Türkiye Tekelci Sermayesinin Bölgesel,
Bölgelerarası Alt-emperyalist Yayılım/Açılım Entegrasyon
Politikalarına Yönelik Makro Düzlemde Marksist Bakış Açısı
Türkiye sermayesinin en önemli bileşenlerinden ve belirleyicilerinden olan tekelci sermaye, 1980 yılından sonra önemli değişim ve dönüşümler geçirmiştir. Tekelci sermaye, yeni stratejisini tekel-dışı ve tekelleşme sürecine giren diğer sermaye gruplarını strateji değişikliği konusunda da ikna etmiştir. Tekel-dışı sermaye gruplarından strateji değişikliğine ilişkin çok ciddî itirazlar gelmemiştir. Ayrıca tekelci sermaye devlet ile bütünleşme sürecini tamamladığından ve devlet tekelci kapitalizminin oluştuğu da göz önüne alındığında, devlet-hükümet politikalarının da yeni strateji değişikliğine göre belirlendiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz. Tekel-dışı sermaye gruplarının 1980 sonrasında sosyo-ekonomik politikaları etkilemeleri açısından bir ağırlıklarının olduğunu söyleyemeyiz.
Tekel-dışı sermaye grupları yeni stratejinin hayata geçirilmesi yönünde de önemli alt işlevleri yerine getirme konusunda da önemli rol ve sorumluluklar da üstlenmiştir.
Bir bütün olarak bakıldığında Türkiye tekelci sermayesinin alt-emperyalist strateji ve yönelimlerine yönelik tekel-dışı sermaye gruplarından bir itirazın olmadığını söyleyebiliriz. Eleştirileri olsa olsa stratejiye yönelik değil, stratejinin uygulanmasına yönelik olmaktadır. Eleştirilerinin özü “ihracatı teşvik politikaları” belirlenirken kendi sermaye gruplarının da bu “teşvik” kapsamına alınmasına yönelik olmaktadır.
1. 1980 öncesi tekelci sermaye iç pazara yönelik (burjuva iktisatçıları buna ithal ikameci sanayileşme modeli demektedir/Devlet kapitalizmi) büyüme-sanayileşme stratejisi izliyordu. Dış yatırım deneyimi Suudi Arabistan ve Sovyetler Birliği’nde çok cüzi miktarda inşaat sektöründe taşeronlukla sınırlıydı.
1980 sonrasında tekelci sermaye dış pazara yönelik (burjuva iktisatçıları buna ihracata dönük sanayileşme modeli demektedir) sanayileşme-dışa açılma-büyüme stratejisi izlemeye başladı. Tekelci sermaye 1980-1990 dönemini dışa açılım stratejisini bölgesel düzlemde yerleştirmeye çalıştı.
Özellikle sosyalist deneyimlerin çözülmesi ve yıkılmasından sonra, Türkiye tekelci sermayesi bölgesel düzlemde yeni fırsatlar yakaladı. Bu fırsatları ve olanakları değerlendirdi. Bölgelerarası ilişkilerini ve sermaye hareketliliklerini arttırdı. 1990-2000 yılları arasında yatırımlarını, ihracatlarını, pazarlama noktalarını artırma çalışmalarını yoğunlaştırdı. Uluslarötesi tekelci sermaye yerli tekelci sermayeye bu alanları sunarken TC’ye biçtiği rolün bilincindeydi.
Türkiye tekelci sermayesi 2000 yılı sonrasından günümüze kadarki izlediği alt-emperyalist açılımları derinleştirme politikalarıyla, kaynak sorununu çözdüğünü ve emperyalist-kapitalizmin bölgesel düzlemdeki entegrasyon (bütünleşme) sürecine katkı yapan bölgesel-bölgelerarası güç olduğunu gösterdi. Entegrasyon süreci devam etmektedir. Bitmiş bir süreç değildir. Dinamik ve diyalektik bir süreçtir.
1-a. “İthal ikâmeci” model (devlet kapitalizmi) iç-pazarı, “ihracata dayalı” model dış pazarları temel alır. “İhracata dayalı” modelde iç-pazar göz ardı edilmez. Emperyalist-kapitalizmin temel yönelimi “ihracata dayalı” modeldir. Bu model bölgesel alt-sistemler (alt-emperyalist sistemler) için de geçerlidir.
Alt-emperyalist stratejide iç-pazar göz ardı edilmediği gibi, dış-pazar da, sadece iç coğrafyada üretilen metanın, ihracat yoluyla dış-pazarda satılmasıyla sınırlandırılmaz. Dış-pazar, aynı zamanda metanın dış- pazarda üretilmesini, sermaye ihraç edilmesini, metayı dış-pazarda pazarlamayı, dış-pazarda rekabet etmeyi ve rekabette sürekliliğin sağlanmasını; dış-pazara yatırımı ve yatırımın güvenliğini-sürekliliğini de içerir ve koşullar.
1-b. Sermaye doğası gereği, büyümek ve dolaşıma girmek ister. Dolaşım, belirli büyümeden sonra biriktiği coğrafyanın sınırlarının dışına çıkmaya çalışır. Hatta bu sınırları aşar. Sermaye sınırları aşarak dolaşıma girdiği yerlerde çeşitli engellerle karşılaşır. Eğer sermaye birikimi alt-emperyalist coğrafya sınırları içerisinde birikmiş ise emperyalist işbölümü/pazar rekabeti ve entegrasyon engeli dolaşımına sınırlar getirir ya da dolaşımını engeller. Emperyalist-kapitalizmin hegemonya krizi ile yapısal krizinin örtüştüğü ve yeni bir emperyalist pazar paylaşım (dünya) savaşının koşullarının oluştuğu durumlarda pazarda bölgesel çatlaklar oluşmakta, çatlaklarda da alt-sistemler ortaya çıkmaktadır. Alt-sistemler de hegemonya krizinin çözümünde, hegemon kamplaşmalardan birinin tarafı olmaktadır. Hegemonya krizinin çözülmesinde bölgesel alt-sistemlerin önemi artmaktadır. Alt-sistemler bu önemlerinin farkında oldukları için, emperyalist-kapitalizmin pazar pramidinin alt basamaklarından bir üst basamağa çıkma çabasını yoğunlaştırmaktadırlar. Bölgesel alt-sistemler, emperyalist-kapitalizmin tek bir pazar haline gelmesi için gerekli olan bölgesel entegrasyonu sağlamak için önemli-kilit rol oynamaktadır. Bölgesel alt-sistemler tek pazar oluşumu için entegrasyon sürecine hizmetleri oranında, ödül olarak bölgesel-bölgelerarası alt-emperyalist ülke konumuna yükselmekte ve bu konumlarını sürdürme politikalarını güçlendirmektedirler.
1-c. Emperyalist-kapitalizmin ideologlarının “entegrasyon sürecinin önündeki engeller stabilize edilecek” diye belirttikleri, açıkça, meta ve sermayenin kapitalist tek dünya pazarında dolaşımını engelleyen ekonomik, hukuki, coğrafi, askeri, siyasi, ideolojik... engellerin kaldırılması anlamına geliyor. Entegrasyon süreci düz bir hat izlememekte, stabilize durumlarını da içermekte, emperyalist hegemonların krizleri entegrasyon ve stabilizasyon süreçlerini iç içe geçirmektedir.
2. Alt-emperyalizm kavramını sık sık kullanıyoruz. Bu kavram, hem yaşadığımız coğrafyada mevcut kapitalizmi anlamamızı, hem bölgedeki alt-sistemleri tanımamızı, hem de bir bütün olarak dünya emperyalist-kapitalizmini kavramamızı kolaylaştıracaktır.
Örneğin, ihracat alanından konuya bakalım. “İthal ikâmeci” modelde (devlet kapitalizmi modeli) de ihracat vardır. “İhracata dönük” modelde de ihracat vardır. Ama ikisinin hem nitelikleri farklı, hem ekonomik büyümedeki oranları farklı, hem miktarları farklı, hem teşvikleri farklı, gayrisafi milli hasılada-gelirdeki oranları farklıdır.
Kapitalist devlet ile tekelci sermaye ilişkisi, alt-emperyalist politikalarda çok daha açık olarak ortaya çıkmaktadır. Devlet tekelci kapitalizminin coğrafyamızda oluştuğu bilinen bir gerçektir. Devlet, Türkiye tekelci sermayesinin dışa açılmasını hem desteklemekte, hem teşvik etmekte, hem önündeki engelleri temizlemekte, hem de tekellerin bu temel yönelimini stratejik düzeye yükseltmektedir. Tekellerin dışa açılma politikası, devlet politikası haline gelmiştir. Kapitalist devlet artık tekellerin dışa açılmalarını kolaşlaştırıcı bir unsur haline de gelmiştir.
İster meta ihracında olsun, ister sermaye ihracında olsun, ihracat yapılan coğrafyalara bizzat gidilerek yatırım yapılmaktadır. Alt-sistem tekelci sermayesi coğrafyasından dışarı taşarak pazara entegrasyonu bölgesel düzlemde sağlamaktadır. Meta ve sermaye ihraç edilen coğrafyalarda ya banka şubeleri açılmakta ya da yeni bankalar kurulmaktadır. Açılım sağlanan coğrafyalara yeni fabrikalar kurulmakta, üretilen metalar için doğrudan pazarlama dağıtım ağları oluşturulmaktadır. Açıldığı-yayıldığı pazarda güçlenen Türkiye tekelci sermayesi, yayıldığı pazara kendi meta ve sermaye ilişkisini de taşımaktadır. Yayıldığı coğrafyada güçlendikçe de, yayıldığı coğrafyanın tekelci sermayesinin bir bileşenine dönüşmekte, yayıldığı coğrafyanın devleti-hükümeti ile bütünleşmektedir.
2-a. Alt-sistemlerin temel-ortak yönelimleri ihracat, ihracata yönelik sanayileşme, büyüme, yabancı sermaye yatırımlarını teşvik, ülkeye yabancı sermaye çekme, global oyuncu olma, katma değeri yüksek uluslararası yatırımlara-ihalelere girme, dış pazarlara sermaye ihracı, yüksek teknolojili üretim, Ar-Ge’ye yüksek kaynak aktarımı söylemlerinde olmaktadır. Alt-sistemlerde sıralanan konularda tekelci sermayenin sürekli ekonomi-politikası vardır. Tekelci sermayenin hangi siyasi kliği/partisi hükümet olursa olsun bu ana politika değişmemektedir. Tekelci sermayenin sağlı-“sol”lu bütün partileri programlarını/ekonomi-politikalarını belirlerken ortak payda olarak “ihracata yönelik sanayileşme” stratejisini temel almaktadırlar.
2-b. Tekelci sermaye bir yandan kendi birikim sağladığı coğrafi pazarına uluslarötesi tekelci sermayenin yatırım yapması için çeşitli teşvikler uygularken, bir yandan da kendisi dışa açılmaya-yayılmaya çalışmaktadır.
3. Türkiye tekelci sermayesi bölgesel-bölgelerarası alt-emperyalist açılımlarında, milyar dolarlara varan yatırımlara girmekte, ihaleler almakta, stratejik sektörlere yönelmekte, çok daha büyük ihalelere girebilmek için konsorsiyum oluşumları içerisinde yer almakta, aynı alanda faaliyet yürüten diğer tekellerle ortaklıklar kurmakta, pazardaki paylarını arttırmak için girimşimlerini sürdürdükleri gözlemlenmektedir.
Türkiye tekelci sermayesinin özellikle yurtdışı yatırımlarında katma değeri yüksek büyük projelerde ihaleye katılabilmeleri ve katıldıkları ihaleleri alabilmeleri için ihale şartnamelerini yerine getirmeleri gerekmektedir. İhalelerde ellerini güçlendirebilmeleri için güvenilirlikleri, deneyimleri, kadro-teknik-teknolojik birikimi ve teminat gösterebilmeleri açısından çeşitli emperyalist-uluslarötesi tekellerle ortaklıklara, birleşmelere, konsorsiyumlara yönelmektedir. Bu sayede uluslarası stratejik sektörlerde pazardan pay kapmak için ve alt-sistemde durumunu güçlendirmek için ilişkilerini derinleştirmektedir. Alt-sistemlerdeki tekelci sermaye bu birlikler sayesinde emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarı entegrasyonuna hizmet etmekte ve entegrasyon sürecini hızlandırmaktadır.
4. Bölgeye-bölgelerarası pazarlara açılan-yayılan Türkiye kapitalizmi uzunca deneyimler sonucunda kaynak sorununu çözmeyi başarmıştır.
Başlangıçta 100-200 bin dolarlık yatırımlarla yetinen Türkiye tekelci sermayesi, deneyim kazandıkça, sermaye birikimini (sömürüyü) arttırdıkça, 10-100 milyon dolarlık yatırımlara başlamış, günümüzde ise milyar dolarlara ulaşan yatırımlara girebilmeyi gündemine almıştır.
5. Türkiye tekelci sermayesi (devlet tekelci kapitalizmi)’nin entegrasyon süreci ikili bir nitelik taşımaktadır. Bir yandan kendisi emperyalist-kapitalizmin dünya pazarına entegre olurken, diğer yandan bölgesel-bölgelerarası düzlemde emperyalist-kapitalist pazara entegre olmayı sağlamaktadır.
Türkiye tekelci sermayesi, Türkiye coğrafyasındaki bankalarının % 42’sini uluslarötesi tekelci sermaye gruplarına sattı. Aynı tekelci sermaye dışa açıldığı-yayıldığı coğrafyalarda ya banka satın aldı, ya da sattığı bankaların yurtdışı şubelerinin hisselerini devretmedi. Çünkü, Türkiye coğrafyasında bankacılık sektörünün yıllık büyüme oranı % 20-30’larda seyrederken, açıldığı-yayıldığı coğrafyalarda bankacılık sektörünün yıllık büyüme oranı % 80-90’lar düzeyindedir. Kâr marjının yüksek olduğu alanlar sermaye için her zaman daha cazip alanlardır.
6. Türkiye tekelci sermayesi, yoğun bir hareketlilik süreci yaşıyor. Sermaye hareketliliği hem Türkiye coğrafyasında, hem de yayıldığı-açıldığı bölgelerde sürüyor.
Finansal sektörde, bazı tekelci sermaye gruplarının bankalarının satılması “milli bankalar satılıyor”, “ülke elden gidiyor”, “bağımsızlık elden gidiyor” vb. ulusal heyezanlara/reflekslere/manipülasyonlara da neden olmaktadır. Tekelci sermaye, sattığı bankalardan elde ettiği sermayeyi kaynak sorununu çözmek için kullanmakta, alt-emperyalist açılımlar-yayılımlar için kullanmaktadır.
Finans sektöründeki Türkiye coğrafyası içinde ve dışındaki hareketliliklerde şu noktalara dikkat etmemiz gerekiyor:
I. Türkiye coğrafyasında tekelci sermaye finans-bankacılık sektöründe oldukça yol aldı. Bankaların değeri, uluslarötesi tekelci sermayenin bankalarının değerine doğru çıkmaya başladı. Türkiye tekelci sermayesi bu yükselen değeri kullanmak ve karşılıklı entegrasyon (emperyalist metropollerle/bölgesel alt-emperyalist alt sistemlerin entegrasyonu/bir bütün olarak emperyalist-kapitalist tek dünya pazarının entegrasyonu) sürecini hızlandırmak istiyor.
II. Türkiye tekelci sermayesi, finans-bankacılık sektöründe edindiği deneyim ve birikimle yurt dışına açılarak/yayılarak, açtığı yeni şubelerle ve satın aldığı bankalarla yeni değer yükseltme çalışmalarına giriyor.
III. Türkiye tekelci sermayesi her iki durumda da emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarının entegrasyon sürecinde işlevini yerine getirmektedir.
7. Tekelci sermaye, uluslarötesi tekelci sermaye grupları, daha kolay ve daha çok kâr edebileceği pazarlara yönelir. Bu pazarların yurtiçinde ya da yurtdışında olması tekelci sermaye açısından bir şey değiştirmez. Tekelci sermaye, yatırımlarında maliyet girdilerinin (değişken sermaye-işçi ücretleri, hammadde, enerji, nakliye, pazarlama, reklam...) en düşük olduğu pazarlara yönelir. Özellikle yeni yatırımlarını bu pazarlara kaydırır. Bu hareketlilikler ve açılımlar da emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarının entegrasyonuna hizmet etmektedir.
Nasılki dışarıdan gelen emperyalist-uluslarötesi tekelci sermaye işbirlikçisini ve ortağını oluşturuyorsa, dışarıya açılan-yayılan Türkiye tekelci sermayesi de işbirlikçilerini ve ortaklarını oluşturmaktadır.
7-a. Tekelci sermaye, meta ve sermaye ihracı yaparken, aynı zamanda meta ve sermaye ilişkisini ihraç ettiği coğrafyaya da taşır. Meta ve sermaye açıldığı-yayıldığı her pazarda diğer sermaye grupları ve kapitalist devlet ile ilişkilere girer. Tekelci sermaye, pazar güvenliğinin olmadığı pazarlara (istikrarsız alanlara) yönelmez. Yayıldığı-açıldığı pazarların bulunduğu kapitalist devletten pazar güvenliğinin önlemini aldırtmadan, güvenlik teminatını almadan açılımını-yayılımını (yatırımını) gerçekleştirmez.
8. Bölgesel alt-sistemlerde bulunan işçi sınıfı hareketi ve sosyalist hareket, emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarından kopmadan ve bu pazarın dışına çıkmadan sosyalizm alternatifini oluşturamayacaktır. Sosyalist hareket “bağımsızlık ve anti-emperyalizm çizgisini” tanımlarken, emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarının dışında bir çerçeve belirlemelidir. Sosyalist hareket, kendi bağımsız sınıf tavrı farkını sergileyemezse, “bağımsızlıkçılık-yurtseverlik-ulusalcılık” bulaşıklı sosyalizm anlayışının (şoven-sosyalşoven akımların) kuşatmasından kurtulamaz ve bu akımlarla gerektiğinde tutarlı bir ittifak politikası yürütemez. Emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarının dışına çıkamayan sosyalist hareket burjuvazinin farklı kliklerine yedeklenmekten kurtulamayacaktır.
Bölgesel alt-sistemler, bölgesel ve bölgelerarası düzlemde, emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarına entegrasyonu sağladıkları için hiyerarşide bir basamak yükselir/yükselmelerine izin verilir. Emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarına entegrasyon süreci, entegre olunan bölgelerde diyalektik bir süreç olarak işler. Entegrasyonun diyalektik niteliğini kavrayamayan kimi devrimci-sosyalist akımlar, bu çatışmalı sürecin uzlaşmaz karşıtlık (antagonist nitelik) taşıdığı vahametine kapılarak, ulusal burjuvazi aramaya koyulmuştur. Hatta, TOBB’dan, Ticaret Odalarından anti-emperyalist tavır beklentisine girmiştir. Daha da ileri gidenleri ise TOBB’u, Ticaret Odalarını “milli burjuvazi” olarak görmektedirler. Oysa, “milli burjuvazi” olarak görmek istedikleri burjuvazi, Türkiye tekelci sermayesinin örgütlü bir kesimi. Tekelci sermayenin örgütlü olan bu bileşeni, uluslarötesi tekelci sermayenin farklı gruplarıyla ilişkilerini, ortaklıklarını görmezden gelmek, büyük yanılgılara yol açabilecek niteliktedir. Tekelci sermayenin sözde “millici” kesiminin, emperyalist-kapitalizmin tek dünya pazarına entegrasyon sürecine karşı ciddî bir politikasından ve duruşundan söz edemeyiz.
Tekelci sermayenin sözde “millici” kesimi bir bütün olarak Türkiye tekelci sermayesinin, bölgesel-bölgelerarası alt-emperyalist politikasına karşı değildir. Karşı olmak şöyle dursun, alt-emperyalist yönelimden pay da istemektedir. Ayrıca sözde “millici” olan tekelci sermayenin bu kesimi farklı emperyalist güç merkezleriyle (AB, Japonya gibi) entegre olmak için çaba harcamaktadır.
Türkiye tekelci sermayesinin sözde “millici” kesiminin, solun bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist (ABD) geleneğini manipüle etmenin dışında bir işlevinin olmayacağını rahatlıkla söyleyebiliriz.
9. Türkiye’de sermayenin oluşumu, bugünkü düzeyi ve niteliğine ilişkin yapılan saptamalar üzerinden ideolojik-teorik-politik/örgütsel alanlar oluşturulduğundan, sermayenin günümüzdeki niteliğini belirleme konusunda çok dikkatli davranılmalıdır.
Günümüzde Türkiye coğrafyasındaki sermayeyi işbirlikçi olarak belirlerseniz, ideolojik-teorik-politik/örgütsel alanda farklı bir sonuca; komprador olarak belirlerseniz farklı bir sonuca; emperyalizmin işbirlikçisi-taşeronu olarak belirlerseniz farklı bir sonuca; yerli ortağı olarak belirlerseniz farklı bir sonuca; alt-emperyalist olarak belirlerseniz farklı bir sonuca ulaşırsınız. Aynı durum sermaye ve devlet ilişkisi, dünya kapitalizmi ve Türkiye coğrafyası kapitalizmi ilişkisi için de geçerlidir.
10. Bu yazıda, Türkiye coğrafyasındaki devlet tekelci kapitalizminin bölgesel, bölgelerarası alt-emperyalist açılım/yayılım ve entegrasyon politikaları makro düzlemde ve genel hareketlilik seyri üzerinden ele alındı. Mikro düzeydeki hareketlilik seyri ise coğrafi pazarlar, sektörler ve şirketler düzeyinde ele alındığında yapılan saptamalar daha da önem kazanacaktır. Mikro düzeydeki hareketliliğin seyrinin izlenmesi, derginin sayfaları elverdiği ölçüde yapılacaktır. Çünkü binlerce şirketin hareket seyrini izlemek oldukça yer alacaktır. Biz ele alacağımız şirketleri sektörlerde öne çıkmış olanlarından seçeceğiz.
15 ?ubat 2007
