküs ekol; Anadolu-Rumeli coğrafyalarında bulunan halkçı-ihtilalcı ekol.) 14 örgüt-grup-eğilim bulunmaktadır. Parti birliği, siyasî birlik, diyalektik birlik olarak şekillenmiştir. 14 örgüt-grup aritmetik olarak bir araya gelmemiş siyasal-programatik-tüzüksel olarak birlik sağlanmıştır. Gruplar kendilerini aşarak niteliksel olarak dönüşüme uğramıştır. Birliğin sağlanmasında en önemli etken Bolşeviklerin-Bolşevizm’in-Komüntern’in model alınmasıdır.

Kongre oldukça demokratik tarzda geçmiş, parti içi demokrasi ve işçi sınıfı partilerinde olması gereken demokratik merkeziyetçilik ilkesi işletilmiştir.

Tarihî TKP, daraltılmış İttihat ve Terakkicilik olan Burjuva Mustafa Kemal Hareketi tarafından oluşturulmasından yaklaşık olarak 4,5 ay sonra kanlı bir şekilde tasfiye edilmiştir. Bu kadar kısa zaman aralığı içerisinde Tarihî TKP, ilk olmanın getirdiği olumlu ve olumsuzluğu doğal olarak içinde barındırmaktadır.

Tarihî TKP’nin Marksist-Leninist ilke, kural ve yöntemlere dayalı olarak partileşmesi  bugün bile hâlâ  aşılamamış olan önemli bir deneyim/gelenek/mirastır.

Yavuz Yıldırımtürk, Komünistlerin Birliği Sorunu gibi hayati bir sorunla ilgili görüşlerini belirtirken I. Tüm Türkiyeli Komünistler Kongresi’ni, Tarihî TKP’nin oluşumunu göz ardı etmemelidir.

Yavuz arkadaşın yaşanan bu deneyimi göz ardı etmesi, sürece bütünsel yaklaşmasını da engelleyebilir.

Günümüzde yapılan Komünistlerin Birliği tartışmalarında ve bu yolda yapılan çalışmalarda, I.TTKK’nın gerisine düşmeden, onu içererek aşacak olan II.TTKK’nın gerçekleştirilebilmesi için sınıf partisinin oluşum yöntemi ile tasfiyeci grupların bir araya geliş yöntemini aynı ve özdeş görmeyelim. Sınıf partisinin oluşum yöntemi ile ÖDP’nin kuruluş yöntemini özdeş ve izdeş görme eğilimi bizi yanılgılara/yanlış yapmaya sürükleyebilir.

ÖDP; 12 Eylül Yenilgisinin/Tasfiyesinin Bir Ürünü Olarak Tasfiyeciliği Örgütleyen Tasfiyecileri Biraraya Getirdi.

ÖDP’de bir araya gelen gruplar, kendi gelişim çizgilerinde sürekliliği içeren bir kopuşun, bir niteliksel sıçramanın ifadesi olarak bir araya gelmediler. Bu gruplar, örgüt olmanın gerekli niteliklerini ve sürekliliğini de yitirdiler. Yenilginin vermiş olduğu  moral bozukluğu ve kitle desteğinden ve mobilizasyonundan da yoksundular. Bu grupların iddiaları ile duruşları arasındaki açı da çok açılmıştı. Kısacası iddialarını ve duruşlarını hayat ve mücadele reddetmişti.

Kuşkusuz ÖDP de bir birliktir. “Sosyalist Sol’un birliğini özleyen insanlarımızın” bu duygularını sömüren bir “birlik”tir. Bu birlik, tasfiyecilerin ve tasfiyeciliğin birliğidir. İşçi sınıfının, emekçi kitlelerin, grupların tabanında bulunan dürüst unsurların safiyane birlik isteklerini kabaca sömürmüşlerdir.

ÖDP’de yan yana gelen gruplar, yan yana gelişlerini “birlik” olarak lanse etmeye çalışsalar da bu “birlik”, diyalektik birliği içermeyen bir yan yana duruşu ifade etmektedir.

Birlik Anlayışı Nasıl Algılanmamalı?

Bir: Birlik, aritmetik birlik olarak algılanmamalı, birliği oluşturan unsurların toplamı olarak görülmemelidir.

İki: Birlik, “Aynılar aynı yerde, ayrılar ayrı yerde” anlayışıyla ifade edilen, türleri sınıflandıran,sınıflandırıcı/tasnifçi birlik olarak algılanmamalıdır.

Üç: Birlik, ittifak politikalarının bir sonucu olarak biçimlenen güç birliği, eylem birliği, cephesel birlik olarak şekillenen ittifakçı birlik olarak algılanmamalıdır.

Her üç birlik anlayışı da mekanik olduğu için, değişimi ve dönüşümü içermediği için ayrılığı ve dağılmayı baştan içinde taşıyan birlik anlayışlarıdır.

Diyalektik Birlik

Diyalektik birlikte karşıtlardır birliğin asli unsurları. (Burada karşıtlığı uzlaşmaz nitelikli ayrılık olarak değil, uzlaşır nitelikli farklılık olarak ele alıyoruz.) Karşıtların çatışması gelişimin temel dinamizmini oluşturur. Birlikte bir araya gelen unsurlar/karşıtlar, çatışma sürecine girerler. Farklılıklar çatışma sürecinde bir üst boyutta sentezleşerek yeni bir birlik formuna ulaşır. Sarmal olarak bir üst boyutta oluşan yeni birlik formu niteliksel bir değişimin ürünü olarak şekillenir. Bu yeni birlik formunda, bir önceki formda birliğe giren unsurlar hem kendilerini, hem karşıtlarını inkar etmişlerdir. Çatışma sonrası yeni sentezlenen birlik formunda ise inkarın inkarı gerçekleşmiştir. Böylece önceki birlik formundaki olumsuzluklar yadsınmış, olumluluklar sentezlenerek, yeni birlik formunun içine taşınmıştır. Süreklilik içinde kopuş gerçekleştirilmiştir. Artık bir önceki birlik formuna geri dönülemeyecek şekilde, geçmiş birlik formu aşılmıştır.

Bir önceki birlik formunda yan yana gelen  A, B, C, D, E, F, G... grupları, yeni birlik formunda bildiğimiz diyalektik birlik süreci, bilinçli bir biçimde işletilerek değişime uğratılmış, Z’ye dönüştürülmüştür.

ÖDP’de ne yazık ki böyle bir diyalektik birlik gerçekleştirilememiştir.

ÖDP’de yan yana gelen gruplar, 12 Eylül öncesinde yarattıkları devrimci göreneklerinin reddiyesi üzerinden bir araya gelmişlerdir.

ÖDP’nin ana gövdesini oluşturan/ana gövdesinde yer almaya çalışan grupların büyük bir çoğunluğu geçmişteki -12 Eylül 1980 öncesinde- görece devrimci göreneklerinin reddi üzerinden yan yana geldiler. Özcesi ‘tükürdüklerini yaladılar’.

Bir: Kapalı alan çalışmasını, özgür alan yaratılmasını reddettiler. Var olan kapalı alan örgütlülüklerini dağıttılar (tasfiyecilik’in Marksist literatürde ‘kapalı alan çalışmasının reddiyesi” diye tarif edilmesi bütün Marksistlerin bildiği temel alfabe bilgileridir). Kapalı alan ile açık alan mücadelesinin birleştirilip koordineli bir şekilde yürütülmesi gibi Marksist klasiklerdeki temel bilgilerin bile görmezden gelinmesi hepimizi düşündürmelidir.

İki: Devrim mücadelesi ile reform mücadelesi arasındaki bağı kopartarak, devrim mücadelesinin reddiyesi. Bilindiği gibi devrim mücadelesi kapitalizmi aşma mücadelesi, reform mücadelesi ise burjuva demokrasisini kazanma mücadelesidir. Türkiye Devrimci Hareketi’nin ideolojik mayalanmasında reform mücadelesi hep en öncelikli oldu. Bu bağın koparılmasında ideolojik mayalanmanın etkisi büyük olmuştur. Devrim ve reform mücadelesi tutarlı bir bütünlükle verilmesi gerekirken, ÖDP devrim mücadelesinden koparak, reform mücadelesini temel hedef olarak görmüş, ufkunu reformlarla sınırlayan sosyaldemokrat bir harekete evrilmiştir. Coğrafyamızda sınıf partisi olmadığı gibi sosyaldemokrat bir parti de yoktur. ÖDP’de bir araya gelen gruplar, coğrafyamızdaki sosyaldemokrat bir partinin boşluğunu gördüklerinden olsa gerek, geçmiş devrimci göreneklerinden hızla uzaklaştılar.

Üç: Devrimci örgüt ve örgütlenmenin reddiyesi. Devrim mücadelesinden çark edilerek, reform mücadelesine dümen kırılması, ÖDP’de bir araya gelen gruplarda, devrimci örgütü ve devrimci örgütlenmeyi gereksiz bir risk/yük olarak görmeye yol açmış ve bu gruplar gereksiz olarak gördükleri riskten/ yükten hızla kurtulmuşlardır. Gruplar, zaten çoktandır kurtuldukları risklerin/yüklerin tasfiyesini de ÖDP’de bir araya gelerek resmileştirmiş / ‘meşrulaştırmış’ oldular.

Dört: Devrimci mücadelenin, yer-zaman-güç ilişkisi/koşullar uygunluğunu dikkate alarak, mücadelenin bütün biçimlerinin koordineli/uyumlu bir biçimde bütünlüklü olarak yürütülmesinin reddiyesi. ÖDP’de bir araya gelen gruplar, sistem içiliği temel alarak, düzenle de fazla karşı karşıya gelmemeye özel önem gösteren, açık çalışmayı yasalcılıkla özdeşleştirip mutlaklaştıran legalist bir akıma evrilmiştir.

Beş: Sovyet deneyiminin çözülüşü ve yenilgisinin ortaya çıkardığı olumsuzluklara vurgu yaparak Ekim Devrimi’nin reddiyesi. ÖDP’de bir araya gelen gruplar Sovyet deneyiminin ürettiği olumsuzluklara vurgu yapmışlar, sosyalizmin sorunlarının çözümüne ilişkin açılımlar gerçekleştirememiş, geleneksel anti-komünist karakterli eleştirinin ötesine geçememişlerdir. Sosyalizmin sorunlarına Marksist Eleştiri silahıyla yaklaşılmamış, yaşanan sosyalizmin/sosyalizm uygulamalarının artı yönleri sahiplenilmemiş, eksi yönleri sadece eleştirilmiş, eleştirilen eksi yönlerine  Marksist yöntemle alternatifler üretilmemiştir. Sadece eleştirilen eksi yönler, sosyalizmden/Marksizm’den uzaklaşmak için/kaçış için kullanılmış, bahane edilmiştir. Bilimsel Sosyalizmin/Marksizmin yeniden üretimi gerçekleştirilip, kendi sentezimizin üretilmesinin koşulları oluşmak üzere iken eklektik/mekanik bir yorumla, Marksizmin yerine “özgürlükçü sosyalizm” konulmuş, özgürlükçü sosyalizmin çerçevesinin içeriği de Avrupa Merkezci-ultra-liberal-yeni sol anlayışın eklektik karışımıyla doldurulmuştur.

Kısacası, yukarıda ana özelliklerini maddeler halinde özet olarak belirttiğim düzeniçi muhalefet hareketine evrilen ÖDP gibi bir örgütlenmeyi Yavuz Yıldırımtürk, “ÖDP, değişim ve dönüşüm potansiyelini bağrında taşıdığı için reformizm’e ve revizyonizm’e karşı mücadele edebilme imkanını da yakalamış durumdadır” diye onda olmayan özellikleri onda görme isteği, tipik bir öznellikten başka bir şey değildir. Yavuz Yıldırımtürk nesnelliğe, Marksist yöntemle (diyalektik ve tarihsel materyalist yöntem) bakmış olsaydı, öznel idealist bir sonuca ulaşmazdı.

Sonuç: Yavuz Yıldırımtürk arkadaşla daha verimli bir diyaloga girebilmemiz ve diyalogun verimli olabilmesi için yukarıda belirtmeye çalıştığım konulara değinmeyi ve uyarıyı, konunun önemi açısından gerekli görüyorum.

Bizler, Komünistlerin Birliği’ni savunanlar, monologdan uzak, diyalog sürecine açık olmak zorunda olan Komünistler olmak zorundayız.

Diyalog karşılıklı olarak etkilenmeye/etkilemeye (etkileşime) açık olmak zorundadır. Diyalog olmadan, Marksist Eleştiri silahı kullanılmadan, yan yana gelmek ve diyalektik birliği gerçekleştirmek mümkün değildir.

Komünistler, Komünistlerin Birliği konusunda gerçekten samimi iseler; önce farklı farklı formlarda duruşlarının nedeninin gerekçesinin bir ayrılıktan mı, yoksa bir farklılıktan mı kaynaklandığını net olarak ortaya koymak zorundadırlar. Farklı formlarda duruşun gerekçesi “ayrılık” ise bu formlarla “ayrılıklarımızı” belirleyelim; “farlılık” ise “Komünistlerin Birliği” sürecini hızlandıralım.

Unutmayalım!

“Birlik, ayrılığı dıştalar; farklılığı dıştalamaz.” (A. Gramsci)

 

SORUN Polemik
E-posta Listesi
Gelişmelerden haberdar olmak için e-posta adresinizi ekleyin.

E-Posta Adresi

Etkinlik - Duyuru
Site tasarım ve kodlaması Sorun Teknik Büro tarafından yapılmıştır.
Internet Explorer 5 ve 6 sürümleri ile siteyi doğru görüntüleyemezsiniz.
Sitede gördüğünüz teknik aksaklık ve arızaları bize bildiriniz.